Social Icons

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Merh. Fatma Balcıoğlu’nun Kırkı… Malatya / Fethiye


Geçen ay kaybettiğimiz merhume Fatma BALCIOĞLU’nu vefatinin 40. günü olması dolaysıyla, bu gün saat 12:00′da aile merhumenin anısına bir yemek verdi. Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Geçmiş Olsun: Akdoğan Kardeşler…


     
Bu gün Cem Evi’nin önünde resim çekerken, Ali Efendi abi(Akdoğan)’ı gördüm sandım bir anlığına. Çünkü bu kardeşler birbirlerine oldukça benziyorlar. Ali Efendi abinin de eli sarı idi. Şimdi de bütün kolu mu sarılıp askıya alınmış derken, fark ettik ki bu Veysel abi. Onunda kolu kırılmış. Geçmiş olsun dedim… Sonra öğrendim ki üçüncü kardeş olan (Köln’de şimdi)Müslüm abinin de kolu kırılmış. Üç kardeşinde eli, kolu ve omuzu kırılmış.
Akdoğan kardeşlere, geçirmiş oldukları kaza ve uğradıkları rahatsızlıktan dolayı üzüntülerimizi arz eder, geçmiş olsun der ve acil şifalar dileriz…

    
 
 

3 Mayıs 2012 Perşembe

Almanya / Hacı Bektaş Akşahin Mezun Oldu…


29.04.2012 Tarihinde Hasan Dede (Akşahin)in oğlu Haci Bektas okulunu bitirip Elektrik Mühendisligi (Dipl.-Ing.) Diplomasini almasi dolayisiyla Ober-Ramstadt Grillhütte de Zıddı abla ile Hasan Dede Eş, Dost ve Akrabalara bir Lokma verdi.
Hasan Dedeyi, Zıddı ablayı ve Hacı Bektaş’ı kutlar, başarılı ve mutlu bir gelecek dileriz.

Mer. Sultan Yumuk’un Yirmisi…


Geçen ay kaybettiğimiz rahmetli Sultan YUMUK’un vefatinin yirminci günü olması dolaysıyla,  merhumun anısına komşular Hüseyin abinin evinde toplandı. Bu vesile ile toplanan komşulara, yemek ve helva sunuldu, dualar ve Kur’an’dan Ayetler okundu.
Rahmetli Sultan bacıya Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dilerim.

