Social Icons

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Abdal Musa Lokması – Malatya Fethiye – 12 Mayıs 2012


Gelenekselleştirdiğimiz Abdal Musa Lokması bu gün Cem Evinde yapıldı. Gelen konuklara Cem Evinde lokma ikram edildi ve her zamanki gibi isimlerin okunması ile ev ev lokma dağıtıldı.
Tanrı lokmamızı kkabul ve makbul eylesin.
Not: İki adet video yüklenmekte. Yüklenmesi bitince, sayfamıza akşam ilave edilecektir.

Merh. Hatice Uzunyol’un Yirmisi… Malatya Fethiye


Geçen ay kaybettiğimiz merhume Hatice Uzunyol’un vefatinin yirminci günü olması dolaysıyla, rahmetlinin evinde komşuları toplandı, dualar etti, merhumun ailesi ise gelen komşulara yemek ikramında bulundu.
Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileri

11MayAntalya’da Hıdrellez Etkinlikleri….



10 Mayıs 2012 Perşembe

Ali KOÇ Burada Ya “Siz” Neredesiniz?…


Ali KOÇ burada ya “siz” neredesiniz?…


Ben çocuktum; traktörünün üzerinde kapı kapı dolaşarak lokma toplarken, kaşı gözü, üstü başı un bulgur tozuyla ağarmış değirmenci gibi gözüken; etin, yağın, unun bulgurun, ateşin isiyle aşçı gibi kokan, geri planda ama şevkle koşturan bir adam vardı… Onun adı: Ali KOÇ’tu. Yaşım elli oldu, hala aynı şevkle, neşeyle koşturan biri var burada. Onunda adı: Ali KOÇ.

Muhtarlar gördüm, azalar gördüm… Başkanlar gördüm, meclis üyeleri gördüm. Resmi sıfatları bitince, “halka hizmet sevdaları ve şevkleri de, bitti.”

Oysaki memleket burada, halk, Fethiyeli burada, hiç kimse görmesse de hiçbir resmi sıfatı olmayan Ali KOÇ’ta burada… “Haydi memleketi kalkındıralım, pamuk eller cebe…” dendiğinde. Ellerini tereddütsüz cebine atarak yüz binlerce Marklık, Euroluk kaynaklar yaratan halk burada…

Sahi boğulacakmış gibi boynunuza sıkıca tutturduğunuz, sanki her gün yeni birini ambalajından çıkarıp takmışsınız gibi duran, gömlekler üzerindeki kravatlarınızla sizler neredesiniz? Hani “adam gibi adam(lar)dınız;” hani dalkavuklarınız sizin için “hemde adamın hassosu, böylesi bir daha gelmez bu cihana” dedikleri muhteremler, sahi söyleyin sizler neredesiniz… Bu muydu sizin “memleket sevdanız,” bu muydu dalkavuklar çetesinin “memlekete böylesi bir daha gelmez,” dedikleri vitrinlerdeki maketler gibi duran, kolalı silüetleriniz… “

Elbette ki “mahkeme kadıya mülk değil,” yenileri gelecek eskiler gidecek. Fakat dediğimiz o değil. Sizin düşüncenize tercüman olan dalkavuklar vardı, bir zamanlar -her devirde olduğu gibi-. Onlar derlerdi ki, “hilaf değil, Allah için, böylesi bir adam bin yılda bir gelir, menendi yok,” hatta “tarihe geçecek, haşaa Atatürk gibi bir adam,” derlerdi sizin için. Bizlerde inanırdık. Yıllar bu büyüklerimizi eskitmeyecek, “yıllanmış şaraplar gibi, zaman ancak onların değerlerine değer katacak diye düşünmüştük…” Bırakın yıllanmış şaraplığı, daha yaşarken…

Biliyorum, bir kısmınızın canı sağ… Allah sağlık sıhhat ve hayırlı bir ömür versin hepinize. Nicelik ve niteliği ne olursa olsun, elbette ki hizmetleriniz de oldu. Bu hususta, bütün gelmiş geçmiş idarecilerimize naçizane hürmet ve şükranlarımızı arz ederiz.

