Social Icons

28 Eylül 2013 Cumartesi

Mer. Ali ARDUÇ'un Yedisi - Dedekargın Köyü / Malatya


Geçen hafta kaybettiğimiz merhum Ali ARDUç'un vefatinden sonraki yedinci gün olması dolaysıyla, gelenek gereği ailesi bu gün Dedekargın köyünde rahmetlinin anısına bir yemek verdi.
Merhuma Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Not: Rahmetli Ali ARDUÇ'un oğlu İbrahim, CHP Yazıhan İlçe Başkanı. Atma kökenli.

Buranında geleneği bizimki gibi. Yemeği evde yapmışlar. Yemeğin bizdekinden farkı, kemiksiz ve kuşbaşı doğranmış etten yapılması. İlave bir şey gördüm. Başsağlığı için aile üyeleri, kadınlı erkekli dizilmişlerdi. Kadında erkekte. Hem kadınlara, hemde erkeklere başsağlığı dilediler. Bu hususu önemsiyor ve Fethiye'ye örnek olarak sunuyorum.

Resimler saat: 23,00 civarında açılır. Resim albümünü izlemek için ekrandaki resmi tıklayınız.


Mer. Döne AÇIKGÖZ'ün Cenaze Töreni - Malatya Fethiye

İki gün önce kaybettiğimiz merhume Döne AÇIKGÖZ'ün naaşı, bu gün Malatya'dan getirilerek, sevenlerinin omuzunda ve gözyaşları ile ebedi istirahatgahına beldemizde uğurlandı.

Geleneğimiz gereği ise saat:12,00'da ise ailesi Cem Evinde rahmetlinin anısına bir yemek verdi.
Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.







 

Duyuru: Sakine GÜNEY'in Senesi - İstanbul / Avcılar

Geçen yıl kaybettiğimiz rahmetli Sakine GÜNEY'in senei devriyesi olması dolaysıyla,  yarin(29 Eylül  2013) tarihi, saat: 16,00'da İstanbul  Avcılarda bulunan, Fethiyelileri Derneğinde ailesi geleneğimiz gereği bir yemek verecektir.

Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

26 Eylül 2013 Perşembe

Başsağlığı: Döne Açıkgöz'ü Kaybettik...


Yıllardır müzmin bir hastalığın elinde cefa çeken Döne AÇIKGÖZ'ün geçen akşam kaybettik. Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır başsağlığı dileriz.

Not: Merhumenin naaşının yarin Malatya'dan getirilip, beldemizde defin edilmesi beklenmekte.


Çimento Fabrikası ile İlgili olarak Karaca Muhtarına gelen yazı - Malatya Fethiye

Bu gün belediyemize gelen Karaca Köyü Muhtarı Hüseyin KOÇ'un elindeki yazılarını okudum ve tarayıcıdan geçirip paylaşıyorum.
İlaveten Aliseydi KARAKAŞ'tan aldığımız habere göre ise: 17 Eylül 2013 tarihinde  Fabrikayı yapmak isteyen Fatemtur  bizim köyün yukarısındaki(Mengik ve Güvendik) hazine arazilerinden sanırım 350 dönümlük yeri gizlice kiralamış.

Aliseydi Abi bende Fethiye'nin Zehirlenmesine Karşı Platform adına kiralama ihalesine girmek için müracaat ettim; fakat ihaleye bizi davet etmediler, dedi..

Fethiye'nin Zehirlenmesine Karşı Platform olarak bu ihale ilgili olarak 3. davamızı açıyoruz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz,dedi.

Eldeki bilgilere göre, bu çimento fabrikasının kurulması yöremiz insanına ve tarımına getirisinden fazla götürüsü olabilecek bir proje olarak gözükmekte.  Bu hususta itiraz ve engelleme hususunda elden gelenin yapılmamasının vebali oldukça büyük olacaktır.
Bu konuyu savsaklayanları ve bu tesisin yapılmasına destek olanları torunlarımız ilerde rahmet ve hürmetle anmayacaklardır.

Dere Kenarında Bir Gül Bitirdim... Cennet Bibinin Anısına


Yukarıdaki resmi: Şubat 2008 yılında çektim... İhsan abi bana: "Kirve gidip anamın resmini çekelim, bir hatıra olsun," dedi.

İhsan abi kapıyı açtı, Cennet bibinin odasına girdik ki kimse yok. Koridora çıktık ki, karşıdan geliyor. İhsan abi, "ana nereden geliyorsun?"dedi. Rahmetli ise gayet rahat bir dille: "Atları sulamadan" dedi. Güldük.

O zaman kendi kendime düşündüm; "Allah uzun ömür versin," dileği üzerine. Uzun ömrün sonu bazen yatalak olma, bazen kör, bazen yediğini yiyememe, içtiğini içemem... bazende at sulama.  İnsan ne kadar zavallı bie yaratık," diye.