Aliekber PEKTAŞ: İleri Demokrasi


‘İleri demokrasi’
Sevgili okuyucular,
Son günlerin en popüler tartışmalarından, ‘ileri demokrasinin’ nasıl bir şey olduğunu irdelemeye çalışacağım. Gazete köşelerinde, TV ekranlarında, ‘kelli-felli’ insanlar yazıyorlar. Konuşuyorlar. Bolca, ‘ileri demokrasiye’ ilişkin, ‘kocaman’ laflar ediyorlar. Bazen bu insanlar, bakan oluyor, mllletvekili oluyor, yazar oluyor. Bazen’de, ‘titellerinin’ önünde, profesor, doktor, doçent vb. takılarda bulunuyor.
Bende, kendimce, ‘ileri demokrasinin’ nimetlerinden, Türkiye halkına neler düşüyor. Kısa notlarla hatırlayalım, dedim! Sıralama biraz karışık olacak ama anlayışla karşılarsınız.
‘ileri demokrasi’ adına yapılanlar!
Hırsızlık, ‘intikal’ ile suçlanan, bir Milli eğitim bakanı var.
‘dindar’ gençlik yetiştitmek için, eğitim sisteminde yeniden yapılanmaya gidiliyor.
Eğitimde başlatılınan uygulamalarla, ‘çocuk gelinlerin’ önü açılıyor.
Erzurumda, bir vatandaşımıza, ‘beni seviyorsan takla aşsana’ diyerek, hitap eden bir içişleri bakanımız var.
TBMM’ de, bir Milletvekilinin, ‘sen başbakanı çok seviyorsun, sende takla aşarmısın’ dendiğinde, ben aşarım cevabını veren, bir bakanı var.
Uluderede 34 günahsız insan katlediliyor. Hala, failleri ortaya çıkarılmıyor.
12 Eylül cuntacı çeteler hakkında dava açılıyor. Ama çete reisleri mahkemeye gelmiyorlar.
Basın mensupları sudan gerekçlerle tutuklanıyor. Hala 107 gazeteci tutuklu.
Savunma hakkının kutsallığı hiçe sayılıyor ve kitlesel olarak avukatlar tutuklanıyor.
Seçimler yapılıyor. Milletvekilleri taraftarlarının oylarını alarak seçiliyor. Ama TBMM’de yemin edip görevlerini yerine getiremiyorlar. Çünkü hala tutuklular.
Tiyatroculara, sanatçılara, ‘ya siz kimsiniz’ diyen bir başbakan var.
Tamam, artık, ‘ben tiyatroları özelleştireceğim’ bayanında bulunan bir başbakan ve başbakanın beyanını karar altına alan, bir bakanlar kurulu var.
Türkiye Cumhuryeti, başbakan ve Belediye başkanı sanatçılarla kavga halinde
Açlık sınırı, 4 kişilk bir aile’de, ‘2 000,00’ Türk lirası sınırına dayanmış, asgari ücret, hala 701,00 Türk Lirası.
Ülke genelinde çalışanların sayısı, 15 milyon civarında, sendikalı sayısı, 880 000 civarında.
Sokaklar işsizler ordusu ile kaynıyor.
1 Mayıs’ta Taksimde, 250 bin emekçi tarihe tekrar ismini altın harflerle yazdırıyor. Yetkililer vurdumduymaz davranıyorlar.
Vanda deprem oluyor, devlet sınıfta kalıyor.
Cari açık ülke tarihinin en önemli sorunu haline geliyor.
Ülkenin, iç ve dış borçları, tarihinin en yüksek seviyesinde seyir ediyor.
Aleviler hala yasal statüye sahip değiller.
Sivas Madımak davası katilleri mahkemelerce aklanıyor, başbakan ‘ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun’ diyor.
Almanya^nın maden kenti Bochum’da, Başbkana ‘hoşgörü’ ödülü verilmek isteniyor. Alevilerin ve kamuoyunun tepkisi üzerine, ödül Başbakan Tayyip Erdoğan’a verilmesinden vazgeçiliyor. Ödül madencilere veriliyor.
Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Süryanilere vb. azınlıklara, ötekiler gözü ile bakılıyor.
Komşularımızla, ‘sıfır sorunlu dış politika’ deniliyor. Ama Suriye ile savaş naralarının atılmasını topluma dayatıyorlar.
TBMM’de muhalif milletvekiller, ‘aslında ileri demokrasi, AKP faşizmi’dir’ açıklamasında bulunmaktadırlar.
Okullarda süt dağıtılıyor. Ama yüzlerce çocuk zehirleniyor.
Bu ve buna benzerleri, çoğaltmak mümkündür. Ben bu yazımda, bu kadarla sınırlandırmak istiyorum. ‘ileri demokrasiden’ bir demet sunmaya çalıştım.
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
03.05.2012

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Yazar- mazarlık ve Kahraman Tazeoğlu: kimin yüreğinin zilini çalsam...


Gündemin bir çok siyasi konuları ile ilgili olarak ben yazmakta imtina ederim...  Çok söyledik: 12 Eylül darbecileri yargılansın, onların yaptığı anaya değiştirilsin, 1 Mayıs 1977 katliamının, Maraş, Çorum, Sivas katliamını açığa kavuşturulsun, darbecilere hesap sorulsun... vb. konularda. Bunları ve daha fazlasını AKP iktidarı ve sağ basın dillendiriyor. TRT, 2011 1 Mayısında dahi 77 katliamını gündeme getirip, bunların açığa kavuşturulmasını ve sorumluların cezalandırılmasına dair program yapıyor...

AKİT, VAKİT, ZAMAN Vb. gazeteler bunları iri puntolarla manşet yapıyor... Gerici çevre olarak ifade ettiğimiz çevreler bunu diline sakız etmişken, bizlerin ilericilik adına bunlardan bahsetmemiz ise geriye düşmek gibi geliyor bize. “Onlar”’ın gündemi zaten bu! Bundan bahsederek bizler nasıl ilerici olabiliriz ki? Bu caka satmak, çok bilmişlik taslamak, ahkam kesmek olur... Boş olur. Boş... Donup kalmaktır bu!

Yani, "evet ama" aşmak lazım buları... Yeni  şeyler söylemeli!..

