Social Icons

26 Aralık 2008 Cuma

Malatya Fethiye: 2008 yılı Aralık Ayı Haberleri

                                    2008 yılı  Aralık Ayı Haberleri


                                                
 

   İsmail AYDOĞAN(İsmail Dede) bu gün Hakka yürüdü...  Merhuma Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
 
30 Aralık 2008
 

   Hasan ASLAN(Salman İNCE'nin dayısı) bu gün(29 Aralık 2008) Hakka yürüdü...  Merhuma Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
     Merhum'un naaşının Almaya / Köln'den 30 Aralık akşamı getirildi ve 31 Aralık 2008 tarihinde ise merhumun defin edildi.
  
 
31 Aralık 2008



   Melek Mercanoğlu, aylardır tedavisini görmekte olduğu hastalığına yenik düştü ve bu gün Hakka yürüdü...  Merhumeye Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.29 Aralık 2008
Dünkü ve bu günkü resimleri tek albüm olarak ekledim.
    
   Bu sabah, kar yağışı başladı, hala devam etmekte.
 
30 Aralık 2008
       90. yılda 90 bin şehit anılıyor’ girişiminin temsilcisi Prof. Bingür Sönmez’in ‘zaman geçirilirse Sarıkamış’ta yitirdiklerimizin şehitliklerinin de tamamıyla kaybolacağını’ hatırlatan 2004 tarihindeki mektubunda ne deniyordu: Bildiğiniz gibi 1914’te yaşanan bu dram 22 Aralık 1914’te başlayıp 5 Ocak 1915’te bitmiş ve tarihte örneği olmayan bir mağlubiyet yaşanmış ve 150 bin mevcutlu 3. Ordu’nun yüzde 95’i, yüksekliği 3150 metreye varan Allahuekber ve Soğanlı Dağları’nda karlar altında kalmıştır.    Bu ayın önemli günlerinden biride, "19-26 Aralık tarihleri arasında yaşanan katliamın hedefi Alevilerdi. İlk ve son da değildi, öncesinde 18 Nisan 1978'de Malatya'da, 1980'de de Çorum'da Aleviler katledildi, onlarca kişi öldürüldü, yüzlercesi yaralandı. Olaylar unutulmadı, unutulmayacak da. Alevilerin kaygıları da hala devem ediyor, çünkü iktidarlar bu katliamlarla yüzleşmedi."
    İnancından dolayı insanların yakılıp, yok edilmesi ve her türlü ayrımcı muameleye tabi tutulmasını, kınıyor kayıp ettiğimiz canları hürmetle anıyoruz.
    Hakkı hukuku yalnız kendimiz için değil herkes için istediğimizden  dolayı, son günlerde İstanbul'da 19 Caminin kundaklanması eylemlerini de kınıyoruz.
    Hüseyin abi(ÜLGER) in Ziyaretçi Defterimize yazdığı mesaja karşılık yazdığımız yazı, farklı bir edebi türe girecek yapıda olduğundan, yazılarımız bölümüne "Mektup" başlığı ile koyduk.
    Esnafların işi durgun. Dükkanlarının önünde işsiz güçsüz oturan iki esnafın resmini çektim: Seydali İLHAN ile Hasan ASLAN.
   Birde Yazıhan'da bulunan Muhsin AKYOL'un dükkanından resimler çektim. Fethiye'de işler açılsa da, Muhsin AKYOL'un çapında bir işletmeyi Fethiye'de görebilmemiz kısa vadede mümkün değil. Fotoğraflar yan tarafta.
   Fethiye bir Kahvehanelerin işleri şimdilik iyi. Cingola var. Bir kaç resim çektim. Kimse görülmek istemiyor. O çekme, bu çekti isen beni sil filan diyor...  Herkes, Almanya'daki yakınlarına böyle görülmek istemiyor. İlginç olan ne biliyor musunuz? Almanya'daki o yakınlar burada olsa idi, onlarda cingola oynayacaktı. Bu görüntüleri, yılbaşına koyacağım.
  Onca kar kış haberine rağmen, havalar sert gitse de, köye kar yağmadı. Beydağları da, Eynik filanda karlı, beyaz.
    
 

DARMSTADT   VE CEVRESI  ALEVI  KÜLTÜR MERKEZI
                 CEM EVINE KAVUSUYOR
Cemevi. Topluca ibadetin yapildigi.cenazelerin kaldirilip. kirkinin okundugu.kurbanlarin kesildigi.ikrarlarin verildigi.müsaip olunan yol ulularinin anildigi.lokmalarin yapildigi.canlarin görülüp soruldugu.Aleviligin semahin oniki hizmetin baris ve özgürlügün filizlendigi.Dari-i mansur ùn kuruldugu yerdir.
Cemevi . Aleviler icin bir okul.bir mahkeme.bir dayanisma.bir birliktelik.bir ibadethane.kisaca Aleviligin yasandigi yerdir.
Degerli Canlar. Alacagimiz bina sadece bizm inanc ve ibadet ihtiyaclarimizi deyil günlük yasamin her alaninda var olan ihtiyaclarimizida giderecek hepimiz oturdugumuz evlerin kücük olmasi nedeni ile verilen lokmalarda.cenaze törenlerinde.hak`ka yürüyen canlarimiz adina sundugumuz yemeklerde.kiz isteme,kirvelik  v.sgibi geleneklerimizde yer darligindan gelen dostlarimizi agirlamakta zorluk cekiyoruz.bunulada kalmayip Alman komsularimizla sorunlar yasamaktayiz.Alacagimiz bina yukarida belirttigimiz sorunlarin cözümünede yardimci olacaktir.
Merkez hepimizin olacak.kendine,inancina,ögretine,kültürüne,sahip cik ve bagis kampanyasina mutlaka katil.bizi her bakimdan rahatlatacak kendimize olan özgüvenimizi yükseltecek.sadece hiristiyanlarin,yahuidilerin,ve sünnilerin deyil bizimde bir ibadet hanemiz var demek istiyorsan bir tuglada sen koy Darmstadt ve cevresi Alevi Kültür Merkezinin geleceginde söz sahibi ol.
Cemevi Bagis Kontosu: Sparkasse Darmstadt
BLZ: 50850150 Knt Nr: 15004789
DA.AKM
Yönetim kurulu
Not: Yukarıdaki yazıyı, dün Haydar AKKOYUN arkadaşımız yollamış. Dün ben Malatya Defterdarlıkta bir semire gitmiş olduğumdan, bu gün, akşam baktım mailime. Seminer arası molada, 12. kattan kenar mahallelerin görüldüğü bir yöne öylesine bakıyordum. Camilerin sıklığı dikkatimi çekti. Saydım, bu binanın bir yönünde buluna pencereden görülen camileri saydım:22 tane idi. Yanlışlık var her halde dedim, tekrar saydım, bir pencerenin açısına giren alanda 22 caminin olduğu sonucuna tekrar vardım. İlginç bir nokta.
 
19 Aralık 2008




    2008 Yılı Aralık ayında iki Nikah Kıyıldı. 
     İlki 03 Aralık 2008 tarihinde Hasan Doğan’ın Nikahı Belediyemizde kıyıldı.
     İkinci nikah ise, bu gün (19 Aralık 2009) tarihinde kıyıldı.  Dilek ADIYAHŞİ ile Alper ÖZDEMİR’in nikahı,  bu gün Belediyemizde kıyıldı.
     Alper ÖZDEMİR’in babası Hasan Hüseyin ÖZDEMİR’in nikâhını ise Belediyemiz, 2006 yılında kıymıştı. Eller öyle abi,  iki yılda babayiğit bir oğlan yetiştiriyor ve nikâhlıyor. (Son espiriyi Hasan Hüseyin’e yazacağımı söyleyip yazdım. Hasan Hüseyin, merhum Cet Battal’ın oğlu.)
***
    19/12/2008 tarihinde Malatya Valiliği’nden Belediyemize, Meteoroloji Bölge Müdürlüğünden alınan rapor fakslandı.
     Rapora göre İlimizde, 21/12/2008 tarihi akşamı geç saatlerinden itibaren Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkisine girecektir. Karla karışık yağmur ve kar şeklinde görülecek yağışların önümüzdeki hafta Cuma günü(26/12/2008) gününe kadar aralıklarla devam edeceği ve yer yer etkisini artıracağı, yağışların kesilmesinin ardından sıcaklıkların 6-8 derece düşerek mevsim normallerinin altına ineceği bildirilmiştir.
 
   
16 Aralık 2008  
   Coklam PEKTAŞ gözünden ameliyat oldu. Şimdi evinde.
    Hasan ASLAN(Murtaza oğlu), apandisten ameliyat oldu, şimdi evinde ve  sağlığı iyi.
   Melek MERCANOĞLU, tekrar acil servis ile hastaneye kaldırıldı ve şuana kadar hastanede.
 Hastalarımıza geçmiş oldun der, acil şifalar dileriz.
    Havalar soğuk, gölün içindeki su don halinde. Yeni binalarda, güvercin sürüleri tünemeye başladı. Bu köyümüze özel bir görüntü veriyor. Güvercinlere ateş edilmemesi hususu dillendirilirse, bu güzellik sürebilir. Ağaçlandırmanın zor olduğu bir dönemde, köyümüzdeki asırlık ağaçların korunması da önemli doğa sevgisi olarak karşımıza çıkmakta. Karar mercii ben olsam, o ağaçları kesmek ve kesilmesine göz yummak şöyle dursun, bir tek dalına dahi kimseyi dokundurmazdım. (Şu an ağaç kesimi gibi bir durum yok.)
 
