| | Aşağıda, Taraf Gazetesi yazarlarından Neşe DÜZEL’in yazar Ümit FIRAT, Avni ÖZGÜREL ve Prof .Dr Mümtazer TÖRKÜNE ile farklı tarihlerde yaptığı mülakattan yaptığım alıntılar, cevapları verilmesi gereken zor ve hayati sorular ve okuyanın kanını donduran bilgi ve iddiaları içeriyor... Yaklaşık 20 sayfadan yaptığım 6 sayfalık özeti sizlerle paylaşmak istedim. Bu mülakatların tamamını, http://aliseydis.blogspot.com/2008/11/neden-mit-firat.html de. UMİT FIRAT ….Ergenekon soruşturması başladığından beri Öcalan avukatları aracılığıyla ısrarla bazı şeyler söylüyor. Neşe DÜZEL: Ne diyor? “Bana da geldiler, teklifler yaptılar. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun (eski genelkurmay başkanı) temsilcisi Albay Atilla Uğur ( Ergenekon’un tutuklu sanığı) geldi, benimle konuştu,” diyor. Şam’da yaşadığı dönemden de bir şeyler aktarıyor. “Hapisteki Ergenekoncular 1994’te bana geldiler. Tansu Çiller’i öldürmek istiyorlardı. Bizim üstlenmemizi istediler, kabul etmedik,” diyor. Bütün bunların anlamı nedir? Siz, bir ulusal kurtuluş hareketinin önderisiniz, bağımsızlık mücadelesi veriyorsunuz. Ama biri gelip size, “cinayeti üstlenin” diyor. Bu çok çelişkili bir şey. Benzer ilişkiler daha önce de var mı yok mu, açmak lazım o zaman. Bunu size teklif etmeye cesaret ettiklerine göre, bir irtibat vardır. Muhtemelen bu, benzer diyalogların ilki değildir. Size bir şey anlatayım. Evet... 1984, PKK’nin silahlı çatışmayı başlattığı yıldır. 1984 aynı zamanda Özal’ın askerlere rağmen 1983 seçimlerini kazanıp hükümet kurduğu ve bir yıl sonra da büyük bir ekseriyetle yerel seçimleri kazandığı bir dönemdir. Yani siyaset bilimi açısından bakıldığında 1984, Türkiye’nin sivilleşme dönemidir. Ve bu sivilleşme, 12 Eylül askerî rejiminin kurduğu kurumların tasfiye sürecini gerektirir. Ama böyle olmadı. Peki, ne oldu? Normal olarak kışlasına çekilmesi gereken asker aksine ülkenin yönetimine daha da yayıldı. Kürt sorunu vardı ve bu sorun bir güvenlik, asayiş meselesi olarak ortaya çıkarıldı. Böylece askerin sıkıyönetim rejimi, olağanüstü hal rejimine dönüştü ve bu yıllarca sürdü. Sonuçta Türkiye 1984’te yakaladığı sivilleşme fırsatını bir daha hiç yakalayamadı. Sivilleşmeyi yaşamadı, bölük pörçük yamalarla idare etti. Türkiye sivilleşme fırsatını AB’ye üyelik süreciyle yeniden yakalamadı mı? Yakaladı. Batı’yla bütünleşmek için AB’ye üyelik sürecini başlattı ama 2004’te başlayan çatışmalarla bu ikinci sivilleşme dönemi de karartıldı. Reformların önü kesildi. Oysa 1999’da Öcalan PKK’ye ateşkes ilan ettirmişti. Bu ateşkes aslında, silahlı mücadeleyi bitirme ve Türkiye’yi terk etme çağrısıydı. Bu dönem, PKK’nin silahlı mücadele dosyasını kapatıp sivil siyaset alanında çalışmayı önerdiği dönemdir. Nitekim 2003’e kadar pek şiddet olmadı. Ama 2003’ten itibaren çatışmalar sistemli bir şekilde tırmandı. Unutmayın AK Parti Hükümeti ve