Ben hayret etmeyi, gıpta ile birine bakmayı, birine hayranlıkla bakmayı, keşke bizde böyle olabilseydik demekten gocunmayı kibirlenmek, ve önüne set çekmek olarak alırım.. Bunu gelişim, değişim ve ilerlemeye katkı sağlayan motive edici bir dayanak, vesile olarak görür, ufuk açıcı bulurum!..

Geçen ay, bir kaç kitap almak istedik. Ben bunu, çocukların biri sunu, diğeri onu dedi; beş altı tane kitap aldık. Çocukların tercileri “Elif Şafak’ın: Ask, Kahraman Tazeoğlu’nun: Bambaşka ve Serdar Özkan’ın: Kayıp Gül 2-Ölümsüz Kalp’ti.”

Kahraman Tazeoğlu, yaş ve edebiyat dünyasına giriş itibariyle genç kuşak yazarlarımızdan. Ama ben utanarak ve üzülerek söylüyorum ki, bu yazarla çocukların talebi üzerine tanıştım. Utanmam benim bu gibi isimlerin çocuklar ile tanışmasına ön ayak olamayışım; üzülmek ise böylesi bir yazarı geç fark edişimin bir kayıp olmasıdır...

Ben utanmaktan utanırım... İşte bundandır, haddinin bilmezlikten utanışım. Haddini bilmezlikten utandıkça, utanmaktan korkmam... Çünkü utanmanın bariyerleridir, haddini bilmek. Çünkü bu bariyerleri dikkate almaz, 500 sayfalık bir kitap çıkarır, kendimize de yazar - mazar dedikten sonra, Kahraman Tazeoğlu gibi bu kitapta, Allah rızası için bir cümle kuramadığımız da, asıl o zaman “utanırım.”

Kahraman Tazeoğlu ‘Bambaşka,’ romanında: “Kalır gibi gidişlerini izledim önce, sonra gider gibi kalışlarını... Ve anladım ki ne sen gidebiliyorsun, nede ben kalabiliyorum. Öyle bir hayat yaşıyoruz ki şimdi; gülmek ağlamanın mahkumu, ağlamakta gülmenin gardiyanı sanki... Ve anladık ki ne seninle ağlaya bilmiyorum, nede sensiz gülebiliyorum. Belki de sen aşka aşıktın, ben üstüme alındım bilmiyorum..”

“Sen bir katilsin ama suç işlemedin. Suç işlemeden katil olanlar yalnızca kalp kıranlardır. Keşke beni öldürseydin; kalbimi değil. Üzülme sakın. Yaşayan ölülere yas tutulmaz sevgili. Ağlarken bile güzel kalmayı becerebilen yüzünle hatırlıyorum seni.”

“Askın Yalan Olduğunu Söylemediler Bana” Şiirindeki şu satıları:
“Aşkın yalan olduğunu söylemediler bana, bu yüzden yara bereyim gönül evimde...
Kaşlarımdaki öfkeyi susturacak söz bulamıyorum lugatımda!”

“…Biliyorum, çok çirkinim kimin yüreğinin zilini çalsam açılmaz kapılar ardında kalırım kimsesizliğimden... Oysa ben düşlerin pembesini yüreğimin görünmezliğinde saklarım...”

İşte bu yüzden ipliği çoktan pazara çıkmış malzemeden benzer kumaşlar dokumak bana, bir zanaat bir sanat, gibi gelmiyor... Tenhaları sevişim ve yazmaktan imtina edişim bundandır... Yani, yazar olayım derken "mazar" olmayayım, diye...

Aliekber PEKTAŞ: ‘Ya Siz Kimsiniz’


