Social Icons

26 Aralık 2007 Çarşamba

Malatya Fethiye: 2007 yılı Aralık Ayı Haberleri

                                    2007 yılı Aralık Ayı Haberleri
                                                
26 Aralık 2007    Yan taraftaki resme bağlı olan video  çekimi Köln'den İsmican İlhan'ın, "herkesin resmi varda, bibimin resmi yok" demesi  üzerine çekilmiştir.     İsmican bibin, videoda görüleceği gibi 24 saatin 25 saatini  uyuyarak geçirmekte. Yalnızca sabahleyin benden önce salona çıkıyor, ben yüzüne bakınca "ışığı ışığa getirdim", "gurt uyudu, ğuş uyu ben, sabaha gadar gözümü gırpmadım..." diyor.
   Yaptığımı görse bana, "evlat evlat olsa, böyle yapar mı" der ama, bibinin halini görmenin başka bir yolu yok.
     İsmican'ın bibisi benim "anam" olur.
    Bunu bir bayram ve yılbaşı kartı da sayabilirsin.
 
24 Aralık 2007

   Bütün Fethiye’lilerin, Geçmiş olan Kurban Bayramını kutlar nice bayramlar dilerim. Bayram Resimlerine yan taraftaki linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Merhum Bektaş PEKTAŞ’ın ilk Bayramı olması Dolaysı ile ailesi bir yemek verdi. İlgili resimler için yan taraftaki linki tıklayınız.
    Herkes Bayram hazırlığı yapıyordu.  Şöyle yada böyle, şu yada bu miktarda az çok düzenli bir geliri vardı… Ama onun böyle bir geliri yoktu… Falanda bir yevmiyesi, filanda da iki yevmiyesi vardı. Onlar da sonra verelim demişti. Onlar bayrama böyle girecekti…  Bir hayır sahibi gerekiyordu… O hayır sahibini tanıyordum; fakat, böyle böyle demek doğru olmaz diye düşünürken o(Asker SEVİM) beni aradı, falan bankaya, şu kadar bayram harçlığı göndereceğim, ona söyle dedi. Asıl kişi ile telefonla görüştürdüm. Onun adına, bayram ve yılbaşı… vd.  ihtiyaçları için Ekim ayından sonra ikinci kez Aralık ayında da bir miktar para gönderdi.  Arkadaşa, bu gün git al dedim. O belki bu gün gelmemiştir, ikinci bir masraf niye edelim dedi… Sorun yol parası idi…
     Asker, bu yardımı hangi niyetle yaptı ise Tanrı kabul etsin, bir aileye bir demet tebessüm sunduğu için…
     Zenginin biri, kasaptan bir but alır ve Pehlil divaneye bunu eve koyda gel der. Adam eve gider hanıma sorar ki, Pehlil Divane et getirmemiştir. Pehlil’e bunun nedeni sorulur, Pehlil’se: “eti mezarlıkta bulunan bir ağacın dalına astım, asıl eviniz orası, der.” 
      Belkide asıl evimiz orasıdır diye, bu evin maddi sembolü olan mezarlıklardaki, mezar taşlarının resimlerini yolluyorum… Mezarlıkları, ayrılmış oldukları gibi “kabile mezarlıkları şeklinde” düzenledim. Yapılmış mezarların hemen hepsinin resmini çektim. Toplam 4-5 tane betondan yapılmış fakat kime ait olduğu üzerine yazılmamış mezar hariç.  Bazı mezarları öyle ihtişamlı yaptırmışlar ki, bu mezarların heybeti karşısında, “Kızıldeli, Abuseyf Dede Mezar ve Türbeleri” sönük kalıyor… Kimileri etraflarını ve üzerini demir çitlerlerle çevirmiş, onların yanına yaklaşıp resimlerini çekebilmek mümkün değil.
     Yeni yapılan mezarların, yapıldıkça resimlerini, ait olduğu kabile mezarlığına ilave edeceğim. Yani, o sayfalar durağan sayfalar olmayacak.
     Resimler bölümüne eklediğim likleri tıkladığınızda, Bayram Resimleri, Klipler ile  Ahmetcenlilerin, Karabuşluların, Pirililerin, Akkoyunlar…vb.’nin, Şığ Hasanlılıların Mezarlarının resimlerini bulabilirsiniz. Altunlar’ın, Çalışkanoğullarının ve Pirililerin Mezarlığının karşısında bulunan Mezarlığın kapısı kapalı olduğundan, orasının resimlerini çekemedim. Onları ise ileri bir tarihte yapacağım.
   Bütün resimleri görmek için, sitemizin Resimler bölümüne bakın.
Çeşitli...world music
 
      Filiz ŞENKAYA'nın isteği üzerine düzenlenen "Kıızıdeli" Klipi
14 Aralık 2007    Geçen akşam başlayan yağmur,sabaha kadar devam etti. Bu gün Tedaş'dan gelen bir personel, Pötürge yolundan, yoğun kar yağışı sebebi ile geri döndüğünü söyledi. Fethiye'ye henüz kar yağmadı. Hava ılıman.   Yan tarafta, Ahmet ÖZTÜRK arkadaşımızın 2007 yılı Kasım Ayında organize ettiği gecenin resimlerinden yaptığım klipi You Tube'ye koydum. Bu ilk çalışma olduğundan, bazı eksik ve fazlaları var. Ahmet'in bugün düzenleyeceği gecenin başarılı geçmesini diler, bu gece ile ilgili resimlerden www.deliloy-night.de üst yazılı bir kılıp yapıp, You Tube'ye koymayı umuyorum. 
BİR GÜN BAHAR GELECEKMİŞ NE ZAMAN...pop
 
Mustafa Özaslan Arayı Arayı
 
Haber Yayın Tarihi: 12 Aralık 2007 Çarşamba Saat 03:49
Kırmızı Halı Savcı'nın 'Baş'ını Yedi
Resmi büyütmek için tıklayın
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'yı, Samsun Adliyesi'ni Ziyaretinde Kırmızı Halı Sererek Karşılayan Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Osman Öztürk, Ankara'ya Düz Savcı Olarak Atandı.  
 
Toplantıya katılan Müsteşar Kasırga da alınan tenzili rütbe kararına katıldı. HSYK’nın toplantısında, 'kurula tanınan yetkiyle', Öztürk’ün Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak atanması, 'kırmızı halı tayini' yorumlarına yolaçtı. HSYK yetkilileri de Öztürk’ün ataması için Hürriyet’e, 'HSYK’nın tasarrufu, eşi de Ankara’da çalışıyor' dediler. Öztürk, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kasırga’yı, 7 Aralık’taki Samsun Adliyesi ziyaretinde, 'kırmızı halı' sererek karşılamış, sonra da, 'Özünde yargı mensubu olan Sayın Müsteşar ve Yargıtay üyemizin ziyaretlerinde uygulanan seremoni, anılan ziyarete verilen önemin şekilsel unsurlarından biridir' açıklaması yapmıştı. (Ankara Haber Ajansı) 12.12.2007 03:49
  Haber Yayın Tarihi: 12 Aralık 2007 Çarşamba Saat 15:30  
   
Kırmızı Halı Serilen Müsteşar, Kırmızı Halı Seren Savcıyı Cezalandırdı
  HSYK, Bugün Öğleden Sonra Toplanarak, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'yı Karşılayan Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Osman Öztürk'ün Görev Yerinin Değiştirilmesine Karar Verdi. Başsavcılık Görevinden Alınan Öztürk'ün Ankara'ya Düz Savcı Olarak Atanmasına İlişkin Karar Oybirliğiyle Alındı. Toplantıya Katılan Müsteşar Kasırga da Alınan Tenzili Rütbe Kararına Katıldı.  
 
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'yı kırmızı halı sererek karşılayan Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Osman Öztürk'ün 'yer değişikliği' cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Oybirliğiyle alınan tenzili rütbe kararına, kırmızı halı serilen Müsteşar Kasırga da katıldı.

Bugün öğleden sonra toplanan HSYK üyeleri, Öztürk'ü Başsavcılık görevinden alarak Ankara ya düz savcı olarak atanmasını kararlaştırdı. Öztürk, Samsun Adliyesi'ni ziyaret eden Bakanlık Müsteşarı Kasırga'nın önüne kırmızı halı serdirmişti. Bu olay da kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı.

HSYK Başkanvekili Mahmut Acar, ANKA'ya yaptığı açıklamada, Savcı'nın kırmızı halı sermesinin çok yanlış bir davranış olduğunu belirterek, "Adliyede kimsenin önüne kırmızı halı serilmez" diye konuştu. (ANKA
Toplantıya katılan Müsteşar Kasırga da alınan tenzili rütbe kararına katıldı. HSYK’nın toplantısında, "kurula tanınan yetkiyle", Öztürk’ün Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak atanması, "kırmızı halı tayini" yorumlarına yolaçtı. HSYK yetkilileri de Öztürk’ün ataması için Hürriyet’e, "HSYK’nın tasarrufu, eşi de Ankara’da çalışıyor" dediler. Öztürk, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kasırga’yı, 7 Aralık’taki Samsun Adliyesi ziyaretinde, "kırmızı halı" sererek karşılamış, sonra da, "Özünde yargı mensubu olan Sayın Müsteşar ve Yargıtay üyemizin ziyaretlerinde uygulanan seremoni, anılan ziyarete verilen önemin şekilsel unsurlarından biridir" açıklaması yapmıştı.
HÜRRİYET
 