reformlar dönemidir 2003. ………. PKK’ya mı ihtiyaç var? Evet. Eğer PKK varsa, güvenlik kuvvetlerine ve orduya da ihtiyaç vardır. Bir tür yumurta tavuk meselesidir bu. Birbirini besleyen iki yapıdır bu. İki yapı da çatışmanın çok olduğu ortamda öne çıkar ………. Türk devletinin içinde Kürt sorununu barışçı yollarla çözmek isteyen bir görüşle, savaşın sürmesini isteyen başka bir görüş çatışıyor mu? Şu anda öyle bir çatışma var. Basına yansıyan MİT raporlarından, Öcalan’la İmralı’da yapılan görüşmelerden anlaşılıyor ki, MİT, Kürt sorunun çözümü konusunda daha gerçekçi bugün. Bu işin böyle gitmeyeceğini görüyor. Kürt sorununun barışçı çözümünü istiyor. Bu durumda Kürt sorunun barışçı yoldan çözümünü asker mi engelliyor? Önemli ölçüde asker engelliyor. Asker sadece Kürt meselesinde değil, Türkiye’nin tüm meselelerinde vesayetini sürdürmek istiyor. Askerin siyaset üzerindeki vesayetini korumasının yolu da Kürt sorunu üzerinden sağlanıyor. Biz Türkiye’nin meselelerini Kürt, Ermeni, Kıbrıs, türban gibi sıralarız. Aslında Türkiye’nin meselelerini tek başlığa indirebiliriz. Nedir o? Türkiye’nin sorunu askerin yeridir. Yani askerî vesayettir. Askerî vesayet olmasa, siviller beraber yaşama kültürünü sağlayabilirler ve bütün sorunlara barışçı çözüm bulabilirler ama... Askerin siyasi sistem içindeki konumu yüzünden siviller devleti yönetemiyorlar ve siyasi sorunlara el atamıyorlar. Bu sistemde bütün siyasi sorunların çözüm yeri ordu oluyor. Bu yüzden de sistem tıkanıp kalıyor ve partiler durmadan kapatılıyor. Geçen hafta Avni Özgürel, bu savaşın bitmesini istemeyenlerin olduğunu söyledi. Sizce de iki tarafta da savaşın devamını arzulayanlar bulunuyor mu? Şüphesiz. Osman Pamukoğlu’nun da kanaati bu. Keza Öcalan da, Tansu Çiller döneminde kendisine yapılacak olan suikasttan haberdar edildiğini söylüyor. Ayrıca, avukatlarına, “2000 yılında ben birliklerimin tamamını Türkiye’den çıkarmak istiyordum ama İmralı’ya gelen genelkurmay yetkilisi hepsinin Türkiye’den çıkmasının yanlış olduğunu söyledi” diyor. Hatırlayın, 2003’te PKK’ye karşı operasyonlar birden tekrar başladı. Hani PKK Türkiye’den gitmişti? Meğer gitmemişler… ………. Kepenk indirme eylemini PKK yaptırıyor. PKK niye genelkurmay başkanına karşı aynı eylemi yapmıyor sizce? Öcalan, 2005 Ağustosu’nda avukat görüşmesinde, “AK Parti hükümeti, genelkurmayla PKK’nin arasını açıyor,” demişti. Çünkü asker, onun rakibi değil varlık nedenidir. Bölgenin siyasetinde AK Parti’yi rakip görüyorlar. ………. Girerse ne olur? Anlatayım. 1993’te Özal’ın çabalarıyla PKK’ye yönelik politika değişikliğinde çok önemli noktaya gelinmişti. Mekik diplomasisiyle Talabani’yle görüşülüyordu. Öcalan ateşkes ilan etmişti. Özal cumhurbaşkanıydı, Demirel başbakandı. Aniden Özal öldü. Demirel cumhurbaşkanı oldu. Henüz Çiller seçilmemişti, Erdal İnönü başbakan vekiliydi. İsmet Sezgin içişleri bakanı olarak dağdakilere af projesi üzerinde çalışıyordu. 