Social Icons

25 Mayıs 2007 Cuma

Malatya Fethiye: 2007 Yılı Haberleri

2007 Yılı Haberleri
Mayıs 2007
23 Mayıs 2007
       Aliseydi KAYA (Paraoğlu) 22/05/2007 Tarihinde Malatya'da vefat etti ve 23/05/2007 tarihinde Beldemizin Cumhuriyet Mahallesindeki  Mezarlığı'nda defin edilecek.
       Merhuma Tanrıdan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
a.s.
     


25 Mayıs 2007
  
17 Mayıs2007
     
        Kaymakamlık Turnova’ sın da Final Maçı yapıldı. Fethiye ile Sürür Spor arasında gerçekleşen Final Maçını,  Sürür Spor 6:0 aldı.
     Şampiyon Sürür Spor, 1. Kupayı aldı; 2. Kupayı ise Fethiye Spor aldı. 
      Kalecimiz, bu gün moralim bozuktu; resimlerde hep görülen bir futbolcumuz, öğlen yemeğine kısır yemişti. Kısır yerken, yeme, yeme tene şişirir, şen maça çıkacaksın, tıkanır kalırsın demişler, dinlememiş. Zülfikar Güneş, kamyon sebze yüklü idi,  yani saatli yüktü, kafam oradaydı vb.. diyor. Yandaki resimdeki Ali Sevim ise, maçı uzatsalar, 3 gol daha atarlardı, onların hepsi Amatör Liğ oyuncusu gibilerdi dedi. Galiba doğrusuda bu, gibi…  Çünkü, bizimkiler, maçtan maça sahaya çıkıyorlar, antrenman yapmıyorlardı!
     Sporcularız, gelecek yıl için Ümitliyiz diyorlar.
  

15 Mayıs2007
     Selda İlhan ile Sani Koluaçık  12 Mayıs Cumartesi günü nişanlandılar. Mutluluklar dileriz.
   (Selda, Aliseydi İlhan'ın kızı; Sani ise Musto denin torunu, Ali Yusuf abinin oğlu.)
     Hasan İlhan ile Yelda İlhan 15/05/2007 tarihinde, belediyemizde nikahlandılar. Mutluluklar dileriz.
    Nikah resimlerinin bağlantısı, ilgili kişinin talebi üzerine kesilmiştir.
(Hasan, Erdal İlhan'ın oğlu; Melda ise Abbas Pektaş'ın kızı.)
    

  
 

Belediye Başkanı  Habib YÜCEL, 13 Mayıs 2007 tarihinde evinin önünde lokma döktü. Tanrı kabul etsin. İlgili görüntüler için yandaki resimleri tıklayınız.
Oktay AYDOĞAN, 14/05/2007 tarihinde,bir peygamber lokması dökerek oğlu Alişan'ı sünnet ettirdi.
8 Mayıs 2007 tarihinde FETHİYE-KÖMÜŞHAN maçını Bülent PEKTAŞ, Vahap AKKOYUN, Zülfikar GÜNEŞ’İN golleriyle Fethiye spor maçı 3–0 kazandı.
14 Mayıs 2007 tarihinde FETHİYE-YAZIHAN maçını Vahap AKKOYUNUN tek golüyle Fethiye spor maçı 1–0 kazandı.
        “””””FETHİYE SPOR””””” “””””FİNALDE”””””
Vahap AKKOYUN Hamidiye maçında 3 gol attı, Kömüşhana 1 gol attı, Yazıhan’a da 1 gol attı.
Zülfikar GÜNEŞ boyaca’ya 2 gol attı, kömüşhan’a 1 gol attı.
Hasan İLHAN boyaca’ya 1 gol attı.
Bülent PEKTAŞ kömüşhan’a 1 gol attı.
Yenilen takımlar, Fethiye'liler zengin, hakemi satın aldı diyorlar. İki de bir, kaç para verdiniz diyorlarmış!...