    Çocukluğumda seyrettiğim bir filmden, bir kesiti hiç unutamadım. Filmin kahramanları, çekik gözlü, Moğol yada, Çinlilere benziyordu. Tarihi bir filmdi. Dolaysı ile kılıç kalkanlı bir devirdi.
     İki ordu savaş için cephede, savaş pozisyonlarını almaya çalışıyordu. Son hazırlıklar için düşman cephenin kurmaylardan biri toplanmış son hazırlıkları gözden geçiriyor. Kurmaylar, yarım ay şeklinde dizilmiş, yarım ayın ağzında ise başkumandan tam teçhizatlı bir şekilde bağdaş kurmuş oturuyor… Derken, karşı cephe yönünden önce bir küçük toz bulutu kalkıyor, biraz sonra bu toz bulutunun dörtnala gelen bir atlı olduğu beliyor… Öncü kuvvetler bu atlıyı ilerde durduruyorlar. Biri diğerine haber iletip, atlıyı da arkasına katarak, toplantı yapan kurmayların yakınına kadar getiriliyor. Sonunda, başkomutanın yardımcısı gelip, komutanın kulağına bir şeyler fısıldıyor. Başkomutan, o heybetli görüntüsü ile sert bir şekilde atlının gelmesi doğrultusunda işaret ediyor…
      Atlı adet olduğu üzere, yere diz çöküp selamlıyor kurmay heyetini ve anlatmaya başlıyor. Gelen atlı düşman cephesinin bir subayı.  Bir anlaşmazlık yada daha büyük bir makam ve mal elde edebilmek için, kendi ordusu savaş halinde iken, ordusunun sırlarını düşmana açıklayan bir hain subaydır…
     Subay anlatacaklarını bitirince, huzurdan ayrılmak için, selamlamak maksadı ile yere eğilir… O an, kaşla göz arasında, başkumandanın kılıcını çekmesi ile hain subayın başını uçurması bir olur. Her kes donar kalır, gözler fal taşı gibi açılmış bir şekilde bakınırken; başkumandan ciddiyetini bozmadan kaldırın şunu der şekilde işaret eder…
     Bense bu filmi seyrettiğim dönemde, subayın ödüllendirilmesini, iltifat ve taltife mahzar olmasını umuyordum! Şimdi ise farklı anlamlandırıyorum…
***
    Kendisini bu makama getirmiş ordusunu ihtirası, kişisel menfaati için satan bir hain, şartlar değiştiğinde,  hizmet etmek istediği orduyu ve kişileri de haydi haydi satabilirdi.
    O bir satıcı idi…  Menfaati gerektiriyorsa bugün onu, yarın de bunu gözünü kırpmadan satabilirdi…  
    Yani haini ödüllendirmek, ihaneti ödüllendirmektir… Komutan haini ödüllendirse idi, rahatça sırtını döneceği bir komutan ve bir dost bulamazdı, uzun vadede. Çünkü, çevresine itibar gören değerin emin ve güvenilirlik olmak değil, dönek ve hain olmak olduğunun mesajını vermiş olurdu. Yükselebilmek için, liyakate pekte gerek yoktu. Sana güvenenleri satmak ve güç merkezlerinde bulunanlara dalkavukluk etmek yeterli idi.
    Satıcı ise tam bir satıcı idi… Bir bedel karşılığında herkesi satabilen, farkında olarak yada olmayarak, kendisini de bu herkes tanımına dahil etmiş oluyordu. Satıcı aslında, bedeli ödendiğinde satın alınabilecek bir meta durumuna da getirmişti kendini…
    Gelen ağam giden paşam. Su akarken testisini doldurmak. Kartopu gibi her yerde yuvalana yuvarlana büyümek. Köşe dönmek. İşini bilmek. Gemisini yürüten kaptan olmak… Altın gibi, aslan gibi, tilki gibi adam olmak… vb.  Onun şiarıdır…
    Sonuç: Her bir şey olmak ama adam olamamak, olmamak. Fakat, ne yazık ki bu, bu günlerin itibar gören değerleridir…
    Bunlar mavi tenli yaratıklar değildir, görünüşleri sana bana benzeyen, kimi zamansa yutkunarak “bu benim kadim dostumdur” dediğin bir insan dahi olabilir… Benim dahi, mavi tenli olmayan böyle bir “dostum” var(?!)
***
    Batıda ise yükselebilmek için, mal ve makam elde edebilmek için daha çok “liyakat” aranır… Yani dalkavukluğa ve hainliğe pek gerek yok. Hatta pek işe yaramaz…
    Örnek: Muhtar Kent, bir Türk’tür.  Muhtar Kent 1978 yılında ABD’ye bir işçi olarak gider ve yılarca Coca Cola kamyonu sürer. Yıllar içerisinde basamak, basamak yükselir ve Coca Cola yönetim kurulunun aldığı karara göre 2008 yılı 1Temmuz’unda, Coca Cola'nın CEO’su olacaktır.  Yani, 70 milyar doların üzerinde bir piyasa değeri olan bir dünya şirketi, Coca Cola’nın genel müdürü bir Türk olan Muhtar Kent olacaktır. Muhtar Kent için Mehmet Altan, “Muhtar Kent bir Dünya Muhtarı” başlıklı bir yazı yazdı. Böylesi şirketlerin başına, Bush’un torpili ile ne gelinir, nede müdahalesi ile gidilir…
    Batılı gibi giyinebilmek ve tüketebilmek kolaydır; fakat, batılı gibi düşünebilmek ve edimde bulunabilmekse çok zordur…
    “Kırmızı Halı” hikâyesindeki yükseliş, üçüncü dünya kafasının hala nerelerde bulunan insanımızın ruhuna sirayet ettiğini göstermesi bakımından örnektir… Adalet dağıtması gereken mercilerde bulanların bu yaptığı,“adalet kurumuna ve bu makamda bulunan kişilere” olan güveni sarsıcı nitelikte idi.
    Şükür, HSYK’nun aldığı karar, bu memlekette de adalete, liyakate ve insanlığa değer veren kurum ve kişilerin olduğuna dair örnek ve gurur verici bir karardır…
    Umudumuzu yitirmemek için bir vesikadır bu… Çetin Altan’ın deyişi ile “enseyi karartmayalım.”
a.s.
 
11 Aralık 2007
Toplum olmanın vazgeçilmez koşullarının başında ‘belirli asgari müştereklerde mutabakat’ gelir.

‘Belirli asgari koşullarda mutabakat’ kavramını tersi savunulabilecek ideolojilerde, mesela kemalizmde aramanın yanlışlığı ortada.

21. yüzyılın dünyasında, toplum olabilmek, dünyanın bir parçası olabilmek için ‘asgari koşullarda mutabakat’ın aranması gerektiği yegane yerin ‘insan haklarına dayalı hukuk düzeni ve demokrasi’ kavramları olduğu ortada.

Bu insan haklarına dayalı hukuk düzeni ve demokrasi dışında ‘mutabakat arayışlarının’ toplumu baskıcı yönetimlere götürdüğü ve nihai olarak da tamamen parçaladığı bir gerçek.

Türkiye’nin de uğrunda mücadele vermesi gereken temel ilke ‘ortak mutabakat olarak insan haklarına dayalı hukuk düzeni ve demokrasi’; bu amaç doğrultusunda da herkesin alması gereken önemli mesafeler olduğunu görüyoruz.

                                             ***

Bu küçük yazıda insan haklarına dayalı hukuk düzeni mutabakatı bağlamında türban ve Madımak kebapçısı meselelerini ilintilendirmek istiyorum.

Üniversite öğrencisi reşit kızların üniversitenin tüm mekanlarına istedikleri giyim tarzında girebilmeleri tersi düşünülmesi dahi çok zor bir temel insan hakkı.

Bu yasağın Anayasa Mahkemesi’nin bir kararıyla oluşturulmuş olması işin özünü değiştirmiyor zira Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının insan haklarına dayalı hukuk düzeni ile bağdaşmadığı çok açık. AİHM’nin verdiği Leyla Şahin kararı ise bu yasağı destekler bir karar değil, sadece devletin elini bu alanda her iki yönde de düzenleme yapmada serbest bırakan bir karar.

Türkiye’de evrensel hukuku kemalizmin üzerinde gören herkesin bu türban yasağı saçmalığını tartışması ve onbinlerce insanın mağduriyetinin önlenmesi şart.

Toplum olabilmek için hukukta birleşmek ve reşit insanların giyim tarzlarıyla uğraşmamamız gerekiyor.

***

1993 Temmuz’unda Sıvas Madımak otelde bir facia, bir barbarlık örneği yaşandı.

DYP-SHP hükümetinin de bu facia karşısında neden bu kadar eli-kolu bağlı durduğu ve saatlerce bu olaya müdahale edemediği umarım yakın bir tarihte, Sayın Demirel ve Sayın Çiller aramızdayken tartışılır.

İçinde en küçük bir insanlık kırıntısı olan, insan haklarına dayalı bir hukuk düzeni talep eden herkesin, en ufak bir çekingenlik, bir basiretsizlik göstermeden bu canavarlığı kınaması şarttır.

Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın, 37 kişinin diri diri yakıldığı yerde bir kebapçının faaliyet göstermesi karşısında ‘iğreniyorum’ demesi çok doğrudur, isabetlidir.

Doğru ve isabetli olmayan ise hala birilerinin bu facia, bu barbarlık karşısında pozisyon almada çekingen davranması, Sayın Günay’ın demecine tepki verebilmeleridir.

Doğrudur, bu vahşet ile Sıvas ilimizi sürekli beraber anmak haksızlıktır ama bu haksızlığın düzeltilmesi öncelikle Sivaslı muhafazakar çevrelerin bu olaya karşı çok net duruş sergilemelerinden, Madımak’ın bir müzeye dönüşmesi için inisiyatif almalarından geçmektedir.

                                      ***

 Atatürkçülerin, laiklik ilkesini Cumhuriyet’in temel ilkesi olarak görenlerin türban yasağının üniversite öğrencileri üzerinden kalkması için çaba göstermeleri gerekiyor.

Sivaslı muhafazakar çevrelerin de Madımak Oteli’nin müze olması için.

Hukuk ortak paydasında buluşmanın, yani toplum olmanın yegane yolu bu.



11.12.2007
_______________
   Değerli yazarımızın görüşleri, bizimde düşüncelerimize tercüman olan bir ifadedir...
a.s.
 
10 Aralık 2007        Köln ve Çevresi Fethiye'liler Derneğinin eski yönetim kuruluna, yapmış olduğu hizmetleri için teşekkür eder, yeni yönetim kuruluna başarılar dilerim.
a.s.
10 Aralık 2007


http://www.milliyet.com.tr/2007/12/10/guncel/agun.html
Madımak çiçekçi olacak
Madımak Oteli'ndeki et lokantası çiçekçiye dönüştürülüyor. Valiyi arayan Bakan Çiçek ile eski bakan Şener de projeye destek verdi


Önder Yılmaz

Sivas'ta 37 aydının yanarak can verdiği Madımak Oteli'nin altındaki et lokantasına ilişkin tartışma nihayet son buluyor. Lokanta, Sivas Valiliği tarafından çiçekçiye dönüştürülecek.
Lokanta sahibiyle konuşan Vali Veysel Dalmaz, "Yanan canların yerinde çiçekler, güller açacak" dedi. Tepki toplayan Madımak Oteli'nin altındaki lokanta konusunda hükümet devreye girdi. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in telefonla aramasının ardından harekete geçen Vali Dalmaz, Madımak Oteli'ndeki Sebati İskender adlı lokantayı işleten Sebati Manav'la bir araya geldi.
Manav, 250 bin YTL maddi destek alarak başka bir yere taşınmaya razı oldu. Manav, 500 kişilik bir lokanta açacak.
Çiçekçinin bir köşesine, "Karanlık güçlerin çıkardığı olayda 37 canımız yandı. Bundan ders çıkarıyoruz" ifadelerinin olduğu bir plaket asılacak. Bu plaketin olduğu yer çiçeklerle donatılacak ve anı köşesi oluşturulacak. Vali Dalmaz Milliyet'e yaptığı açıklamada, "Sivas kendisi için iyi olmayan bu yarayı sarmaya başardı. Alevisiyle Sünnisiyle kaynaşma içinde. Olayın izlerini unutmak istiyor" dedi.
Dalmaz, şunları söyledi: "Yangın olayı çıkmadan önce orada zaten bir lokanta vardı. Yandıktan sonra açılmış bir lokanta değil. Kazanılmış hakkı var vatandaşın. 'Bizim canlarımızın etlerini yiyorlar' deniyor. Objektif yaklaşım değil. Bu unutturmama gayretlerinin, birliği bozacağını düşünmeme rağmen saygı duyuyorum. Bundan ders alarak Alevi-Sünni kardeşliğini daha da pekiştirecek bazı projelere girmemiz gerekiyor. Çözüm, ancak böyle olacak. Lokantanın sahibiyle konuştum. Talep ettiği meblağı karşılama durumumuz olacak. 250 bin YTL masraf olacak. Vatandaşlarımızı kaynaştıracak masraflara, masraf demeyiz. Çünkü huzur her şeye değer."
Dalmaz, lokantanın müze veya kültür merkezi yapılması taleplerinin anımsatılması üzerine, şunları söyledi: "Burası kültür müzesi olursa hep ayrıştırmanın unsuru olacak. Ortak nokta bulup birleştirici olmak istiyoruz. Plaket asalım, etrafını güllerle, çiçeklerle süsleyelim, bir anı köşesi olsun.
Dükkânda hediyelik eşya da olabilir. Yanan canlarımızın yerinde çiçekler, güller açsın istiyoruz. Geleceğe birlikte bakma adına bir adım."
Dalmaz, Valiliğe ait Buruciye şirketinin çiçekçiyi işletebileceğini kaydetti. Abdullatif Şener'in ardından Bakan Çiçek'in de kendisini aradığını belirten Dalmaz, "Sayın Çiçek, 'Neler yapabiliriz, bulunacak çözüme sonuna kadar destekçi olacağız' dedi. Sivas Ticaret Odası, belediye ve işadamları bu projenin arkasında" diye konuştu.