‘Ya siz kimsiniz’
Sevgili okuyucular,
Düşünün’ki, bir ülkenin başbakanı, ülkenin aydınlanmasının, toplumda kültür düzeyinin yükseltilmesinin, motor gücü olan, sanaçılara, ‘’siz kimsiniz’’ diyor. Bununla’da kalmıyor, sanatçılara, ‘’despot’’ deme nezaketsizliğini gösteriyor. Peki, kim bu insan, nezaket kurallarını zorlayan, Türkiye Cumhuriyeti başvekili, AKP genel başkanı başbakan, Tayyip Erdoğan.
Tiyatrocuları, ‘küçümseyen’ Tiyatronun toplumsal yaşamdaki yerini kavramayan, tek uğraşının, ‘dindar’ geçlik, sizler ‘kindar’ gençlik anlayın, ‘yetiştirmek’ olarak algılayan bir başbakandan, farklı bir şey beklemek hayal ürünü olurdu.
Sanatı ve Tiyatroyu kavramak için, sanatın üstadlarına bir göz atalım.
‘‘Tiyatro, bir sahne sanatıdır. Tiyatro eseri, olayları oluş halinde gösterir. Bu yönüyle konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatı olarak da tanımlanabilir. Yaygın hümanist bir deyişle tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı olarak ifade edilir.
Tiyatro eserinin diğer türlerden en önemli farkı; diğer edebi eserler okumak ve dinlemek için yazılmışken, tiyatro oyununun sahnede seyirci önünde oynanmasıdır. Değer ölçülerini, izleyenin kanaat ve anlayışlarından alır. Göze görünür bir karaktere sahip olması, canlı olarak meydana geliş niteliğiyle toplum psikolojisine hitap eder. Temsil yeri ve eser, tiyatronun edebiyat öğesidir. Bu edebiyat öğesi yanında tiyatro kavramı içinde oyunculuk, sahne düzeni, ışıklandırma, dekor, müzik kostüm gibi unsurların bütünlüğü söz konusudur.‘‘
Sanat, “duygusal ve düşünsel etkileme gücü”ne sahip olduğu kadar önemli oranda’da, belirleyicidir.  Bu gerçekliği en iyi tanımlayan, Thomas Munro’ya göre; “sanat doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir.”
Alman ekolinin dehalarından, felsfeci, Kant’a göre; sanatın kendi dışında, hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel Sanatı ancak deha yaratabilir.
Yine sosyalizmim kuramcısı Karl Marks’a göre; yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşiminin bir aşamasıdır. Bu, toplumsal bir karakter taşır. Sanat, yaşamı insanileştiren bir olgudur. Araştırıcı, yaratıcı, çok yönlü tümel insana ulaşma çabası içinde sanatlar gelişebilir.
‘‘Sonuç olarak Sanat, deha düzeyindeki zekanın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bütünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekası ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir.‘‘
Felfese dehalarının betimlediği gibi, sanat güzel ile iyi olanla uğraştır. Güzellikleri toplumun beğenisine sunar. Sanatçılar hayal gücü ile gerçekleri birleştirerek, yaratıcısı oldukları, eserlerin albenisini sağlarlar..
Sanat’a ilişkin genel bir anlam yüklemek istersek, yaratıcılığın ve hayalgücünün sahneye, beyaz perdeye, şiir’e kitaplara ekrana vb. Yansımasının, bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır.
‘‘Sanat eseri: Bilinçli olarak insan elinden veya fikrinden çıkmadır. Belli bir sosyal kurum (sanat dünyası) adına hareket eden kişi veya kişiler tarafından, bazı kısımları hakkında fikir birliğine varılmış olunmalı, beğeni kazanmaya aday olmalıdır.‘‘  Somut olarak vurgulamak gerektiğinde, sanatın insanlığın evrensel bir değeri olduğudur.
Evrensel ölçekte değeri olan ve yaratıcılığı ile insanlığa hizmet eden bir uğraşın yaratıcılarına, ‘‘sizde kimsiniz‘‘ gibi söylemlerde ve nezaketsizliğinde bulunmak, hangi zihniyetin ürünüdür!
Başbakan, Tayyip Erdoğan konuşmasının devamında, ‘‘batılı ve çağdaş ülkelerde, şehir tiyatrolarının özelleştiğini‘‘ belirtmektedir. Başbakan bu bilgilere nerelerden ulaşıyor bilinmez, ama bir gerçek var. Batılı ve çağdaş ülkelerde, devlet tiyatroları, ‘özelleşmiyor‘ özgürleşiyor. Demokrasinin etkin olduğu ülkelerde, sanat ve sanatçılar devlettin kıskacında değillerdir. Daha özgür ve refah ortamında çalışmaktadırlar. Sanatçılar kendi sanat eserleri, özgür ortamda üreterek icra etmektedirler. Batlı ve çaşdağ ülkelerde, devlet sanatsal faaliyetlere maddi ve manevi olarak destek sunmaktadır. Olması gerekende, budur.
Aksi durumunda, İstanbul belediye başkanı ve başbakan gibi, sanat’ı ve sanatçıyı, raptı-zapt altına alma uğraşına girerlerdi. Demokratik ülkelerde, Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş gibilerinin, zihniyetine değer dahi vermezler.
Yerküredeki, hiçbir demokratik ülkede devlet sanatçısı ile kavga etmez, devlet sanatçının katşısında, taraf olmaz. Sanat sürekli olarak, sarayla çatışma halindedir. Saraya muhaliftir. Bu doğal ve kabullenilir bir gerçekliktir. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş’ın kavramadıkları gerçeklikte budur. Bu zihniyete göre, kapı kulu ve saraya hizmet, ‘eden‘ bir sanat ve sanatçı çevresi yaratmak istiyorlar. Bu ve benzeri uğraşlar sanatın ruhuna aykırıdır.
Bu mantıkla, konservatuarları kapatarak, imam hatip okullarında ‘sanatçı‘ yetiştireceğiz derlerse, şaşmayın.
Başbakan son günlerde ben, ‘istersem‘ olur. Ben, ‘stemezsem‘ hiçbir şey olamaz vurgusunu sıkça kullanmaktadır. Bir tek cümle söylemek isterim. ‘‘fazla gurulanma padişahım, senden büyük tanrı vardır‘‘
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
30.04.2012
    




