Social Icons

25 Kasım 2008 Salı

Malatya Fethiye: 2008 yılı Kasım Ayı Haberleri

                                    2008 yılı  Kasım Ayı Haberleri
                                                
               Geçen geceden beri yağmur yamaya ve hava soğumaya başladı. Hâla devam ediyor. Deyim yerindeyse hava tutkun. Yukarıdan gelen araçların üzerinde kar olduğuna göre, oralara kar yağmakta.

  28 Kasım 2008
          
      Acı bir kayıp daha!.. Geçen yıl hasta olduğu haberini yazarken de, yazmaya elim varmamıştı; şimdide ölüm... Geçen gece saat 03:00 civarında Deniz İNCE (Ali İNCE'nin eşi) Hastanede uzun zamandır tedavi görmekte olduğu hastalığına yenik düştü ve Hakka yürüdü.                                       
    Merhuma Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
     Merhumun naşının Ankara'dan 27 kasım 2008tarihinde Beldemize getirilip, Cumhuriyet mahallesindeki Mezarlıkta defin edildi ve Cem Evinde bir yemek verildi.
 
27 Kasım 2008
 26 Kasım 2008
 Cenaze Töreninden
 
 
   
    Bir deyim vardır… “Karla ekmek yemesini ben icat ettim; fakat bende beğenmedim.” Bu deyimden hareketle, Cem Evinde son çektiğim resimlerin, puslu ve kumlu, yeterince net olmaması gibi bir sonucu bende beğenmedim!.. Son çekimde, bozuk görüntüden dolayı 70-80 kadar resim sildim.
    Elbette ki bunun benim yeteneğimdeki eksikliklerden kaynaklanan bir kısmı da var; fakat bir kısmı da, çevresel ve makineden kaynaklanan eksikliklerdir.
     Fotoğraf ve film stüdyolarında yüksek voltajlı projektörlerin ışığının kullanılması boşa değil… Yeterli ışıkta, resimler daha net çıkıyor. Işığın bir fonksiyonu daha var, oda resmin karanlık olmasından fazla, resimlerin bulanık yada net olmasına vesile oluyor. El titremeleri resimleri ışıkta olduğu zamanki ile mukayese edilmeyecek boyutta, düşük ışıklı yerlerde bulanıklaştırıyor...
     Yani, aynı el titremesi ile yüksek ışıkta daha net, düşük ışıklı ortamlarda da daha yüksek bulanıklıkta resimler elde ediliyor...
     Cem Evi, halkımızın cenaze, lokma ve diğer etkinliklerinde onlarca yıl kullanacağı bir mekândır. Bir ölüm gerçekleştiğinde halkımız bir defa dışarıda, oda cenaze töreni vesile ile en az iki yada üç defa ise Cem Evi içerisinde toplanmakta. Yani benim açımdan, bir defa dışarıda çekim yaparsam, en az iki defada içerde çekim yapmam gerekiyor…
    Cem Evindeki flüoresan lambaların ışıkları, net resim için yeterli değil.  Pencereye yakın sıraya ve yönü de pencereye dönük olanların resimleri daha net. Pencereye sırtı dönük olan ve pencereden uzak olanlarınsa yüzlerine yeteri kadar ışık yansımıyor. Bunun için flaş kullanmalı.  Elimizdeki makine ile flaş kullandığımızda, resim çekmek için deklanşöre basmamız ile flaşın patlaması arasında 5 saniye, bunun ardından ikinci bir resmin çekilmesi için ilave 15 saniye daha sonra derken makine ikinci resme 20 saniyede hazır hale geliyor. Birde benim ikinci pozu çekmek için ileri geri hareketim derken bir dakika kadar zaman geçiyor. Her seferinde Cem Evinde ortalama 250-300 resim çektiğime göre, her resim bir dakika zaman alınca bu benim için 4-5 saat gibi bir zamana tekabül etmektedir(Flaşlı çekimler için). Halkın Cem evindeki bulunma süresi ise 1 ile 1,5 saat olduğuna göre, süreler uyuşmuyor ve elimizdeki bu gibi resimler, ulaşılması gereken en iyi resimler, sonuçlar olarak karşımıza çıkıyor.
      İkinci bir nokta ise resimlerin verdiği mesaj, bir anın dondurulması, kayda geçirilmesidir!.. Düğün yada bir başarı anında sevincin, neşenin, yenginin; bir ölüm, hayal kırıklığı, hata… durum da ise acının, kederin, yenilginin, utanmanın… resmi olmalı resimler.
       Bu gibi anların çekimi için, makinenin saniyede çektiği kare sayısının yüksek olması gerek. O anların yakalanması için, deklanşöre her basıldığında makinenin çekmesi gerek. O anlar, saniyeler içerisinde değişiyor, kayboluyor. Bir düğünde, neşelenen bir insana poz vermesini söyleyebilir ve söylemesen de karşındakinin karşında uygun poz almak için dikilebilirsin… Fakat acıda onu yapamıyor insan… Karşındaki kırk yıllık eşini, dostunu, anasını, babasını... kaybetmiş, bunun karşısında fazla dikilemezsin! Saniyeler içerisinde çekmen gerek. İlave bir nokta ise, uzakta durmalısın... Böylesine acılı bir insanın gözünün içine girer gibi yaklaşmak hoş olmuyor…
      Bu gibi sorunlar bir ölçüde makine ile ilgilidir. Yani, bu sorunlar bir kısmı, orta ve hatta ortanın altındaki D-SLR profesyonel makineler ile aşılabiliyor. Yürüyen bir insanın her adımında gerekli ise resmini çekecek, deklanşör hızı; el titremesine karşı yüksek stabilize özelliği, daha yüksek telefoto- zoomlu, ve geniş açılı lensler ile gölgede çekim için ilave özellikli ve harici flaşlı makinler mevcut. Harici flaşlı makine(daha yüksek ışıklı olduğundan) ile çekim, Cem Evi için oldukça gerekeli.
    Çetin ALTAN’ın deyimi ile “enseyi karartmayalım.”  İlk makinem 2 MP. idi, ikinci makinem 8 MP.  ve 3x4 zoomlu idi.  Bana hediye edilen son kullandığım makine 8 MP. ve 10x5 zoomlu. Nerden nereye! Bardağımızın dolu yanı budur. Ben daha çok bunu görüyorum.
    Bu vesile ile bir noktanın altını çizmek istiyorum. Haberler ana sayfasına koyacağım linke, sitemize ve çalışmamıza katkı maksadı ile yapılmış, araç, alet … vb.nin listesini koyacağım.
    Bu maksatla yapılmış bir hediyenin özellikleri ile vereni belirtip, sitemiz var olduğu sürece orada kalacaktır. Bundan maksadımız, hem yapana teşekkürdür bu hem de, benim bunları suiistimal etmediğimin ve etmeyeceğimin açık beyanı anlamına gelir. Mesela bana Müslim ile Abuseyif arkadaşımın hediye etmiş olduğu fotoğraf makinesini, ilerde satmayacağım, kimseye hediye etmeyeceğim ve herhangi bir alışverişte trampa olarak kullanmayacağım. Bunlar yaşadığım sürece hatıra olarak kalacaklar. Bunu yazmak benim vicdanen rahatlamamı sağladığından yazıyorum.