  


 
08 Mayıs 2007













       Almanya'da yaşayan 2. ve 3. kuşak; hatta  burada 20,30 yaşındaki gençler, beldemiz insanının geçmişinden haberdar olsun diye, sele ile kaşıklık'ın resmini gönderiyorum Sele, bir bakıma, eskinin buzdolabı ve fare ve haşerelere karşı havalı bir dolaptır.
     Geçen yıl beldemize ev yaptıran Mustafa Pektaş, ben şu buzdolabını alalım dedim, hanım ille de bunu dedi, dedi. Fiyatını sordum: 1800,00(binsekizyüz)YTL,civarı imiş.
     İkinci haberim, "ALTUNLAR MEZARLIĞI" ile bir başka mezarlık. Onlar, bakımlı mezarlıklar için,  köyümüzde ilk, örnek adımı atanlardı. Şimdi, hala örnek bir bakıma sahip bu mezarlık. Birde, "Akkoyunlar, Dağdevirenler ve Karaoğlanlar" mezarlığından resim çektim.
      İkinci bakımlı mezarlık ise "ÇALIŞKANOĞULLARI MEZARLIĞI"dır.
   Vardığım sonuç, bakımlılık konusunun Mezarlık Sahiplerinin varlıklı olup olmadıkları ile ilgili olmadığı şeklindedir.
    Mezarlık kapısının yanındaki basamaklı geçitin resmini ise Yazıhan mezarlığından çektim. Böylesi bir geçit, her mezarlığa ve parklara lazım gibi.
    Baharın gelemsi ile komşular yaz temizliğine başladılar, kimileri duvarlarını perdahlıyor, kimileri boyuyor, kışın kullanılarak kirlenmiş olan kilim savan, halı vb.lerini yıkıyorlar.
       Yazıhan Fethiye arasında kalan tarlardaki ekimler kavruk kaldı. köy ünü ile üzerindeki ekinler daha iyi, Tuzlak bölgesinde ise arpalar baş verdi.
       Bu sene saman sıkıntısı çekileceği söylenmekte.
      Geç kalmış bir haberde olsa anlamlı olduğu için yazıyorum. Mehmet(Avcı)Güler'in de koyun ve keçi sürücülüğü yapmayı 2007 yılında bırakmaları sonucunda, beldemizde yalnızca bir sürü kaldı.
      Beldemizde, yalnızca bir sürü kaldı, oda rahmetli Kemal Güler'in sürüsü. Niçin yazdım? İlerde, beldemizin insanını tarihçesi yazılır, yaşantısı kayıtlara geçirilirken, hiç değilse bu günler kayıtlara geçsin istedim.
    Yusuf Ağkılınç, geçirdiği bir kalp krizi sonucu, Hastaneye kaldırıldı, üç gün sonra yoğun bakımdan çıkarıldı. Şimdi Sağlığı yerinde.
    Hatice Uzunyol, ciddi bir rahatsızlık sonucu bir kaç gün hastanede yattı. Şimdi hastaneden çıkarıldı.  Rahatsızlığı beyin bölgesinde imiş.  Şimdi daha rahat.
    Aliseydi Kaya, kalp rahatsızlığı dolaysı ile hastanede yattı, şimdi biraz daha iyiymiş.
    Bütün hastalarımıza geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.

   

      



  



 
03 Mayıs 2007

       1 Mayıs 2007’de Fethiye Belediye Spor ile Hamidiye  Spor  arasında yapılan Kaymakamlık Turnovası’ında Fethiye Belediye Spor 3-2 galip oldu. Gollerin 3’ünüde Vahap AKKOYUN attı.
       Bundan sonraki maç Kömüşhan Sporla olacak. Bu maç 8 Mayıs 2007 tarihinde yapılacak.
***
       Muhammet Yılmaz’ın oğlu Cumali Yılmaz, Engizek’li  Menekşe Korkmazla  1 Mayıs 2007 tarihinde, Belediyemiz Nikah Salonunda nikahlandı. Çiftlere mutluluklar dileriz. Düğün 2007 Yılı Ağustos ayında imiş.
      Abbas(lakabı: Garik) ASLAN’ın kızı Elvan ile Necef  AKDOĞAN’ın oğlu Haydar,19 Mayıs 2007 tarihinde İstanbul’da evlenecekler. Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.
Düğün kartları yan tarafta, tıklayınız.
***
        2. Yurt Dışına İşçi göçü dalgası başladı. 1. Kafilede, Necef Akdoğan, 2. kafilede Celal Pektaş Umman'a gitti. Sırada bekleyen köylülerimiz ise oldukça fazla.