Lokantacılar Odası'na tepki

Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Osman Yıldırım, Madımak Oteli altındaki lokantanın kapatılması için bir kaç yıldır girişimde bulunduklarını belirtti. Yıldırım, şunları söyledi:
"Buranın herkesin kabul edebileceği bir yere dönüştürülmesi hepimizin arzusu. Müze olması yönünde de istekler mevcut. Bunların değerlendirileceğini düşünüyorum. Sivas halkı bu tür olayların bir daha olmasını ve bu kötülükle anılmayı kesinlikle istemiyor."
Mülkiyeti halen Madımak Oteli'nin sahibi Murtaza Öğütçü'de bulunan lokantanın kira sözleşmesinin yılsonu itibariyle biteceği ve yeni bir uzatmanın söz konusu olmayacağı belirtildi.
Bu arada Lokantacılar Odası Başkanı Nazmi Yiğit'in Madımak'taki lokantanın kapatılması isteklerine, "Burası kapatılırsa, tüm lokantaları kapatırız" açıklaması da kentte tepki gördü.

'Eleştirilerden bıktım'

Lokantanın sahibi Sabati Manav şunları söyledi: "Ben taşınmaya hazırım. İstasyon mahallesinde bir yer bulduk. Çok mağdur oldum. Bıktım artık eleştirilerden, baskıdan. Yargısız infazda bulunuyorlar. Gece uykularım kaçıyor. Kimseye buranın yangından önce de lokanta olduğunu anlatamadık. Benim suçum ne? Gariban bir esnafım. Artık yeter."
Ertuğrul Günay'ın "İğreniyorum" açıklamasına kırıldığını söyleyen Manav, şöyle devam etti: "İşin içini tam bilmeden konuşmuş sayın bakan. Bizi tanımış olsa böyle konuşmaz. Alevi değilim. 4 Alevi çalışanım var." n SİVAS DHA
   Vizontelede, Deli Emin, "radyonun resimlisi mi?"  "Şerefsizim ben bunu tahmin etmiştim" gibi bir  laf eder.
   Bende, AKP döneminde bu lokantanın Müze  olabileceği kehanetini yazacaktım. AKP benden önce davrandı. Müze dışında bir seçenekten bahsediliyor olsa da, herkes bilir ki, ora müze olmadan, Alevi camiasının gündeminin baş sıralarından inmesi mümkün değil... Yani başka bir seçenek, Aleviler açısından bir seçenek değil...
 
07 Aralık 2007     .Anjio ne demektir.
1-kalpteki tıkalı damarların gorüntülenebilmesi için uygulanan bir yöntem. aslında uygulanış olarak angioplastiye benzer, ama tedavi niteliği yoktur.
2-kasıktan bir kamera sokup seni kablolu yayına bağladıkları kalbe giden damarları kontrol ettikleri teşhis yöntemi
3-anjiografi, özel bir kamera ile atar damarların incelendiği bir röntgen film çekimidir genellikle kalp damarları için uygulandığı için gerçek adi "koroner anjiografi" olan bu işlemin adi halk arasinda "anjio" olarak geçer. işlemi kateter laboratuarında gerçekleşir. doktor kol veya bacakdaki büyük atar damarların birine - kalp için genellikle kasıktan -ince küçük bükülebilir bir boruyu (katater) yerleştirir. daha sonra buradan kalbi besleyen atar damarlara (koroner damarlar)ve kalpten çikan vücudun en büyük atardamarına (aort) kadar ilerler. koroner arterlere ve aorta boyalı bir madde verilir böylece çekilen filmlerde koroner damarların ne kadar ve hangi bölgelerde daraldığı , kalpteki diger sorunlar net olarak saptanabilir
4-atardamar veya toplardamarın x-ışını ile incelenmesi, damara girilmesini takiben kontrast madde verilerek damarların görüntülenmesi. girişimsel radyolojik bir işlemdir.
5-damarların x ışınları kullanılarak incelenmesi ve filminin çekilmesi. kan veya lenf damarları bu şekilde incelenebilir. damarlar direkt röntgen filmlerinde görülecek kadar kontrast(kesif) değildir. ancak içlerine x ışınlarını geçirmeyen yani radyoopak bir madde verildiği zaman çekilen filmlerde damarlar görülebilir hale gelir. anjiografi, damarlardaki anevrizmaları(genişleme, balonlaşma), tormbus(tıkaç) gibi sebeple (içten) veya tümör veya komşu bir organın basısı ile (dıştan) tıkanmalarını, bu damarların yine bir tümör veya başka bir organın etkisiyle itilerek yer değiştirmelerini ortaya çıkarır. anjiografi, zor fakat teşhis değeri diğer filmlere göre çok yüksektir. herhangi bir organa ait bir damarın darlığını veya tam tıkanıklığını ancak anjiografiyle anlamak mümkündür. örneğin kalbi(yani kalp kasını) besleyen damarlar olan koroner arterlerin daralma veya tıkanmasını en iyi gösteren metod koroner anjiografidir. yine, tansiyon yüksekliklerinin en önemli sebeplerinden biri olan böbrek atardamarının darlığını en iyi renal anjiografi ortaya çıkarır.

6-pratikte ve halk arasında anjiyo denildiği zaman akla hemen koroner anjiografisi gelmektedir. halbuki vücuttaki hemen bütün organ ve sistemlere aitkan damarlarının ve lenf damarlarının da anjiografisi yapılabilmekte ve ait olduğu organ veya sistemin adıyla anılmaktadır. beyin damarlarına ait(serebral anjiografi), akciğerlere ait(pulmoner anjiografi), koronerlere ait(koroner anjiografi), böbreklere ait(renal anjiografi), karaciğer-dalak incelenmesi için(splenoportografi, hepatik portografi, hepatik arter anjiografisi vs.), barsakların incelenmesi için(çöliak anjiografi) bilinen anjiografilerdir. ayrıca lenf damarlarının ve lenf sisteminin incelenmesi için, lenanjiografi yapılmaktadır. bir de safra yollarına opak madde verilerek koledok ve safra kanalları ağacının incelenmesi vardır. buna her ne kadar kolanjiografi deniliyorsa da isminden başka ilgisi yoktur. çünkü istisnai olarak verilen ismin aksine incelenen kanallar damar değil safra yollarıdır.

7-anjiografide esas, cilt yoluyla ilgili damara giden atardamara ulaşıp bir kateter ile girmek ve röntgen skopi ekranında(veya televizyon ekranında) takip ederek ilgili organın ilgili damarına girerek oraya radyoopak madde verildikten sonra seri filmler çekmektir.

7-buraya kadar anlatılandan anlaşıldığı kadarıyla anjiyo denildii zaman sadece teşhise yönelik bir tıbbi teknik anlaşılmaktadır. halbuki tedaviye yönelik(terapötik) anjiografi de yapılmaktadır. özellikle kötü huylu tümörlerin(kanser gibi) tedavisinde kemoterapötik ilaçların kateter aracılığı ile direkt olarak, tümör içine zerk edilmesi hem tedaviyi daha etkili yapmakta, hem de doku tahrip edici etkiye sahip olan kanser ilaçlarının sağlam dokulara olan yan etkilerinin daha az olmasına sebep olmaktadır.

8-yine balon anjioplasitisi denilen metodla ucunda balon bulunan sondayı damar içinden daha önce geçirilmiş olan kılavuz kateterin içinden geçirerek kanayan bir damarın kanayan odağını kapatacak şekilde balonu şişirmek mümkün olabildiği gibi, koroner arterlerin özellikle tam tıkanmamış kısımlarını yine balon metoduyla açmak da mümkün olmaktadır. tedavi amaçlı anjionun başka çeşitli kullanım alanları da vardır.

  1. işlem sırasında ventrikular fibrilasyondenilen Türkçesi kalp atımlarının bozulması sonucu kalbin kan pompalayamaması durumuna denk düsen hadisenin %1 de olsa gerçekleşebileceği bir işlemdir.
    (kulturortamindaureme, 25.07.2004 23:15 ~ 23:17)
10-hastanın işlem yapıldıktan sonra en az 4 veya 5 saat ayağa kalkmamasını gerektiren (kesilen atardamar zedelenip, kanamaya yol açabilir ve kasık morarabilir) ve mümkünse aynı gün süresince yürüyüş yapmaması lazım olan teşhis. her ne kadar bazen endişe verse bile, kolay ve acıtmayan bir yöntemdir.
11-kasıktan ya da topuktan sokulan kamerayla yapılan damar görüntüleme yöntemi* ve damarların balonla açma yöntemlerinden birine verilen genel ad. diğeri için
12-suan yeditepe hastanesinde tarafıma gerçekleştirilen operasyon. radyo aktif madde verilirken vücudu saran sıcaklık hiçbir seye benzememekle birlikte, müthis bir histir. bununla birlikte kasıklarında damar açılmasın diye koyulan ağırlık ile 6 saat kadar yatmanıza neden olan,ekranda kalbinizi izlerken korku veren operasyon.
Stent nedir?
1-hayat kurtaran ufacık bir nesnedir.
2-ilaç kaplı olanları kullanılıyor artık daha çok, zira stentin üzerindeki polimerde bulunan ilaç, 1 ay boyunca salgılanıyor ve normal stent bir süre sonra tekrar tıkanmaya sebebiyet verebilirken, 1 ay boyunca salgılanan ilaç, tekrar tıkanmayı engelliyor.. ve tabi normal stentten daha pahalı oluyor, böylece birilerinin iştahını kabartıyor ve ve ve...
3-sadece kalp değil, beyin, bacak gibi periferal damarlarda da kullanılır.
4-oluşturduğu riskler içinde "kayma" diye bir şeyin olmadığı tibbi malzeme. damarlardaki tıkanmalarda yeterli olamayabilir ve hastaya yine de bypass gerekebilir. araştırmalarda 3 yıl sonra yeniden stent takılması gereken %27'nin içinde stenti kayana rastlanmaz. yeniden trombüs(pıhtı) oluşumu söz konusu olabilir ancak. buna karşın ilaçlı olanları geliştirilmiştir. vücuda sokulmuş bir yabancı maddedir neticede ilaçsız olanları, ve pıhtı falan yapabilir. ayı çıkabilir, taş düşebilir. ama hastanın stenti kaymaz
KÖŞE YAZISI
Ekrem Okutan'ın köşe yazısı şöyle
Sağlıkta görülmemiş şey (1)

Bir arkadaşım vardı.
Konuşmalarında hiç şey eksik olmazdı.
Mesela şey.
Şeyi şey yapmadan önce şey yapalım derdi.
En çok kullandığı cümlesiydi bu onun.
Bazı şeyler vardır insan bu şeylerden bihaber yaşar.
Ya bir şey başa gelince anlar ya da başa gelineni duyunca.
Geçtiğimiz gün uzun zamandır görmediğim bir dostuma uğradım.
Bu kişi, Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) üst düzey yetkilisi.
Anlattığı şeyler insafsızlığın yüksek sınırında.
Dinledim.
Yapma ya dedim.
Not aldım, size anlatayım istedim.
Öyle sahtekârlıklar yapılıyor ki akla ziyan.
Ama SGK’dan aman yok bunlara aman.
Bir bir adaletin önüne çıkarıyorlar.
Bazılarına yüksek meblağlar içeren para cezası kesiyorlar.
Bir taraftan da Tabipler Odası gerekeni yapıyor.
Meslekten men cezası veriyor mesela.
Ancak elleri, kolları bağlı olduğu durumlar karşısında çaresiz kalıyorlar.
Uzatmayayım, aktarayım.
Bir malzeme.
Adı stent.
Stent; kalp damarlarında görülen darlık ve tıkanıkların açılması ve dolayısı ile kan akımının rahat sağlanması amacıyla damar duvarına yerleştirilen kafes şeklinde küçük tüp.
İki türü var.
İlaçlı, ilaçsız diye.
İlaçsız olan 185 Dolar.
İlaçlı tüpün fiyatı 2 ila 5 bin dolar arasında değişiyor.
Aradaki fark kat be kat.
İlaçlı olan tüpler doku üremesini engelliyor.
Risk artıyor.
Ölüm riski yani.
Birçok ülke yasaklamaya başlamış bile.
Oysa çok daha ucuz, riski daha düşük malzeme olmasına rağmen ilaçsız olanı tercih edilmiyor.
Nedenini sordum.
‘Bak’ dedi. ‘Bir hekim tüm hastalarına ilaçlı olanı tavsiye edip uygularsa sen ne anlarsın. Bu konudaki işlem yapmak üzere savcılığa suç duyurusunda bulunduk.’
Ben anladım.
İş böyle yürüyor yani.
Tabi Sosyal Güvenlik Kurumu, bu durumun farkına varıyor.
Kesiyor.
İlaçlı reçetelerin faturalarını ödemiyor.
Suiistimal olduğu gerekçesiyle ilaçsız olanının da parasını karşılamıyor.
Olan vatandaşa oluyor.
Sosyal güvenceden yoksun bırakılıyor.