 
24 Kasım 2008
 
             Merhum Ali GÜN'ün naşı, 21 Kasım 2008 tarihinde sevenlerinin omuzun da taşınarak defin edildi.
    22 Ekim 2008 tarihi, saat 12:00'da Cem evinde üçü dolaysı ile bir yemek verildi.
     Merhuma tekrar Tanrıdan rahmet, kederli yakınları sabır ve başsağlığı dileriz.

21 Kasım 2008
22 Kasım 2008
 Cenaze Töreninden
 Üçü Dolaysı İle Yapılan Yemekten
        Ahmet KORKMAZ'ın Gurup maili olan kendisine gelen duyurusunun, yararlı olacağını bizde düşündüğümüzden buraya koyduk.
    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü, hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz karşılayacağız.

     Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu verin.

SEMA ONAY (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel: 0543 291 65 65 -- 0532 504 02 22
 
       Not: "Ben Almanya’da olsaydım," diye başlayan yazımızla ilgili olarak, Hikmet ÖZİLHAN arkadaşımızın yaptığı uyarı üzerine, nezaketsizlik yaptığımızı gördük.
     Konu ile ilgili olarak, "Köln ve Çevresi Fethiye'liler Derneği" yönetimi geçen yıl, değerli arkadaşımız Faysal İLHAN ile bir program yağmıştı. Bu vesile ile bunu tekrar hatırlatıp,  "Köln ve Çevresi Fethiye'liler Derneği" yönetimine, geçen yılki programı için teşekkür eder, o yazımızın altına bu notumuzu düşmediğimiz için, bu arkadaşlarımdan özür dilerim.
21 Ekim 2008
 
               Haberini yazarken elimizin titrediği acı olaylardan biri daha gerçekleşti. Geçen gece saat 01:00 civarında Ali GÜN ani bir kalp rahatsızlığı sonucu Malatya'da Hakka yürümüştür. Merhuma Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
     Merhumun naşının Beldemize getirilip, defin edilmesi beklenmekte. Muhtemelen bu yarin, Cuma günü gerçekleşecek.

 
 20 Kasım 2008
 
 
    Bekarın Mamo'nun torunu Uğur ile Ayşe SOFU  15 Kasım 2008 tarihi Cumartesi günü Darmstadt'ta yapılan bir düğün ile evlendiler.
    Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.
    Resim ile haberin kaynağı: Bektaş AYDOĞDU'ya teşekkür ederim. Google ve Yahoo, her mailde yaklaşık 10 MB. veri iletiyor. Her defasında gönderilen maillerdeki ek, 10 MB geçerse, sistem hata mesajı veriyor ve yollamıyor.
    Biliyorsanız resimleri 1200 x 1800 ebadına ayarlayıp kaydedin. Bu boyuttaki resimlerden 35-40 tanesini tek klasöre koyun ve bu klasörü zip dosyası yapın. Böylece her mail ekinde en az 35 resmi ek zip dosyası olarak yollayabilirsiniz. Her bir resmin kaç MB. olduğunu görmek için resim klasörünü liste haline getirin.
    Resimler için hiç bir zaman geç değil. Evlilikler ömür boyu beraberlik adımı ve yürüyüşü için yapılır. Bizim sitemizdeki haber ve resimlerin sitedeki ömrü, benim ömrüm ile sınırlıdır.
    Tabii, tevekkülü elden bırakmayalım: Allah korsa!
Tarih: 18 Kasım 2008 Salı   
 
 
   
