Social Icons

16 Kasım 2012 Cuma

Park Çalışması... Malatya Fetiye



Beldemizin Cumhuriyet Mahallesi, eski yer adı kerpiçlik olan mevkiide belediyemiz bir park ve düğünde yapılacak komple bir tesis yapmakta. Parkta hem çocuklar için kaydıraklar, salıncak olacak hemde büyükler için spor aletli ve dinlenilmesi için çardaklar olacak. Bu alanın etrafı beton duvarlar ile kaplandı. Aşağı, okul yönündeki bir noktaya bay ve bayanlar için büyük WC. ve yukarısına bir sahne zemini ve kafeterya vb. amaçlar için kullanılacak bir yapı çalışması devam etmekte. Uygun bir yerine fıskiyeli bir havuz ve bu parkla uyumlu şekillerde olacak ağaç ve çiçeklendirme yapılacak.

Hürriyet mahallesinde ise baba adları "Kalenderin İhsan" olarak bilinen, bahsi geçen ailenin çocuklarından Yusuf abi ( İLHAN) belediyemize gelerek, iki yıl kadar önce kendilerine ait olan arsayı üzerine park yapılmak şartıyla bağışlamıştı. Bu arsanın yerine yukarıdaki resimde görüldüğü gibi bir park yapılmakta. Yusuf abiye ve Kalender'e bu hususta teşekkür ederiz.

Parklar ilkbaharda bittiğinde özel çekim yapıp bu albümlere ilave edeceğiz.




Aşağıdaki resmi görünce, insanın Tanrı nelere kadir? diye sorası geliyor. Bir gün önceki yağmur da Mehmet abi başına 5 metrelik laylonu geçirip şemsiye ediyor, bir gün sonra ise güneşli havanı tadını çıkarıyor.

Hayatımızda da durum böyle, her gecenin bir şafağı var...





Aliekber Pektaş / İdam, Kürt’lere karşı bir santajmı


İdam, Kürt’lere karşı bir santajmı?

Sevgili okuyucular,

İdam, Kürt’lere karşı bir santajmı? Son günlerde AKP ve başbakan R.T. Erdoğan, idam sakızını bolca
çiğneye durmaktadır.

Kürt gençleri, ülkenin bir çok alanında, Türkiye Cumhuriyetinin ve AKP iktidarının uyguladığı faşizmi,
bedenlerini ölüme yatırarak protesto etmektedirler.

Ülkenin istisnasız tüm ceza evlerinde, Kürt kökenli tutuklu ve hükümlülerin başlatmış olduğu, açlık
grevleri artık ölüm orucuna dönüşmüştür. AKP iktidarı ve başbakan R.T. Erdoğan, açlık grevinde
bulunan, tutuklu ve hükümlü eylemcilere karşı sürekli olarak santaj yapmaktadır.

Açlık grevinde olanların, ‘şov’ yaptıklarını, aslında, ‘kuzu kebabı’ yedikleri ve devlete, ‘santaj’
yaptıklarını sık, sık tekrarlamaktadır.

Başbakanın son dönemlerde alışkanlık edindiği bir vaka vardır. AKP, başbakan R.T. Erdoğan, kim’ki,
demokratik yollardan haklarını talep etse, hak talebinde bulunanlara karşı sürekli olarak santaj
silahını kullanmaktadır.

İşçiler, emekçiler, sendikalar bir hak talebinde mi, bulundu. AKP, başbakan R.T. Erdoğan bir vesile ile,
işçilere, emekçilere veya onların örgütsel gücü olan sendikalara karşı, bir santaj’da, bulunma yolunu
tercih etmektedir.

Aleviler Cem evleri ve yasal hakları konusunda bir talepte bulunsa. Bu talepler karşısın da, sanki bu
üleknin başbakanı değilde, sadece kendini seçenlerin başbakanı edasıyla, karşı girişimde bulunarak,
santaj yapmaktadır. Sunni damarı tutmaktadır.