25 Mayıs 1993 günü Demirel, bakanlar kurulu toplantısına ilk kez cumhurbaşkanı olarak katılacaktı ve o günkü bakanlar kurulu gündeminde “af” vardı. PKK’yı dağdan indirebilecek bir af mıydı bu? Evet. Bir barış ortamı doğabilecekti. Öcalan’la pazarlıklar yapılıyordu. Ama olmadı. Çünkü aynı gün Bingöl’de 33 er kurşuna dizildi. Çünkü PKK’li bir time bazı istihbaratlar verildi. Dezenformasyon yapıldı. Gittiler, o askerleri öldürdüler ve o günden sonra bir daha Türkiye’de öyle bir af projesi bakanlar kurulunun gündemine gelmedi. O dönemde Demirel de çatışmanın sona ermesini istiyordu. Çünkü barış elini rahatlatacaktı. Demirel sonuçta yatırımcı bir insandır. Savunma harcamalarını bu kadar büyütmek istemiyordu. Orduyu bir zapturapt altına almak istiyordu. Affın olmasını istemeyen kimdi peki? İşte bu Ergenekon tarzı ilişkilerdi. Derin devletti. Ayrıca İran da, Saddam da, Esat da istemiyordu... Şemdin Sakık, “Biz Bingöl - Elazığ karayolu üzerinde 33 erin öldürülmesi eylemini Öcalan’ın bilgisi dahilinde yaptık,” dedi. Nitekim Öcalan da ilk günlerde bu olayı sahiplendi, “Onlar çok özel eğitimli birileriydi. Bölgede bize karşı kullanacaklardı,” dedi. Ama sonra kıtasına giden silahsız erler olduğunu anladı ve bu olayı sonradan sahiplenmedi. O 33 insanın çok haince bir plan için bölgeye gönderildiğini söyleyerek onu yanılttılar. Kim yanılttı? 33 erin öldürülmesi derin devlet operasyonu muydu? Derin devlet bunu PKK’ye sahte enformasyon vererek yaptırdı. Ve af gündemden kalktı. Aradan 17 yıl geçti Türkiye hâlâ o noktaya gelemedi. Kürt sorununda çözüme en çok yaklaşılan nokta oydu. 1993 Mayıs aylarıydı | NEŞE DÜZEL: Aktütün olayını izlediniz mi? AVNİ ÖZGÜREL: Evet. Sizce bütün o istihbarat raporlarına, gelen bilgilere ve uyarılara rağmen gerekli önlemler niye alınmadı? Silahlı Kuvvetler’in karar verme mekanizmasında bir sorun var. Bir çatışmaya girip şehit vermek, birlik komutanı için kıdem terfisinde ciddi bir eksi puandır. Bu yüzden de Silahlı Kuvvetler’de karar alma sorumluluğunu herkes bir üstüne havale ediyor. En üstteki de golf oynamaya gidince çark tıkanıyor. Nitekim çocukların ifadelerinden anlaşılıyor ki, Aktütün’e yardım bile sekiz saat sonra ulaşabilmiş. Aktütün’de yaşananlar sadece bununla açıklanabilir mi? Bu bir faktör. PKK bu saldırıya bir aydır hazırlanıyormuş. Öyle ki, Aktütün köyüne çıkan bütün yollar örgüt tarafından mayınlanmış. Demek ki, karakol bir aydır dört bir yandan kuşatılmış. Zaten bütün bunların bilindiği inkâr edilmiyor. Olayın hemen ardından “Amerika’dan aldığımız istihbarat mükemmel. İstihbarat eksikliğimiz yok” denildi. Ama şu var. İstihbarat hatıra yazmak için toplanmaz! Gelen bilgileri değerlendirmek için toplanır Ben de size tam bunu soruyorum. Her türlü istihbarata rağmen niye gerekli önlemler alınmadı peki? Bu işin bir de, ‘Ya terör biterse?’ diye bir yanı var. Fatih döneminden bir örnek vereyim. Fatih Arnavutluk seferine çıkıyor ve yeniliyor. Ne oldu diye soruşturduğunda, komutanların, ‘bu savaşı da kazanırsak padişahın bize ihtiyacı kalmayacak’ diye düşündükleri ve cepheden çekildikleri ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye’de PKK terörü de, güvenlik birimleri için birçok şeyin gerekçesini oluşturuyor. Neyin mesela? Terör öyle bir şeydir ki... Size siyaseti kontrol etme imkânını verir. Amerika’da da böyleydi bu. Amerika bir türlü siyasi karar üretemediği için Vietnam’dan paçasını uzun süre kurtaramadı. Herkes Vietnam’dan çıkılması gerektiğini biliyordu ama savaş öyle büyük ekonomik kazanç kaynağıydı ki, Vietnam işi biterse devasa kârlar da bitecekti. Türkiye’de terör işi hâlâ büyük bir kazanç kaynağı mı? Çoook! Bitirilemeyecek kadar büyük bir kazanç kaynağı bu terör. Yıllar önce Şam’da yaptığım röportajda Abdullah Öcalan bana, “Bu işi bitirirsem beni bitirirler,” dedi. PKK, öyle tek bir kişinin... Öcalan’ın veya bir genelkurmay başkanının vereceği kararla bitecek bir iş değil. Bu işin silah tüccarları, siyasetçileri, askeri, güvenlik birimleri, dernekleri var. PKK için de bu böyle. Onun da televizyonları, yurtdışı temsilcilikleri, oradaki her Kürtün maaşından kestikleri paralar var. Herkes için bitirilemeyecek kadar kazançlı bir iş bu terör. Hava saldırılarında atılan her roketin kaç lira olduğunu biliyor muyuz? Bir de uyuşturucu işi var. Türkiye’de geçmişte üniversitede profesör seviyesinde adamlar, “Amerikalılar da terörle mücadele işini uyuşturucu parasıyla finanse ediyorlar. Biz de öyle yapmalıyız,” diye raporlar yazdılar. Uyuşturucu, PKK’yla mücadelenin finansmanında kullanıldı mı peki? Tabii ki kullanıldı. Güneydoğu’dan Edirne’ye kadar cemselerin eskortunda uyuşturucu taşındı. Bütün bunlara bulaşan insanlar bir süre sonra ‘ben dağda ne diye canımı tehlikeye atayım? Uyuşturucuyu paylaşmak, haraç almak, çetecilik yapmak varken niye PKK’nın içine girip JİTEM için istihbarat toplayayım’ dediler. Ama Aktütün’de böyle bir istihbarat eksikliği olmadığı ortaya çıktı. Doğru... Aktütün baskını için bırakın istihbarat gelmesini başka şeyler de oldu. PKK’ya yakın televizyonlar var, onların yayınları var. Mesela Roj Tv... “21 ağustosta onuncu kongremiz Kandil’de toplanıyor” diye durmadan yayın yaptı. Kongre’ye PKK’nın Avrupa’dakiler dahil bütün yönetici kadrosu katıldı. Cemil Bayıklar, Murat Karayılanlar hepsi oradaydı. Toplantı on gün sürdü ve Roj Tv Kandil’den görüntüler, röportajlar yayınladı. 