2008 - 2008 YILI İÇERİSİNDE
ALEVİLER İÇİN ÖNEMLİ(KUTSAL) GÜNLER
26.12.2008-Müslim’ler orucu 3 gün, Cuma günü başlıyor. Dakm. Oruçlar açılacak
29.12.2008-Muharrem Orucu 12 gün. Pazartesi günü başlıyor.12 gün boyunca Dakm. Oruçlar açılacak.
31.12.2008-Her yılbaşılar güzel coşku ile sevinçle, mutlulukla, kutlanırken bu yıl 2008–2009
Yılı kutlaması muharrem matem ayı içine geliyor üzgünüz, hüzünlüyüz, yaslıyız. Sevenlerine aşk olsun.
07.01.2009-Hz. Hüseyin’in şehit düştüğü gün Çarşamba günü -10. Muharrem 61.Hicri yılı -10. Ekim 680. miladi yılı. Dakm. Anılacak.
09.012009-Muharrem orucu Cuma günü son gün Dakm. Oruçlar açılacak.
11.01.2009-üyeler adına Aşure lokması ve kurtuluş cemi yapılacak, Pazar günü. Dakm de yapılacak
26.01.2009-Ayını tutmak isteyen canlar pazartesi gününe kadar devam eder ve tutulur bu yıl muharrem ayı 29. gün çekiyor. Aşure lokması yapmak isteyen canlar bu tarihe kadar yapabilirler komşulara dağıtılır.
13.02.2009-Hızır orucu üç gün Cuma günü Dakm. Anılacak
09.03.2009-Hz. Muhammed’in doğum günü pazartesi günü Dakm. Anılacak
21.03.2009-Hz. Âlinin doğum günü ve nevruz bahar bayramı cumartesi günü Dakm. Anılacak
..04..2009- Hızır Abdal Musa Cemi  Pazar günü üyelere bilgi verilecek.
06.05.2009-Hıdrellez Bayramı üç gün Çarşamba günü üyelere bilgi verilecek.
26.06.2009-Abdal Musa ve Pir Sultan anma törenleri üç gün Cuma günü Dakm. Anılacak.
02.07.2009-Sivas şehitlerini anma, Madımak otelinin yakılması Perşembe günü Dakm. Anılacak.
16.08.2009-Hacı Bek taş Veli anma, üç gün Pazar günü Dakm. Anılacak.
11.09.2009-Hz. Âlinin Şahadeti, Cuma günü Dakm. Anılacak.
21.09.2009-Şeker Bayramı üç gün pazartesi günü Dakm. Anılacak.
..10..2009-Birlik Cemi pazar  günü   üyelere bilgi verilecek.
27.11.2009-Kurban Bayramı dört gün.  Cuma günü 8.45 de Dakm. Erkan Ayı yapılacak.
15.12.2009-Müslimler orucu üç gün Salı günü başlıyor. Dakm. Oruçlar açılacak.
18.12.2009-Muharrem orucu 12 gün Cuma günü başlıyor. 12 gün Dakm. Oruçlar açılacak.
27.12.2009-Hz. Hüseyin’in şehit düştüğü gün Pazar günü – 10 Muharrem 61. Hicri yılı – 10 Ekim 680. Miladi yıllı Dakm. Anılacak.
29.12.2009-Oruçların Salı günü son günü.
03.01.2010-Üyeler adına Aşure lokması ve kurtuluş cemi yapılacak Pazar günü Dakm. De
15.01.2010-Muharrem ayını son günü ayını tutmak isteyen canlar Cuma gününe kadar devam eder ve tutulur. Bu yıl Muharrem ayı 30 gün çekiyor. Aşure lokması yapmak isteyen canlar, bu tarihe kadar yapabilirler komşulara dağıtılır.
                                                                   HASAN AKŞAHİN DEDE
 
    Ben Almanya’da olsaydım, Sitemde de Radyo yayını yapıyor olsaydım, Muharrem Ayında her Cumartesi akşamı bir program yapardım. Bu Radyo programını videoya alır, siteme kor, diğer sitelerde dilerse, onlara bu videonun bir kopyasını verirdim.
    Nasıl yapardım? Önce, Almanya da Alevi etkinliklerinde ön plana çıkmış 10 kadar arkadaş(Fethiye’li) ile görüşür, onlarla beraber her programın içeriğini ve katılımcılarını belirlerdim. İlaveten, programa katılımcı olsam da(açılış ve kapanış sunumu gibi sınırlı tutar), asıl programı yürütenin bunlar arasından, bunlarla beraber ortak kararla seçilecek iki yada üç kişinin yapmasını sağlamak isterdim... Yani sunucunun da, katılımcının da bu kişiler olmasını sağlamak isterdim… Böylece, programı yönetenin aynı zamanda katılımcı işlevi görmesini sağlamış ve sunucu ile katılımcıların da belirli bir birikim sahibi olmalarını temin etmiş olurdum- yada en azından bunu sağlamaya çalışırdım.
    Bu programa bu yıl için, yalnızca yazılı mesaj kabul eder, ileriki yıllarda, talebe bakılarak sözlü(telefonla)bağlantıların da katılmasını planlardım.
    Ben Almanya’da değilim, benimde sitemde radyo yokken, niye ben bunlardan bahsettim ki? Benimki de laf işte…