Aynı başbakan, AKP, Avrupa ülkelerinde, gezilere ve davetlere gittiklerinde, ‘demokrat’ geçinmekte
ve nerdeyse, bulundukları ülkelere, ‘ders’ vermeye kalkıyorlar. Dışarda, ‘demokrat’ içerde faşizmi
uyguluyorlar.

AKP, Başbakan R.T. Erdoğan, idam mesajlarıyla aslında, Kürt’lere, açlık grevinde bulunan, tutuklu,
hükümlülere ve dışarda bu eylemlere destek sunanlara santaj yapmaktadır.

Açlık grevlerinde ve ölüm orucuna bedenini yatıranların, taleplerine kulak vereceğine, onlara
gerekirse, ‘idam cezasını’ geri getiririm diyerek, ‘gözdağı’ vermektedir. Santaj yapmaktadır.

Santaj olarak, idam tartışmalarını’da, Kürt surununun tartışılmasın da kullanılması ve ortamı germesi
kabul edilir bir davranış değildir. Bir başbakandan çok, bir diktatör ve kana susamış cellat gibi
davranması, Türkiye halkı tarafından tavsip edilmemektedir.

AKP kadroları iki yüzlü davranmaktadır. Başbakn, R.T. Erdoğan, Bekir Bozdağ vb. ler. İdam mesajlarını
sık sık verirken, Bülent Arınç ve çevresi, yumuşak mesajlar vererek durumu, ‘idare’ uğraşı içindedirler.

İki yüzlüdürler çünkü, başbakan R.T. Erdoğan, ‘ idam-idam’ diyerek kendini yırtnırken, Dış işleri
bakanı, Ahmet Davutoğlu, İtalya’da, köşeye sıkıştığında, ‘’başbakan aslında, Norveç’teki katliamı
vurgulamak istemiştir’’diyerek, ikiyüzlülüğünü devam ettirmektedir.

İkiyüzlü ve santajcıdırlar. Çünkü, Türkiye nin taraf olduğu, uluslararası ve Avrupa konseyi
müntesabatları idam’ı, yasakalamaktadır. Türkiye nin kendi iç hukuku’da, idam yasalarını ön
görmemektedir. Bütün bunlara rağmen, idam cazasından söz etmek, demokrasi güçlerine karşı santaj
olmaktan ileri gitmemektedir.

Bir taraftan, Avrupa ile bütünleşmekten sık-sık bahs edeceksin, bir taraftan da, ‘idam cezasını’ geri
getiririm, düyerekten santaj yapacaksın. Yemezler baylar.

İdam tartışmasının eksenine, PKK lideri, Abdullah Öcalan’nın, idam edilmesini koymak biraz
toplumla dalga geçmek anlamına gelmektedir. Türkiye’de, AKP ve yandaşları tekrar idam’la ilgili
düzenlemelerde bulunsalar dahi, geriye yönelik olarak, bir yasanın işletilemeyeceği, hukukçular
tarafından sık sık vurgulanmaktadır. Öyleyse buda bir santaj’dır.

Kısacası, açlık grevleri karşısında köşeye sıkışan, AKP iktidarı ve başbakan, R.T. Erdoğan, santaj
yapmayı yeğlemektedir.

Açlık grevinde bulunanların talepleri, haklı ve demokratik taleplerdir. AKP ve R.T. Erdoğan’ın, bütün
santajlarına rağmeni kazanacak olan, demokratik yollardan haklarını talep edenler, olacaklardır.

Ana dilde savunma, ana dilde eğitim hakkı ve cezaevlerinde tecritin son bulması, gayet doğal
demokratik haklardır.

Kazanacak olan, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı, bedenlerini hiçe sayarak ölüme yatıranlardır!

Kaybedecek olan, AKP ve R.T. Erdoğan’ın, santajcılıkları ve ikiyüzlülükleridir!