Seyit ÇAĞLAR:BU GIDISE BIR DUR DIYEN CIKAN YOK’MU


BU GIDISE BIR DUR DIYEN CIKAN YOK’MU
Umudum yok bu gün ile yarindan.
Bu yol gider bir mechule sonunda.
Aydinlik günler düstü karanligin ardında
Bu gidise bir dur diyen cikan yok’mu.
Sira sana geldi Ozanim hakkikat böyle
Inadina sesiz kalma Türkünü deyisini söyle.
Sanat ucube oldu parcalari bilmem nerde.
Bu gidise bir dur diyen cikan yok’mu.
Seyidim der düzen ebedi böyle gitmez.
Vatandas uyanir ömrümüz görmeye yetmez.
Gidenler tarihin cöplüyünden birdaha dönmez.
Bu gidise bir dur diyen cikan yok’mu.

Servet ile Habib SEVİM'in lokması - 01 Mayıs 2012


Dün, 01 Mayıs 2012 tarihinde Nurali Baba'da Servet ile Habib Sevim'in adak kurbanı vardı.  Tanrı adaklarını kabul ve makbul eylesin.
Biz oradayken  Yazıhan'dan da kurban getirdiler.  Su, lavabo vb. eksiklikleri görünce, Kızıldeliye gittiler...  Gereken ilgi ve özenin Kızıldeli gibi Nurali Baba'yada gösterilmesi gerekmekte.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Fethiye’de 1 Mayıs’ın Tarihçesi…


01 Mayıs İşçi bayramının Resmi Tatil olması ülkemizde 01 Mayıs 2009 yılıdır… yine Almanya Ober-Ramstadt  Fethiye’lilier Derneğinin düzenlediği gece dolayısıyla belediye başkanı Almanya’da. Belediye başkan vekili ise Battal abi(Yılmaz)…
AKP Hükümeti kanun çalışmalarına başladı Nisan ayı bitmeden kanunu Cumhurbaşkanlığına gönderdi. Herkes 30 Nisan 2009 günü akşam olmadan Cumhurbaşkanının bu kanunu onaylamasını bekliyor. Cumhur başkanı ise öğlen onayladı Medya ve basının birinci haberlerinden olarak bu haber yayınlanıyor.
Arkadaşlar bana yarinin tatil olduğunu, “git sen söyle, bu iş sana düşer,” diye baskı yapıyorlar… Bizde gittik… Durumu izahın daha başlangıcında bir arkadaşımız, “Cumhurbaşkanı da kanunu onayladı yarin her yerde resmi tatil, bize de tatil mi,”demesin mi?  Battal abi,  aşağı baktı yukarı baktı ve “Cumhurbaşkanı onaylamış olabilir ama…( dedi duraksadı ve) burada birde başkan var,” hatta lafı biraz daha yumuşatmak için “başkan ne der?” demesin mi!..
Biz çıktık, az sonra kendisi geldi: “eyleyse eyle olsun gardasım, nedem,”dedi…  Saat dördü geçmişti ama beş olmamıştı. Makam odasından çıkınca, benim odam ve ben gözüktüğümden: “Aliseydi bir işçi yok mu, filanca işi yapa,”dedi. Bende, “belki mutfaktadırlar,”dedim. Kendisi mutfağa yöneldi ve geri dönüşünde: “Kimse yok.”dedi. “O zaman çöpe gitmişlerdir,”dedim. Benim odamın penceresinden araçlar görüldüğü için, Battal abi ile pencereye yöneldik. “Çöp arabası da” yerinde. İş makinesi yerinde, kamyonet yerinde, kamyon da yerinde kısacası bütün araçlar yerinde; fakat yerinde olmayan yalnızca işçiler…
Diyecek laf bulamadım… Durumu anlayan Battal abi, onay bekleyen bir beden diliyle: “Gardasım, biz yarin tatil dedik, olmaz ki beyle…” dedi. İçeri gitti. Bunlar yaşanırken Battal abinin yanında dilimi dudağımı ısırıyorum, kahkaha atmamak için… Battal abi sevip saydığımız bir insan, bu pozisyonda gülmek ayıp olurdu!
Yani Battal abi gibi bir başkan nasip etsin tanrı her işçiye. İhsan abide öyle.