   
16 Aralık 2008
   (Aşağıdaki yazı Ziyaretçi Defterimize sığmadığından buraya yazılmıştır.)
    Merhabalar Usta abi.
   Kişisel olan konuların, kişiler arasında konuşulması hususunda çoğunluk mutabık. Bazı kişisel meseleler olur ki bu toplumu ilgilendirir. İlkelere, değerlere, hak ve hukuka dair...vb.
    Fakat sizinde, diğer arkadaşlarında kastettiği yazılar böyle bir konuyu içeren yazılar değil. Hemen hemen özel, iki bir arasında konuşulması gereken konulardır. İnşallah, sizlerinde uyarıları ile bu gibi durumları, en aza indirebileceğiz. Temennimiz odur.
    “Keşke 5-10 euro yerine 1-2 euro verseler de herkes bu işe sahiplense.
Bence katılım, bence birlik, bence Beraberlik.”  Sözünüze gelince, bu iyi niyetli bir temenni ve herkesten beklenen bir sorumluluktur. Fakat, idealler ile gerçekler, bazen örtüşmüyor.
    İdealler ile gerçeklerin uyuşmadığı durumlarda birileri çıkıp yükün, sorumluluğun önemli bir kısmını üstlenir yada üstlenmek zorunda kalabilir. O gibi insanlar çıkmasa, iyi niyetli ve büyük idealler, kafamızda ayakları yere basmamış büyük hayallere dönüşmüş olarak ve öylece dondurulup, buzlukta kalıyor.
    Teşbihte hata olmaz… Yani, anlatımın kolaylaştırılması için verilen örneklerde ki sözcüklerin gerçek anlamı değil, bunun mecazı olan anlamını dikkate almak lazım. Örneklemek gerekirse köpekte, aslanda hayvandır; fakat bir insana aslan gibi denirse, o kişi bundan gurur duyar, köpek gibi denirse bu sözden kırılır ve üzülür… Yani, sözcüğün gerçek anlamı önemli değil, benzetilen yöndür önemli olan.
    Bu gibi durumlarda beni çizgi film kahramanı Ret Kit’i hatırlarım. Daltonların falan yerde olay çıkardığı haberini alır, Ret Kit. Bu haber üzerine Ret Kit şişinerek güvenliği sağlamak için, “hemen atlayıp geliyorum,” der… Ret Kit’in atı söylenmeye başlar, “sen mi gidiyorsun, ben mi götürüyorum,” diye. Bu filmi seyrettiğim çocukluğumdan beri, Ret Kit mi, gidiyor yoksa at mı götürüyor diye bir soru hep kafamda kalmıştı… Ret Kit’i olay mahalline, at götürmüştür. Fakat sorun çözmek iradesini göstererek ortaya çıkan, bir Ret Rit olmasa, at oraya gitmezdi. At, rastlantı üzerine, olay mahalline gitmiş olsaydı bile, sorunla alakası bile olmazdı.
    Bu kıssadan hisse, hedef gösterip yola çıkan ve hedefine dair önemli ve örnek bir adımı önce kendi atarak öne çıkan bir irade olmadan, kitleyi sürüklemek mümkün olmuyor.
   Yukarıdaki yazımı, özel olan makine meselesinden genele dair düşünceler üretmek için yazdım.
    Bana her hangi bir kimse makine hatta bir çiklet almak zorunda değil. Benim, birinci seçenek olarak önerdiğim makine 1200 euro, idi… Sanırım Marlboro 3-4 euro. Belki de Almanya da, 1200 Fethiyeli var. Fakat bir kişinin bir yıllık Marlboro parası, bir araya getirilemedi ve bu hususta birazda kendimi rencide edilmiş hissediyorum. Ama benim kontrolüm dışında gelişti işler. Her işin bir adabı vardır.
     Ben umardım ki, bu yapılan iş bir bakıma kamu menfaati için, karşılıksız yapılan bir hizmettir. Bize yapılan hizmetin kalitesinin artması için, bir makine alalım deyip iki bir arasında, birkaç kişinin bunu yapmak isteyip yapmalarıydı.
     Yani Ahmet gibi konuşan biri çıksın(Müslüm ile Abuseyf'in yaptığı gibi) ve bunu duyan biri yada birileri de, iki bir arasında benimde katkım olsun demeleriydi... Almanya da Derneğin bir yer alması söz konusu olduğunda, senin çıkıp benden şu kadar bağış, bu kadarda borç diyebildiğin gibi…
      Umarız kimseyi kırmamışızdır. Maksat muhabbet olsun, konuştum işte. Şunun altını bir kez daha çiziyorum, her Fethiyeli benim gözümde değerlidir saygındır. Yukarıdaki yazımdan başka bir sonuç çıkarılmasın.
Sevgilerimle.
a.s.
Not: Kapı açıktı, işim dolaysı ile bir odaya girdim. Yönü gıyaben bana kızan adama, sırtı kapıya dolaysı ile bana dönük olan biri, “sende söyle şöyle yapaydın,” şeklinde konuşarak ateşi körüklediğini duydum… Bu kişi, bana karşı böyle cümleler kuruyordu(kendisi ile olumsuz bir ilişkimiz olmamasına rağmen); fakat o kişi kamu menfaati hususunda önemli şeyler yapmıştı. Bu tarihten sonra, teşvik edici olması ve topluma yaptığı katkıdan dolayı, o kişi yada aile hakkında övücü sözler yazdım ve yeri geldiğinde de yazacağım.
 





     
     Bu gün, Gurup Doğanaylar’ın 12/12/2008 tarihli Konser Gecesinin resimlerine baktım. Bakarken sıkıldım. Resimlerin açılması dakikalar sürüyor.
      Benim sitem var. Ben özgürlük anlayışımı, kendi sitemde uygularım. Yani derneğin sitesinde, kendi politikalarımı uygulamama gerek yok…
      Yani, demek istediğim, www.fethiye-malatya.org ‘un bir şifreside bende olsa, bundan sonra, resimler, videolar ve haberler sayfasını, hiçbir ücret vb… talep etmeden ve böyle bir beklentisi olmadan, ben düzenlemek isterim.
     Resimler bölümüne yalnızca oradaki etkinliklerin resimlerini ve Derneğin her türlü etkinliğinin de videoları bana ulaştırılırsa, bunların tamamını bir paket olarak, düzenler, www.fethiye-malatya.org sitesine eklerim.
      Habere dair ise, benim yapmak istediğim, aynı gün vefat ve başsağlığı haberini Dernek idaresi adına yazar, benim sitemdeki ilgili görüntünün, linkini ilave ederdim. Ve tabi, Dernek idaresinin her türlü yazısını aynı gün koyarım. Benim sormaya bile gerek görmeden yazacağım tek yazı, vefat ve başsağlığıdır. Bunun dışında hiçbir şey yazmam ve ne yazılıp yazılmayacağına dernek idaresi karar verir.
      Yüzlerce resmin bana gönderilmesi bir saati geçmez.  Video görüntüleri içinse, vdc’lerin gelen birileri ile gönderilmesi yeterlidir.
       Nice neşeli günler ve geceler dileğiyle.

 
 13 Aralık 2008















        Almanya Ober-Ramstadt Fethiyeliler Derneğinde Lokma dökenlerin, dileğini tanrı kabul etsin. Resimleri bana dün Bektaş AYDOĞDU göndermiş. Dün burada trafik yoğun olduğundan mailime bakamamıştım; bu gün saat 17:00 civarı mailime baktım ve resimleri gördüm.
    Bektaş resimleri fazla küçülterek yollamış. Bundan sonra en düşük ebatın 600-800 yada 800-1200 olması, görüntünün daha büyük ve programa uygun olmasını sağlayacaktır.   
    Bektaş lokmaya geç geldiğinden, ilk kalabalığı görememiş. Gönderdiği resimler içerisinde yalnızca Hamza'nın önünde lokma olduğundan, o resmi kapak resmi olarak aldım.
   Burada diyorlar ki, Almanya'ya giden kurtuluyor, giden kurtuluyor diyorlar... Usta abinin saçlarının ağarmış olduğunu görünce, her halde buradakileri yanlış biliyor, diye düşündüm... ( Usta abi sevip saydığım bir abimdir, onun için bu sözlerle espiri yapmak istedim.)
 Kurbana katkı sağlayanların isim listesi aşağıya çıkarılmıştır. 
Avades ALTUN                         Bir kurban.
Meral Öksüz                           10 euro
Güllü Öztürk                           10 euro
Belgin Akyildiz                         5 euro
Belgin/Adil Er                          10 euro
Aliseydi Ucar                           10 euro
Seyit Caglar                           10 euro
Mehmet Akdogan                    10 euro
Hasan Aksahin Dede                20 euro
Yesim Yilmaz                           30 euro
Nihayet Adigüzel                      50 euro
Hüseyin Akkaya                       10 euro
Bekar Ince                              10 euro
Hüssük Aslan                           10 euro
Celal Karagöz                          10 euro
Elif/Songül Öksüz                     10 euro
Oya/Hasan Akkaya                   20 euro
Fikriye Özacar                          10 euro
Aliekber Akkaya Dede               20 euro
Vehbiye/Erdinc                         20 euro
Mehmet Ali Sevim                     20 euro
Haci Özsevim                            20 euro
Ibo Akkaya                              40 Tane Ekmek
 