Aliekber Pektaş 14.11.12

14 Kasım 2012 Çarşamba

Aliekber Pektaş : Devlet katliamlarını gizleyemiyor


Devlet katliamlarını gizleyemiyor!

Sevgili okuyucular,

Devlet katliamlarını gizleyemiyor! Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir çok katliamdaki payını artık,
gizleyemediği ve hasıraltı edemediğini gözlemlemektedeyiz. Devlet içinde organize olmuş katiller
ve katillerin giriştikleri, sözüm ona, ‘faili meçhul‘ aslında faili devlet, katliamlar tek-tek ortaya
çıkmaktadır.

Bir dönemim katliamlarında yer almış olan ve devlet adına katliamları organize etmekte kendini
yetkili kılan bir katilin suçunu itiraf eden belgeleri basına yansıdı.

12 Eylül kasabı Kenan Evren’in, özel dosyaları arasında bulunduğu iddia edilen belgeye göre, 1970’li
yıllarda, Malatya ve çevresinde Alevi ve devrimci demokrat güç ve bireylerin katledilmesinde
üstlendiği katliamlar anlatılmaktadır.

Türkiye’de, bu ve benzeri katillerden bolca bulunduğu bilinmektedir. Bu pimli katil kendi yaptıklarıyla
yeterince övünebilmektedir. Kendi deyimi ile, Amerikan maşası katil, atası Yavuz’danda, feyiz aldığını
açıklamaktan geri kalmaktadır.

Bu ve benzeri katillerin, bir özelliği vardır. Katiller ellerinde bulundurdukları güçlerini
kaybettiklerinde, dar’a düştüklerinde, herşeyi inkar etmek yolunu seçmektedirler. Güçlü olduklarında,
halka zulüm etmekten çekinmeyen bu katiller sürüsünün, dar’a, düştüklerinde, ne kadar
zavallılaştıklarını ve kendi varlıklarını dahi inkar yolunu seçtikleri bilinmektedir.

Katil sürülerinin, ‘hatırlamıyorum‘ ‘bilmiyorum‘ ‘hafızamı kaybettim‘ açıklamaları, bunların ‘güçlü‘
olduklarını zannettikleri dönemlerde, ne kadar’da, kağırttan kaplan olduklarının bir göstergesidir.

Pimli katil, Refet Küçüktiryaki’ninde, baş vurduğu taktik aynıdır. Pimli katil aslında bir zavallıdır.
Kendini savunamayacak kadar acizdir. Çünkü ağababalarının kendisine sağladığı güç, elinden gitmiştir.
Ağababaları bu gibi katillere, işleri bitttiğinde, ‘sokak köpeği‘ muamelesi yapmaktadırlar.

Refet Küçüktiryaki, elinde bulundurduğu, ‘güce‘ güvenerek, ‘kızılbaş alevilere‘ hoyratça davrandığı
itiraf eden, ‘övünme‘ belgesini ağababalarına sunar.

Vatan Gazetesin‘de yayınlanan belgeye göre; ‘‘Beni Emniyet Genel Müdürü yapan, Başbakan Süleyman

Demirel değildir. Ben, beni keşfeden Amerikan Hükümetinin Ankara temsilcilerince tavsiye üzerine bu göreve

atandım‘‘

Katilin kendi itirafında, emperyalist sermaye çevrelerince göreve getirilfdiğini ve kendisine güvence olarakta,‚‘ABD‘
eperyalizmini göstermektedir.

Devamla; ‘‘Türkiye’de ilk defa resmi olarak Alevi-Kızılbaş soykırımını devlet adına başlatan benim. 1976
yılının Ocak ayında Malatya Beylerderesi olayından sonra, Malatya il merkezindeki 40 bin Alevi Kızılbaş’a kan
kusturdum.‘‘

Katilin itirafı O’kadar, ‘cüretkar ki‘ Malatya Beyler deresinde, hiç bir günahı olmayan devrimci gençler, Yusuf Ziya
Güneş, İlker Akman ve Hasan Basri Temizalp, 26 0cak 1976 yılında hunharca katledilmişlerdi.