Kalp krizi geçiren hasta ve yakınları ilaçlı olana yönlendiriliyor.
Mercedes mi binersin yoksa Anadol’a mı binersin misali.
Gariban vatandaş çaresizlik karşısında hemen hastanenin önünde elinde kredi kartı pos makinesi ile bekleyen, stent satan seyyar firmaların kucağına atılıyor.
Hem de uzun vadeli cazip ödeme koşulları ile.
Bir stent, iki stent üç stent taktılar mı da adeta ölmeden mezara koyuyorlar.
Yekûnu 15 bin doları buluyor.
Peki, bu işi yapan hekimlerin maaşı ne kadar dersiniz?
Ben diyeyim 10 bin siz deyin 20.
Değil efendim değil.
En düşüğü 40 bin dolara çalışıyor.
30 bin dolar alanı ayıplıyorlar.
Yani 50–60–70 bin dolara kadar çıkıyor bir anjiyografi yapan kardiyologun maaşı.
Ne dersiniz artık para kazanmak için illa da topçu ya da popçu olmaya gerek var mı?
Bilmediğimiz, görmediğimiz ne çok şey varmış değil mi?

05 Aralık 2007    Geçen akşam, ER TV belediyemizden 20:30 ile 10:30 arası canlı yayın yaptı.      Yapılan Canlı yayın bu gün Türkiye saati ile 17:10 da tekrar edecek. Bu programı internetten www.malatyaertv.com sitesinden izleyebilirsiniz.
     Sunucumuz Tutku EREN, program öncesi yaptığı konuşmada, programın içeriğinin belde insanın geleceğe yönelik projeksiyonu ve varsa idare ve iktidardan talepleri ve eleştirini yansıtmaya yönelik olduğunu söyledi.
      Bu program (Size Geliyoruz-Programı) ısmarlama program filan değildi, Malatya'nın bütün belde ve köylerinde yapılmakta olan bir serinin devamı olarak yapıldı.
    Arkadaşlar sunucu ne kadar rahat dili dolaşmadan ne hoş konuşuyor; oysa biz iki kelimeyi bir araya getirirken kem küm ediyoruz  dediler...
     Biz niye böyleyiz, Tutku hanım... öyle? Biz, büyüklerin(1) cemaatinde, sana söz değil şey yemek düşer, diyen bir kültürde yetiştik ve hala bunu aşamamaktayız da ondan.
    Mikrofonu eline alan vasat insana, bu ne haddini bilmemezlik diyen gözlerle bakıyor hatta sözler söylüyoruz... Bir çok cesaret kırıcı sözler söylüyoruz.
    Oysaki sihir, o düzgün konuşanların geldikleri  noktanın arkasında şu kadar eğitim ve bu kadar emek var, sen henüz bu işin başındasın; her gün biraz daha iyileşerek farklı bir noktaya geleceksin...  Şu anki yaşanılan sorunlar normaldir... vb.  diye bilmektir!
    Tabii birde konuşacak olanın, söyleyecek sözü olması lazım...
-------------------------
   (1) Babam vefat ettiğinde, amcam oğlu Hüseyin abide gelmişti. Masalar dizili koru komşu, hısım akrabalar oturuyor, biri gelip diğeri gidiyor. Hüseyin abi sigara içmek için sağ tarafa döndü, rahmetli Adığüzel abi var; sol tarafa döndü (Yakubun)Hüseyin abi oturuyor. Arkaya döndü, sanırım Mehmet(Kıyak) amca oturuyor... Kaçacak yer kalmadı... Kaşlarını çattı, bende kırk yaşını geçtim herif, evlendim baba oldum. Hala hiç kimse büyüdün artık, sığara içebilirsin demiyor dedi ve sigarayı çıkardı yaktı ve dumanını da yavaş yavaş yukarı doğru savurdu...
    Yani büyük kabul ettiklerine kalırsa, kendileri varken senin büyüdüğünü asla kabul etmeyecekler. Büyüdüğünüzü düşünüyorsanız, sigaranızı çıkarıp ve kimseye danışmadan yakın...
    İlerde büyüklük müessesesi ile ilgili bir yazım olacak.
a.s.
04 Aralık 2007
   Muhtemelen, ABD ile yapılan anlık istihbarat anlaşmasının sonucu olarak, Kuzey Irak’a bu harekât gerçekleştirildi. AKP. bu konuda başarılı gözükmekte.   Muhalefetin,  panik sayılabilecek denli zorlamasına aldırmadı ve gerekli anlaşmaları yaptıktan sonra müdahale etti. Şimdilik dünyadan pek çıt yok.
     Bu askeri önlemlerle de kalmayacak. Hükümete yakın kaynaklar, AKP’nin Güneydoğu meselesi için bir reform paketi açıklayacağı fısıldanıyor. Bu pakette her türlü kültürel haklar olduğu gibi, sınırlı bir afta söz konusu olabilirmiş.
   Tabii, Güneydoğu meselesinin en zor çözülebilir yanı ise geri kalmışlık. O yörenin de kalkınmasını Türkiye ortalamasına yaklaştırmak. Yani o yörenin halkını aş ve iş sahibi yapmak. Bu bir anlamda ülkemizin de ortak meselesi-aş, iş.
    Bu yörenin kalkınmışlığının ülkemiz ortalamasına yaklaştırılması en zor ve en uzun zaman alacak bir konu. O doğrultuda çalışmalar hız verilmesi ile birlikte, kanımca “sosyal yardımlar,” artarak devam ederek.
    Sosyolog Prof. Dr. Emre KONGAR, bu durumu, “Sosyal Devletten, Sadaka Devletine” gidiş diye eleştirmekle elbette ki haklı. Fakat aynı yazarın deyişi ile sosyal devlet, Batının, Sosyalist Devletlerin ekonomisine alternatif oluşturma gayretlerinden doğmuştur ve 1990 da SSCB’nin çözülmesinin ardından, Sosyal Devletten, Liberal Devlete doğru bir dönüş ivme kazanmıştır.  Dolaysı ile ideal olan bu durumun terk edilişi yalnızca ülkemize ait bir mesele değil, dünyanın yönü ilgili bir meseledir de. İşte o kalkınmışlık düzeyine gelinceye (Güneydoğu meselesinin ekonomik yönü çözülünceye) kadar, sosyal yardımlar(gıda ve yakacak çuvalları)[1], dağıtımı ivme kazanarak devam edecek.
     Öyle gözüküyor ki, değişmekte olan konjonktür PKK’yı yol ayrıma getirmekte. Sınır dışından gelen terör, özellikle ABD’nin dur demesi ile marjinalleşecek. Ama hemen bitmeyecek bu terör, uzun yıllar daha devam edecek.
     Bu sonuca beni iki etken götürüyor. Biri, Irak’ta, özellikle Kuzey Irak’ta istikrarın sağlanması, Irak’ın komşu ülkeler ile ciddi sorunları olmamasına bağlı; ikincisi ise ülkemizin AB süreci gereği oluşacak ekonomik büyüme, kalkınma ve siyasal açılımların sonucunda, bu örgütün desteği marjinalleşecektir.
     Irak’ın istikrarı, ABD için önemli ve ABD, Türkiye ile PKK arasında tercih yapma noktasında, tercihini Türkiye lehine kullanacaktır.
      ABD ile yapılan anlık istihbaratın anlamı ne? ABD’nin sağlayacağı anlık istihbaratı biz elde edebilir miyiz? Elbette ki CİA bütün örgütlerin içinde var. Asıl önemlisi, bahsi geçen istihbarattan kasıt daha çok teknolojinin sağladığı istihbarat. Bu teknolojik istihbarat, uydular aracılığı ile elde edilen istihbarattır, daha çok. Bu teknolojiye biz sahip olabilir miyiz?
    Prof. Dr. Eser Karakaş’ın verdiği bilgiler göre: Meselenin boyutu sanıldığından da büyük olabilir.
     Önümüzdeki dönem güvenlik ve savunma stratejilerinin uzay araştırmalarına endeksli olacağı bir dönem. Kuzey Irak konusunda tartışmanın ABD’nin vereceği uzay teknolojisi kökenli istihbarata dayandığını hatırlayalım.
     Aynı zamanda ABD’nin askeri uzay araştırmalarına 2006 senesinde 39 milyar dolar, tüm Avrupa’nın ise sadece 6 milyar dolar ayırdığını hatırlayalım, bilelim.
En fazla harcamayı AB’de Fransa yapıyor, o da yarım milyar dolar.
Bizimse bu konuda bahse konu olacak bir çalışmamız yok.
       Yani, ABD hem yeryüzüne hem de gökyüzüne hâkim. Bu da gösteriyor ki, güçlü ordu, güçlü bir ekonomi demektir.
     

 

[1] Geçen ay yazdığımız, Deniz Yıldız’ları başlığımızdaki aileye, Asker SEVİM gerekli olan yardım elini uzattı. Asker’e bu yardım severliğinden dolayı teşekkür ederiz.
Alevilik Resmen Tanınıyor mu? Dr. Şahin ALPAY>>>
03 Aralık 2007        Bu gün, Murtaza ASALAN (lakabı Culfalı Murtaza  olan) değerli komşumuz ve şairimiz Murtaza abiyi kayıp ettik. Merhuma Tanrıdan rahmet,  Kederli ailesine sabır ve başsağlığı dileriz.
    Merhumun naaş'ı, 04 Aralık 2007 tarihinde, Nazaret ALTUN'un evinin önüne indirildi ve buradan Hürriyet Mahallesindeki Karabuşlu'ların Mezarlığında defin edildi. Ailesi, aynı gün "Beydağı Turizm"le yaşadıkları yer olan Ankara'ya gittiler.
a.s.
Murtaza ASLAN(Culfalı Murtaza)nın Cenaze Töreni-04 Aralık
03 Aralık 2007   01 Aralık 2007 tarihinde, geçen ay kaybettiğimiz merhum Şengül ÇAĞLAR'ın üçü yapıldı. Tekrar merhuma rahmet ve kederli ailesine sabır ve başsağlığı dileriza.s.

26 Kasım 2007 Pazartesi

Malatya Fethiye: 2007 Yılı Kasım Ayı Haberleri

                             
      2007 Yılı Kasım Ayı Haberleri

                                                
30 Kasım 2007    30 Kasım 2007 tarihinde Beldemizin muhtelif  yerlerinden çekilmiş resimler ile Sonbaharda yaprakların döküldüğü video görmek yan taraktaki  linkleri tıklayınız.    Belediyemizde yapılacağını söylediğim canlı yayın kötü hava şartları nedeniyle  ertelendi. Uydu yayını  için çatıya dikilen çanağın yönünü esen sert rüzgar karşısında sabit tutmak mümkün olmadı.   30 Kasım 2007 tarihinde Çekilmiş Çeşitli Resimler(
30 Kasım2007 Tarihi Sonbahar Videosu
30 Ekim  2007  
    Resmi ibadethane, memur dedeler
Türkiye’deki laiklik anlayış ve uygulaması tuhaftır. Bir köşe yazısında meselenin anlayış boyutunun incelenmesi zor ama en azından sorunun kurumsal boyutuna değinmek, yani Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun yapı ve işleyişinden kaynaklanan hatalara ilişkin bir-iki söz etmek mümkün.