11 Aralık 2008


      08 Aralık 2008 tarihli yazımızda: "Yeni bir dönemin başlangıcı bu." demiştik. Bu dönemin başlangıcını, CHP İl Başkanı Celal BERKTAŞ bu gün bayramlaşma ziyaretine gelmeleri dolaysı, yaptığı bir konuşma ile açıkladı. Habib YÜCEL, CHP'nin Fethiye Belediye Başkan adayıdır dedi. F.Mevlüt ASLANOĞLU'da Belediye Başkanını övücü cümleler kurdu. Yusuf Kenan DOĞAN ise, daha çok makro meseleler ve özelde Alevilik üzerine bir konuşma yaptı. Bu konuşmaların Fotoğraf makinemizle çektiğimiz videosunu ve bu bayramlaşma ile ilgili resimleri bugün sitemizde görebileceksiniz.
   Kimsenin ağzından bir söz duymadım. Fakat okuduğum hayat, Belediye Başkanı Habib YÜCEL'in muhalif bir aday olmadan seçimlere gireceği ve kazanacağı yönünde, mesajlar vermekte... Artık bu vargı, ihtimal olmaktan çıktı. Bu gün için kesin bir realitedir.
    Bu eski belediye başkanı olan Seyfi SOFU'nun aktif siyasetteki(belki de şimdilik) sonudur. Fakat, fizik kanunudur: Boşalan bir gazın yerini ille de bir başka gaz ile doldurulması. Doğa boşluklara müsaade etmez. Bundan sonra, Fethiye'nin siyasi arenasında, yeni isimlerin oyuncu olacağı bir dönem olacaktır... Ortaya çıkacak yeni isim, ilk olarak Safı abinin seçmen kitlesine göz dikecektir. Bu sonucun, beldemiz insanları için hayırlara vesile olmasını dilerim.(Bu satırlar öğlenden önce yazıldı.)
    Saat 15:30'dan sonra gerçekleşenlerin resmi, söze hacet bırakmayacak görüntülerdir.  Saat:15:00'civarında Belediye Başkanı  Habib YÜCEL ile CHP İl Başkanı Celal BERKTAŞ, F. Mevlüt ASLANOĞLU, Dilek Belediye başkanı ile resimde görülenler Safı abi gile gittiler. Konuklar, resimlerde görüleceği gibi ağırlandılar.
   Sonra Safı abiyi alıp Belediye Kahvehanesine götürdüler ve orada ise ağızları tatlandırmak için tatlı ve içecekler ikram edildi.
    "Bu konuda, benim vicdani borcuma karşılık olamaz ama, yinede kendimi rahatlatmak adına birkaç satır yazmak istiyorum...
    Benim ekonomik açıdan sıfır noktasına vardığım bir dönemde, Safı abi beni işe aldı ve bana ve aileme yeni bir  can suyu verdi. Düştüğüm noktada, o, benim elimden tutan adam oldu. Beş yıllık bir aradalığım sürecinde, beni kıracak ne bir sözünü duydum, nede bir harekatını gördüm... Bundan dolayı, Safı abiyi yaşadığım sürece minnet ve şükranla anacağım.
    Siyasette, muhalefetin olması gerekli hatta zorunludur. Ben her iktidarın ille de bir muhalefeti olmasının toplum menfaati açısından gerekli, hatta zorunlu olduğuna inananlardanım... Bu bağlamda, Safı abi için, sunu yada bunu yaptı yada yapamadı sözlerini normal karşılıyorum.
     İdari yeteneğine söz söyleyenler, sunu unutmamalı... O, Fethiye Köyü'nü Fethiye Belediyesi yapan adamdır... O, Köyü Belediye yapmasaydı, iyi yada kötü idare edilecek, trilyonluk bir bütçe ve belediyenin verdiği bunca hizmet ile on kapının ekmek teknesi de olmayacaktı..."
***
    Bu gün Hasan PEKTAŞ, Kızıldelide Lokma döktü. Tanrı kabul etsin. İlgili resimleri bu akşam görebileceksiniz.
   Dün Asker Sevim ile (Yusuf oğlu)Ali Sevim, kurban paralarını buradaki, bir ihtiyaçlıya gönderdiler. Asker ile Ali'ye teşekkür eder ve Tanrının hayırlarını kabul etmesini dilerim.
   Gülüstan bacı(Sevim)den, Hüseyin ÖZPEKTAŞ'ın hasta olduğunu ve hastanede tedavi olmakta olduğunu öğrendik.
      Hüseyin'e geçmiş olsun der, Tanrıdan acil şifalar dileriz.    
     Toplam dört adet videoyu izlemek için My Space Videoyu tıklayınız. Video gönderimi devam etmekte.>>>


 
10 Aralık 2008

       Merhum Ali GÜN'ün, bugün Bayram Yemeği yapıldı. Yemek Evde yapıldı Cem Evinde verildi. Merhum Ali GÜN'e tekrar Tanrıdan rahmet, kederli yakınları sabır ve başsağlığı dileriz.
   Bayram ziyaretleri sürecinde, çektiğimiz bazı resimler yan taraftadır.
    Eskisi gibi değil artık, bayramlarda, siyasilerin gruplar halinde gezmesi. Eskiden başkan ve muhtar adayları, ekibi ile  köyü, seçmeni ile bayramlaşmak için gezerlerdi. Şimdi ise gezen yok. Bu ise sanki, rakip yoksa, elini sıkma zahmetine girmeme de lüzum yok demek gibi bir şey... Yeni bir dönemin başlangıcı bu.
    Bir muhtar adayı, şeker ikramına espri yapmak için, bana şeker değil oy verin demişti. Siyasetten başlamışken bir haber daha verelim. Vahap ALTUNOK, CHP'nin Yazıhan Bölgesi İl Genel Meclisi Adayı oldu.Hayırlı olsun.
   Gönül UZUNYOL, kuatırdan ameliyat oldu. Geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
   Bayramın 1. günü, Sefa ALTUN, Servet'in misafirimiz olması dolaysı ile bayramlaşmaya bize gelmişti. Yarım saat kadar, Sefa ile sohbet etme imkanımız oldu. Sefanın anlattıklarını dinledim, hikayesi coşkulu ve ümit vericici idi... Dünkü çocuğun, bu öğrenim ve iş hayatının başlangıcına dair  hikayesi kafamızdan, keşke bizim çocuklarda da, Sefa'daki motivasyon olsa ve Sefa'nın gösterdiği başarıları onlarda gösterse demeyi geçirdi.
   Değerli arkadaşımız Ali Ekber PEKTAŞ, bir sohbetimizde, "Almanya'da öyle parlak, ümit vadeden gençler var ki," demişti. Bense o günden beri öyle parlak geçler hangileri diye izliyordum... Sefa'yı gördükten sonra, Aliekber arkadaşımızın boşa konuşmadığını anladım.
   Bütün isimleri saymak gibi bir gayemiz yok fakat, Aliekber'in kızı, benimde kızım gibi sevdiğim Bilgi içinde bu söylediklerim geçerli. Ayrıca, Ali Ekber PEKTAŞ'ın Frankfurt Kitap Fuarında, Yol Tv. için yaptığı röportajları seyrettim, Bir Fethiye'liyi bu pozisyonda görüyor olmaktan oldukça gururlandım. Arkadaşımıza ve Sefaya başarılar dilerim.
   Bayram resimlerinde ana sayfa resmi olarak kullandığım resim, yukarı Tencide oturan Akkaya'lara aittir. Ziyaretçi Defterimize yazan, Filiz AKKAYA'nın, Doğan AKKAYA'nın kız olduğunu biliyordum. Ama bir birimizi sima olarak tanışmıyorduk; fakat Amcalarının resimlerinin çektiğimde, Filiz istedi diyerek çeker espiri yapardım. Bu bayramda karşılaştık. Onlar münübüslerinden inerken Momoğ abi Filiz, Aliseydi abin işte bu dedi. Bu vesile ile tanıştık.
   Benim bir(kız) kardeşim var... (Tabii birde Almanya'da var. İkisinin de adı aynı.) Fakat, Sitemiz vesilesi ile bana kardeşi mesabesinde bakan, duran birçok kardeşim, abim oldu. İki oğlum var; fakat, kızım gibi sevdiğim bir çok kızım ve abla yakınlığında gördüğüm ve beni kardeşi gibi gören birçok ablam oldu.
   Biri bir gün, sana yazık değil mi, herkesin resmini çekmek için bu kadar zahmete giriyorsun; bir başkası her ıvır zıvırı çekme, dedi... Özel hayatımda, filanların bulunduğu ortamda bulunmak ve onlarla daha sıkı olmak isterim; fakat, Fethiye adına ortaya çıktığımda, kimse benim gözümde "ıvır zıvır" değildir.
    Zahmetimiz, "parlayan gözlerleri, gülen gamzeleriyle bana bakan,  Filiz gibi cici kızlarımızı, insanlarımızı görünce,tatlı bir yorgunluğa dönüşüyor..." Bu ise bana yetiyor!
 
08 Aralık 2008 / Kurban Bayramı
 
 
       
     Merhume Deniz İNCE'nin, bugün Bayram Yemeği yapıldı. Yemek Evde yapıldı Cem Evinde verildi. Merhume Deniz iNCE'ye tekrar Tekrar Tanrıdan rahmet, kederli yakınları sabır ve başsağlığı dileriz.
    NOT: Yarin, Merhum Ali GÜN'ün  Bayram yemeği yapılacak.
                                 
 
07Aralık 2008
 
Hiç mi Adam yok?
    Hastanede doğan o çocuk bu gün 13-14 yaşında. Yani, bu hikâyede o kadar eski… Eşini doğum yapacağı gün hastaneye yatıran kocaya, nezaretçi olarak hastanede kalmasına izin vermez hastane idaresi… O da, şehirdeki emmioğlusunu bulur ve o gece orada kalır. Gündüz emmioğlusu ile gezerken, şehirlinin, araçlar korna çaldığında, hızlı gittiğinde; kaldırımdaki yayalar ile çarpışma anlarında hep küfrettiğini görür, işitir… Şehirli, akşam olunca emmioğlusuna bir çilingir sofrası kurar, Allah ne verdi ise yer içerler. Aldıklar alkol her ikisinin de kafasını hoş etmiştir… >>>>
 
   06 Kasım 2008
      Merhume Zekine EROL'un, bugün Bayram Yemeği yapıldı. Yemek Evde yapıldı Cem Evinde verildi. Merhume Zekine EROL'a tekrar Tekrar Tanrıdan rahmet, kederli yakınları sabır ve başsağlığı dileriz.
    NOT: Yarin, Merhume Deniz İNCE'nin Bayram yemeği yapılacak.


 
06 Kasım 2008
 

DUYURU 
   Degerli üyeler Degerli Fethiyeli ve Fethiyeliye gönül veren dostlar.
Dernegimizde Gurup Doganay'la Türkü gecesi düzenlenecek tir.
Tarih : 12.12.2008
Saat : 19:00
Yer : Ober-Ramstadt Fethiyeliler Dernegi "Hotel Schützenhof"
Ammerbach Str. 10
64372 Ober-Ramstadt
Ober-Ramstadt Fethiyeliler Dernegi
Yönetim Kurulu Adina
Baskan
Necat Altun (Avadis)
...............................................................