Vizontele Sinemasını bilirsiniz... Deli Emin, Mahsuni'nin "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım"ı radyodan okunduğunda, bu benim anamın türküsü der, radyoyu alır mezarlığa koşardı.

Bacımın son günleri idi. Eniştem Yusuf Özacar telefon etmişti. Telefonu bacıma verdik. Bacıma "kiminle konuşuyorsun dedik?" Heç... ben Yusuf'um" diyor, dedi anlamsızca bakarak. Ben ertesi gün Girmana Festivaline gittim. Orada Cemal Öztaş'ın söylediği parçalardan bir dörtlük ise şöyleydi:

Dere Kenarında Bir Gül Bitirdim
Oynadım Oynadım Geldim Oturdum
Gınamayın Ben Aklımı Yitirdim
Bulanaca öne Döne Ararım

İşte bu dörtlükte o günden beri benim için "bacımın türküsü."  Bende bu dörtlüğü bacımın yüzüne karşı defalarca okudum. Oda "görüyün mü sunu," dercesine başına sallardı, neşeyle.

Bu vesileyle bu yazımızı okuyanların bütün geçmişlerini hürmetle yad edelim. Tanrı hepsinin toprağını bol mekanlarını cennet eylesin.

Bütün bunları yazmamıza bu gün saat: 12,30'da rahmetli Cennet bibinin anısına, oğulları Hasan İle İhsan İLHAN'ın bir yemek vermesi üzerine yazdık.
Tanrı Cennet bibinin de m toprağını bol mekanını cennet etsin...
Bu yemekten çektiğimiz albümü izlemek için yukarıdaki resmi tıklayınız.

Not: Bu gün bir mühim haberimiz daha olacak.




22 Eylül 2013 Pazar

Leyla Eren ÖKSÜZ'ün Lokması : Ocak Köyü / Hıdır Abdal - Arapgir

Cuma günü aldığımız bir mesaj biraz moralimizi bozdu.... K. Tazeoğlu'nun deyişiyle: " İnsanın içi ağrır mı hiç demeyin, içimiz ağrıdı." Sonra, Leyla bizi Hıdır Abdal'a götüreceği kurbana davetti. Bende, tam zamanı idi dedim: "Leyla'nın kahkahasından süreriz iç ağrımıza, belki geçer" diye ümitlendim...

İki buçuk saatlik yolculuk sürecinde, Leyla'nın kahkahası narkoz gibi de geldi, bize... Gel gör ki, daha Ocak Köyünü girişinde gördüğümüz "anıt gibi bir görüntüsü olan yapı ve üzerindeki :" Ocak Köyüne Hoş Geldiniz" taştan yapılmış bu güzel mimari yüreğimiz hoplattı; narkoz etkisini kaybetti yeni yara açıldı içimizde, içimiz acıdı... Yol kenarına kısa boylu direklere asılmış, inanç ve düşünce iklimimizin büyük simalarının kıssaları ve özlü sözleri ise cabası...

Tabii, he şey bununla sınırlı değil.... Bir köy ki, Müzesi var. Müzesinin önünde Pir Sultan Abdal'ın bronzdan 3,4 metrelik, altında Gelin Canlar Bir olalım yazılı heykeli var. Koltuklu, kanepeli yataklı amerikan mutfaklı  odası, buzdolabı...vb olan Konuk evi var. Bir Köy ki, Hamamı, Konferans Salonu, içince binlerce kitabı bulunan Kütüphanesi... var. Yemek hane ve Türbenin önündeki mekanda basamakların yanında özürlülerin tekerlekli sandalyesi ile ilerleyeceği, basamakların yanında özürlü geçitleri var. Bayanlar için baylar için farklı girişleri olan tuvaletlerde ikişir adette klozet var.  Hıdır Abdal'ın yatırının olduğu mekanın civarındaki yapılar insan merkezli imar edilmiş. Ağırlıklı olarak taş malzeme ve ahşap kullanılmış. Bizim resmi kurumlara odun olsun diye budadığımız ağaçların üzerine dikim tarihi, diken ile anıt ağaç ibaresi tabelası eklenmiş. Yemek hanenin yanındaki yarım dönümlük alan birilerinin bağışı ile Cem Evinin genişletilmesi planlanmakta. Fakat muhtar ve  Ocak Köyünün sakinleri burada bulunan ağaçlara kıyamıyorlar. Bu tarafa değilde şu tarafa doğru genişletsek diyorlar. Bahsi geçen alanlardaki ağaçlar en fazla otuz yıllık. Bir de bizim asırlık dut ağaçlara kıyımlarımıza bakın...