21 ağustos, Aktütün baskınından iki hafta öncesi demek. PKK’nın 30 ağustosa kadar süren kongresine PEJAK da katıldı. Yani İran’ın PKK’sı da katıldı öyle mi? PKK, “Türkiye’nin hava saldırıları nedeniyle çok ciddi kayıplara uğradık,” deyince, PKK’nın İran’daki kolu da Kandil’deki kongreye katıldı ve PEJAK Başkanı Hacı Ahmet “Bundan sonra birinci hedefimiz Türkiye” diye bir bildiri yayınladı. Bütün bunlar on gün boyunca oldu. Kandil’de üç kişi değil, 1200 kişi toplandı ama Silahlı Kuvvetler ağustos ayı boyunca Kandil’e tek bir hava operasyonu yapmadı. Sizce niye yapmadı? Bunu izah etmek lazım. Halk bu sorunun cevabını öğrenmek ister. Eğer PKK’yı bitirmek istiyor idiysen ve bu kadar öfkeliysen, PKK’nın bütün yönetim kademesi ve kadrosu oradaydı. PKK tasfiye edilebilirdi. Bir değil, on gün sürdü bu kongre. Hadi hududa gelen adamları görmediniz dağlık falan dediniz... Örgütün televizyon yayınını da mı izlemediniz? Bu kongreden sonra Aktütün’de 17 genç öldü. Arkasından Diyarbakır’da polisler kurşunlandı. Eksiklikleri soran gazetecilere de ‘vatan haini’ demeye varan açıklamalar yapıldı. (Bu kongre yapılırken niye bir hava harekatı yapılmadı, sorusu kadar önemli olan diğer bir soru: Karşısında dünyanın 8. büyük ordusu varken, bu ordu bir hava operasyonu düzenlemek istediğinde saatler değil dakikalar sonrasında tepelerine bombalar yağdırıp, karargahlarını yerle bir edecek jetlerini uçurma olasılığı apaçık ortada iken, davulla zurna ile biz Kandilde Kongre yapıyoruz, bütün yönetici kadromuzla oradayız diye Roj Tv ile yayın yapma deliliğini neden yapıyorlar?.. Deliler mi bunlar? Deli olmadıklarını hepimiz biliyoruz. Bunun tek bir açıklaması var: Başlarına bomba yağmayacağına, analarından doğduklarına pişman edilmeyeceklerine dair büyük yerlerden, çok sağlam güvenceler almış olmalılar… Nitekim de öyle oldu. Durum böyle bir şeyse, yazık oluyor, bu ülkenin yurttaşlarına, yazık… a.s.) ……… Öcalan’la İmralı’da ne görüşüldü sizce? Özellikle istihbarat birimleri görüştüler. Kürt sorunu çözülebilir mi sorusunun cevabı aranıyordu bu görüşmelerde. Cevabın, ‘evet çözülebilir’ olduğu ortaya çıktı. Bu cevabı asker de, istihbarat örgütü de biliyor. Ama asker katında bunu terennüm etmek cesaret işi. Ergenekon paşaları da İmralı’ya gitmişler. Onlar Öcalan’la ne görüşmüşler? ‘Bu adam terörü bitirebilir. Terör biterse biz ne yaparız’ diye bir tarafı var bu işin. Bu ülkede Kürt sorununun çözülmemesinden çıkarı olanlar var. Türkiye yurtdışından çok ciddi silah alımları yapıyor. İnsansız uçaklar, Awacslar kaça acaba? Türkiye bir an önce Kürt sorununu çözmek zorunda. Aksi takdirde parçalanmaya gider. Kürt milliyetçiliği büyük bir tehdit olmaya başladı. PKK’nın Ergenekon’la bağlantısının olduğundan söz ediliyor. Nasıl bir bağlantısı var? Geçmişte çok iç içeydi. Bu ilişki sadece uyuşturucu işinde değil, eylem düzeyinde de var. ‘Siz de çok pısırıklaştınız. Bir iki çatapat yap ki, bize ihtiyaç olsun’ denebilir PKK’ya. Mümtazer Türköne: ‘Askeri devlet kurmak istiyorlar’ NEŞE DÜZEL: Türkiye gene ölüm haberleriyle sarsılıyor. Karakol baskını, polis otobüsüne saldırı... Ne oluyor? Neden terör gene böyle yükseliyor? MÜMTAZER TÜRKÖNE: Terör birkaç nedenden ötürü tırmanıyor. Yerel