Suçları, sadece devrimci olmak, halklarına saygı duymak, emekten yana omak, sömürü ve talancı düzene karşı
olmak. Bu gençlerin, Refet Küçüktiryaki ve ağababaları tarafından katledilmeleri için yeterliydi.

Pimli katil suçlarını itiraf devam ediyor; ‘‘Yavuz Sultan Selim’den sonra en büyük Alevi Kızılbaş düşmanı benim,
bunu ispat ettim ve ispat etmeye de devam edeceğim. Ben, Beylerderesi olayları sırasında yanımda Malatya
İl Jandarma Komutanı Albay olduğu hâlde ‘Malatya’daki tüm Alevi-Kızılbaş köyleri ortadan kaldırılmalı’ dedim.
Benim sözlerimi Mayıs 76 tarihli Halkın Kurtuluşu adlı dergi yazdı‘‘

Katil, atası olan Yavuy Selim’in, Kızılbaş Alevilere olan düşmanlığını devam ettirmekte kararlı ve öylede
davranıyor. Katil atası olan, bir diğer katil Yavuz Selim’i, aratmayacak davranışlarda bulunduğunu itiraf etmekten
çekinmemektedir.

Katil katliamların da, yanlız değil; ‘‘Şu anda Emniyet Genel Müdürüyüm. 76 yılında ben Malatya’da Valiyken
Malatya Emniyet Müdürü olan - ki o da en az benim kadar Alevi-Kızılbaş kasabıdır- Abdülkadir Aksu’yu yardımcım
yaptım. Ankara’da Alevi-Kızılbaşların oturduğu “Kurtarılmış Bölge” adlı semtlere kan kusturan Reşat Akkaya’yı
Ankara Emniyet Müdürü yapan benim. Sıkıyönetim Komutanının emriyle görevden alındı. Zannedilmesin ki,
pasifize oldu, gölgede kalarak gerçek Ankara Emniyet Müdürü yine o olacaktır‘‘

Katil, katliam ve düşmanlıklarında anlaşılan yanlız değil, bir dönemin Vali, İçişleri bakanı, emniyet müdürü ve
bugün hala AKP milletvekil, Abdulkadir Aksu, katille birlikte hareket edip, kinlerini kusmaktadırlar.

AKP’nin Kızılbaş Alevilere ve devrimci demokratlara düşmanlığının nedenelerini daha iyi anlamamız için.katillerin
işbirliği yaptıklarını gözlemlemekteyiz. Birbirlerini ödüllendirmek için, ‘kasap‘ oldukalrının itirafınıda eksik
etmemişler.

Katil, ‘güç‘ gösterisinde bulunmaktadır. ‘‘: Beni hiçbir kuvvet yerimden söküp atamaz, ne Başbakan ne
Cumhurbaşkanı ne de bir başkası. 1981 seçimlerinde Adalet Partisi’nden Malatya milletvekili adayıyım. Beni silah
kaçakçılığıyla suçlayanlara şunu söylemek isterim ki; Ben, Bulgaristan üzerinden gelen komünist silahlarla Alevi
kasaplığı yürütmüş adamım.‘‘

Katillerin ellerinde, ‘güç‘ olduğunda, ‘arslan‘ kesildiklerini gözlemlemekteyiz. Iktidar erkini arkasına alan katiller
sürüsü, kendilerini, ataları Yavuz Selim kadar, ‘güçlü‘ hissetmektedir. Ama tarihe katil olarak geçecekelrini, tarihin
çöplüğünde yer alacaklarını unutmaktadırlar.