Demem o ki büyüklerimiz… Vurunca öldürüyor, övünce putlaştırıyoruz… Ayarı bir türlü, tutturamıyoruz. Hala bu böyle!… Şaşkınlığımız, hayretimiz bundadır! Çünkü, bir birimize birer fani gibi bakamıyoruz. Ya çok aşağılıyoruz, yada ilahlaştırıyoruz…

***

Bu günde haydi, Fethiye’den Kuruçay’a kadar kanal kazalım, bu araziler sulansın dense. Sekseni devirmiş yaşına, başına bakmadan, kazmayı küreği kapıp, en önde yürüyecek adamların başında yine o gelir. Hakkını yemeyelim, bir de Yusuf KARGIN.

Fakat plaketleri hep başkaları aldı, protokollerde başkaları oturdu, kürsülerde başkaları alkışlandı… Bu toplum yeni Ali KOÇ’lar üretememekte; çünkü bu topraklar Ali KOÇ’ların kök salıp serpilip gelişeceği topraklar değil. İklim müsait değil. Ondan dolayı toplumuzda Ali KOÇ’ların yeri kapı ağızlarıdır…

Kırk yaşlarında bir arkadaşımız, bir kaç yıl Ali KOÇ’luk yaptı. Bir hafta kadar önce, bu sene Abdal Musa Lokmasına yardım(hizmet olarak, maddi değil) edecek misin, dedim? “Yapıyoruz da bir değeri mi oluyor, hayır,” dedi. Bu sene resmi görevli hariç, sivil insiyatiften olarak bir tek Ali KOÇ var ortalıkta.

Kenarda duranların bir kısmı bıyık altından gülüp, bir de kusur bulurlar, biliyorum… “Ne yapmış yani?” gibi. Onun “eti ne butu” ne derler… Etten buttan kastınız, kafa yapısı, zamanın zihniyeti, vaktini iyi okuyan, ufku geniş adamları kastediyorsanız; onlar yalnızca bu memlekette seçmen olabildiler.

Bahsettiğiniz kafadaki insanlar feodal bağları, sülale, hısım, akraba, dost ahbap duvarını aşamadılar bu zamana kadar. Bu günde bu böyle…

Maksadımız, bağcıyı dövmek değil, gözden kaçanları, göz önüne getirmek. Çoğunluğun fani bakışının dışına taşmak. Zaten fıtratımızda var olan şişirilen egomuzu görmek. Denge, adalet ve hakkaniyete işaret etmek. Vefa ve sadakatin altını çizmek…

Dalkavukların dolduruşuna, gazına karşı ihtiyatlı olmak, oldukça mühimdir… File benzemek istediği için şişip şişip patlayan kurbağa durumuna düşmemek için Ankara’ya bir bakın.

Dün iktidara getirdiklerini, bir kaç dönem sonra barajın altına gömüyor bu halk. Dün alkışlar ile omuzlarında taşıdıklarını bir süre sonra yuhlayarak ayaklar altına alıyorlar. Biz nabza göre şerbet verenlere kulak asmayalım… Kadim olan değerlerin, ilkelerin mücadelesini verelim. Yalnızca Allah rızası yada evrensel insani değerlere biat edelim bu yeterli.

Ali KOÇ(lar), benim size verebileceğim plaketlerim ve siz(ler)i protokollerde ağırlayacak, baş köşelere çekecek ve kürsülerde alkışlatacak gücüm yok… Biz de var olan yalnızca, naçizane şahsi hislerimizden ibaret olan takdir, teşekkür ve hürmetten ibaret olan şeylerdir… Bunların arzıdır. Ancak bunu verebilir, sunabiliriz, size…

Tanrı insanları Ali KOÇ’larsız koymasın…

a.s.