28.11.2008
DUYURU 
   Degerli üyeler Degerli Fethiyeli ve Fethiyeliye gönül veren dostlar.
09.12.2008 Tarihinde Kurban bayrami nedeni ile Dernek olarak kurban kesip Lokma döküyoruz.
Kurban kestirmek isteyen kurban kestire bilir. 09.12.2008 Tarihinde Saat 17:30'da Bayramlaşma ve yemek verilecektir.
Tüm dostlar davetlidir
Ober-Ramstadt Fethiyeliler Dernegi
Yönetim Kurulu Adina
Baskan
Necat Altun (Avadis)
 Tarih:  
28/11/2008, 3:50, GMT +2
Isim:  
Merdan Ali Biçakcıoglu
E-mail:  
Web Sitesi:  
Numara:  
361


   Duyru!!!!!!
  2009 için ayrılan Reklam ve Bağış Bütçemizden Malatya Fethiye Köyünde bulunan bütce sıkıtısı çeken  10 Ailenin üniversiteye Gidecek Çocuğuna.. 2009 ve takip eden yılar için bütce ayrılmıştır... Müratcat.. info@mabgida.com
  Saygılarım'la
  Merdan Ali Bıçakcıoglu

   Eleştiriye geldiğinde yapıyoruz. Olumlu bulduğumuzun ise altını çizmeliyiz. Yukarıda üç duyuruyu önemli bulduğumuzdan bu sayfaya aldık. Merdan Ali Bıcakçıoğlu’nun mesajını takdir ediyor ve örnek olmasını umuyoruz.
    Geçen Özden Güneş, kurban parasını bana yollamak istediğini ve bu paranın filan, filan kişilere verilmesine aracılık etmemi istedi. Severek kabul ettim.  Konuşurken keşke daha fazlasını yapabilseydik filan dedi. Hiçbir rakamı küçümsememelisiniz… Üç ailenin bayram alışverişini yapmış oluyorsun. Yani kolonya, şeker, tatlılar vb… senden. İçin rahat olsun Özden, sen gönlünden geçeni, gönlünden kopanı yaptın.
     “Deniz Yıldızları” yazımızda konuya değindiğimiz için, bu noktayı genişletmek istemiyorum. Her iki arkadaşımızın da yaptıklarının önemli olduğunu ve ileriki yıllarda da devamını umduğumuzu bildirir, naçizane teşekkürlerimi arz ederim.
    Gurup Doğanay’ların sitemizde hiç klipi yok… Bizim Murat(AKKOYUN), sorun değil, ben kendileri ile görüşür, gerekirse özel çekim yapar gönderirim demişti. Unuttu herhalde. Umarız, Derneğin yaptığı bu etkinliğin video çekimin bir kopyasını da bize gönderen olur.
    Derneğin, bayram Dolaysı ile Kurban kesip bir etkinlik düzenlemesini olumlu buluyorum. Neden? Çünkü, bu gibi etkinliklerin, köylülerimizi bir araya getireceğini ve bağları kuvvetlendirebileceğini düşünüyorum. Bu bir başlangıçtır, devamını bekleriz.
    Belediye Başkanı Habib YÜCEL, Pazar günü saat:19.00'da Köln Derneğimizin Radyosu olan Fethiye FM'de canlı yayında olacak. Bu gün Ali Asgar AYDOĞAN'a, senin çalıp söylemen için talep var dedim. Olumlu karşıladı. Bu gecede Asker abinin çalıp söylediğini videoya alacağım ve bizim siteye koyacağım. Bu video çekimi ise, Zafer Videonun makinemize gönderdiği 4GB'lık hafız kartı ile mümkün olacak. Önceki hafıza kartı ile 9 dakikadan fazlası çekilemiyordu. Hüseyin abiye teşekkür ederim.
    Yarin saat 12:00'da Merhume Zekine EROL'un Bayram yemeği yapılacak. Yarın öğlen sonu, bu yemekten çekeceğimiz resimleri görebilirsiniz.
   Herhangi bir idari makamın taliplilerinin ve bu makamda bulunanlar ile bunları buraya getirenlerin dikkat etmeleri gereken noktalara dair naçizane kanılarımı ifade eden beş sayfalık yazımı, yarın sitemize koyacağım. Bayramda ise, buradan uzakta olan birçok kişinin zihnini meşgul eden bir soruya dair birkaç satırlık önemli bir açıklamam olacak…
   
 
    Mehmet GÜLER, geçen gün acil olarak hastaneye kaldırıldı, akşam yoğun bakımda, ertesinde ise normal servise çıktı. Şimdi evine geldi.
    Yaklaşık beş gün önce, Nursel abla(Muhammet Yılmaz’ın eşi) kalp rahatsızlığı sonucu hastaneye kaldırıldı. Dün itibari ile hala yoğun bakımda olduğunu öğrendik.
     Melek Mercanoğlu’nun rahatsızlığı oldukça ciddi bir hâl aldı. Kızları tekrar Almanya’dan geldi.
     Hastalarımız geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
 
 
               Geçen gün, Zeynep bacı(Dağdeviren) Hüseyin (YILDIRIM)ı aramış, internete bir eski resminizi koydurdum diye. Hüseyin abi aramış bulamamış.  Basri ile Nihat gil de de böyle resimler varsa onları da ilave edin demiş. Onlarda başka resim yok idi.
    Bu eski resimlerin içerisinde, Hüseyin abinin ailesine ait iki resim var.Aralık ayında koyacağım bu resimleri, söz verdiğim üzere iki gün öncesine koydum.
    Hüseyin abi'nin resimlerini aile albümüne de koyacağım. Sebep? Benim kuşağım dahi hatırlamıyor, Hüseyin abinin ve ailesinin Fethiye'den ayrıldığı tarihi; fakat o,  hâla Fethiye'yi kendi vatanı ve Fethiyeliyi kendi ailesinin üyeleri olarak görüyor, yaptıkları ve söyledikleri ile.
    Hüseyin abi, beni ismen de sima olarak da tanımıyor.  Yani ilgimiz, Fethiyelilik ve Fethiye sevgisi çerçevesindedir.
  01 Aralık 2008

25 Kasım 2008 Salı

Malatya Fethiye: 2008 yılı Kasım Ayı Haberleri

                                    2008 yılı  Kasım Ayı Haberleri
                                                
               Geçen geceden beri yağmur yamaya ve hava soğumaya başladı. Hâla devam ediyor. Deyim yerindeyse hava tutkun. Yukarıdan gelen araçların üzerinde kar olduğuna göre, oralara kar yağmakta.

  28 Kasım 2008
          
      Acı bir kayıp daha!.. Geçen yıl hasta olduğu haberini yazarken de, yazmaya elim varmamıştı; şimdide ölüm... Geçen gece saat 03:00 civarında Deniz İNCE (Ali İNCE'nin eşi) Hastanede uzun zamandır tedavi görmekte olduğu hastalığına yenik düştü ve Hakka yürüdü.                                       
    Merhuma Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
     Merhumun naşının Ankara'dan 27 kasım 2008tarihinde Beldemize getirilip, Cumhuriyet mahallesindeki Mezarlıkta defin edildi ve Cem Evinde bir yemek verildi.
 
27 Kasım 2008
 26 Kasım 2008
 Cenaze Töreninden
 
 
   