***

Alevi kesimin şikayetlerinde, nereden bakarsanız bakın, büyük bir haklılık payı olduğuna kuşku yok.

Ama, en azından bendeniz, önerilen çözüm yollarının bir tuhaf olduğu kanısını taşıyorum.

Genel idare içinde yer alan ve merkezi bütçe ödeneği kullanan Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun teşkilatlanmasının ağırlıklı olarak İslam dininin sünni yorumuna yönelik olduğuna dair çok yaygın bir kanı var ve uygulamalar da bu kanının doğruluğu yönünde.

Bu yapının ne kadar anlamlı olduğu, din gibi inanç kurumunun devlet türü bir örgüt içinden finanse edilmesinin ne kadar uhrevi olduğu mutlaka ileride daha çok tartışılacak.

Türkiye’ye yabancı olmayan insanlar bu yapılanmanın kökenlerinin Osmanlı’ya, hatta daha da gerilere kadar gittiğini ve Cumhuriyet döneminde işin daha da katmerli hale gelmesinin altında devletin din kurumunu ve dindarları kontrol etme merakının yattığını da biliyor.

Bugünkü yapı içinde sistemden daha yararlı çıkıyor gibi gözüken sünni müslümanların da bu yapı ve anlayışı ne kadar içlerine sindirebildiklerine doğrusu bir parça şaşıyorum.

***

Alevi yurttaşların inaçlarının vergi gelirleri ile finanse edilen bir kurumda temsil edilememesi yurttaşlık anlayışı açısından tuhaf görünebilir.

Ve bu tuhaf gibi duran durum karşısında alevilerin bir bölümü kendilerinin de Diyanet İşleri Başkanlığı içinde temsil edilmelerini talep ediyor.

Diğer bir ifadeyle cem evlerinin de resmi ibadethane sayılmasını, alevi dedelerinin de devlet memuru olmalarını yani merkezi bütçeden maaş almalarını, kendilerine yapılan negatif ayırımcılığı engellemek, için talep ediyorlar.

İki yanlışın bir doğru etmesi çok istisnai bir durumdur.

Sünni imamların devlet memuru statüsünde olmaları, müftülerin maaşa bağlanmış olmaları kanımca büyük bir hatadır.

Bu hatanını telafisinin cem evlerinin resmi ibadethane sayılması ve alevi dedelerinin de devlet memuru olmaları ile giderilmesi bir yöntemdir ama bu yöntemin ne kadar doğru olduğu çok kuşkuludur.

***

Alevilere, diğer inançlara ve inaçsızlara karşı negatif bir ayırımcılık yapıldığı doğrudur ama bu hatanın telafisi din hizmetlerinin bütününün, sünni kesime yönelik olanlar dahil olmak üzere, sivil topluma bırakılmasından geçmektedir.

Alevilerin de bu devlet mekanizması içerisinde kendilerine yer aramalarını doğrusu çok şık bulmuyorum.

Din hizmetlerinin sivil topluma bırakılmasının önünde yasal engeller olduğu ve bunun gerçekçi bir çözüm olmadığı iddia edilebilir ama konu sanıldığı kadar basit değildir.

Yasal engeller, şayet meşruiyet taşımıyorsa. aşılmak içindir.

Diyanet-sivil toplum çözümleri arasında da çok sayıda ara çözüm mevcuttur.


30.11.2007

***

Aleviler ve cumhuriyet
29-11-07
YAZAR: TAHA AKYOL
 
Türkiye tekrar köylülüğe ve otoriter rejimlere nasıl 'geri' dönemezse, laikliğin liberalleşmesi taleplerine de 'Alevi Islam'ın tanınma ve saygı görme taleplerine de kulak tıkayamaz.
 
SAYIN Türker Alkan değerli bir akademisyendir; yazılarını zevkle ve bir şeyler öğrenerek okurum. Siyasi görüşlerimiz farklıdır. Dünkü yazısında gördüm ki, 'Alevilik sorunu'nun ortaya çıkışı konusunda da farklı düşünüyoruz.
Sayın Alkan'a göre:
"Cumhuriyet döneminin başlarında 'Alevi sorunu' diye bir şey yoktu. Tersine, Aleviler cumhuriyet yönetiminin bir parçası olmaktan çok mutluydular. Çünkü Osmanlı'dan çok çekmişti Aleviler... Laik cumhuriyet yönetimi Alevilere din ve inanış özgürlüğü tanımıştı."
Öyle mi acaba?
Alkan'a göre, Alevilerin şikâyetleri "Türkiye laiklikten ödün vermeye başlayınca arttı..."
Demek ki, cumhuriyet döneminde de şikâyetleri varmış da 1950'den sonra artmış. Alkan, "Cemevlerinin ibaret yeri olarak tanınmamasını" örnek gösteriyor.
Cumhuriyet döneminde 'cemevleri' var mıydı?
Sayın Alkan'ın çizdiği 'şablon' olgulara pek uymuyor.
Homojen ulus
Aleviler tabii ki laiklikten mutlu olmuştu; her toplumda laikliği ilk benimseyenler azınlıktaki dini gruplardır. Ama "Cumhuriyet Alevilere din ve inanış özgürlüğü tanımıştı" demek, biraz abartılı galiba!
Cumhuriyetin bu yönde özel bir yaklaşımı olmadığı gibi, Diyanet'i Sünni ilmihali üzerine yapılandıran da cumhuriyettir. Bu, cumhuriyetin genel "homojen ulus" yaratma politikasının bir parçasıydı.
Tekke ve tarikatlar yasaklanırken Alevi tekkeleri ve Bektaşi tarikatı da yasaklandı.
Alevilik ve Sünnilikteki popüler sufi akımları, bilimsel tasnifte, 'Halk Islamı'dırlar; evliyalar, kerametler, mistik inanışlar çok önemlidir. Cumhuriyet pozitivizmi ise, Alevi-Sünni ayrımı yapmadan, bunları "hurafe" olarak görmüştür. Tekkelerin kapatılmasının sebeplerinden biri buydu zaten.
Ayrıca, laik Türk Kadınlar Birliği'ni bile kapatan Tek Parti rejiminin bir farklılık olarak Aleviliğe kendini ifade ve kurumlaşma imkânı vermesi sanırım düşünülemezdi.
Üstelik o zaman Alevilerin büyük çoğunluğu bugünkü taleplerini ileri sürecek bir sosyolojik konumda değildi; köylü karakteri ağır basıyordu.
Aynı sebepten, II. Meşrutiyet'in liberal döneminde de "Alevi şikâyetleri" gündeme gelmemişti; birçok Bektaşi Ittihatçı olduğu halde.
Şehir ve demokrasi
Konuyu siyasi şablonla değil, sosyolojik merkez-kenar ilişkileriyle izah etmek daha isabetlidir.
Osmanlı döneminde 'Alevi meselesi' aşiret isyanları biçiminde ortaya çıkmıştı; bu süreçteki "çiftbozanlık" sorununu yarın yazacağım.
Alevilik meselesini bugün gündeme yerleştiren iki esaslı dinamik vardır: Şehirleşme ve demokrasi...
Cumhuriyet döneminde ise "merkez"i oluşturan devletçi seçkinler karşısında, "kenar"daki köylü halk kesimlerinin şikâyet ve taleplerini ortaya koymaları mümkün değildi: Okumuşlardan oluşan sözcüleri yoktu, demokrasi de yoktu.
Bugün türbanı da cemevlerini de ortaya çıkaran faktör; "kenar"daki kitlelerin şehirleşme ve demokrasi sürecinde "merkez"e gelmeleri, "merkez" içinde özgürlük ve saygı istemeleridir.
Türkiye tekrar köylülüğe ve otoriter rejimlere nasıl 'geri' dönemezse, laikliğin liberalleşmesi taleplerine de 'Alevi Islam'ın tanınma ve saygı görme taleplerine de kulak tıkayamaz.
Doğrusu, kırıp dökmeden, insanları rencide etmeden, "müsalemet"le, çağdaş özgürlükleri gerçekleştirmektir.
 
29 Kasım 2007
Taha AKYOL  (Objektif)

Alevi mektupları


AKP hükümetinin Alevi vatandaşlarımıza açılımı konusunda yazdıklarım üzerine yüzlerce mektup aldım. Reha Çamuroğlu'nun girişimini ve AKP'nin açılımını destekleyenler var, eleştirilenler var.
Faks ve mail yoluyla aldığım bu mektuplarda, farklı modelleri savunan Alevi kuruluşlarının birbirine yönelik eleştirileri de yer alıyor.
Fakat Alevi kuruluşları arasındaki görüş farklarını ve karşılıklı eleştirileri yazacak değilim. Alevi kuruluşları arasındaki görüş farklarını derinleştirecek bir tavra girmek istemiyorum. Savunduğum iki genel ilke vardır:
Bir: Devlet 'Alevi İslam'ı da tanımalı, din hizmetlerini Alevi vatandaşlarımıza da sunmalıdır; devletin bütün din hizmetlerinden çekilmesi zamanla oluşacak bir husustur.
İki: Tartışmaların dili 'müzakereci' olmalıdır. Kırıcı ve kutuplaştırıcı dilden sakınılmalıdır. Her konuda savunduğum bir prensiptir bu...
Bu sebeple, falanca Alevi kuruluşları Reha Çamuroğlu'nu destekleyen mektuplar gönderdi, falanca Alevi kuruluşları da eleştirdi diye 'kutuplaştırıcı' bir tarza girmeyeceğim.

Teslim olmak?
Fakat, 148 kuruluşu temsil eden Alevi ve Bektaşi Federasyonu'nun 'cevap' niteliğindeki mektubundan bahsedeceğim. Ben ABF'nin adını vermeden, Çamuroğlu'na "hain" demenin, tartışmada böyle bir dil kullanmanın yanlış olduğunu yazmıştım. ABF adına Murtaza Demir, mektubunda bu konuda diyor ki:
"Reha Bey de çok iyi bilir, Türkmenin Kızılbaş damarı kolay teslim olmaz. Siz Bâtıni Türkmenin varlığını, hakkını, hukukunu tanımazsanız, o sizi hiç tanımaz. 'Çiftbozan' dağlara vurur. Yeniçeri'yi, Babailer'i yazan, Pir Sultan'ı, Şah Kalender'i, Şah Kulu'nu, hatta Baba İlyas'ı yazan Reha kardeşim bunları ne çabuk unuttu? Yoksa bunları inanmadan, 'laf olsun, beri gelsin' tiraj olsun diye mi yazdı? Türkmen, yemek yediği sofraya tükürmez. Hainlikten kasıt budur."
Bu satırları "hain" suçlamasındaki ölçüsüzlüğü hafifletmek için yazılmış sayıyorum, "kardeşim" sözü de güzel.
Fakat Çamuroğlu, "teslim olmak" şöyle dursun, cumhuriyet hükümetleri içinde en geniş açılımı AKP'nin gündeme getirmesini sağlamadı mı?
Murtaza Demir'in bahsettiği "Çiftbozan" meselesi önemlidir, ayrı bir yazıda ele alacağım.