10 Mayıs 2012

Not: Makine Kampanyası ile ilgili bir yazımız oldu. Çay gibi, tuttuk demlenmesini bekliyoruz.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Dehre, Kampanyası…


Dehre,  Kampanyası…

Dehre deyip geçmeyin… Adam canı gibiydi. Taa,.. üç sene evvel 15 kagıt vermiştim. Üzerine işaret olsun diye harf döğdürmüştüm. Az değil üç yılda üç tane aldık aynı demirciden. Üçü de kayboldu. Götüren getirmiyi.. Verdikse, bir işiniz gördükse kötülük mü ettik! Evi yıkılasıcalar… marem, işinizi gördünüz getirsenize.
Şimdi gidip yeni bir dehre daha alacağım. Beni begeğiniyiniz mi? Öldüm diyen olursa ipini kesmeyeceğim, artık. Bu namıssızlar iyilik yaramaz…  isteyene, kayboldu, ocağı batasıcalar götürdü getirmedi yada bahçe kalmıştır,”diyeceğim. Bundan sonra böyle…

***

Komşunun kedisi kapıdan “miyavvv miyavv..” diye belirince, hemen evin kadını kırk yıldır yemediği cigerini kaptırmış gibi “pişşttt pişt… katırın malı!..”der; evin küçüğü olan sesini kısarak: “Anneee, Ayşe teyzenin kedisi o, duyar, ayıp olur!..” der. “Hem o mu örgetledi, buraya gelmesini!” Anne:”kes sesini.” “Sen onu onu (Ayşe teyzeni) az mı sanıyorsun. sicillinin teki o…” “Sahibine çekmiş, onun gibi hırsız!..” “Hem o bize az mı yaptı,” der, sanki o an karşısına çıksa ya katran kazanına, yada idam sehpasına çıkaracakmış gibidir..

Aradan bir kaç saat geçer, annenin hersi inmiştir. Yemek yaparken mutfakta tuzun bitmiş olduğunu fark eder. Seslenir kızına: Çabuk bir koşu gitte Ayşe teyzenden bir tutam tuz al, bizimki bitmiş,” der… Çocuğun duraksadığını fark eden anne: “oooo, kime söylüyorsun, duymadın mı kızım, çabuk ol, şimdi baban gelir!”

Akşamsa Ayşe teyze ile bol sohbet, kahkalar içerisinde çaylar yudumlanır… Anne: “Kız Ayşe, yüzün diye söylemiyorum! Hilaf değil yani, sen olmazsan ben ne ederim!..” türünden cümleler kurar.

Daha gerçek bir anı mı istiyorsunuz?.. Onlarca yıl evvel. Çarşıda iki kahve vardır. Bunlar ise karşı karşıya, bilirsiniz! Kahvecinin biri kahvesinin kapısında oturur. Çarşıya gelen vatandaş hızla diğer kahveye yönelir. Diğer kahvenin kapısında oturan kahveci: “Gelir mi, gelir mi… bizim kahveye, vay senin arvadını…” der çeker. Küfredilen vatandaş gittiği
kahvenin kapısında durur, içeriye, birinin arayan gözlerle bakar ve izinin üzerine geri döner, kahvesinin önünde oturan kahveciye doğru yönelir..

Kahveci, adamın gelişini görünce daha beş metre varken toparlanır, çektiği bir saldalyeyi “saygıyla” uzatırken: “gel kura,oğlum kurama bir çay ver,” der…

Sonuç olarak, “on beş tl’lik bir dehre için komşunun evini yıkar, bir kedi için komşusunu hırsız yolsuz eder, bir bardaklık çay satabilmek için dostumuza belden aşağı çeker,  sonrada, ince belli bardaklar içerisinde çaylarımızı yudumlarken, bir birimize iltifatlar ederiz.” Gerçekten, başımıza bir iş geldiğinde ise yanımızda ilk bulduğumuz ise çoğunlukla bir birimize bu sözleri söylediğimiz ve muameleyi yaptığımız koru komşu ve hısım akrabalarımızdır. Bir başkadır bizim alem…

Bazen alıp ta vermedi diye komşuyu suçladığımız dehremiz, günler sonra yükün altından bir yerlerden çıkar, kedinin maksadı da hırsızlık değil, kendisini hep seven küçük kızın ilgisine  mahzar olabilmektir, belki de…

Yani kültürümüz budur… Acı ile tatlı, güzel ile çirkin, öfke ile tevazu, korku ile sevgiyi iç içi geçmiştir, ne apak, ne de kapkarayızdır. Grinin tonlarıdır her birimizin rengi!.. Keşke o sözleri daha az söyleseydik, da az çirkin olabilseydik; daha çok grinin beyaza yakın tonundan verebilseydik rengimize.