    Bir deyim vardır… “Karla ekmek yemesini ben icat ettim; fakat bende beğenmedim.” Bu deyimden hareketle, Cem Evinde son çektiğim resimlerin, puslu ve kumlu, yeterince net olmaması gibi bir sonucu bende beğenmedim!.. Son çekimde, bozuk görüntüden dolayı 70-80 kadar resim sildim.
    Elbette ki bunun benim yeteneğimdeki eksikliklerden kaynaklanan bir kısmı da var; fakat bir kısmı da, çevresel ve makineden kaynaklanan eksikliklerdir.
     Fotoğraf ve film stüdyolarında yüksek voltajlı projektörlerin ışığının kullanılması boşa değil… Yeterli ışıkta, resimler daha net çıkıyor. Işığın bir fonksiyonu daha var, oda resmin karanlık olmasından fazla, resimlerin bulanık yada net olmasına vesile oluyor. El titremeleri resimleri ışıkta olduğu zamanki ile mukayese edilmeyecek boyutta, düşük ışıklı yerlerde bulanıklaştırıyor...
     Yani, aynı el titremesi ile yüksek ışıkta daha net, düşük ışıklı ortamlarda da daha yüksek bulanıklıkta resimler elde ediliyor...
     Cem Evi, halkımızın cenaze, lokma ve diğer etkinliklerinde onlarca yıl kullanacağı bir mekândır. Bir ölüm gerçekleştiğinde halkımız bir defa dışarıda, oda cenaze töreni vesile ile en az iki yada üç defa ise Cem Evi içerisinde toplanmakta. Yani benim açımdan, bir defa dışarıda çekim yaparsam, en az iki defada içerde çekim yapmam gerekiyor…
    Cem Evindeki flüoresan lambaların ışıkları, net resim için yeterli değil.  Pencereye yakın sıraya ve yönü de pencereye dönük olanların resimleri daha net. Pencereye sırtı dönük olan ve pencereden uzak olanlarınsa yüzlerine yeteri kadar ışık yansımıyor. Bunun için flaş kullanmalı.  Elimizdeki makine ile flaş kullandığımızda, resim çekmek için deklanşöre basmamız ile flaşın patlaması arasında 5 saniye, bunun ardından ikinci bir resmin çekilmesi için ilave 15 saniye daha sonra derken makine ikinci resme 20 saniyede hazır hale geliyor. Birde benim ikinci pozu çekmek için ileri geri hareketim derken bir dakika kadar zaman geçiyor. Her seferinde Cem Evinde ortalama 250-300 resim çektiğime göre, her resim bir dakika zaman alınca bu benim için 4-5 saat gibi bir zamana tekabül etmektedir(Flaşlı çekimler için). Halkın Cem evindeki bulunma süresi ise 1 ile 1,5 saat olduğuna göre, süreler uyuşmuyor ve elimizdeki bu gibi resimler, ulaşılması gereken en iyi resimler, sonuçlar olarak karşımıza çıkıyor.
      İkinci bir nokta ise resimlerin verdiği mesaj, bir anın dondurulması, kayda geçirilmesidir!.. Düğün yada bir başarı anında sevincin, neşenin, yenginin; bir ölüm, hayal kırıklığı, hata… durum da ise acının, kederin, yenilginin, utanmanın… resmi olmalı resimler.
       Bu gibi anların çekimi için, makinenin saniyede çektiği kare sayısının yüksek olması gerek. O anların yakalanması için, deklanşöre her basıldığında makinenin çekmesi gerek. O anlar, saniyeler içerisinde değişiyor, kayboluyor. Bir düğünde, neşelenen bir insana poz vermesini söyleyebilir ve söylemesen de karşındakinin karşında uygun poz almak için dikilebilirsin… Fakat acıda onu yapamıyor insan… Karşındaki kırk yıllık eşini, dostunu, anasını, babasını... kaybetmiş, bunun karşısında fazla dikilemezsin! Saniyeler içerisinde çekmen gerek. İlave bir nokta ise, uzakta durmalısın... Böylesine acılı bir insanın gözünün içine girer gibi yaklaşmak hoş olmuyor…
      Bu gibi sorunlar bir ölçüde makine ile ilgilidir. Yani, bu sorunlar bir kısmı, orta ve hatta ortanın altındaki D-SLR profesyonel makineler ile aşılabiliyor. Yürüyen bir insanın her adımında gerekli ise resmini çekecek, deklanşör hızı; el titremesine karşı yüksek stabilize özelliği, daha yüksek telefoto- zoomlu, ve geniş açılı lensler ile gölgede çekim için ilave özellikli ve harici flaşlı makinler mevcut. Harici flaşlı makine(daha yüksek ışıklı olduğundan) ile çekim, Cem Evi için oldukça gerekeli.
    Çetin ALTAN’ın deyimi ile “enseyi karartmayalım.”  İlk makinem 2 MP. idi, ikinci makinem 8 MP.  ve 3x4 zoomlu idi.  Bana hediye edilen son kullandığım makine 8 MP. ve 10x5 zoomlu. Nerden nereye! Bardağımızın dolu yanı budur. Ben daha çok bunu görüyorum.
    Bu vesile ile bir noktanın altını çizmek istiyorum. Haberler ana sayfasına koyacağım linke, sitemize ve çalışmamıza katkı maksadı ile yapılmış, araç, alet … vb.nin listesini koyacağım.
    Bu maksatla yapılmış bir hediyenin özellikleri ile vereni belirtip, sitemiz var olduğu sürece orada kalacaktır. Bundan maksadımız, hem yapana teşekkürdür bu hem de, benim bunları suiistimal etmediğimin ve etmeyeceğimin açık beyanı anlamına gelir. Mesela bana Müslim ile Abuseyif arkadaşımın hediye etmiş olduğu fotoğraf makinesini, ilerde satmayacağım, kimseye hediye etmeyeceğim ve herhangi bir alışverişte trampa olarak kullanmayacağım. Bunlar yaşadığım sürece hatıra olarak kalacaklar. Bunu yazmak benim vicdanen rahatlamamı sağladığından yazıyorum.

 
24 Kasım 2008
 
             Merhum Ali GÜN'ün naşı, 21 Kasım 2008 tarihinde sevenlerinin omuzun da taşınarak defin edildi.
    22 Ekim 2008 tarihi, saat 12:00'da Cem evinde üçü dolaysı ile bir yemek verildi.
     Merhuma tekrar Tanrıdan rahmet, kederli yakınları sabır ve başsağlığı dileriz.

21 Kasım 2008
22 Kasım 2008
 Cenaze Töreninden
 Üçü Dolaysı İle Yapılan Yemekten
        Ahmet KORKMAZ'ın Gurup maili olan kendisine gelen duyurusunun, yararlı olacağını bizde düşündüğümüzden buraya koyduk.
    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü, hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz karşılayacağız.

     Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu verin.

SEMA ONAY (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel: 0543 291 65 65 -- 0532 504 02 22
 
       Not: "Ben Almanya’da olsaydım," diye başlayan yazımızla ilgili olarak, Hikmet ÖZİLHAN arkadaşımızın yaptığı uyarı üzerine, nezaketsizlik yaptığımızı gördük.
     Konu ile ilgili olarak, "Köln ve Çevresi Fethiye'liler Derneği" yönetimi geçen yıl, değerli arkadaşımız Faysal İLHAN ile bir program yağmıştı. Bu vesile ile bunu tekrar hatırlatıp,  "Köln ve Çevresi Fethiye'liler Derneği" yönetimine, geçen yılki programı için teşekkür eder, o yazımızın altına bu notumuzu düşmediğimiz için, bu arkadaşlarımdan özür dilerim.
21 Ekim 2008
 
               Haberini yazarken elimizin titrediği acı olaylardan biri daha gerçekleşti. Geçen gece saat 01:00 civarında Ali GÜN ani bir kalp rahatsızlığı sonucu Malatya'da Hakka yürümüştür. Merhuma Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
     Merhumun naşının Beldemize getirilip, defin edilmesi beklenmekte. Muhtemelen bu yarin, Cuma günü gerçekleşecek.

 
 20 Kasım 2008
 
 
    Bekarın Mamo'nun torunu Uğur ile Ayşe SOFU  15 Kasım 2008 tarihi Cumartesi günü Darmstadt'ta yapılan bir düğün ile evlendiler.
    Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.
    Resim ile haberin kaynağı: Bektaş AYDOĞDU'ya teşekkür ederim. Google ve Yahoo, her mailde yaklaşık 10 MB. veri iletiyor. Her defasında gönderilen maillerdeki ek, 10 MB geçerse, sistem hata mesajı veriyor ve yollamıyor.
    Biliyorsanız resimleri 1200 x 1800 ebadına ayarlayıp kaydedin. Bu boyuttaki resimlerden 35-40 tanesini tek klasöre koyun ve bu klasörü zip dosyası yapın. Böylece her mail ekinde en az 35 resmi ek zip dosyası olarak yollayabilirsiniz. Her bir resmin kaç MB. olduğunu görmek için resim klasörünü liste haline getirin.
    Resimler için hiç bir zaman geç değil. Evlilikler ömür boyu beraberlik adımı ve yürüyüşü için yapılır. Bizim sitemizdeki haber ve resimlerin sitedeki ömrü, benim ömrüm ile sınırlıdır.
    Tabii, tevekkülü elden bırakmayalım: Allah korsa!
Tarih: 18 Kasım 2008 Salı   
 
 
   
2008 - 2008 YILI İÇERİSİNDE
ALEVİLER İÇİN ÖNEMLİ(KUTSAL) GÜNLER
26.12.2008-Müslim’ler orucu 3 gün, Cuma günü başlıyor. Dakm. Oruçlar açılacak
29.12.2008-Muharrem Orucu 12 gün. Pazartesi günü başlıyor.12 gün boyunca Dakm. Oruçlar açılacak.
31.12.2008-Her yılbaşılar güzel coşku ile sevinçle, mutlulukla, kutlanırken bu yıl 2008–2009
Yılı kutlaması muharrem matem ayı içine geliyor üzgünüz, hüzünlüyüz, yaslıyız. Sevenlerine aşk olsun.
07.01.2009-Hz. Hüseyin’in şehit düştüğü gün Çarşamba günü -10. Muharrem 61.Hicri yılı -10. Ekim 680. miladi yılı. Dakm. Anılacak.
09.012009-Muharrem orucu Cuma günü son gün Dakm. Oruçlar açılacak.
11.01.2009-üyeler adına Aşure lokması ve kurtuluş cemi yapılacak, Pazar günü. Dakm de yapılacak
26.01.2009-Ayını tutmak isteyen canlar pazartesi gününe kadar devam eder ve tutulur bu yıl muharrem ayı 29. gün çekiyor. Aşure lokması yapmak isteyen canlar bu tarihe kadar yapabilirler komşulara dağıtılır.
13.02.2009-Hızır orucu üç gün Cuma günü Dakm. Anılacak
09.03.2009-Hz. Muhammed’in doğum günü pazartesi günü Dakm. Anılacak
21.03.2009-Hz. Âlinin doğum günü ve nevruz bahar bayramı cumartesi günü Dakm. Anılacak
..04..2009- Hızır Abdal Musa Cemi  Pazar günü üyelere bilgi verilecek.
06.05.2009-Hıdrellez Bayramı üç gün Çarşamba günü üyelere bilgi verilecek.
26.06.2009-Abdal Musa ve Pir Sultan anma törenleri üç gün Cuma günü Dakm. Anılacak.
02.07.2009-Sivas şehitlerini anma, Madımak otelinin yakılması Perşembe günü Dakm. Anılacak.
16.08.2009-Hacı Bek taş Veli anma, üç gün Pazar günü Dakm. Anılacak.
11.09.2009-Hz. Âlinin Şahadeti, Cuma günü Dakm. Anılacak.
21.09.2009-Şeker Bayramı üç gün pazartesi günü Dakm. Anılacak.
..10..2009-Birlik Cemi pazar  günü   üyelere bilgi verilecek.
27.11.2009-Kurban Bayramı dört gün.  Cuma günü 8.45 de Dakm. Erkan Ayı yapılacak.
15.12.2009-Müslimler orucu üç gün Salı günü başlıyor. Dakm. Oruçlar açılacak.
18.12.2009-Muharrem orucu 12 gün Cuma günü başlıyor. 12 gün Dakm. Oruçlar açılacak.
27.12.2009-Hz. Hüseyin’in şehit düştüğü gün Pazar günü – 10 Muharrem 61. Hicri yılı – 10 Ekim 680. Miladi yıllı Dakm. Anılacak.
29.12.2009-Oruçların Salı günü son günü.
03.01.2010-Üyeler adına Aşure lokması ve kurtuluş cemi yapılacak Pazar günü Dakm. De
15.01.2010-Muharrem ayını son günü ayını tutmak isteyen canlar Cuma gününe kadar devam eder ve tutulur. Bu yıl Muharrem ayı 30 gün çekiyor. Aşure lokması yapmak isteyen canlar, bu tarihe kadar yapabilirler komşulara dağıtılır.
                                                                   HASAN AKŞAHİN DEDE
 