Kendimiz çözmeliyiz
Cem Vakfı'nın protokol listesinde 600'e yakın Alevi ve Bektaşi kuruluşunun ismi var. Hepsinin aynı modeli benimsemesi beklenemez. Görüş farkları yapıcı bir dille konuşulmalıdır. Sayın Murtaza Demir'in mektubundaki şu satırlar yapıcı bir yaklaşımın ifadesidir:
"Birçok eksiği, yanlışı olan, fakat elinden geldiğince düzgün olmaya gayret eden bir federasyon yönetimi olarak, temsil etmeye çalıştığımız geleneksel Aleviliğin ulularının öğütleri, nefesleri ve deyişlerinin ışığında mütevazı çaba içindeyiz.
Derin bir yara olan bu sorunun tedavisi konusunda çaba göstermeye hazır olduğumuzu bir defa da sizin aracılığınızla ifade etme imkânı bulabilirsek, belki bir yararı olur. Gerçekten kompleksimiz ve önyargımız yoktur. En azından bu konuda önyargılı değiliz. Biz bu sorunu burada kendi ülkemiz, devletimiz ve hükümetimizle çözmeye mecbur değil; mahkûmuz...
Bu ülkenin yurtseverleri olarak, hiç değilse bu sorunu emperyalistlerin kullanmasına izin vermemeliyiz..."

      Alevilik Konusundaki diğer haberler için tıklayınız>>>
28 Ekim 2007    Bir gece önce don olduğundan, sabahleyin güneşin ısıtması sonucu yapraklar döküldü. Hava açıktı. Resimde görüldüğü gibi güneşli.    Fakat bu gün, hava sıcaklığı düştü ve rüzgarlı bir havaya yağmur eşlik ediyor.
   Bu akşam, saat 19:00 ile 22:00 saatleri arası Er Tv, Belediyemiz içerisinden canlı yayın yapacak. Bu toplantıya isteyen herkes katılabilecek.  
a.s.
27 Ekim 2007
   
     Aliseydi KIZILDERE'inin kızı Melahat, 23 Kasım 2007 tarihinde nişanlandı. Nişandan çektiğimiz resimler yan taraftadır.
    Nişanlılara Mutluluklar dileriz.
Melahat KIZILDERE'nin Nişanı
27 Kasım 2007            Tanrı, Ayşegül UCAR'ı hayatının baharında, geçen hafta aramızdan aldı.  Ayşegül Aboğ dedenin Bursa'da yaşayan, geçen yıl kaybettiğimiz merhum Hüseyin Ucar'ın torunu. Ayşegül 22. yaşında idi ve kalp krizi sonucu Tanrı'nın Rahmetine kavuştu.
    Merhuma Tanrıdan Rahmet acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
a.s.
 
26 Kasım 2007
Taha AKYOL  Objektif

Aleviler için model?


CHP lideri Deniz Baykal, "Alevilerin çok önemli talep ve şikâyetlerinin olduğunu, buna karşın hükümetin göstermelik şeyler yaptığını" söylüyor.
AKP'li Reha Çamuroğlu'nun önerdiği modeli yetersiz buluyor. Olabilir. CHP de bu konuda kendi modelini ortaya koymalı.
Farklı modeller görüşülerek bir çözüm üretilecektir.
Tuhaf olan, Alevi kesimindeki bazı kuruluşların Reha Çamuroğlu'nu "hain" diye suçlaması, devletin 'Alevi İslam' için din hizmetleri vermesine 'asimilasyon' korkusuyla peşinen karşı çıkmalarıdır.
Farklı görüşler, modeller elbette olacak ve müzakerelerle bir sonuca varılacaktır.
Ama bu meseleyi 'cemaat' kavgasına dönüştürmek yanlış olur. "Hain" suçlaması totaliter bir zihniyetin dışa vurumudur; sorunu çözmez, çözümü zorlaştırır. Hatta böyle keskin tutumlar Alevi vatandaşlarımız arasında da kutuplaşmalara yol açabilir; bundan sakınmak lazımdır.

Din hizmeti...
Çamuroğlu'nun önerdiği model, Alevi dede ve zakirlerine din hizmetlisi kadrosu verilmesini ve bu hizmetlerin kurumlaştırılmasını istiyor. Bunu laikliğe aykırı bulabilirsiniz. Ama "hain" diyemezsiniz. Diyanet'in devlet kurumu olmasını laikliğe aykırı bulan İslamcılar bile var.
Konuyu ihanet-sadakat kavgası çıkmazına sürüklemekten sakınmak gerekir.
Kaldı ki devletin 'Alevi İslam'la da din hizmeti vermesini isteyen Aleviler az değildir.
Madem devlet böyle hizmet veriyor, Alevi İslam için de versin diyen Aleviler az değildir.
İzzettin Doğan hocanın liderliğindeki Cem Vakfı "cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, ibadet için genel bütçeden pay ayırılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi inanç önderlerine kadro tahsis edilmesi taleplerini reddeden Başbakanlık kararının iptali istemiyle dava" açmadı mı?
İzmir'de Avukat Kemal Kırlangıç benzer taleplerle AİHM'ye başvurmadı mı?
Reha Çamuroğlu'nun başlattığı girişimin ana hatları da aynı değil mi?
Sadece "şahsi görüş" olarak Alevi İslam hizmetlerinin Diyanet dışında kurumlaştırılmasını istiyor.
Tartışmaya açık...

Yumuşak dil
Bu talepler niye "hainlik" olsun?! Yanlış bulunabilir, farklı modeller önerilebilir. Zaten tartışarak, görüşerek bir model oluşturulacak. Uygulamaya geçtikten sonra da ortaya çıkan ihtiyaçlara göre düzeltmeler yapılacak. Bütün kurumlaşmalar böyle olur.
Baştan "hain" suçlamasını anlamak mümkün değildir.
Çözüm ararken herkes "eline, diline" sahip olmalıdır. Bu ne öfke, bu ne husumet?!
Bu konuda açılımı AKP'nin yapması kötü değil, aksine özellikle iyidir. İki mezhep arasında tarihten gelen 'soğuk' duyguları gidermek için son derece isabetlidir.
Dil kavgacı olmamalı, müzakereci olmalıdır. Çözüme yürümenin ilk şartı, üslup ve davranışta yumuşak, müzakereye açık ve esnek olmaktır.
Hem özgürlükten, hoşgörüden bahsetmek, hem farklı çözüm önerilerine böylesine totaliterce düşmanlık sergilemek mümkün değildir.
Aleviler de Sünniler de tek fikirli değildir. Özellikle çağımızda şehirleşme, eğitim, orta sınıflaşma gibi sosyolojik dinamikler bütün inanç gruplarını daha da çeşitlendiriyor.
'Kelam' kırıcı ve ayırıcı değil, bağdaştırıcı ve birleştirici olmalıdır.
Hazret-i Hünkâr ne demiş?
"İbret ile bak, hilm ile söyle...

"GÜNCEL,(1) 19 Kasım 2007
 
24 Kasım 2007        Melek MERCANOĞLU'na Münih'te geçirmiş olduğu ameliyattan dolayı geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
   Beldemizin Yukarı Tenci ile Aşağı Tenci Mahallesi altyapı  tesisi kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda kanalizasyona kavuşacak.    
   Bu proje için Belediyemizin DPT'ye yaptığı müracaata, DPT olumlu yanıt verdi ve 12.000,00.ytl şartlı yardım yaptı.
    Yan taraftaki resimdeki görülen iki kamyon PVC boru  bu maksatla alındı. Bu kanalizasyon Yukarı Tenciyi, Aşağı Tenciye bağlayacak ve Fosseptik çukuruna bağlanacak. Fosseptik çukuru, Aşağı Tenci'nin alt tarafında bulunan bir çukurda açılacak.
***




Erdoğan Alevilerin iftarına katılacak
ABDULLAH KARAKUŞ Ankara

   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alevilerle AKP'nin ilişkisini geliştirmek için harekete geçiyor. Alevi olan AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu'nu danışmanı yapan Erdoğan, Alevilerle de sık sık bir araya gelecek. Erdoğan, ilk olarak ocak ayında bin Alevi'nin katılacağı iftar yemeğine katılacak.
'Başbakan Cem evine gidecek'
Alevilerle ilişkileri geliştirme çerçevesinde Erdoğan'ın ocak ayı içinde Alevilerin düzenleyeceği geceye katılacağı öğrenildi. Erdoğan'ın hicri takvimle Muharrem oruçlarına başlayacak Alevilerin iftar yemeğine katılmasının planlandığı belirtildi. Bu toplantıda Erdoğan'ın Alevilerin sorunlarını dinleyeceği ve partisinin Alevilere yönelik açılımını anlatacağı öğrenildi.
AKP Genel Merkezi'nde Erdoğan'ın makam katı olan 8. katta bir oda tahsis edilen ve yemeği düzenleyen Alevi kökenli Çamuroğlu, şunları kaydetti: "Ankara'da bir iftar vereceğiz. Bu 1000 kişilik bir yemek olacak. Başkonuğumuz başbakan olacak. Bu yeni bir açılımdır, gerisi de gelecek. Başbakan'ımız cemevlerine de gidecektir. Gitmesi için de çok neden vardır."
***
Alevilerde AK Parti çatlağı
24 Kasım 2007 Cumartesi 08:51
Hükümetin Alevilere yönelik açılımı bu kesimi ikiye böldü.
Başbakan Erdoğan’ın Alevilere yönelik açılımı, Alevileri yol ayrımına soktu. Alevi kökenli bazı isimleri parlamentoya taşıyan AK Parti, her yıl binlerce Alevi’nin katıldığı Hacı Bektaş-ı Veli şenliklerine alternatif olabilecek Abdal Musa törenleri için hazırlıklar yapıyor.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Turan Eser, “kendi yandaşları üzerinden AKP güdümlü bir Alevi örgütlenmesi yaratılmasına” karşı olduklarını söyledi.

Devletin siyasal İslamcı çizgide bulunan bir Alevi örgütlenmesine gitmek istediğini söyleyen Eser, “Hükümet samimiyse bu işin doğrudan mağduru olan kesimleri dinleyerek, Alevilerin karşı karşıya oldukları sorunların çözümüne cevap arar. Ama gizli ilişki ve ajandaları olanların konu mankeni olmayız” dedi.

SÜNNİLEŞTİRME OPERASYONU

Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan da “AKP’nin gizli bir ajandası” olduğunu belirterek, “Bu yapılan çalışma, devleti Sünnileştirme operasyonudur. AB’nin gözü boyanmaya çalışılıyor, kamufle hareketler bunlar” diye konuştu.
 
***
Erdoğan bir tabuyu yıkıyor
22 Kasım 2007 Perşembe 10:35
Sosyal Demokratların yapmaya cesaret edemediğini o yapacak. Alevilere...
Başbakan Erdoğan Türkiye'nin siyasi tabularından birini daha yıkarak, Muharrem ayında Alevi Cemaati’nin önde gelen isimlerine iftar yemeği verecek.

İftara Alevi dedeleri ve cemaatin önde gelen isimlerinden 200 kişi davet edilecek .

Seçime bir hafta kala İstanbul'daki Alevi Dergahı Erlikbaba Kültür Derneği'ni ziyaret eden Başbakan Tayyip Erdoğan büyük kucaklaşma için bir adım daha atmaya hazırlanıyor. Aleviler'in oruç tuttuğu Muharrem ayında, Alevi cemaatine iftar verecek olan Erdoğan böylece, Aleviler'in iftarına katılan ilk Başbakan olma ünvanını da almış olacak.

200 SEÇKİN DAVETLİ

Bilkent Otel'de yapılacak iftar için çok özel bir çalışma yürütülüyor. Türkiye'de ilk kez verilecek iftar yemeğine 200 civarında Alevi dedesi ve Alevi cemaatinin önderleri ile Aleviler'in kurdukları sivil toplum kuruluşlarının başkanları davet edilecek. İftara, AK Parti içindeki Alevi kökenli milletvekilleri, Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu ile çok sayıda bakanın katılması bekleniyor.
İftar Aleviler'in oruç tutacağı 9-21 Ocak tarihleri arasında Erdoğan'ın programının uygun olacağı gün gerçekleşecek. İftar yemeğinin hazırlıklarını AK Parti’nin Alevi kökenli İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu organize ediyor. Düzenlenecek programda Çamuroğlu’nun yarı sıra Alevi cemaatini temsilen bir iki Alevi dedesine söz verildikten sonra Erdoğan, kürsüye çıkacak.