seçimler yaklaşıyor. AK Parti’nin bölgedeki belediyeleri kazanma ihtimali yüksek. Bu, PKK’nın sonu olur. Devletin terör gerekçesiyle sertleşmesi ise PKK’ya yarar. DTP’nin oylarını kemikleştirir. AK Parti’yi geriletir. Terörün artması sadece PKK’ya mı yarıyor? Seçim sonuçları açısından öncelikle PKK’nın ve DTP’nin işine yarar. Bir de askerin yani güvenlik birimlerinin işine yarar. Çünkü PKK’nın varlığı ve güvenlik sorunun büyümesi, PKK’yla mücadele eden güvenlik birimlerinin devlet içindeki gücünü artırır. Bu hep böyledir. Düşmanlar birbirlerinden beslenir. Terörle mücadele için ne kadar fazla askerî tedbir alınırsa, PKK o kadar çok halktan destek bulur ve büyür. Ne kadar çok PKK terörü yaşanırsa, terörle mücadele eden birimler de o kadar çok yetki kazanır. PKK son saldırılarla tam olarak ne elde etmek istiyor? Amacı ne? Bu saldırılar dışla da alakalı. Gürcistan savaşı başladığında PKK anında Erzincan’a gelen doğalgaz boru hattını havaya uçurdu. Tekrar başlayan Amerikan-Rus rekabetinde PKK, Rusya’nın dikkatini çekmeye çalışıyor. Rusya’ya, ‘Ben buradayım. Senin işine yarayabilirim’ mesajını vermeye ve kendisine uluslararası bir hami bulmaya çalışıyor. Bir de artan terörün 20 Ekim’de başlayacak Ergenekon davasıyla da bağlantısı olabilir. Ergenekon davasının sulandırılması ve ‘bakın bizden bağımsız da terör var’ denilmesi için ülkede terörün tırmandırılması lazım. … Genelkurmay, jandarmanın yetkilerinin artırılmasını ve özgürlüklerin sınırlanmasını istiyor. Neden askerî hataları düzeltmek yerine hemen özgürlükleri kısıtlamayı düşünüyor? Çünkü asker hatasını hukuku ve özgürlükleri sınırlandırarak kapatmaya çalışıyor. Asker hatalarını kabul etse, Türkiye özgürlükler konusunda bu kadar kıyıcı olmaz. Asker bir sorunu çözemedi mi, ‘bana daha fazla yetki verin’ diyor. Biz 24 yıldır PKK terörü yaşıyoruz. Genelkurmay Başkanı think-tank kuruluşlarını ve üniversite hocalarını topladı geçenlerde. Onlara ‘terör örgütü neden hâlâ adam toplayabiliyor?’ diye sordu. Bu sorunun sizce cevabı nedir? Siz evrensel hukuka uymadığınız için hâlâ dağa adam topluyor. Siz temel hak ve özgürlüklere riayet etmediğiniz için, askerî kolluk gücünü getirip halkın başına bela ettiğiniz için hâlâ adam topluyor. Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’na getirilen bu önerilerin ve yaklaşımların yüzünden hâlâ adam topluyor. … Peki, özgürlüklerin kısıtlanması Dağlıca ve Aktütün gibi PKK baskınlarını önler mi? Baskı kurarak terörü önlemeye çalışmak ilkel bir yaklaşım. Postal kafalılık bu. Karşına çıkan her sorunu kasaturayla çözmeye çalışmak askerlerin kendi tabiriyle ‘postal kafalılık’ oluyor. Her sorunun asker mantığıyla emir komuta zinciri içinde çözüleceğini düşünenlere, bağımsız akıl yürütme yeteneği olmayanlara askerlerin kendisi ‘postal kafalı’ diyor. Güneydoğu’ya tekrar Olağanüstü Hal’in getirilmesi cinayet olur. M.E. TÖRKİNE | |