       Yılmaz (İlhan) abi, evimizin resmini çek dedi. Oraya gittim, Merdan Delikaya baldızım evimizi görmek istiyor bizim evi de çek dedi.  Zeynal Akdoğan tepeye bir temel atıyordu onu da çektim. Diğerleri de yol üzerinde rastladıklarımın resimleri. Merdivenin üzerine çıkmış cam silen ise Hasan Güneş'tir. Hasan çatıya çıkıp kiremit dahi değiştiriyor.
    Bu gün meclis toplantısı yapıldı. Hazır üyeler bir arada iken onlarında resimleri çektim.
     www.aliseydi-fethiye.com un Almanya muhabiri Bektaş Aydoğdu'nun(Bektaş ile 99 yıllık sözleşmem var!?) Almanya'dan çektiği resimler yan taraftaki albümdedir. Bektaş ile konuşmamıza göre, Bektaş, Almanya'daki bütün Fethiyelilerin İş yerlerini ve işyeri sahiplerinin resimlerini çekecek bana yollayacak, bense onlara özel bir sayfa hazırlayacağım ve haberler anasayfasında kolay ulaşılabilir bir bir link ekleyeceğim. O link tıklandıktan sonra açılacak sayfada isim listesi çıkacak ve o isimler tıklandığında o kişinin işyeri ve kendisinin resmi telefonu faksı vb... çıkacak. İlaveten Ober-Ramstadt'taki bir kısım caddenin isimlerine linkin koyacağım, gelen resimler o albümlere konacak ve her zaman güncellenerek orada kalacaktır. Tabii Almanya'nın her ilenden resim gönderenlerin ili, işyeri, caddesi, vb... içinde aynı ayrı ayrı link açılıp bu sayfaya ilaveler edilecek ve resimler ile haberleri kimin gönderdiği ise belirtilecektir. Bütün bunlar karşılığında kimseden bir talebimiz yok. Tek talebimiz, sayfalarımızı izlemeleri kendileri de resim, haber göndererek ve manen söz ile bizi desteklemeleridir... Bu hususta her türlü resim ve bilgiyi iletebileceğiniz mailim aliseydisevim@gmail.com dur.
   Bektaş'ın gönderdiği resimleri bahsettiğim sayfayı hazırladığımda ilave edeceğim. Buraya koyduğum resim şimdilik burada olması gerektiği için konmuştur.
 
 
   
     Hasan İlhan'ın kız Torunu Pınar ile Ümit'in 07 Kasım 2008 tarihinde yapılmış olan kına düğününden çekilmiş olan resimler yan taraftadır.
    Pınar ile Ümit'e mutluluklar diler ve düğün resimlerini de sitemizde görmek isteriz.
    Haber ve resim kaynağımız, Metin ilhan'a teşekkür ederim.
   08 Kasım 2008
     
   Elimize, altmış kadar eski resim geçti. Bu resimleri, haberler ana sayfasındaki, eski resimler albümüne ilave ettik.
    Hafta içerisinde, tanıdıklarımın isimleri resimlerin altına yazacağım. O sayfadaki resimlerin üzerine mausun simgesini, tıklamadan getirirseniz, isimler ekranda belirecektir.
  İlaveten resimler bölümüne de bu resimleri koyuyorum.
    Resimleri bana veren Zeki ASLAN'a teşekkür ederim.
 
 05 Kasım 2008
      
    Bu gün, amcası merhum Memiş YILDIRIM'ın vefatı dolaysı ile Sivas'a oradan da köyümüze gelen Cafer DAĞDEVİREN ile İsmail dedeye geçmiş olsuna gittik. Bu görüntüler bu vesile ile çekildi.
     İsmail dede, aylardır yatakta, sorun midesinde imiş, ne yesem geri geliyor diyor. İsmail dedeye geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
          