Fakat ne demişler, kusursuz dost arayan dostsuz kalır. Keşke daha az kusurlar işleyebilsek. Kırıp dökmeden, doğruya ve güzelliklere ulaşabilsek.

Belkide ufkumuzun darlığından, mesafeler kısa, ve gönlümüzde ondan hemen dolar taşar. Yani ufkumuzu genişlettiğimiz oranda kolay dolup taşmayacak, daha tevazulu ve engin görüşlü olacağız. Aşağıdaki kıssaya bir göz atalım.

Tuzun tadı kalbin çapına göredir…  İster bardak ol, istersen göl, kabını büyüt…

Şark köşesinin ulu önderlerinden bilge bir usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmış usanmıştır. Çırak ikide bir hayatın çilesinden, acıdan,yoksulluktan,mutsuzluk ve huzursuzluktan  bahsetmektedir.

Bir gün bilge adam çırağını  tuz alması için şehre gönderir. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan bu çırak şehirden döndüğünde,yaşlı usta ona,bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyler.Çırak, bilge adamın dediğini yapar ama suyu içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar.

Tadı nasıl evlat ? diye soran yaşlı bilgeye öfkeyle

- çok acıydı be usta !

Çırağın boğazı da canı da epey yanmıştı.

Usta gülerek çırağı kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken, bilge adam aynı soruyu sorar:

Tadı nasıl ?

Gayet güzel diye cevap verir çırak.

Tuzun tadını aldın mı ?

Hayır der çırak.  Bir bardak tuzlu sudan sonra göl suyu şerbet gibi gelmiş çırağa.

Çırağını yanına oturtan bilge adam,  şu nasihatımı kulağına küpe, parmağına yüzük yap ve de  bir ömür boyu sakın unutma der

Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır ne de çok.  Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti,  neyin içine konulduğuna bağlıdır. Küçük bir su birikintisini, kurbağa hemen bulandırır fakat derya için kurbağa bir hiçtir.

Şimdi evlat ister bardak ol, istersen göl. Kabını büyüt.

Tuzun tadı kalbin çapına göredir.

Tercih senin… Yol senin…

a.s.

08. Nisan 2012

Not: Geçen ay, Fotoğraf makinesi Kampanyası devam ederken, bir vesile ile bizi aramıştı… Hal hatır eden bende, “bahçeye gideceğim,; fakat geçen yıl aldığım dehreyi bulamıyorum. Götüren getirmiyi,”dedim. O da bana: “o zaman birde dehre kampanyası başlatalım, son makineye para vermedim ama buna veririm,”dedi. Güldük. Nusuya ablanın rahatsızlığı vesilesiyle geldiğinde, “n’oldu dehre kampanyası dedim,”unutmuş, boş boş baktı. Bu dehre kampanyasına kimsenin iştirak etmesine gerek yok, Usta abi, kendisi birtane getirir…

İşte bu vesile ile düşünürken yukarıdaki yazı çıktı ortaya.

Kıssalar ve Şiirler” Sitemize bir göz atın…

Duyuru: Fethiye’de Abdal Musa Lokması…


Duyuru: Fethiye’de Abdal Musa Lokması…

12 Mayıs 2012 tarihi Cumartesi günü Beldemizde Abdal Musa Lokması yapılacak. Lokmaya, lokma vermek isteyenlerin belediyemize müracaatları önemle arz olunur.

Belediyemiz numarası: 0 422 753 22 56

Not:  Başkan Vekilimiz İhsan İLHAN, Cem Evinde yenecek kadar lokma yapacağız, kimse evine götürmeyecek diyor. Biz bilemiyoruz bundaki hikmeti, umarız büyüğümüz biliyordur.