  
 
 

 


01 Mayıs 2007
 Geleneğin Pratiği
(Abdal Musa Lokması)
      Abdal Musa Lokması, farklı yerlerde,  farklı tarihlerde yapılır. O, yörenin insanı, bu lokma gelenekselleştiğinden, yapılacağı tarih, ay bilinir. Gönüllü komşular, hazırlığa başlarlar. Önce, yardım toplanır. Bu gönüllüler, kapı kapı dolanarak, Abdal Musa aşkına der. Miktar ve yardım yapıp yapmama konusunda, zorlama yapılmaz. Kolundan ne koparsa denir, inanlarda un, bulgur, yağ, yakacak, kurban, nakit vb.. verirler. Yapılacak lokmanın miktarı ile, yardımlar karşılaştırılır ve çok olan satılır, yada mübadele edilerek, az olandan alınır ve yeterlilik, denklik sağlanır.
     Toplanan bulgur elenir ve seçilir; undan yufka yapılır. Kurbanlar kesilir, kazanlar çatılır ve lokma pişirilir.  Yöre insanının isimleri, yardım toplanırken listelendiğinden, bu liste okunarak, lokma dağıtılır. Yardım yapmayana, lokma verilmemesi diye bir kural yoktur. Deyim yerindedir: Bu bir Hak lokmasıdır, tadanda bir doyanda!..
    Eskiden muhtar, aza ve birkaç köyün ileri geleni, lokmanın piştiği mahal'e gelir, onlara orada lokma sunulurdu.  Özellikle, son iki yıldır, herkesin oturmasına yetecek kadar masa  sandalye dizilir ve buraya gelen herkese bu ortak lokmadan sunulur. Hatta, misafir bile davet edilir.
    Bu iyi bir şeydir; fakat, tek endişem, siyasi gurupların ön plana çıkma arzularıdır. Buna dikkat edilmeli!..
a.s.
ABDAL MUSA LOKMASI
      “Hünkâr Hacı Bektaşî Veli’nin amcası Haydar Atanın oğlu Hasan Gazinin oğlu olan Abdal Musa, 14. yüzyılın en ünlü erenlerindendir. Kırk Abdal ile birlikte Horasanın Hoy şehrinden Anadolu’ya gelmiştir. Bursa’nın fethinde bulunmuş ve ünlü Geyikli Baba ile karşılıklı kerametler göstermiştir. Başta Türk edebiyatının büyük ustası Kaygusuz Abdal (Gaybi) olmak üzere, Abdal Musa’nın birçok dervişleri vardı.  “Kaygusuz Abdal Menakıbı” nda yazılı rivayetler, kısaca şöyledir:
       “Abdal Musa Türbesine girdikten sonra Kaygusuz Abdal lakabı verilen Gayb’î, bir gün avda bir geyik vurdu. Yaralı geyik kaça kaça büyük bir dergâhın kapısından içeri girdi. Gaybî de arkasından dergâha girerek, dervişlere geyiği sordu. Dervişler, haberi olmadığını söylediler. Oysa, bu geyik suretinde görünen, bu dergîn şeyhi olan Abdal Musa Sultan imiş.
      Abdal Musa, Gayb’i’yi huzuruna çağırtarak, koltuğunun altından, vücuduna saplanmış oku çekip çıkarttı ve Gaybî’ye uzattı. Kendi okunu tanıyan ve kerameti gören Gaybî, şeyhin ayaklarına kapanıp, ona mürit olmak diledi. Şeyh, bu yolun zorluklarını anlattı, babasından(Alaiye Beyi) izin almasını söyledi…”(Adil Ali Atalay. Abdal Musa Sultan ve Velayetnamesi. Can yayınları.1997 İstanbul.s.124,125).
      ABDAL- Kırk din büyüğü… Peygamber Hz. Muhammed’in amcaoğlu Hz. Ali’nin anlattığı bir hadiste, tanrının sevgilisi oldukları ileri sürülen Kırk din büyüğü bu adla anılır. Çeşitli Müslüman tarikatlarında bu deyim ermiş, derviş, evliya anlamlarında kullanılmaktadır. Mevlevî abdalı, Bektaşî adları vb. gibi.”(O.H.2000.)
    “ …görevleri, yağmur yağdırmak, doğal afetleri önlemek, savaş kazanmak gibi işlerde varlığına inanılan tinsel güçleriyle Müslümanlara yardım etmektir. Babailik tarikatının kalıntıları olan ve horasan evleri adıyla anılan Rum abdallarının, hem dinsel, hem de dövüşçü güçleriyle, Osmanlı devletinin kuruluşunda büyük etkileri olmuştur. Geyikli baba Abdal Musa Abdal Kumral bu Türkmen babalarının en büyükleridir. Müslüman abdal’lar alevidir. Ermişlikten gelen saf adam anlamıyla Türkçemizde bön anlamın da kullanılan Abdal sözcüğü, Arapça tanık anlamında ki Abdal sözcüğünün çoğuludur. Türkçemizde tekil olarak kullanılan bu sözcük, farz kurallarına uyularak abdalan biçiminde çoğullaştırılmıştır.” (O.H.2000.)