       Aşağıda, Taraf Gazetesi yazarlarından Neşe DÜZEL’in yazar Ümit FIRAT, Avni ÖZGÜREL ve Prof .Dr Mümtazer TÖRKÜNE ile farklı tarihlerde yaptığı mülakattan yaptığım alıntılar, cevapları verilmesi gereken zor ve hayati sorular ve okuyanın kanını donduran bilgi ve iddiaları içeriyor... Yaklaşık 20 sayfadan yaptığım 6 sayfalık özeti sizlerle paylaşmak istedim. Bu mülakatların tamamını, http://aliseydis.blogspot.com/2008/11/neden-mit-firat.html de.
UMİT FIRAT
….Ergenekon soruşturması başladığından beri Öcalan avukatları aracılığıyla ısrarla bazı şeyler söylüyor.
 Neşe DÜZEL: Ne diyor?
“Bana da geldiler, teklifler yaptılar. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun (eski genelkurmay başkanı) temsilcisi Albay Atilla Uğur ( Ergenekon’un tutuklu sanığı) geldi, benimle konuştu,” diyor. Şam’da yaşadığı dönemden de bir şeyler aktarıyor. “Hapisteki Ergenekoncular 1994’te bana geldiler. Tansu Çiller’i öldürmek istiyorlardı. Bizim üstlenmemizi istediler, kabul etmedik,” diyor. 
Bütün bunların anlamı nedir?
Siz, bir ulusal kurtuluş hareketinin önderisiniz, bağımsızlık mücadelesi veriyorsunuz. Ama biri gelip size, “cinayeti üstlenin” diyor. Bu çok çelişkili bir şey.  Benzer ilişkiler daha önce de var mı yok mu, açmak lazım o zaman. Bunu size teklif etmeye cesaret ettiklerine göre, bir irtibat vardır. Muhtemelen bu, benzer diyalogların ilki değildir. Size bir şey anlatayım.
Evet...
1984, PKK’nin silahlı çatışmayı başlattığı yıldır. 1984 aynı zamanda Özal’ın askerlere rağmen 1983 seçimlerini kazanıp hükümet kurduğu ve bir yıl sonra da büyük bir ekseriyetle yerel seçimleri kazandığı bir dönemdir. Yani siyaset bilimi açısından bakıldığında 1984, Türkiye’nin sivilleşme dönemidir. Ve bu sivilleşme, 12 Eylül askerî rejiminin kurduğu kurumların tasfiye sürecini gerektirir. Ama böyle olmadı.
Peki, ne oldu?
Normal olarak kışlasına çekilmesi gereken asker aksine ülkenin yönetimine daha da yayıldı. Kürt sorunu vardı ve bu sorun bir güvenlik, asayiş meselesi olarak ortaya çıkarıldı. Böylece askerin sıkıyönetim rejimi, olağanüstü hal rejimine dönüştü ve bu yıllarca sürdü. Sonuçta Türkiye 1984’te yakaladığı sivilleşme fırsatını bir daha hiç yakalayamadı. Sivilleşmeyi yaşamadı, bölük pörçük yamalarla idare etti.
Türkiye sivilleşme fırsatını AB’ye üyelik süreciyle yeniden yakalamadı mı?
Yakaladı. Batı’yla bütünleşmek için AB’ye üyelik sürecini başlattı ama 2004’te başlayan çatışmalarla bu ikinci sivilleşme dönemi de karartıldı. Reformların önü kesildi. Oysa 1999’da Öcalan PKK’ye ateşkes ilan ettirmişti. Bu ateşkes aslında, silahlı mücadeleyi bitirme ve Türkiye’yi terk etme çağrısıydı. Bu dönem, PKK’nin silahlı mücadele dosyasını kapatıp sivil siyaset alanında çalışmayı önerdiği dönemdir. Nitekim 2003’e kadar pek şiddet olmadı. Ama 2003’ten itibaren çatışmalar sistemli bir şekilde tırmandı. Unutmayın AK Parti Hükümeti ve reformlar dönemidir 2003.
……….
PKK’ya mı ihtiyaç var?
Evet. Eğer PKK varsa, güvenlik kuvvetlerine ve orduya da ihtiyaç vardır. Bir tür yumurta tavuk meselesidir bu. Birbirini besleyen iki yapıdır bu. İki yapı da çatışmanın çok olduğu ortamda öne çıkar
……….
Türk devletinin içinde Kürt sorununu barışçı yollarla çözmek isteyen bir görüşle, savaşın sürmesini isteyen başka bir görüş çatışıyor mu?
 Şu anda öyle bir çatışma var. Basına yansıyan MİT raporlarından, Öcalan’la İmralı’da yapılan görüşmelerden anlaşılıyor ki, MİT, Kürt sorunun çözümü konusunda daha gerçekçi bugün. Bu işin böyle gitmeyeceğini görüyor. Kürt sorununun barışçı çözümünü istiyor.
Bu durumda Kürt sorunun barışçı yoldan çözümünü asker mi engelliyor?
Önemli ölçüde asker engelliyor. Asker sadece Kürt meselesinde değil, Türkiye’nin tüm meselelerinde vesayetini sürdürmek istiyor. Askerin siyaset üzerindeki vesayetini korumasının yolu da Kürt sorunu üzerinden sağlanıyor. Biz Türkiye’nin meselelerini Kürt, Ermeni, Kıbrıs, türban gibi sıralarız. Aslında Türkiye’nin meselelerini tek başlığa indirebiliriz.
Nedir o?
Türkiye’nin sorunu askerin yeridir. Yani askerî vesayettir. Askerî vesayet olmasa, siviller beraber yaşama kültürünü sağlayabilirler ve bütün sorunlara barışçı çözüm bulabilirler ama... Askerin siyasi sistem içindeki konumu yüzünden siviller devleti yönetemiyorlar ve siyasi sorunlara el atamıyorlar. Bu sistemde bütün siyasi sorunların çözüm yeri ordu oluyor. Bu yüzden de sistem tıkanıp kalıyor ve partiler durmadan kapatılıyor.
Geçen hafta Avni Özgürel, bu savaşın bitmesini istemeyenlerin olduğunu söyledi. Sizce de iki tarafta da savaşın devamını arzulayanlar bulunuyor mu?
Şüphesiz. Osman Pamukoğlu’nun da kanaati bu. Keza Öcalan da, Tansu Çiller döneminde kendisine yapılacak olan suikasttan haberdar edildiğini söylüyor. Ayrıca, avukatlarına, “2000 yılında ben birliklerimin tamamını Türkiye’den çıkarmak istiyordum ama İmralı’ya gelen genelkurmay yetkilisi hepsinin Türkiye’den çıkmasının yanlış olduğunu söyledi” diyor. Hatırlayın, 2003’te PKK’ye karşı operasyonlar birden tekrar başladı. Hani PKK Türkiye’den gitmişti? Meğer gitmemişler…
……….
Kepenk indirme eylemini PKK yaptırıyor. PKK niye genelkurmay başkanına karşı aynı eylemi yapmıyor sizce?
 Öcalan, 2005 Ağustosu’nda avukat görüşmesinde, “AK Parti hükümeti, genelkurmayla PKK’nin arasını açıyor,” demişti. Çünkü asker, onun rakibi değil varlık nedenidir. Bölgenin siyasetinde AK Parti’yi rakip görüyorlar.
……….
Girerse ne olur?
Anlatayım. 1993’te Özal’ın çabalarıyla PKK’ye yönelik politika değişikliğinde çok önemli noktaya gelinmişti. Mekik diplomasisiyle Talabani’yle görüşülüyordu. Öcalan ateşkes ilan etmişti. Özal cumhurbaşkanıydı, Demirel başbakandı. Aniden Özal öldü. Demirel cumhurbaşkanı oldu. Henüz Çiller seçilmemişti, Erdal İnönü başbakan vekiliydi. İsmet Sezgin içişleri bakanı olarak dağdakilere af projesi üzerinde çalışıyordu. 25 Mayıs 1993 günü Demirel, bakanlar kurulu toplantısına ilk kez cumhurbaşkanı olarak katılacaktı ve o günkü bakanlar kurulu gündeminde “af” vardı.
PKK’yı dağdan indirebilecek bir af mıydı bu?
Evet. Bir barış ortamı doğabilecekti. Öcalan’la pazarlıklar yapılıyordu. Ama olmadı. Çünkü aynı gün Bingöl’de 33 er kurşuna dizildi. Çünkü PKK’li bir time bazı istihbaratlar verildi. Dezenformasyon yapıldı. Gittiler, o askerleri öldürdüler ve o günden sonra bir daha Türkiye’de öyle bir af projesi bakanlar kurulunun gündemine gelmedi. O dönemde Demirel de çatışmanın sona ermesini istiyordu. Çünkü barış elini rahatlatacaktı. Demirel sonuçta yatırımcı bir insandır. Savunma harcamalarını bu kadar büyütmek istemiyordu. Orduyu bir zapturapt altına almak istiyordu.
Affın olmasını istemeyen kimdi peki?
İşte bu Ergenekon tarzı ilişkilerdi. Derin devletti. Ayrıca İran da, Saddam da, Esat da istemiyordu... Şemdin Sakık, “Biz Bingöl - Elazığ karayolu üzerinde 33 erin öldürülmesi eylemini Öcalan’ın bilgisi dahilinde yaptık,” dedi. Nitekim Öcalan da ilk günlerde bu olayı sahiplendi, “Onlar çok özel eğitimli birileriydi. Bölgede bize karşı kullanacaklardı,” dedi. Ama sonra kıtasına giden silahsız erler olduğunu anladı ve bu olayı sonradan sahiplenmedi. O 33 insanın çok haince bir plan için bölgeye gönderildiğini söyleyerek onu yanılttılar.
Kim yanılttı? 33 erin öldürülmesi derin devlet operasyonu muydu?
Derin devlet bunu PKK’ye sahte enformasyon vererek yaptırdı. Ve af gündemden kalktı. Aradan 17 yıl geçti Türkiye hâlâ o noktaya gelemedi. Kürt sorununda çözüme en çok yaklaşılan nokta oydu. 1993 Mayıs aylarıydı
NEŞE DÜZEL: Aktütün olayını izlediniz mi?
AVNİ ÖZGÜREL: Evet.
Sizce bütün o istihbarat raporlarına, gelen bilgilere ve uyarılara rağmen gerekli önlemler niye alınmadı?
Silahlı Kuvvetler’in karar verme mekanizmasında bir sorun var. Bir çatışmaya girip şehit vermek, birlik komutanı için kıdem terfisinde ciddi bir eksi puandır. Bu yüzden de Silahlı Kuvvetler’de karar alma sorumluluğunu herkes bir üstüne havale ediyor. En üstteki de golf oynamaya gidince çark tıkanıyor. Nitekim çocukların ifadelerinden anlaşılıyor ki, Aktütün’e yardım bile sekiz saat sonra ulaşabilmiş.
Aktütün’de yaşananlar sadece bununla açıklanabilir mi?
Bu bir faktör. PKK bu saldırıya bir aydır hazırlanıyormuş. Öyle ki, Aktütün köyüne çıkan bütün yollar örgüt tarafından mayınlanmış. Demek ki, karakol bir aydır dört bir yandan kuşatılmış. Zaten bütün bunların bilindiği inkâr edilmiyor. Olayın hemen ardından “Amerika’dan aldığımız istihbarat mükemmel. İstihbarat eksikliğimiz yok” denildi. Ama şu var. İstihbarat hatıra yazmak için toplanmaz! Gelen bilgileri değerlendirmek için toplanır
Ben de size tam bunu soruyorum. Her türlü istihbarata rağmen niye gerekli önlemler alınmadı peki?
Bu işin bir de, ‘Ya terör biterse?’ diye bir yanı var. Fatih döneminden bir örnek vereyim. Fatih Arnavutluk seferine çıkıyor ve yeniliyor. Ne oldu diye soruşturduğunda, komutanların, ‘bu savaşı da kazanırsak padişahın bize ihtiyacı kalmayacak’ diye düşündükleri ve cepheden çekildikleri ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye’de PKK terörü de, güvenlik birimleri için birçok şeyin gerekçesini oluşturuyor.
Neyin mesela?
Terör öyle bir şeydir ki... Size siyaseti kontrol etme imkânını verir. Amerika’da da böyleydi bu. Amerika bir türlü siyasi karar üretemediği için Vietnam’dan paçasını uzun süre kurtaramadı. Herkes Vietnam’dan çıkılması gerektiğini biliyordu ama savaş öyle büyük ekonomik kazanç kaynağıydı ki, Vietnam işi biterse devasa kârlar da bitecekti.
Türkiye’de terör işi hâlâ büyük bir kazanç kaynağı mı?
Çoook! Bitirilemeyecek kadar büyük bir kazanç kaynağı bu terör. Yıllar önce Şam’da yaptığım röportajda Abdullah Öcalan bana, “Bu işi bitirirsem beni bitirirler,” dedi. PKK, öyle tek bir kişinin... Öcalan’ın veya bir genelkurmay başkanının vereceği kararla bitecek bir iş değil. Bu işin silah tüccarları, siyasetçileri, askeri, güvenlik birimleri, dernekleri var. PKK için de bu böyle. Onun da televizyonları, yurtdışı temsilcilikleri, oradaki her Kürtün maaşından kestikleri paralar var. Herkes için bitirilemeyecek kadar kazançlı bir iş bu terör. Hava saldırılarında atılan her roketin kaç lira olduğunu biliyor muyuz? Bir de uyuşturucu işi var. Türkiye’de geçmişte üniversitede profesör seviyesinde adamlar, “Amerikalılar da terörle mücadele işini uyuşturucu parasıyla finanse ediyorlar. Biz de öyle yapmalıyız,” diye raporlar yazdılar.
Uyuşturucu, PKK’yla mücadelenin finansmanında kullanıldı mı peki?
Tabii ki kullanıldı. Güneydoğu’dan Edirne’ye kadar cemselerin eskortunda uyuşturucu taşındı. Bütün bunlara bulaşan insanlar bir süre sonra ‘ben dağda ne diye canımı tehlikeye atayım? Uyuşturucuyu paylaşmak, haraç almak, çetecilik yapmak varken niye PKK’nın içine girip JİTEM için istihbarat toplayayım’ dediler.
Ama Aktütün’de böyle bir istihbarat eksikliği olmadığı ortaya çıktı.
Doğru... Aktütün baskını için bırakın istihbarat gelmesini başka şeyler de oldu. PKK’ya yakın televizyonlar var, onların yayınları var. Mesela Roj Tv... “21 ağustosta onuncu kongremiz Kandil’de toplanıyor” diye durmadan yayın yaptı. Kongre’ye PKK’nın Avrupa’dakiler dahil bütün yönetici kadrosu katıldı. Cemil Bayıklar, Murat Karayılanlar hepsi oradaydı. Toplantı on gün sürdü ve Roj Tv Kandil’den görüntüler, röportajlar yayınladı. 21 ağustos, Aktütün baskınından iki hafta öncesi demek. PKK’nın 30 ağustosa kadar süren kongresine PEJAK da katıldı.
 