Katillerin, ‘‘vatan millet sakarya‘‘ nutuklarının, aslında yeşil ABD dolarının arkalarındaki güç olduğunu iyi
kavramalıyız. Bunlar, ‘vatan‘ sevgisi olarak, her türden kirli ilişkilerin, uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı vb.
Olarak algılanmaktadır.bulgarla olan ilişkileri bunun açık kanıtıdır.

Katiller ellerindeki gücü kaybedince, inkar ve tavuk gibi sinmeyi tercih etmektedirler; ‘‘Komisyon Başkanı Nimet
Baş, “Kenan Evren’in resmi arşivinde tutulan Cumhurbaşkanlığı belgelerinden okuyorum” diyerek açıklama
yapmasını istediği Küçüktiryaki, imzalı mektubu, “Haberim yok, bu mektup benim değil. Ben Eskişehirliyim.
Eskişehir’de böyle şey yoktur. Alevi-Sünni hikayesi yoktur” diyerek reddetti. Baş komisyon üyelerine, sözkonusu
mektubun, 1979 yılında bir senatörün odasında yapılan arada sonucu elde edilmiş bir belge olduğu bilgisini iletti‘‘

Görüldüğü gibi katil, 1970 yıllarda olduğu gibi ‘güçlü‘ değil. Ağababalarıda sahip çıkmıyor. Yaptıklarını inkar
ediyor, çamura yatıyor. Ne hikmetse, tıpkı kendinden önceki katiller gibi, hiçbirşey hatırlamıyor. Mesala Ankara
emniyetinde, işkence ile ünlenmiş, bir bölüm olarak görev yapan, DAL’ın, ne olduğunu,‚‘bilmiyormuş‘?

Korkunun ecele faydası yok diyen bir halk sözü vardır. Bu halk, bu katilin ve katillerin yakasını bırakmayacaktır.

Katil devlet himayesinde; “Türkiye’de ilk defa resmi olarak Alevi-Kızılbaş soykırımını devlet adına başlatan benim.
1976 yılının Ocak ayında Malatya Beylerderesi olayından sonra, Malatya il merkezindeki 40 bin Alevi Kızılbaş’a
kan kusturdum.‘‘

Hep söylediğimiz ve yazdığımız bir gerçek vardır. Katliamlar devlet tarafından planlanıp, organize edilmektedir.
Bu nedenle katliamın düzenlenemsinde, organize edilmesinde rol alanlar, devlet tarafından, kollanıp
korunmaktadır. Bu olayda’da, gerçekler gün ışığı kadar net görünmektedir.

Gerek Osmanlı ve gerekse de, Cumhuriyet tarihi boyunca, Kızılbaş Alevi katliamlarında, devlet eli, maşalarını
kullanarak yapılmıştır.

Öyleki, katiller yaptıklarını gizleme gereğini dahi duymuyorlar. Bu nedenledir ki, katillerin yazdıkları, katliam
raporları, devlet başkanlarının kasalarında ve başbakanların gizli kasalarında muhafaza edilmektedir.

Maraş katliamının belge ve raporlarıda, dönemin başbakanı, Bülent Ecevit’in, kasasından çıkmıştır. Bu bir gerçeği
aydınlatmaktadır. Devlet, Kızılbaş Alevi ve devrimci demokratların katliamında baş aktördür.

Pektaş Aliekber

13.11.12

Malatya Fethiye Haritası - Google'den...


Daha Büyük Görüntüle

13 Kasım 2012 Salı

Aliekber Pektaş - Ulus devlet ve devletin bütünlüğü


Ulus devlet’ ve ‘devletin bütünlüğü’!