    Ben Almanya’da olsaydım, Sitemde de Radyo yayını yapıyor olsaydım, Muharrem Ayında her Cumartesi akşamı bir program yapardım. Bu Radyo programını videoya alır, siteme kor, diğer sitelerde dilerse, onlara bu videonun bir kopyasını verirdim.
    Nasıl yapardım? Önce, Almanya da Alevi etkinliklerinde ön plana çıkmış 10 kadar arkadaş(Fethiye’li) ile görüşür, onlarla beraber her programın içeriğini ve katılımcılarını belirlerdim. İlaveten, programa katılımcı olsam da(açılış ve kapanış sunumu gibi sınırlı tutar), asıl programı yürütenin bunlar arasından, bunlarla beraber ortak kararla seçilecek iki yada üç kişinin yapmasını sağlamak isterdim... Yani sunucunun da, katılımcının da bu kişiler olmasını sağlamak isterdim… Böylece, programı yönetenin aynı zamanda katılımcı işlevi görmesini sağlamış ve sunucu ile katılımcıların da belirli bir birikim sahibi olmalarını temin etmiş olurdum- yada en azından bunu sağlamaya çalışırdım.
    Bu programa bu yıl için, yalnızca yazılı mesaj kabul eder, ileriki yıllarda, talebe bakılarak sözlü(telefonla)bağlantıların da katılmasını planlardım.
    Ben Almanya’da değilim, benimde sitemde radyo yokken, niye ben bunlardan bahsettim ki? Benimki de laf işte…

       Yılmaz (İlhan) abi, evimizin resmini çek dedi. Oraya gittim, Merdan Delikaya baldızım evimizi görmek istiyor bizim evi de çek dedi.  Zeynal Akdoğan tepeye bir temel atıyordu onu da çektim. Diğerleri de yol üzerinde rastladıklarımın resimleri. Merdivenin üzerine çıkmış cam silen ise Hasan Güneş'tir. Hasan çatıya çıkıp kiremit dahi değiştiriyor.
    Bu gün meclis toplantısı yapıldı. Hazır üyeler bir arada iken onlarında resimleri çektim.
     www.aliseydi-fethiye.com un Almanya muhabiri Bektaş Aydoğdu'nun(Bektaş ile 99 yıllık sözleşmem var!?) Almanya'dan çektiği resimler yan taraftaki albümdedir. Bektaş ile konuşmamıza göre, Bektaş, Almanya'daki bütün Fethiyelilerin İş yerlerini ve işyeri sahiplerinin resimlerini çekecek bana yollayacak, bense onlara özel bir sayfa hazırlayacağım ve haberler anasayfasında kolay ulaşılabilir bir bir link ekleyeceğim. O link tıklandıktan sonra açılacak sayfada isim listesi çıkacak ve o isimler tıklandığında o kişinin işyeri ve kendisinin resmi telefonu faksı vb... çıkacak. İlaveten Ober-Ramstadt'taki bir kısım caddenin isimlerine linkin koyacağım, gelen resimler o albümlere konacak ve her zaman güncellenerek orada kalacaktır. Tabii Almanya'nın her ilenden resim gönderenlerin ili, işyeri, caddesi, vb... içinde aynı ayrı ayrı link açılıp bu sayfaya ilaveler edilecek ve resimler ile haberleri kimin gönderdiği ise belirtilecektir. Bütün bunlar karşılığında kimseden bir talebimiz yok. Tek talebimiz, sayfalarımızı izlemeleri kendileri de resim, haber göndererek ve manen söz ile bizi desteklemeleridir... Bu hususta her türlü resim ve bilgiyi iletebileceğiniz mailim aliseydisevim@gmail.com dur.
   Bektaş'ın gönderdiği resimleri bahsettiğim sayfayı hazırladığımda ilave edeceğim. Buraya koyduğum resim şimdilik burada olması gerektiği için konmuştur.
 
 
   
     Hasan İlhan'ın kız Torunu Pınar ile Ümit'in 07 Kasım 2008 tarihinde yapılmış olan kına düğününden çekilmiş olan resimler yan taraftadır.
    Pınar ile Ümit'e mutluluklar diler ve düğün resimlerini de sitemizde görmek isteriz.
    Haber ve resim kaynağımız, Metin ilhan'a teşekkür ederim.
   08 Kasım 2008
     
   Elimize, altmış kadar eski resim geçti. Bu resimleri, haberler ana sayfasındaki, eski resimler albümüne ilave ettik.
    Hafta içerisinde, tanıdıklarımın isimleri resimlerin altına yazacağım. O sayfadaki resimlerin üzerine mausun simgesini, tıklamadan getirirseniz, isimler ekranda belirecektir.
  İlaveten resimler bölümüne de bu resimleri koyuyorum.
    Resimleri bana veren Zeki ASLAN'a teşekkür ederim.
 
 05 Kasım 2008
      
    Bu gün, amcası merhum Memiş YILDIRIM'ın vefatı dolaysı ile Sivas'a oradan da köyümüze gelen Cafer DAĞDEVİREN ile İsmail dedeye geçmiş olsuna gittik. Bu görüntüler bu vesile ile çekildi.
     İsmail dede, aylardır yatakta, sorun midesinde imiş, ne yesem geri geliyor diyor. İsmail dedeye geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
          