     YAĞMUR- “Toprağın ürününü alabilmek için yeterince yağmasına dua edilen gök suyu… ENES şu hadisi nakletmektedir: “peygamberimiz bir Cuma günü minberdeyken taşralı biri gelip: Ey Allahın elçisi, kıtlıktan ve kuraklıktan kırılıyoruz. Allah’!a dua edinizde yağmur versin, deyince peygamberimiz ellerini kaldırdı ve üç kez: Allah’ım bizi sula, buyurdu. Hemen bulutlar görülüp yağmur başladı altı yedi gün yağdı. Cuma günü Peygamberimiz hutbedeyken o adam gene geldi: Ey Allah’ın elçisi dedi: yağmurdan mallarımız helak ve yollarımız geçilmez oldu, dua buyurda artık kesilsin. Peygamberimiz: Allah’ım, çevremize yağdır, üzerimize değil; tepelere, dağlara, derelere, ovalara, meralara yağdır diye dua edince yağmur kesildi” Kur’ân ve hâdis buyrulmuştur, yağmur duası da genel olarak bir duadır ve bundan ötürü yapılır. İlk çağlarda yağmur yağdırmak için büyüsel işlemler yapılırdı. Orta Asya Türklerinin, özellikle’de Kırgızların yağmur yağdırıp yel estirdiklerine inandıkları bir büyü taşı olan ya da taşı ünlüdür. Bu taş, Şamanlığın bir büyü aracı idi, bunu kullanana da yadacı derlerdi. Kaldı ki ve bu gibi yağmur yağdırma büyüleri o çağların her ülkesinde yapılırdı.” (Orhan Hançerlioğlu. İslam İnançları Sözlüğü. Remzi Kitap Evi.İstanbul.2000)
      Abdal Musa Lokması’nın kökleri, İslamiyet ve ondan önce de eski Türk inancı olan Şamanizm’e kadar uzanmaktadır. Enes’in bildirdiği hadise dikkat edilirse, dua(yalvarma)nın Allah’a yapıldığı görülecektir. İslamiyet açısından şefaat makamı, ise yalnızca Hz. Muhammed’dir.
     Oysa ki, Abdal’ların vasıflarından biriside, yağmur yağdırmaktır ve abdal’lar, insandır.  Bir Alevi-Bektaşi geleneği olmuş olan Abdal Musa Lokması’nda ise, “Allah’tan yağmur dilemekle,  Abdal Musa’dan yağmur dilemek” aynı şeymiş gibi gözükmektedir. Örn: Yunus Emre:”Kar yağdıran yer donduran hayvanların rızkın veren / Şöyle bilin mahlûkata ol rahîm ü rahman benim.” der.
      Dikkat edilmesi gereken ikinci bir nokta ise, burada (yaşayan geleneğin içinde)  “Abdal Musa’nın, şefaatçi makamına” da konulmamış olmasıdır. Bununsa altını özellikle çizmeliyiz.
      Sonuç, “Abdal Musa Lokma”sını, Kur’an ve dolaysı ile İslam kaynaklı açıklayabilmek mümkün gözükmemektedir.
      Günümüzde ise, yağmurun oluşum ve yağma süreçleri, artık bilimsel olarak bilinmektedir. Bu geleneğin devamı ise daha çok, bir inanç gurubunun bir araya gelmesi ve daha büyük bir cemaat olarak toplanması ve kaynaşması açısından anlamlıdır.
      Bu gibi Alevi geleneksel günlerinde, müftülerin ve maaşlı hocaların boy göstermesi ve yandaş bulması olgusu ise, Alevi-Bektaşi mensuplarının yedi yüz yıldır, yüz yüze olduğu asimilasyon politikalarının tekerrürüdür…
     Birde, Alevilik, diğer bütün inançlar gibi insana aidiyet duygusu sağlar. Üst bir kimliktir. Yani, ben Aleviyim, denir. Alevi benim, Alevilik, benden sorulur, denmez; denirse, nasıl ki, Milli Görüş, Fetullah'cılar vb'nin camilerinin ayrıldığı, bölündüğü gibi bu inancıda bölmüş oluruz!
     Yol bir, sürek bin bir. Önce kedi kendimizi hoş görerek yola girelim!..
a.s.
29 Nisan 2007
Fethiye


  
 
 




     a.s.
                                                
 

Sample text

Sample Text

Sample Text