Kahvenin önünde konusan adam "Yüksek sesle ben Aleviliğimle övünüyorum" dedi. Orada bulunanların konuşması ise aynı doğrultuda idi. Bizim kahvenin önünde biri "ben aleviliğimle övünüyorum" dese, bizim köylülerin bire karşı beşi bu sözü söyleyene çatlak gözü ile bakar ve yanına gidip şununla biraz matrak geçelim diye düşünürler.

İşte bu noktada  Ocaklı Köyünün Muhtarı Ali GÜRER'e sordum, Diyanet görevlisi imamınız ve online ezanınız var mı, cenazelerde görev alan din adamınız kimlerden oluşur diye? Onlie ezan da diyanet görevlisi imamda olmadığını, hoca kabul ettikleri din görevlisinin cenazelerinde görev aldığını söyledi.

Bir sorumuz üzerine 1985'den beri muhtar olan ve yine bu görevin kendilerine kalacağını söyleyen; fakat bir gence bu görevin verilmesinin daha uygun olacağını dile getiren Muhtara sordu o cevapladı.

Köyün toplam 86 hane olduğunu, yazları nüfusun 150-200 kişiye çıktığını, kışın ise 30 kişiye kadar düştüğünü, Almancı ve milyonerlerinin olmadığı bir yerleşim alanı olduğunu söyledi, Ocak Köyü'nün.

Sabit, yerleşik nüfusu 7-8'e, geçici nüfusu 10'a, Avrupa görmüş insanını 10-15'e, kibre, büyüklenmeye gelince Ocak Köyü sakinlerini yüz bine katlarız ve maddi zenginliği de kaça katlarız varın siz söyleyin onuda... Burunundan kıl aldırmayan, dev aynasından başkasına bakmayan insanımız açışından ise Ocak Köyü sakinlerini bin beş yüze katlarız! Fakat, bunca farka rağmen ortada bulunan eserlerin, mimari zihniyetin mukayesesini ise Ocak Köyü ile yapmaya kalksak, onlar tek kelimeyle bize bire on çeker...
Tencili bir dedemize, " onarım yaparken Türbenin otantik yapısının bozulmaması gerektiğini, bir hayır severin Kızıldelinin giriş kapısını söktürüp, geişletip yükseltmiş olduğunu; bunu yanlış olduğunu söyledim. Mimarın yapısı ile o yörenin insanının tarihi, inancı kültürü, zihniyeti arasında bir bağ olduğunu, bu yapıların o insanların ruhsal dünyasını, inanç iklimini vb. yansıttığını söyledim. Kızıldelinin eski giriş kapısının kubbeli, alçak ve dar olmasının; Büyüğün, büyüklük makamını temsil eden pir'in huzurunda benlik güden, başı dik olmadan, nefsini öldürmüş, eşiğine yüz sürmek isteyen bir can gibi, eğilip, ezilip bükülerek başını eğerek girmenin, Pire hürmetle alakalı olduğunu. Bir devlet dairesine girerken dahi düğmelerini ilikleyip elpence olarak girilirken, iki aleminde kutsalı,sultanı kabul edilen, pir huzuruna giriş için şekilşel bir yapı oluşturmak için, o kapıların öyle yapıldığını söyledim.

Dede bana boşluğa bakar gibi baktı... Dedenin zihninde bu kavramlara dair bir tek kelime olmadığı hissine kapıldım. O bana cevaben ise:  "Kurban olduğumun tarihi söyledir," diye anlatmaya başladı. Bu ise benim hatırıma bir arkadaşımızla olan hatırayı çağrıştırdı.

Bir arkadaşın bilgisayarı bozulur. Gelir bizim çocuklara anlatır "ne yapalım" diye. Onlarda format atmak lazım; fakat bizde CD'si yok. Sende var mı?" diye sormuşlar.  Arkadaşımız gayet ciddi  bir şekilde, "var" demiş. Bunun üzerine bizimkiler "hangisi" demişler. Arkadaşımız cevabını bütün ciddiyeti ile dile getirmiş: "müslüm babanın" diye.

Dedemizin mimari yapı için söylediğimiz söze verdiği cevap ile arkadaşımızın"müslüm baba" cevabı aynı zeminden çıkmakta.

Bütün bunlar yüzünde işte "içimiz ağrıdı, acıdı; acım mı, sönmedi alıştım, belki biraz."

Bir göz bin söze bedeldir misali, 40 dakikalık video yüklenmekte. İzleyin bizden farkı görün. yazımızdaki bazı sözlerin patenti Kahaman Tazeoğlu'na aittir. Ustaya saygılar.
Video saat 20 civarında gözükebilir.

 

Sample text

Sample Text

Sample Text