       Aşağıda, Taraf Gazetesi yazarlarından Neşe DÜZEL’in yazar Ümit FIRAT, Avni ÖZGÜREL ve Prof .Dr Mümtazer TÖRKÜNE ile farklı tarihlerde yaptığı mülakattan yaptığım alıntılar, cevapları verilmesi gereken zor ve hayati sorular ve okuyanın kanını donduran bilgi ve iddiaları içeriyor... Yaklaşık 20 sayfadan yaptığım 6 sayfalık özeti sizlerle paylaşmak istedim. Bu mülakatların tamamını, http://aliseydis.blogspot.com/2008/11/neden-mit-firat.html de.
UMİT FIRAT
….Ergenekon soruşturması başladığından beri Öcalan avukatları aracılığıyla ısrarla bazı şeyler söylüyor.
 Neşe DÜZEL: Ne diyor?
“Bana da geldiler, teklifler yaptılar. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun (eski genelkurmay başkanı) temsilcisi Albay Atilla Uğur ( Ergenekon’un tutuklu sanığı) geldi, benimle konuştu,” diyor. Şam’da yaşadığı dönemden de bir şeyler aktarıyor. “Hapisteki Ergenekoncular 1994’te bana geldiler. Tansu Çiller’i öldürmek istiyorlardı. Bizim üstlenmemizi istediler, kabul etmedik,” diyor. 
Bütün bunların anlamı nedir?
Siz, bir ulusal kurtuluş hareketinin önderisiniz, bağımsızlık mücadelesi veriyorsunuz. Ama biri gelip size, “cinayeti üstlenin” diyor. Bu çok çelişkili bir şey.  Benzer ilişkiler daha önce de var mı yok mu, açmak lazım o zaman. Bunu size teklif etmeye cesaret ettiklerine göre, bir irtibat vardır. Muhtemelen bu, benzer diyalogların ilki değildir. Size bir şey anlatayım.
Evet...
1984, PKK’nin silahlı çatışmayı başlattığı yıldır. 1984 aynı zamanda Özal’ın askerlere rağmen 1983 seçimlerini kazanıp hükümet kurduğu ve bir yıl sonra da büyük bir ekseriyetle yerel seçimleri kazandığı bir dönemdir. Yani siyaset bilimi açısından bakıldığında 1984, Türkiye’nin sivilleşme dönemidir. Ve bu sivilleşme, 12 Eylül askerî rejiminin kurduğu kurumların tasfiye sürecini gerektirir. Ama böyle olmadı.
Peki, ne oldu?
Normal olarak kışlasına çekilmesi gereken asker aksine ülkenin yönetimine daha da yayıldı. Kürt sorunu vardı ve bu sorun bir güvenlik, asayiş meselesi olarak ortaya çıkarıldı. Böylece askerin sıkıyönetim rejimi, olağanüstü hal rejimine dönüştü ve bu yıllarca sürdü. Sonuçta Türkiye 1984’te yakaladığı sivilleşme fırsatını bir daha hiç yakalayamadı. Sivilleşmeyi yaşamadı, bölük pörçük yamalarla idare etti.
Türkiye sivilleşme fırsatını AB’ye üyelik süreciyle yeniden yakalamadı mı?
Yakaladı. Batı’yla bütünleşmek için AB’ye üyelik sürecini başlattı ama 2004’te başlayan çatışmalarla bu ikinci sivilleşme dönemi de karartıldı. Reformların önü kesildi. Oysa 1999’da Öcalan PKK’ye ateşkes ilan ettirmişti. Bu ateşkes aslında, silahlı mücadeleyi bitirme ve Türkiye’yi terk etme çağrısıydı. Bu dönem, PKK’nin silahlı mücadele dosyasını kapatıp sivil siyaset alanında çalışmayı önerdiği dönemdir. Nitekim 2003’e kadar pek şiddet olmadı. Ama 2003’ten itibaren çatışmalar sistemli bir şekilde tırmandı. Unutmayın AK Parti Hükümeti ve reformlar dönemidir 2003.
……….
PKK’ya mı ihtiyaç var?
Evet. Eğer PKK varsa, güvenlik kuvvetlerine ve orduya da ihtiyaç vardır. Bir tür yumurta tavuk meselesidir bu. Birbirini besleyen iki yapıdır bu. İki yapı da çatışmanın çok olduğu ortamda öne çıkar
……….
Türk devletinin içinde Kürt sorununu barışçı yollarla çözmek isteyen bir görüşle, savaşın sürmesini isteyen başka bir görüş çatışıyor mu?
 Şu anda öyle bir çatışma var. Basına yansıyan MİT raporlarından, Öcalan’la İmralı’da yapılan görüşmelerden anlaşılıyor ki, MİT, Kürt sorunun çözümü konusunda daha gerçekçi bugün. Bu işin böyle gitmeyeceğini görüyor. Kürt sorununun barışçı çözümünü istiyor.
Bu durumda Kürt sorunun barışçı yoldan çözümünü asker mi engelliyor?
Önemli ölçüde asker engelliyor. Asker sadece Kürt meselesinde değil, Türkiye’nin tüm meselelerinde vesayetini sürdürmek istiyor. Askerin siyaset üzerindeki vesayetini korumasının yolu da Kürt sorunu üzerinden sağlanıyor. Biz Türkiye’nin meselelerini Kürt, Ermeni, Kıbrıs, türban gibi sıralarız. Aslında Türkiye’nin meselelerini tek başlığa indirebiliriz.
Nedir o?
Türkiye’nin sorunu askerin yeridir. Yani askerî vesayettir. Askerî vesayet olmasa, siviller beraber yaşama kültürünü sağlayabilirler ve bütün sorunlara barışçı çözüm bulabilirler ama... Askerin siyasi sistem içindeki konumu yüzünden siviller devleti yönetemiyorlar ve siyasi sorunlara el atamıyorlar. Bu sistemde bütün siyasi sorunların çözüm yeri ordu oluyor. Bu yüzden de sistem tıkanıp kalıyor ve partiler durmadan kapatılıyor.
Geçen hafta Avni Özgürel, bu savaşın bitmesini istemeyenlerin olduğunu söyledi. Sizce de iki tarafta da savaşın devamını arzulayanlar bulunuyor mu?
Şüphesiz. Osman Pamukoğlu’nun da kanaati bu. Keza Öcalan da, Tansu Çiller döneminde kendisine yapılacak olan suikasttan haberdar edildiğini söylüyor. Ayrıca, avukatlarına, “2000 yılında ben birliklerimin tamamını Türkiye’den çıkarmak istiyordum ama İmralı’ya gelen genelkurmay yetkilisi hepsinin Türkiye’den çıkmasının yanlış olduğunu söyledi” diyor. Hatırlayın, 2003’te PKK’ye karşı operasyonlar birden tekrar başladı. Hani PKK Türkiye’den gitmişti? Meğer gitmemişler…
……….
Kepenk indirme eylemini PKK yaptırıyor. PKK niye genelkurmay başkanına karşı aynı eylemi yapmıyor sizce?
 Öcalan, 2005 Ağustosu’nda avukat görüşmesinde, “AK Parti hükümeti, genelkurmayla PKK’nin arasını açıyor,” demişti. Çünkü asker, onun rakibi değil varlık nedenidir. Bölgenin siyasetinde AK Parti’yi rakip görüyorlar.
……….
Girerse ne olur?
Anlatayım. 1993’te Özal’ın çabalarıyla PKK’ye yönelik politika değişikliğinde çok önemli noktaya gelinmişti. Mekik diplomasisiyle Talabani’yle görüşülüyordu. Öcalan ateşkes ilan etmişti. Özal cumhurbaşkanıydı, Demirel başbakandı. Aniden Özal öldü. Demirel cumhurbaşkanı oldu. Henüz Çiller seçilmemişti, Erdal İnönü başbakan vekiliydi. İsmet Sezgin içişleri bakanı olarak dağdakilere af projesi üzerinde çalışıyordu. 25 Mayıs 1993 günü Demirel, bakanlar kurulu toplantısına ilk kez cumhurbaşkanı olarak katılacaktı ve o günkü bakanlar kurulu gündeminde “af” vardı.
PKK’yı dağdan indirebilecek bir af mıydı bu?
Evet. Bir barış ortamı doğabilecekti. Öcalan’la pazarlıklar yapılıyordu. Ama olmadı. Çünkü aynı gün Bingöl’de 33 er kurşuna dizildi. Çünkü PKK’li bir time bazı istihbaratlar verildi. Dezenformasyon yapıldı. Gittiler, o askerleri öldürdüler ve o günden sonra bir daha Türkiye’de öyle bir af projesi bakanlar kurulunun gündemine gelmedi. O dönemde Demirel de çatışmanın sona ermesini istiyordu. Çünkü barış elini rahatlatacaktı. Demirel sonuçta yatırımcı bir insandır. Savunma harcamalarını bu kadar büyütmek istemiyordu. Orduyu bir zapturapt altına almak istiyordu.
Affın olmasını istemeyen kimdi peki?
İşte bu Ergenekon tarzı ilişkilerdi. Derin devletti. Ayrıca İran da, Saddam da, Esat da istemiyordu... Şemdin Sakık, “Biz Bingöl - Elazığ karayolu üzerinde 33 erin öldürülmesi eylemini Öcalan’ın bilgisi dahilinde yaptık,” dedi. Nitekim Öcalan da ilk günlerde bu olayı sahiplendi, “Onlar çok özel eğitimli birileriydi. Bölgede bize karşı kullanacaklardı,” dedi. Ama sonra kıtasına giden silahsız erler olduğunu anladı ve bu olayı sonradan sahiplenmedi. O 33 insanın çok haince bir plan için bölgeye gönderildiğini söyleyerek onu yanılttılar.
Kim yanılttı? 33 erin öldürülmesi derin devlet operasyonu muydu?
Derin devlet bunu PKK’ye sahte enformasyon vererek yaptırdı. Ve af gündemden kalktı. Aradan 17 yıl geçti Türkiye hâlâ o noktaya gelemedi. Kürt sorununda çözüme en çok yaklaşılan nokta oydu. 1993 Mayıs aylarıydı
NEŞE DÜZEL: Aktütün olayını izlediniz mi?
AVNİ ÖZGÜREL: Evet.
Sizce bütün o istihbarat raporlarına, gelen bilgilere ve uyarılara rağmen gerekli önlemler niye alınmadı?
Silahlı Kuvvetler’in karar verme mekanizmasında bir sorun var. Bir çatışmaya girip şehit vermek, birlik komutanı için kıdem terfisinde ciddi bir eksi puandır. Bu yüzden de Silahlı Kuvvetler’de karar alma sorumluluğunu herkes bir üstüne havale ediyor. En üstteki de golf oynamaya gidince çark tıkanıyor. Nitekim çocukların ifadelerinden anlaşılıyor ki, Aktütün’e yardım bile sekiz saat sonra ulaşabilmiş.
Aktütün’de yaşananlar sadece bununla açıklanabilir mi?
Bu bir faktör. PKK bu saldırıya bir aydır hazırlanıyormuş. Öyle ki, Aktütün köyüne çıkan bütün yollar örgüt tarafından mayınlanmış. Demek ki, karakol bir aydır dört bir yandan kuşatılmış. Zaten bütün bunların bilindiği inkâr edilmiyor. Olayın hemen ardından “Amerika’dan aldığımız istihbarat mükemmel. İstihbarat eksikliğimiz yok” denildi. Ama şu var. İstihbarat hatıra yazmak için toplanmaz! Gelen bilgileri değerlendirmek için toplanır
Ben de size tam bunu soruyorum. Her türlü istihbarata rağmen niye gerekli önlemler alınmadı peki?
Bu işin bir de, ‘Ya terör biterse?’ diye bir yanı var. Fatih döneminden bir örnek vereyim. Fatih Arnavutluk seferine çıkıyor ve yeniliyor. Ne oldu diye soruşturduğunda, komutanların, ‘bu savaşı da kazanırsak padişahın bize ihtiyacı kalmayacak’ diye düşündükleri ve cepheden çekildikleri ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye’de PKK terörü de, güvenlik birimleri için birçok şeyin gerekçesini oluşturuyor.
Neyin mesela?
Terör öyle bir şeydir ki... Size siyaseti kontrol etme imkânını verir. Amerika’da da böyleydi bu. Amerika bir türlü siyasi karar üretemediği için Vietnam’dan paçasını uzun süre kurtaramadı. Herkes Vietnam’dan çıkılması gerektiğini biliyordu ama savaş öyle büyük ekonomik kazanç kaynağıydı ki, Vietnam işi biterse devasa kârlar da bitecekti.
Türkiye’de terör işi hâlâ büyük bir kazanç kaynağı mı?
Çoook! Bitirilemeyecek kadar büyük bir kazanç kaynağı bu terör. Yıllar önce Şam’da yaptığım röportajda Abdullah Öcalan bana, “Bu işi bitirirsem beni bitirirler,” dedi. PKK, öyle tek bir kişinin... Öcalan’ın veya bir genelkurmay başkanının vereceği kararla bitecek bir iş değil. Bu işin silah tüccarları, siyasetçileri, askeri, güvenlik birimleri, dernekleri var. PKK için de bu böyle. Onun da televizyonları, yurtdışı temsilcilikleri, oradaki her Kürtün maaşından kestikleri paralar var. Herkes için bitirilemeyecek kadar kazançlı bir iş bu terör. Hava saldırılarında atılan her roketin kaç lira olduğunu biliyor muyuz? Bir de uyuşturucu işi var. Türkiye’de geçmişte üniversitede profesör seviyesinde adamlar, “Amerikalılar da terörle mücadele işini uyuşturucu parasıyla finanse ediyorlar. Biz de öyle yapmalıyız,” diye raporlar yazdılar.
Uyuşturucu, PKK’yla mücadelenin finansmanında kullanıldı mı peki?
Tabii ki kullanıldı. Güneydoğu’dan Edirne’ye kadar cemselerin eskortunda uyuşturucu taşındı. Bütün bunlara bulaşan insanlar bir süre sonra ‘ben dağda ne diye canımı tehlikeye atayım? Uyuşturucuyu paylaşmak, haraç almak, çetecilik yapmak varken niye PKK’nın içine girip JİTEM için istihbarat toplayayım’ dediler.
Ama Aktütün’de böyle bir istihbarat eksikliği olmadığı ortaya çıktı.
Doğru... Aktütün baskını için bırakın istihbarat gelmesini başka şeyler de oldu. PKK’ya yakın televizyonlar var, onların yayınları var. Mesela Roj Tv... “21 ağustosta onuncu kongremiz Kandil’de toplanıyor” diye durmadan yayın yaptı. Kongre’ye PKK’nın Avrupa’dakiler dahil bütün yönetici kadrosu katıldı. Cemil Bayıklar, Murat Karayılanlar hepsi oradaydı. Toplantı on gün sürdü ve Roj Tv Kandil’den görüntüler, röportajlar yayınladı. 21 ağustos, Aktütün baskınından iki hafta öncesi demek. PKK’nın 30 ağustosa kadar süren kongresine PEJAK da katıldı.
 