Sevgili okuyucular,

‘Ulus devlet’ ve ‘devletin bütünlüğü’! Son günlerin en aktuel tartışmlarından olan, ‘ulus devlet’ nedir? ‘Devletin  bütütnlüğü’ Neden son günlerde tartışmanın merkezinde yer almaktadır.
Mevcut Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapılanması, sistemin kendi varlığını tartışır duruma getirdiğinden, ‘ulus devlet’ yapılanması artık toplum nezdinde yıpranmakta ve tartışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, artık kendi varlığını Türk etnik kökenli devlet yapılanmasını esas alarak ayakta tutması, olası değildir.
Bu nedenle, Türk etnik kökeni üzerine yapılanan Türk, ‘ ulus devleti’ politikası iflas etmiştir. Bu iflası görmek istemeyenlerin, ‘ulus devlet’ ‘ulusal bütünlük’ gibi söylemleri son çırpınışlarıdır.
 Aslında bu çırpınışların, kendilerini bu devletin çürümüş ve kokuşmuş yanlarını sahiplendiklerini kavramaktan uzaktırlar. Bu tarz algılamaları etnik kökenli devletlerin günümüzde yaşamasının zor olduğunu kavramaya karşı,  bir kesimin çırpınışları olarak görmek durumundyız.
Kendine, Profesor, Dr, Siyaset Bilimci ve Sosyolog olduğunu , ‘iddia’ eden bir çok kelli, felli insanlar, yüzleri kızarmadan, uluslar arası litaratürde yer alan ulus kavramınıda ters yüz ederek, Türk Devletinin ırkçı yaklaışımını,’aklama’ uğraşı içindedirler. Bu davranış içinde olan insanların, adlarının önüne takılan titillerinin, Profesor, Dr. Bilim Adamı  sıfatları sorgulanması gerekmektedir. Topluma, adlarının önüne aldıkalrı titillerini kullanarak, ‘bilim adamı’ sifatıyla, yalan yanlış bilgileri sunmaları, bir O’kadar’da, ürkücüdür.
Peki öyleyse, nedir bu ‘ulus devlet’ neden Anadalu coğrafyasında yaşayan, farklı dilleri, farklı kütürleri, farklı ruhi şekillenmeleri, farklı ikisadi şekillenmeler ve farklı folklorik objelere sahip olan, insan topluluklarına, neden topluca, ‘türk ulusu’ denmektedir.  
Gerçekten, Anadolu coğrafyasında yaşayan değişik etnik kökenli topluluklar ‘Türk’dür?  
Anadolu coğrafyasında, 15 milyonu aşkın Kürt ulusu, nasıl olurda bir başka ulusun içinde ifade edeceksiniz. Bu yetmiyormuş gibi, anadolu coğrafyasında yaşayan milyonlarla ifade edilen, çeşitli milliyetlerden azınlıkları bir çırpıda yok sayacaksın ve herkesi, ‘Türk’ yapacaksın. Böyle bir bilim veya bilim adamlığı olurmu?
Türkiye Cumhuriyeti Devletine hakim olan sermaye çeverelerinin, resmi tarihini, ‘allayıp pullayıp’ topluma sunmak, bilim adamlığı ile bapdaşmaz.
Bilim, şu veya bu devletin, resmi tarihi ile açıklanamaz. Bilim, bilimsel verileri, uluslar arası kabül görmüş verileri  evrensel beyanları esas alarak topluma sunulmalıdır.
Bir toplumu, bir ulusu ve O’ulusu var eden nedeneleri, yoksayarak bilimsellik olmaz. Bu olsa olsa, bilim adına yapılan, işgüzarlıktır.
Uluslar arası litaratürde, ulus kavramı, aynı topraklar üzerinde yaşamak, aynı dili paylaşmak, ortak bir iktisadi yapıya sahip olmak, aynı kültürel yapılanma içinde, ruhi şekillenmeleri ve folklorik yapılanmaya sahip olan topluluklara, ulus, millet veya nation denir.
Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasında yaşayan, birden fazla ulus ve ulusal azınlıklar mevcuttur. Farklı dillere, aynı toraklar üzerinde bir arada yaşayan, ortak bir iktisadi ilişkiler içinde bulunan, birbrinden  farklı kültürel yapılanmaya sahip uluslar vardır.
Bunlar, Türkler, Kürtler ve yukarda uluslar arası litaratürde yer alan özelliklerin bir kısmını zamanla kaybetmiş ulusal azınlıklar varlığını hala korumaktadırlar. Ermeniler, Yahudiler, Lazlar, Rumlar, Ezidier, Süryaniler vb. Ulusal azınlıklar, bütün asimilasyon politikalarına rağmen, varlıklarını korumaktadırlar.
Anadolu coğrafyası açısından bir zenginlik olarak kabul edilen, bu gerçekliğimizi, ‘ulusal devlet’ adına yoksayanların, bilim adına konuşmaya hakları yoktur.
‘ulus devlet’ herkezi, ‘Türk ulusu’ içinde ifade etme gibi, bilimsel olmayan veriler, aslında farklılıkları asimile etme politikasının kendisidir.
Şu gereçeği kabüllenmek, Türk milliyetçileri açısından acıda olsa, zorunluluktur. Kürtler yulkarda saydığımız kriterlere sahip, farklı bir ulustur. Bu nedenlede, Kürtlerin hakları teslim edilmelidir. Bin yıla yakın bir zamandır, bir arada yaşayan ve Türk, Kürt ve azınlıklara sahip milliyetlerin bir arada barıış içinde yaşamalarını, sürekliliğini kılmalarının biricik yolu, her ulus ve azınlıkların özgürce kendini ifade etmesinden geçmektedir.
Coğrafyamızda yaşayan toplulukların kendi dillerini konuşmasını ve eğitim almasını, ‘ulsal bütünlüğe’ darbe olarak algılayanların iki yüzlülüğünü görmek durumundayız.
Balkanlar ve batı avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin, ‘ana dilde’ eğitim görmelerini savunan, ama kendi ülkelerinde buna karşı duranların samimiyetine nasıl inanabiliriz.
‘Ulus devlet’ ‘ulusal bütünlük’ ülkemizde sermayenin çıkarlarının kar topu gibi yuvarlanarak büyümesi doğrultusunda manüpilasyon aracı olarak kullanılmaktadır.
Ülkenin yeraltı yerüstü zenginlik kaynaklarını çok uluslu şirketlere pazarlarken, ‘ulusal bütünlük’  ‘ulusal çıkarlar’ akkıllarına dahi gelmemektedir. Ülkemizde yaşayan farklı ulus ve ulusal azınlıkların doğal çıkarlarına gelince, arslan kesilmelerini anlamak güç olsa gerek.
Bu nedenle, ‘ulusal devlet’ ve ‘ulusal bütünlük’ şartlanmalarıyla hareket eden çevrelerin, ‘milliyetçi’ duygularla, toplumu yönlendirme çabaları, aslında ülke bütünlüğüne daha çok zarar vermektedir.
Demokratik ülkelerde, ülke coğrafyasında yaşayan, uluslar ve azınlıkların haklarının verilmesi,  toplumsal huzur ve barış içinde bir arada yaşamanın olmaz, olmazlarındandır.
Bölücülük, ayrımcılık, toplumda farklılıkları inkar eden ve yoksaymanın kendisinden kaynaklanmaktadır. Toplumda, farklı etnik kökenlere, farklı inançlara dengeli yaklaşmamak, ve aralarında ayırımcılık yapmak, ‘ayrışmayı ve bölünmeyi’ körükler.
Ülke bütünlüğü ve ülkede yaşayan toplumun bir arada yaşaması arzulanıyorsa, ülke coğrafyamızda yaşayan tüm ulus ve azınlıkların hakları teslim edilmelidir!
Aliekber Pektaş
12.11.12

11 Kasım 2012 Pazar

Malatya Fethiye'de YAĞMUR -11,11,2012




Geçen gece başlayan yağmur, bu gün saat: 16,00 sıralarına kadar yağdı. Yağmur kuvvetliydi ve ekinler için acil olarak yapması dileniyordu.

 

Sample text

Sample Text

Sample Text