Belediye Başkan Vekilimiz İhsan İLHAN ise 2012 yılında, “1 Mayıs İşçi Bayramınız Kutlu Olsun,”dedi ve Fethiye’nin tarihinde bir ilke imza attı.
Bu anımızı bir Mayısın ilk Resmi Tatil olmasının anısına yazdım.

Aliekber Pekrtaş:N. Erbakan’ı, ‘Kurtarma’ Operasyonu!


N. Erbakan’ı, ‘kurtarma’ operasyonu!
Sevgili okuyucular,
Necmettin Erbakan’ı, ‘kurtarma’ operasyonu, tüm hızıyla devam ediyor. 28 Şubat 1997 Türkiye’de, askerlerin, generaller çetesinden oluşan bir kesimi, ‘post modern’ bir darbe yaptılar.
‘Post modern’ darbe dönemimde Başbakan olan Necmettin Erbakan, Refah Partisi, RP ve Tansu Çiller’in Doğru Yol Partisi, DYP, ortak koalisyon oluşturarak birlikte hükümette yer aldığı bir dönemdir.
Bu süreç, 1996-1997 dönemi, hala 12 Eylül’ün faşist uygulamalarının, bütün çirkinliklerinin etkisinin devam ettiği bir dönemdir.
Türk silahlı kuvvetleri içinde yuvalanmış cuntacı ekibin varlığı, sürekliliğini korumaktadır. TSK içinde, geçmişten gelen, ‘alışkanlıkları’ dolayısı ile her zaman darbe ve cunta hayranlarının varlığı bilinmektedir.
Erbakan, hükümetin kendisine verdiği gücü ve ilk olarak başbakan olmanın avantajını kullanarak, ‘büyük dağlar eskiden vardı, küçük dağları ben yarattım’ edasıyla hareket ediyordu. Milli görüşcüler devletin önemli kadrolarında boy göstermeye başlamışlardı. Başbakanın konukları sarıklılardan oluşuyordu. Sivas Madımak katliamının sanıklarının avukatları, bakan, adalet bakanı oluyordu. Susurluk gibi kirli ilişkiye, Mafya, Emniyet ve politikacıdan oluşan üçlü çete’ye karşı oluşan, demokratik tepkilere, ‘’bunlar gulu-gulu dansı’’ diyecek kadar halk demokrasi dışı davranışlarda bulunuyordu. Kendinin halktan çok, çetelere daha yakın olduğunu, hissetirmekten geri kalımıyordu. Hükümet ortağı olan DYP ve Çiller’in, Susurluk’ta ortaya çıkan, kirli ve mafya tarzı ilişkilerle, iç-içe olduğunun, gerçeğini küllemek istiyordu.
Dönemim başbakan yardımcısı, DYP lideri Tansu Çiller, ‘’devlet için kurşun atanda, kurşun yiyende bizdendir’’ açıklamasını yaparak, Mafya, Emniyet, Politikacı ilşkisini arka çıkarak, onaylamaktaydı. Başbakan Erbakan ise, ‘’gulu-gulu dansı’’ diyerek bu süreçlere katkı sunmaktaydı.
Bir noktanın altını çizmek isterim. 28 Şubat ‘post modern’ darbesi, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleri gibi demokrasiye karşı yapılmış cuntacı darbelerdir. Bu darbeler, ülkemizde gelişmekte olan’demokrasiye’ ağır darbeler vurmuşlardır. Aynı orantıda, ülkemizdeki ekonomik gelişmenin frenlemsini sağlamış ve felce uğratmışlardır. Ülkemiz insanları bugün hala ekonomik refahtan yararlanamıyorlarsa, askeri darbelerin ve arkasından gelen, devletin olanaklarını hortumlamadam kaynaklamaktadır.