Yani İran’ın PKK’sı da katıldı öyle mi?
PKK, “Türkiye’nin hava saldırıları nedeniyle çok ciddi kayıplara uğradık,” deyince, PKK’nın İran’daki kolu da Kandil’deki kongreye katıldı ve PEJAK Başkanı Hacı Ahmet “Bundan sonra birinci hedefimiz Türkiye” diye bir bildiri yayınladı. Bütün bunlar on gün boyunca oldu. Kandil’de üç kişi değil, 1200 kişi toplandı ama Silahlı Kuvvetler ağustos ayı boyunca Kandil’e tek bir hava operasyonu yapmadı.
Sizce niye yapmadı?
Bunu izah etmek lazım. Halk bu sorunun cevabını öğrenmek ister. Eğer PKK’yı bitirmek istiyor idiysen ve bu kadar öfkeliysen, PKK’nın bütün yönetim kademesi ve kadrosu oradaydı. PKK tasfiye edilebilirdi. Bir değil, on gün sürdü bu kongre. Hadi hududa gelen adamları görmediniz dağlık falan dediniz... Örgütün televizyon yayınını da mı izlemediniz? Bu kongreden sonra Aktütün’de 17 genç öldü. Arkasından Diyarbakır’da polisler kurşunlandı. Eksiklikleri soran gazetecilere de ‘vatan haini’ demeye varan açıklamalar yapıldı.
    (Bu kongre yapılırken niye bir hava harekatı yapılmadı, sorusu kadar önemli olan diğer bir soru: Karşısında dünyanın 8. büyük ordusu varken, bu ordu bir hava operasyonu düzenlemek istediğinde saatler değil dakikalar sonrasında tepelerine bombalar yağdırıp, karargahlarını yerle bir edecek  jetlerini uçurma olasılığı apaçık ortada iken, davulla zurna ile biz Kandilde Kongre yapıyoruz, bütün yönetici kadromuzla oradayız diye Roj Tv ile yayın yapma deliliğini neden yapıyorlar?.. Deliler mi bunlar? Deli olmadıklarını hepimiz biliyoruz. Bunun tek bir açıklaması var: Başlarına bomba yağmayacağına, analarından doğduklarına pişman edilmeyeceklerine dair büyük yerlerden, çok sağlam güvenceler almış olmalılar… Nitekim de öyle oldu. Durum böyle bir şeyse, yazık oluyor, bu ülkenin yurttaşlarına, yazık… a.s.)
………
Öcalan’la İmralı’da ne görüşüldü sizce?
Özellikle istihbarat birimleri görüştüler. Kürt sorunu çözülebilir mi sorusunun cevabı aranıyordu bu görüşmelerde. Cevabın, ‘evet çözülebilir’ olduğu ortaya çıktı. Bu cevabı asker de, istihbarat örgütü de biliyor. Ama asker katında bunu terennüm etmek cesaret işi.
Ergenekon paşaları da İmralı’ya gitmişler. Onlar Öcalan’la ne görüşmüşler?
‘Bu adam terörü bitirebilir. Terör biterse biz ne yaparız’ diye bir tarafı var bu işin. Bu ülkede Kürt sorununun çözülmemesinden çıkarı olanlar var. Türkiye yurtdışından çok ciddi silah alımları yapıyor. İnsansız uçaklar, Awacslar kaça acaba? Türkiye bir an önce Kürt sorununu çözmek zorunda. Aksi takdirde parçalanmaya gider. Kürt milliyetçiliği büyük bir tehdit olmaya başladı.
PKK’nın Ergenekon’la bağlantısının olduğundan söz ediliyor. Nasıl bir bağlantısı var?
Geçmişte çok iç içeydi. Bu ilişki sadece uyuşturucu işinde değil, eylem düzeyinde de var. ‘Siz de çok pısırıklaştınız. Bir iki çatapat yap ki, bize ihtiyaç olsun’ denebilir PKK’ya.
 