6 Mayıs 2012 Pazar

Aliekber PEKTAŞ:‘Darağacında, 3 Fidan’


‘Darağacında, 3 fidan’
Sevgili okuyucular,

‘Darağacında, 3 fidan’ 6 Mayıs 1972 Türkiye devrimci hareketinin önder kadrolarından, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam edildiler. Tam 40 yıl oldu, bu yiğit ve devrimci önderleri yaşamdan koparalı. Tam 40 yıl, Türkiye devrimci hareketi onların mücadelesine olan bağlılığı ile ‘ruhlarını’ tazelediler. Tam 40 yıl, onların davalarına olan inançları, gençliğe rehber oldu!
Türkiye, bu 3 yiğit devrimciyi alaca şafak karanlığında, idam sehpasında, yağlı urganların ucunda sallanarak katledilmelerine şahit oldu. Türkiyeli devrimciler, öğrenciler, yoksul köylüler, makine başındaki işçiler önderlerini, yiğit devrimci evlatlarını kaybettiler. Evet, tam 40 yıl önce.
12 Mart askeri cuntası, 1960 yıllarının ortalarından itibaren, ülkemizde yükselen işçi sınıfı ve devrimci hareketlerin, önünü almakta zorlanıyorlardı. Üniversite ve öğrenci gençlik hareketi, sosyalizmi kendilerine rehber edinmekteydiler. 12 Mart cuntasının faşist subaylardan oluşan çetesi, devrimci gelişmeyi ve sosyalizm mücadelesinin önünü almak için, giderayak saldırganlaşmaktaydılar. Devrimci sosyalistleri yıldırmak ve toplumla bütünleşmesini engellemek için, önder kadrolarının katledilmesi’de dähil her tür faşist uygulamaları mübah görmekteydiler.
Sokak oratalarında devrimci gençlerin kurşunlanarak katledilmeleri, işkencehanerlerde katledilerek gençcecik devrimci insanların yaşamdan koparılmaları, günlük sıradan olaylar haline gelmişti.
Deniz Gezmiş ve dava arkadaşları, Ankara Balgat’a, 4 Amerikalı Er’in kaçırılması dolayısı ile aranmaktaydılar. Svas’ın Sarkışla ilçesinde girdikleri slahlı çatışma sonu yaklanırlar. Deniz Gezmiş ve dava arkadaşları, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, THKO, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu davasından yargılandılar. Mahkeme 16 Temmuz 1971 günü, Ankara Altındağ Veteriner Okulu binası’nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Mahkemesi’nde başladı. 9 Ekim 1971’de mahkeme kararını açıklayarak sonuçlandı.
Deniz Gezmiş ve dava arkadaşları Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, 16 Temmuz 1971′de başlayan THKO-1 Davası’nda TCK’nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, idam cezasına çarptırıldı.
6 Mayıs 1972 tarihinde şafağın ala karanlığında, idam edilerek yaşamdan koparıldılar.
Deniz Gezmiş ve dava arkadaşlarının idam kararı, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi, AP hükümeti ve milletvekillerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi, TBMM’de, ‘‘üç, üç, üç‘ naralarının yükseldiği, Deniz Gezmiş ve dava arkadaşlarının idamını onaylamak için, tıpkı akbabaları aratmayacak davranış içindeydiler. 17 Eylül 1961’de idam edilen, Adnan Menderes ve arkadaşlarının, ‘intikamını almak‘ adına, devrimci gençlerin kanını içmek için çaba harcıyorlardı.
Deniz Gezmiş ve dava arkadşları, 12 Mart cuntasına, ve faşist subaylar çetesine, kurgulanmış olan mahkemelerine boyun eğmediler. Sosyalizm ve devrim davasına olan inançlarını, bedenlerini ölüme yatırarak ödediler. Deniz, Yusuf, Hüseyin yaşamdan koparıldılar. Ama binlerce Deniz, Yusuf, Hüseyin Andolun’un bağrında yetiştiler. Binlerce çocuklarımızın ismi, Deniz, Yusuf, İnan oldu!
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın son sözleriyle, yazımı noktalamak isterim. Anıları önünde saygı ile eğiliyorum.
Deniz Gezmiş; İdam kemendi boynundan geçirilirken de, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediğini belirtmişti. Son sözleri: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!”
Yusuf Aslan; “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum! Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! Biz halkımızın hizmetindeyiz! Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz! Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm!‘‘
Hüseyin İnan; “Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım! Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım! Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum! Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun Faşizm!‘‘
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
06.05.2012
 

Sample text

Sample Text

Sample Text