28 Şubat ‘post modern’ darbesi, bu süreçlerin bir devamlılığıdır. Demokrasiye, ‘balans ayarı’ verilmek adına, ülkenin kaynaklarının, çapulcular tarfından talan edilmesidir. Sermayeyi elinde bulunduran häkim güçler, bu talandan en çok karlı çıkanlardır.
Gelelim, konumuzunda başlığını oluştırduğu, Necmttin Erbakan’ı, ‘kurtarma’ operasyonuna. Kelli felli, basın mensupları, milli görüş kadroları, İslami sermaye çevreleri, yoğun bir propoğanda kampanyası başlattılar. Hepsinin ortak çabası, Necmettin Erbakan’ın ‘namusunu’ kurtarmak adına yapılmak istenen bir operasyondur. .28 Şubat, ‘post moder’ darbe sürecinden, N. Erbaknı aklama girişimi, aslında hırsızların kendilerini ele verme girişiminden başkası değildir. 28 Şubat ‘post modern’ darbe kararlarının altına imza atanlar, dönemin Başbakanı, Necmettin Erbakan değimliydi? Erbakan ve Çiller ortaklığından oluşan hükümetin bakanları, MGK, Milli Güvenlik Kurulunda yer almıyorlarmıydı? MGK’da yer alan bakanlar bu kararları imzalayarak toplum önünde, ‘milletimiz için hayırlı olsun’ demedilermi? Yoksa başka ülkelerin bakanlarımıydı! Neden, dönemin Hükümetinin başta Başbakan N. Erbakan olmak üzere, Başbakan yardımcısı T. Çiller ve hükümeti oluşturan balkanlar ikiyüzlü davranıyorlar. Darbeci ve cuntacılar karşısında ayakları titreyen, diz çöken Erbakan hükümeti değilmidir?
28 Şubat ‘post modern’ darbesi sonrası, ülke ekonomisi ve kaynaklarını talan eden, hotumlayanlar arasında, ‘anadolu aslanları’ olarak adlandırılan, İslami sermaye çevreleri yokmuydu? Yurtdışında çalışmak zorunda kalan, vatandaşlarımızın emeklerini gasp eden İslami holdingler nasıl oluştular. Mercimekler unutuldumu?
Erbakan ailesi ve eski milli görüş çevresi, bugün neyin kavgasını yapmaktadır. Bu dünyada, ‘hiçbir beklentisi olmayan’ geleceğe, ‘öbür dünyaya’ yatrım yapanların, milyarlarca ABD doları olarak ifade edilen servetleri nasıl oluştu? Bu seveti paylaşmak için kavga eden, N. Erbakanın çocukları değimli? Yoksa Erbakanın servetini paylaşmak için, ‘mahkeme kapılarını aşındıranlar’ uzay’ın, başka gezegenindenmi geldiler. Anlaşılan N. Erbakan, ‘bu dünya’dada’ önemli yatırımlar yapmış!
Çabalarınınz buşunadır. 28 Şubat, ‘post modern’ darbesini gerekçe göstererek, N. Erbakanı ak’ı-pak yıkayamazsınız. Türkiye halkı, milli görüşü’de, N. Erbakan’ıda iyi tanımaktadır.
Bugün ülkemiz insanının, ‘dini duygularını’ sömürerek, N. Erbakanı ‘aklayabilirsiniz’ ama asla halka uzak ve sermaye çevrelerine yakın demokrasiden nasibini almamış olduğunu gizleyemezsiniz. Tıpkı bugünkü ardılları gibi, halka düşman politikalrı balçıkla sıvanamaz.
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
29.04.2012
 

Sample text

Sample Text

Sample Text