Mümtazer Türköne: ‘Askeri devlet kurmak istiyorlar’
NEŞE DÜZEL: Türkiye gene ölüm haberleriyle sarsılıyor. Karakol baskını, polis otobüsüne saldırı... Ne oluyor? Neden terör gene böyle yükseliyor?
MÜMTAZER TÜRKÖNE: Terör birkaç nedenden ötürü tırmanıyor. Yerel seçimler yaklaşıyor. AK Parti’nin bölgedeki belediyeleri kazanma ihtimali yüksek. Bu, PKK’nın sonu olur. Devletin terör gerekçesiyle sertleşmesi ise PKK’ya yarar. DTP’nin oylarını kemikleştirir. AK Parti’yi geriletir.
Terörün artması sadece PKK’ya mı yarıyor?
Seçim sonuçları açısından öncelikle PKK’nın ve DTP’nin işine yarar. Bir de askerin yani güvenlik birimlerinin işine yarar. Çünkü PKK’nın varlığı ve güvenlik sorunun büyümesi, PKK’yla mücadele eden güvenlik birimlerinin devlet içindeki gücünü artırır. Bu hep böyledir. Düşmanlar birbirlerinden beslenir. Terörle mücadele için ne kadar fazla askerî tedbir alınırsa, PKK o kadar çok halktan destek bulur ve büyür. Ne kadar çok PKK terörü yaşanırsa, terörle mücadele eden birimler de o kadar çok yetki kazanır.
PKK son saldırılarla tam olarak ne elde etmek istiyor? Amacı ne?
Bu saldırılar dışla da alakalı. Gürcistan savaşı başladığında PKK anında Erzincan’a gelen doğalgaz boru hattını havaya uçurdu. Tekrar başlayan Amerikan-Rus rekabetinde PKK, Rusya’nın dikkatini çekmeye çalışıyor. Rusya’ya, ‘Ben buradayım. Senin işine yarayabilirim’ mesajını vermeye ve kendisine uluslararası bir hami bulmaya çalışıyor. Bir de artan terörün 20 Ekim’de başlayacak Ergenekon davasıyla da bağlantısı olabilir. Ergenekon davasının sulandırılması ve ‘bakın bizden bağımsız da terör var’ denilmesi için ülkede terörün tırmandırılması lazım.
Genelkurmay, jandarmanın yetkilerinin artırılmasını ve özgürlüklerin sınırlanmasını istiyor. Neden askerî hataları düzeltmek yerine hemen özgürlükleri kısıtlamayı düşünüyor?
Çünkü asker hatasını hukuku ve özgürlükleri sınırlandırarak kapatmaya çalışıyor. Asker hatalarını kabul etse, Türkiye özgürlükler konusunda bu kadar kıyıcı olmaz. Asker bir sorunu çözemedi mi, ‘bana daha fazla yetki verin’ diyor. Biz 24 yıldır PKK terörü yaşıyoruz. Genelkurmay Başkanı think-tank kuruluşlarını ve üniversite hocalarını topladı geçenlerde. Onlara ‘terör örgütü neden hâlâ adam toplayabiliyor?’ diye sordu.
Bu sorunun sizce cevabı nedir?
Siz evrensel hukuka uymadığınız için hâlâ dağa adam topluyor. Siz temel hak ve özgürlüklere riayet etmediğiniz için, askerî kolluk gücünü getirip halkın başına bela ettiğiniz için hâlâ adam topluyor. Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’na getirilen bu önerilerin ve yaklaşımların yüzünden hâlâ adam topluyor.
Peki, özgürlüklerin kısıtlanması Dağlıca ve Aktütün gibi PKK baskınlarını önler mi?
Baskı kurarak terörü önlemeye çalışmak ilkel bir yaklaşım. Postal kafalılık bu. Karşına çıkan her sorunu kasaturayla çözmeye çalışmak askerlerin kendi tabiriyle ‘postal kafalılık’ oluyor. Her sorunun asker mantığıyla emir komuta zinciri içinde çözüleceğini düşünenlere, bağımsız akıl yürütme yeteneği olmayanlara askerlerin kendisi ‘postal kafalı’ diyor. Güneydoğu’ya tekrar Olağanüstü Hal’in getirilmesi cinayet olur.  M.E. TÖRKİNE
 