TÜRKİYE'DE BİR İLK

İftar, Alevi cemaatinin sorunlarını birinci elden hükümete aktarma fırsatını yakalaması bakımından da tarihi bir niteliğe sahip olacak. Türkiye'de ön yargılar ve duygusallıkla bir yere varılamayacağını vurgulayan Çamuroğlu, "Türkiye'de cemaatler arasında birilerinin örmeye çalıştığı duvarları yıkmamız gerekiyor. Toplumların bir birine yakınlaşması, tanıması doğrultusunda, ayrımcı düşüncelerden uzak yaklaşımların gerçekleştirilmesi şart. Bu iftar bunun için önemli bir adım olacak. Türkiye'de ilk kez böyle bir kucaklaşma yaşanacak" dedi.

Kaynak: Bugün
 
 
 
22 Kasım 2007    Sonunda Cem Evi'in çatısına resimde görüldüğü şekilde Bayrağı da diktik. Cem Evi'nin karşısında bulunan resimde de görülen Mevlüt Aslanoğlu parkının bitişindeki Okul binası, Kütüphane yapılmak için onarılıyor. Koryürek'ler inşaatı ile beldemiz insanlarının çeşitli resimlerinden oluşan albümü görmek için yan taraftaki resmin üzerinde bulunan linki tıklayınız.... a.s. Cem Evi ile Beldeden Çeşitli Görünümler
22 Kasım 2007
SİVAS- SOLİNGEN yada
ANKARA- KOPENHANG KIRITERLERİ farkı
      Montesqua,”Hukuk, güzsüz insanın kendini koruma güdüsünden doğmuştur,”der. Bu gün için azınlıklar, güçsüzdür... Bundan dolayı, önce bizler(çoğunluk olmayanlar), hukuktan yana olmalı. Sonra, sonra değil, aslında insanlık hukuktan yana olmalı; çünkü insanlık, kurduğu devlet aygıtları ve bununda ötesinde, uluslar üstü bir yapılanmanın da adı olan “küreselleşme” karşısında hukuktan yana olmalı! Bu bakımdan hukuk, ekmek, su kadar gerekli, hatta insanlık için zorunlu bir ihtiyaçtır, bugün…
     Sivas Katliamı’nı meşrulaştırmak isteyen çevreler; bu ülkenin aydın ve Alevilerinin, Madımak(1993)te yapmak istedikleri etkinliği, beylik deyimle “Müslüman mahallesinde, salyangoz” satmak olarak gerekçeleştirmektedirler. Özellikle, Aziz Nesin’in Madımaktaki varlığı, işlerin çığırından çıkmasının(37 yurttaşımızın yakılmasının) makul gerekçesi olarak gösterilmeye çalışmaktadır…
     Yani kendileri, çoğunluğunu Hıristiyan’ların oluşturduğu Avrupa’nın her ülkesinde mescit, dernek, vakıf... kurabilirken; kendi inançlarını ve ibadetleri açıklamak için dergi, gazete, Tv, İnternet siteleri… kurup kullanırken; her türlü toplantı, gösteri ve propaganda özgürlüklerinden yararlanırken; bu ülkenin Alevi ve aydınlarının, kendi ülkelerinde bulunan bir şehirde,  azınlık olmaları ve aykırı fikirleri ifade etmeye yeltenmelerini, “canice bir cinayetin meşru sebebi” görmeye,  göstermeye çalışmalarındaki paradoksu izah edebilmek akıl karı bir tavır ve tutum değildir.
      Yüce Tanrı; hem Resul, hem de Nebisi olan Hz. Muhammed’e dahi, “Muhammed; sade bir elçidir”(Ali İmran, 143)   “Rabbin isteseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi toptan iman ederlerdi; sen halkı iman etmeleri için zorlamak mı istiyorsun?”(Yunus, 98) “Biz seni, hak ile müjdeci ve sakındırıcı olarak gönderdik.” (Bakara,118 ve Furkan,55) derken; Tanrı’nın Hz. Muhammed’e dahi vermediği, “iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” adına cinayet işleme hakkı(yetkisi)ni kendinde bulanlar; kendi Din ve Mezheplerinin ülkülerinden bihaber ve bir kısmını kullandıkları uygar dünyanın temel insan hak ve hürriyetlerini ayaklar altına alan caniler olarak, tarihimizin(hatta insanlık tarihinin) benzer kara sayfaları arasında büyük bir utançla anılacak yerlerini almışlardır..
***
      Bu gün için uygar dünyanın Temel Hak ve Hürriyet’lerin asli referansı, AB İnsan Hakları Sözleşmesi, BM Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Avrupa Anayasası, AİHM Kararları… özetle Kopenhag Siyasi Kriterleridir…       
     1976 yılında, çocuk pornosu konusundaki bir davanın görülmesi sonucu; AİHM ünlü “Handyside Kararları,” düşünce özgürlüğünü söyle tanımlar: “Düşünceyi açıklama özgürlüğü, bu tür toplumun temel unsurlarından birini, her ferdin gelişiminin ve ilerlemesinin zorunlu kabullerinden birini oluşturur. 10. maddenin 2. paragrafı saklı kalmak üzere, düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan « haber » veya « fikirler » için değil, fakat, devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler içinde geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz.” (Çeviren Prof. Dr. Durmuş TEZCAN DEÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi)
***
      Alevilerin, her yıl büyümekte olan etkinliklerle “Sivas Katliamı”nı kınayarak fikri takip yapmaları, bir kısım medya mensubu tarafından, “kin ve nefreti tahrik etmek…” olarak ta yansıtılmaya çalışılmaktadır…
     Uygar dünyanın bir üyesi olarak Alman Devleti “Solingen Katliamı” ertesinde, katliamı kınamış, ırkçılığı reddetmiş, canilerin peşine düşüp bu evin müze olmasına izin vererek; böylesi bir insanlık ayıbı olan olaydan yüz akı ile çıkmasını bilmiştir.
      Oysaki bizim bu çıkışımız; Devletimizin de diğer uygar ülkeler gibi öz eleştiri yapan; bu ülkede yurttaş olabilmek için ille de “Türk ve İslam” olmak gibi bir zorunluluğun olmadığı, onca yıllık laiklik hamasetine rağmen,  Sivas’ta yaşananlarda devletin zaafı olduğunu, Türkiye’nin 21.yy.’da artık  “Madımak’lar”  görmek istemeyen (buna müsaade etmeyecek olan) ve bunun bir insanlık ayıbı olduğunu söyleyip Alevi yurttaşlarından özür dileyen; Cumhuriyetimizin çoğunluk diktatörlüğü olmaktan çıkışı ve  AB standartlarında Demokratik bir Cumhuriyet olmasına; T.C. Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan yurttaşların hepsinin hem yasa önünde, hem de fiiliyatta eşit, birinci sınıf yurttaşlar olduğu bir hukuk devleti haline gelme sürecine katkı mahiyetinde, bir temel insan hak ve hürriyetini kullanmaktan ibarettir.
      İşte bu yüzdendir, her 3 Temmuz’da bu çirkinliği gün yüzüne çıkarışımız!.. Bu, aynı zamanda sonuçları itibari ile ülkemizi 21.yy.’da kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyenlerin yakıldığı bir ülke görüntüsünden çıkarmak ve inancın ülkülerinden bihaber bir avuç yobazın İslam’a sürdükleri bu lekeden, İslam’ın aklanmasına katkı bakımından da, kin ve nefrete tahrik değil, Alevi-Sünni… kardeşliğine hizmet için daha üst bir kimlik ve çerçeve oluşturma gayretidir de.
      AB’ye başı dik ve onurlu girmek ve Ankara kriterleri ile yolumuza olarak devam ederiz hamaseti… kulağa hoş geliyor.
     84 Yıllık Cumhuriyetimizin Ankara kriterleri, eserleri 45 dile çevrilmiş, ülkemizin ilk ve tek Nobel’li yazarını, düşünceyi suç olmaktan çıkaramadığı için  başını yargı önünde dik tutamadı; bu ülkede Kürt yoktur, herkes Türk’tür diye diye, on binlerce fidanımızın toprağa gömülmesine engel olmadı; İrtica ve Laikliği pelesenk etti; fakat Devletimizi dini hatta mezhebi olan bir Devlet olmaktan ve kendisi gibi inanmayanların yakıldığı bir Ülke haline getirmekten kurtarıp başını uygar dünya karşısında dik tutamadı…
       Yol bir, sürek bin bir… Evet, Yol  can(insan)ın daha zengin ve daha özgür olması ise, sürek bu gün için Sivas’ta Solingen ve Ankara(tüm yurt)’ta ise Kopenhag Siyasi kriterlerini, AB. Hukuku’nu egemen kılmaktır.
       Himmet eylen!..    
 22 Ekim 2007
a.s.
 ***
       Not: Bu yazımız, Yol Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi’ de olan, arkadaşımız Aliekber PEKTAŞ’ın,(geçen hafta burada idi) yazıp gönderirsen, “Alevilerin Sesi Dergisi”nde yayınlayabiliriz demesi sonucu yazıldı… 
      Sevgili Aliekber’in konuşmalarının satır aralarından çıkardığım kadarı ile önerisi biraz daha kapsamlı idi. Fakat, bilgim ve görgüm bu gün için, bundan ötesine müsaade etmiyor...
      www.fethiye-malatya.org’a muhtemelen 2002 yıllarından arada bir haber yazarken, arkadaşım Kazım Yavuz, sitede sana bir sayfa açalım, yazacağın haberleri oraya koyalım, dedi. Bu beni, bu günkü noktaya getirdi.
       Bakalım Aliekber’in  bu önerisinin sonucu nereye varacak. Yazım Dergide yayınlansa da yayınlanmasa da, Aliekber’e bu önerisi ve teşviki için teşekkür ederim.
 