Yani İran’ın PKK’sı da katıldı öyle mi?
PKK, “Türkiye’nin hava saldırıları nedeniyle çok ciddi kayıplara uğradık,” deyince, PKK’nın İran’daki kolu da Kandil’deki kongreye katıldı ve PEJAK Başkanı Hacı Ahmet “Bundan sonra birinci hedefimiz Türkiye” diye bir bildiri yayınladı. Bütün bunlar on gün boyunca oldu. Kandil’de üç kişi değil, 1200 kişi toplandı ama Silahlı Kuvvetler ağustos ayı boyunca Kandil’e tek bir hava operasyonu yapmadı.
Sizce niye yapmadı?
Bunu izah etmek lazım. Halk bu sorunun cevabını öğrenmek ister. Eğer PKK’yı bitirmek istiyor idiysen ve bu kadar öfkeliysen, PKK’nın bütün yönetim kademesi ve kadrosu oradaydı. PKK tasfiye edilebilirdi. Bir değil, on gün sürdü bu kongre. Hadi hududa gelen adamları görmediniz dağlık falan dediniz... Örgütün televizyon yayınını da mı izlemediniz? Bu kongreden sonra Aktütün’de 17 genç öldü. Arkasından Diyarbakır’da polisler kurşunlandı. Eksiklikleri soran gazetecilere de ‘vatan haini’ demeye varan açıklamalar yapıldı.
    (Bu kongre yapılırken niye bir hava harekatı yapılmadı, sorusu kadar önemli olan diğer bir soru: Karşısında dünyanın 8. büyük ordusu varken, bu ordu bir hava operasyonu düzenlemek istediğinde saatler değil dakikalar sonrasında tepelerine bombalar yağdırıp, karargahlarını yerle bir edecek  jetlerini uçurma olasılığı apaçık ortada iken, davulla zurna ile biz Kandilde Kongre yapıyoruz, bütün yönetici kadromuzla oradayız diye Roj Tv ile yayın yapma deliliğini neden yapıyorlar?.. Deliler mi bunlar? Deli olmadıklarını hepimiz biliyoruz. Bunun tek bir açıklaması var: Başlarına bomba yağmayacağına, analarından doğduklarına pişman edilmeyeceklerine dair büyük yerlerden, çok sağlam güvenceler almış olmalılar… Nitekim de öyle oldu. Durum böyle bir şeyse, yazık oluyor, bu ülkenin yurttaşlarına, yazık… a.s.)
………
Öcalan’la İmralı’da ne görüşüldü sizce?
Özellikle istihbarat birimleri görüştüler. Kürt sorunu çözülebilir mi sorusunun cevabı aranıyordu bu görüşmelerde. Cevabın, ‘evet çözülebilir’ olduğu ortaya çıktı. Bu cevabı asker de, istihbarat örgütü de biliyor. Ama asker katında bunu terennüm etmek cesaret işi.
Ergenekon paşaları da İmralı’ya gitmişler. Onlar Öcalan’la ne görüşmüşler?
‘Bu adam terörü bitirebilir. Terör biterse biz ne yaparız’ diye bir tarafı var bu işin. Bu ülkede Kürt sorununun çözülmemesinden çıkarı olanlar var. Türkiye yurtdışından çok ciddi silah alımları yapıyor. İnsansız uçaklar, Awacslar kaça acaba? Türkiye bir an önce Kürt sorununu çözmek zorunda. Aksi takdirde parçalanmaya gider. Kürt milliyetçiliği büyük bir tehdit olmaya başladı.
PKK’nın Ergenekon’la bağlantısının olduğundan söz ediliyor. Nasıl bir bağlantısı var?
Geçmişte çok iç içeydi. Bu ilişki sadece uyuşturucu işinde değil, eylem düzeyinde de var. ‘Siz de çok pısırıklaştınız. Bir iki çatapat yap ki, bize ihtiyaç olsun’ denebilir PKK’ya.
 
Mümtazer Türköne: ‘Askeri devlet kurmak istiyorlar’
NEŞE DÜZEL: Türkiye gene ölüm haberleriyle sarsılıyor. Karakol baskını, polis otobüsüne saldırı... Ne oluyor? Neden terör gene böyle yükseliyor?
MÜMTAZER TÜRKÖNE: Terör birkaç nedenden ötürü tırmanıyor. Yerel seçimler yaklaşıyor. AK Parti’nin bölgedeki belediyeleri kazanma ihtimali yüksek. Bu, PKK’nın sonu olur. Devletin terör gerekçesiyle sertleşmesi ise PKK’ya yarar. DTP’nin oylarını kemikleştirir. AK Parti’yi geriletir.
Terörün artması sadece PKK’ya mı yarıyor?
Seçim sonuçları açısından öncelikle PKK’nın ve DTP’nin işine yarar. Bir de askerin yani güvenlik birimlerinin işine yarar. Çünkü PKK’nın varlığı ve güvenlik sorunun büyümesi, PKK’yla mücadele eden güvenlik birimlerinin devlet içindeki gücünü artırır. Bu hep böyledir. Düşmanlar birbirlerinden beslenir. Terörle mücadele için ne kadar fazla askerî tedbir alınırsa, PKK o kadar çok halktan destek bulur ve büyür. Ne kadar çok PKK terörü yaşanırsa, terörle mücadele eden birimler de o kadar çok yetki kazanır.
PKK son saldırılarla tam olarak ne elde etmek istiyor? Amacı ne?
Bu saldırılar dışla da alakalı. Gürcistan savaşı başladığında PKK anında Erzincan’a gelen doğalgaz boru hattını havaya uçurdu. Tekrar başlayan Amerikan-Rus rekabetinde PKK, Rusya’nın dikkatini çekmeye çalışıyor. Rusya’ya, ‘Ben buradayım. Senin işine yarayabilirim’ mesajını vermeye ve kendisine uluslararası bir hami bulmaya çalışıyor. Bir de artan terörün 20 Ekim’de başlayacak Ergenekon davasıyla da bağlantısı olabilir. Ergenekon davasının sulandırılması ve ‘bakın bizden bağımsız da terör var’ denilmesi için ülkede terörün tırmandırılması lazım.
Genelkurmay, jandarmanın yetkilerinin artırılmasını ve özgürlüklerin sınırlanmasını istiyor. Neden askerî hataları düzeltmek yerine hemen özgürlükleri kısıtlamayı düşünüyor?
Çünkü asker hatasını hukuku ve özgürlükleri sınırlandırarak kapatmaya çalışıyor. Asker hatalarını kabul etse, Türkiye özgürlükler konusunda bu kadar kıyıcı olmaz. Asker bir sorunu çözemedi mi, ‘bana daha fazla yetki verin’ diyor. Biz 24 yıldır PKK terörü yaşıyoruz. Genelkurmay Başkanı think-tank kuruluşlarını ve üniversite hocalarını topladı geçenlerde. Onlara ‘terör örgütü neden hâlâ adam toplayabiliyor?’ diye sordu.
Bu sorunun sizce cevabı nedir?
Siz evrensel hukuka uymadığınız için hâlâ dağa adam topluyor. Siz temel hak ve özgürlüklere riayet etmediğiniz için, askerî kolluk gücünü getirip halkın başına bela ettiğiniz için hâlâ adam topluyor. Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’na getirilen bu önerilerin ve yaklaşımların yüzünden hâlâ adam topluyor.
Peki, özgürlüklerin kısıtlanması Dağlıca ve Aktütün gibi PKK baskınlarını önler mi?
Baskı kurarak terörü önlemeye çalışmak ilkel bir yaklaşım. Postal kafalılık bu. Karşına çıkan her sorunu kasaturayla çözmeye çalışmak askerlerin kendi tabiriyle ‘postal kafalılık’ oluyor. Her sorunun asker mantığıyla emir komuta zinciri içinde çözüleceğini düşünenlere, bağımsız akıl yürütme yeteneği olmayanlara askerlerin kendisi ‘postal kafalı’ diyor. Güneydoğu’ya tekrar Olağanüstü Hal’in getirilmesi cinayet olur.  M.E. TÖRKİNE
 
                  Değerli hemşerimiz Hüseyin YILDIRIM'ın babası Memiş YILDIRIM geçen gece Sivas'ta Hakka yürümüştür. Merhuma Tanrıdan rahmet acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.04/11/2008
    
 
        Sevgili arkadaşım Müslüm AKBABA'ın oğlu Mustafa AKBABA ile Yeşim'in evlenmeleri dolaysı ile bu gün yapılacak olan düğüne katılacaklara neşeli anlar ve Yeşim ile Mustafa'ya ömür boyu mutluluklar dilerim. 01/11/2008
      Yan taraftaki resimde, Ali AĞIRDEMİR'in evi ile muhtelif görüntüler var. Ali'nin evinin dış cephesine köpük benzeri bir maddeden yapılmış, iki parmak kalınlığında levhalar dübel ile tutturuluyor. Üzerine de elek çekilip beton ile sıvanıyor. Bu betonun üzeri ise dilenirse boya yada cam mozaik ile boyanıp yada kaplanabiliyormuş. Resimde görülen mavi ve pembe renk bu levhaların rengidir. Üzerine bahsedilen işlemler uygulanmakta.
   Bu gün havalar güneşli, geceler biraz serin ama, henüz soba yakan yok. Kapıların örtülmesi ısının muhafazası için yeterli olabiliyor.
     Ahmet ALTAN'ın "Vatanınızı Seviyor musunuz?" ile Yasemin ÇONĞAR'ın "Kanayan Cumhuriyetin Gurur Bilançosu" başlıklı makalelerini, http://aliseydis.blogspot.com/ linkine koydum.
        Okunmaya değer iki makaleyi paylaşmak istedim.
 Ali EROL'un Evi -3 Kasım 2008
 
 

Sample text

Sample Text

Sample Text