                  Değerli hemşerimiz Hüseyin YILDIRIM'ın babası Memiş YILDIRIM geçen gece Sivas'ta Hakka yürümüştür. Merhuma Tanrıdan rahmet acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.04/11/2008
    
 
        Sevgili arkadaşım Müslüm AKBABA'ın oğlu Mustafa AKBABA ile Yeşim'in evlenmeleri dolaysı ile bu gün yapılacak olan düğüne katılacaklara neşeli anlar ve Yeşim ile Mustafa'ya ömür boyu mutluluklar dilerim. 01/11/2008
      Yan taraftaki resimde, Ali AĞIRDEMİR'in evi ile muhtelif görüntüler var. Ali'nin evinin dış cephesine köpük benzeri bir maddeden yapılmış, iki parmak kalınlığında levhalar dübel ile tutturuluyor. Üzerine de elek çekilip beton ile sıvanıyor. Bu betonun üzeri ise dilenirse boya yada cam mozaik ile boyanıp yada kaplanabiliyormuş. Resimde görülen mavi ve pembe renk bu levhaların rengidir. Üzerine bahsedilen işlemler uygulanmakta.
   Bu gün havalar güneşli, geceler biraz serin ama, henüz soba yakan yok. Kapıların örtülmesi ısının muhafazası için yeterli olabiliyor.
     Ahmet ALTAN'ın "Vatanınızı Seviyor musunuz?" ile Yasemin ÇONĞAR'ın "Kanayan Cumhuriyetin Gurur Bilançosu" başlıklı makalelerini, http://aliseydis.blogspot.com/ linkine koydum.
        Okunmaya değer iki makaleyi paylaşmak istedim.
 Ali EROL'un Evi -3 Kasım 2008
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text