21 Kasım 2007
 
      Geldi gelecek, oldu olacak derken sonunda, olacak oldu ve geldi… Belediye Personelinin bir yıldır beklediği, geçici işlerini daimi kadrolara geçirilme kararı, geçen hafta İçişleri Bakanlığınca onaylandı ve belediyemiz yazı intikal etti.
     Belediyemize intikal eden bilgiye, onaylanan kadrolara göre: Aliseydi SEVİM, İsmet GÜLER, Ahmet DELİKAYA, Resmiye KARASOY, Sonay ER, Bülent PEKTAŞ, Ergün İLHAN, Mustafa ASLAN ile Hüseyin ŞENKAYA geçici işçi statüsünden, daimi işçi kadrolarına geçirilmiş oldu. Belediye çalışanlarına bu değişikliğin hayırlı olmasını dileriz. Birde, bu yasanın anahtar isim olan Başbakanımız Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a teşekkür ederiz.
***
      Geçen hafta, Almanya’da By Pass ameliyatı olan Veli AKKOYUN’a geçmiş olsun dileklerimiz sunar acil şifalar dileriz.
      Fadime KIZILDERE(Bolubeğin hanımı), bu yıl böbrekten, kalpten, gözden… ameliyat oldu. Geçen hafta tekrar hastaneye yatmış. Eve gittiğimde birkaç kadının, imalı bir şekilde “Bolubeğin avradını ikinci kata indirmişler,” diye konuşmasına şahit oldum. Bende, imalı şekilde “cok… cok… iyice yaklaştırdılar desene dedim!”  Onlarda “nereye” dedi? “Morg tam onun altında,  birinci katta,”dedim… Ardından, kadının biri “az çekmedi ki…” diğeri “bir yılda üç dört ameliyat…” bir başkası başını sallayarak, “kadında bir gün görmedi…vb.” demeye baladılar. Oysaki Fadime abla, kalpten dolayı gittiğinde, kalp servisi 10. katta olduğundan, 10. katta yatmış; gözden gittiğinde de, göz servisi ikinci katta olduğundan, 2. katta yatırmışlar. Fadime abla şimdi evinde, haber ilginç olduğu için yazdım.
a.s.
19 Kasım 2007         18 Ekim 2007 yılında  Oberr-Ramstadt Fethiyeliler Derneği, yaptığı Kongre sonucu yapılan yönetim kurulu değişikliğinden dolayı; Derneğimizin bir önceki Yönetim Kuruluna yaptıkları  değerli hizmetlerinden dolayı teşekkür eder,  yeni seçilen Yönetim Kuruluna  başarılar dileriz...
                                                    Habib YÜCEL
                                              Belediye Başkanı
   Not:Yukarıdaki satırların ifade ettiği dilek ve kutlama bizimde duygu ve düşüncelerimize tercüman olan bir ifadedir. Aynı yazıyı, www.fethiye44.de ile www.fethiye-malatya.org ada gönderdim.
a.s.
17 Kasım 2007     Geçen ay kaybettiğimiz merhum Hasan ÖZDEMİR'in yakınları olduğu için, mahallemizdeki bir gurup kadın Gülüstan abla ile Fadik bibinin yanına gittiler. Gideceklerini öğrendiğimde benim işim olması dolaysı ile fotoğraf makinesini Gülender'e  verdim, Fadik bibinin resmini çekmesi için.     Fadik bibi, dediğimizde tanımakta çoğumuz zorluk çekeriz, lakabı ile hitap edersek hemen hatırlanır:"Kavurmalık"  Fadik bibinin gençliğinde kadınların çoğunluğu çalı gibi zayıf, kara kuralar imiş. Fadiki bibi gibi şişman olan kadın az imiş. Bu sebepten dolayı ona "Kavurmalık" lakabını takmışlar. Fadik bibinin yaşı, kızı Gülüstan ablaya bakılırsa 103. imiş. Fadik bibi şimdiki kadınların hepsi:"Kavurmalık" diyor...Fadik bibinini lakabından bahsettim diye yakınları bana darılmasın, Fadik bibi benimde, bibimdir...
   
Fadik ÖZDEMiR/17 Kasım2007
16 Kasım 2007      Eski İlkokulun karşısına yapılmakta olan "Cem Evi"nin resimlerini görmek için, yan taraftaki resmin üzerinde olan yazı linkini tıklayınız.   
    Not:Yan taraftaki resimleri aynı gün ve saatte: www.fethiye-malatya.org ile www.fethiye44.de ye gönderdim.
a.s.
16 Kasım 2007 Cem Evi insaatı
14 Kasım 2007
      Bazen Alevilik ve Sünnilikten bahsediyorum… Alevilik konusunda eh… üç beş kitap okuduk diyecek durumdayız da, benimsemediğimiz İslam’ın farklı yorumları konusunda daha çok kulaktan dolma bilgilere sahiptik. Böyle olunca da, bilmediğimiz bir inanç hakkında ahkâm kesmek biraz değil oldukça ayıp oluyordu.
      Bu yüzden, azda olsa birkaç satır okumalıyız ve eleştirdiğimiz inancın bilmeli ve anlamalıyız diye düşündük… Bu kapsamda en son, Kahire Üniversitesi Profesörlerinden Muhammed Ebu Zehra’nın “İslam’da İtikadî, Siyasi ve Fıkhî Mezhepler Tarihi” adlı kısa bir özet sayılabilecek yaklaşık yedi yüz sayfalık bir kitabını okudum.
      Yazar İslam’ın Ehli Sünnet Ve’l-Cemaat ekolu, bir başka deyimle İslam’ın zahir yanını esas alan mezheplerden birinin cemaatine mensup. Aşağıdaki konularla ilgili olan sözlerimiz Kur’an ve bu bilgiler ışığında olacaktır.
***
      11 Ekim 2007 tarihinde Bizim mahalleden birkaç kadın, her biri kendi adak ve dilek kurbanı olarak 7-8 horoz alıp Nurali Baba’da kesip lokma ettiler. Tanrı dileklerini kabul etsin.
     Burada hassas ifade: Tanrı dileklerini kabul etsin, ifadesidir. Biri, Nurali Baba’dan yada herhangi bir ermişten dilekte bulunur, ihsan beklerse, işte o zaman günah işlemiş olur, bu ifade oldukça yumuşak bir ifadedir, hatta kafir olur din(İslam)dan çıkar… 
      İslam Mezhepleri arasındaki en önemli ihtilaflardan biridir: büyük günah kavramı.  Büyük günahı işleyen ebediyen cehennemde yanacak mıdır, yoksa Tanrı dilerse affedebilir mi yada cennetle cehennem arasındadır da bir süre kalıp, kul yaşarken tövbe etmiş ise bir süre sonra buradan cennete gidebilecek midir?..
     Hz. Muhammet bile, kabrinin tapınağa çevrilmemesi için eşinin odasına gömülmeyi vasiyet etmiş ve oraya gömülmüştür. (Ravza-ı Şerif: Hz. Muhammed'in kabrinin adı)
***
     Aleviler arasında, ermişlerden ve onların türbelerdeki kabrinden dilek dilemek ve onlara kurban adamak… gibi âdet var mıdır, yok mudur? Mesela yetiş Ya Ali… dendiğini çok duymuşuzdur. Fiiliyatta böyle bir uygulama vardır… Öyleyse onlar(nasslara aykırılığından dolayı) dinden çıkmış ve büyük günah işlemişlerdir. İslam açısından bunlar bid’attır. Hatta bu bir bakıma şirktir de.
***
        Kafası karışık Aleviler; hem İslam’ım hem de Aleviyim der. İslam inancı açısında yargı günü bunlar Tanrı’ya: Rabbim, bilmiyorduk Kur’an’ı, Sünnet, Hadisi, İcmayı, kıyas, Maslahatı… ondan dolayı dinden çıktık günahımız büyük, fakat sen Rahman ve Rahim’sin, affet bizi mi diyecekler yoksa herkesin bildiği Kur’an ve Sünneti… biliyoruz fakat Kelâmını değiştirmişler, biz kimsenin bilmediği asıl kelamı mı uyguladık mı diyecekler veya (haşa) Rab, aslında böyle böyle söylemeliydin; oysaki sen şöyle- şöyle söylemisin diyecek komik bir acz ile iyice küfre mi düşecekler?..
      Başka bir yol daha var tabii… Ben insanlık âleminin, hiç kimsenin bana veremeyeceği ve elimden alamayacağı temel hak ve hürriyetlere sahip onurlu bir üyesi olarak, kendi inancımı, amelimi ve hayalimi; benim gerçek duygularıma, düşüncelerime, inancıma ve umutlarıma tercüman olmayan (başka)bir inanca göre açıklamak zorunda olmayan bir dünya vatandaşıyım...  
     Ben bir Alevi’yim… Ben ancak inancımı, ibadetimi ve amelimi…  kendi inanç ve düşünce sistematiği içinde ele alır ve izah ederim… Diyebileceğimiz günlere kadar, yukarıda verdiğim örnekteki gibi bocalayıp duracağız. Umutluyum! AB uyum çalışmalarımızın hızı, bizleri bu hedeflere daha kısa zamanda ulaştıracak…
a.s
10 Kasım 2007-Nurali Baba
13 Kasım 2007
Filiz ıle Satılmış
         Nefretin aşka, baskının özgürlüğe, cehaletin bilgiye, savaşın barışa karşı hayasızca sesini yükselttiği günler bu günler ve biz umuda, isyanı, aşkı, cesaret ve özgürlüğü bulduğumuz
      İçin, sizinle bir arada bu mutlu günümüzü paylaşmaya tüm dostlarımızı davet ediyoruz.
   
   Anne ve Babası                               Anne ve Babası       Yeter-Hasan KAYA                      Sabiha- Hüseyin ÖZBEY

Yer: Dilan Düğün Salonu/ Malatya
Tarih: 18/11/2007-Saat:13:00
Tel:0 422 322 39 82
Fax:0 422 326 26 76
 
         Çiftlere Mutluluklar dileriz
 Not:Yukarıdaki satırlar düğün kartının üzerindeki yazının aynen aktarılmış halidir.

     Aliseydi KIZILDERE’nin kızı Melehat KIZILDERE ile Muammer(Kartıllı) 11 Kasım 2007 tarihinde nişanlandı.
     Nişanlılara mutluluk.
-------------------------------------------------------------------------
       Geçen hafta bol yağmur yağdı. Yani çiftçiler memnun. Buna rağmen havalar serin. Bu güneşli havada KORYÜREKLER’in son kat inşaatının çimentosu dökülüyordu.    Çektiğim resimleri görmek için yan taraftaki linki tıklayınız.
a.s.
Koryüreklerin İnşaatı
06 Kasım 2007      Esnafın işi kesat. Resimde görülen genç, Erdal'ın oğlu Seydi Ali. Paralı vatandaşın Malatya'daki marketlerden alışveriş yaptığını, geriye kalanınsa kendilerine borçlu alışveriş yapmak için geldiğini söylüyor. Bunlara da kredi açılmasa işlerinin iyice kötüleşeceğinden yakınıyor.     Aynı resimde görülen Hasan ASLAN'ın ise, demir doğrama dükkanında iş olmadığından, bakkalda oturarak, karşı tarafta bulunan dükkanına müşteri gelmesini gözlüyor...
    Minübüscüler ise dört gözden ağlıyor; şu Almancılar gitti, bizim işimiz bitti. Sermayesi bile kurtarmıyor artık, gidiş gelişimizin diyorlar. Mart -Nisan ayına kadar bu işlerin ölü olduğunu söylüyorlar.
***
     Hocamız Hüseyin ŞAHİN ile Tenci Mahallesi Muhtarımız Ali Asgar AYDOĞAN arasında, merhum Abuseyif  SEVİM’in defin sürecinde çıkan tartışma, mahkemeye intikal etmişti. 
      Ekim ayında devam eden yargı süreci, hocamızın hakaret ettiğinin şahitlerle ispatlanması dolaysı ile Temyiz yolu açık olmak kaydıyla 1.740,00(yaklaşık bin euro) tazminat ödemesi kararı ile sonuçlandı. Bunun haber değeri nedir ki diye düşünenler olabilir!
     Bu yazının haber değeri; “muhtarlık” ile “imamlık” makamının geleneksel açıdan vasat, sıradan insanlar arasında benzer bir tartışma, hakaret, kırgınlık, kavga, hak ihlali… çıktığında, gerçekleştiğinde akıl danışılacak, yol gösterecek,  cahil cühelaya yeni-yeni kapılar açıp hedefler gösterip ayıptır, bunlar bize yakışmaz, yanlıştır… diyecek “çözüm makamları” olmalarıdır…
       Bu ise, bu makamlarda bulunan büyüklerimizin kafa yapısını yansıtan “esef verici” bir örnek, olmaları bakımından altı çizilmeye değer bir olgudur!..
***
    İki gündür havalar yağışlı ve rüzgar esmekte. Soba dumanları tütmeye başladı, kışlıklar çıkarıldı. Fakat yağmur çiftçiler için tatminkar olmaktan uzak.
04 Kasım 2007     Geçen Cuma günü, Bektaş İLHAN(Hünkar) ani bir rahatsızlık sonucunda, hastaneye kaldırıldı.     İki gündür yoğun bakımda imiş. Kardeşi Aliseydi'den bu gün sağlığının iyiye gittiği haberini aldım. Bu gün-yarın yoğun bakımdan çıkabilirmiş.
    Hünkar'a geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
a.s.
 

Sample text

Sample Text

Sample Text