‘Ya siz kimsiniz’
Sevgili okuyucular,
Düşünün’ki, bir ülkenin başbakanı, ülkenin aydınlanmasının, toplumda kültür düzeyinin yükseltilmesinin, motor gücü olan, sanaçılara, ‘’siz kimsiniz’’ diyor. Bununla’da kalmıyor, sanatçılara, ‘’despot’’ deme nezaketsizliğini gösteriyor. Peki, kim bu insan, nezaket kurallarını zorlayan, Türkiye Cumhuriyeti başvekili, AKP genel başkanı başbakan, Tayyip Erdoğan.
Tiyatrocuları, ‘küçümseyen’ Tiyatronun toplumsal yaşamdaki yerini kavramayan, tek uğraşının, ‘dindar’ geçlik, sizler ‘kindar’ gençlik anlayın, ‘yetiştirmek’ olarak algılayan bir başbakandan, farklı bir şey beklemek hayal ürünü olurdu.
Sanatı ve Tiyatroyu kavramak için, sanatın üstadlarına bir göz atalım.
‘‘Tiyatro, bir sahne sanatıdır. Tiyatro eseri, olayları oluş halinde gösterir. Bu yönüyle konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatı olarak da tanımlanabilir. Yaygın hümanist bir deyişle tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı olarak ifade edilir.
Tiyatro eserinin diğer türlerden en önemli farkı; diğer edebi eserler okumak ve dinlemek için yazılmışken, tiyatro oyununun sahnede seyirci önünde oynanmasıdır. Değer ölçülerini, izleyenin kanaat ve anlayışlarından alır. Göze görünür bir karaktere sahip olması, canlı olarak meydana geliş niteliğiyle toplum psikolojisine hitap eder. Temsil yeri ve eser, tiyatronun edebiyat öğesidir. Bu edebiyat öğesi yanında tiyatro kavramı içinde oyunculuk, sahne düzeni, ışıklandırma, dekor, müzik kostüm gibi unsurların bütünlüğü söz konusudur.‘‘
Sanat, “duygusal ve düşünsel etkileme gücü”ne sahip olduğu kadar önemli oranda’da, belirleyicidir.  Bu gerçekliği en iyi tanımlayan, Thomas Munro’ya göre; “sanat doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir.”
Alman ekolinin dehalarından, felsfeci, Kant’a göre; sanatın kendi dışında, hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel Sanatı ancak deha yaratabilir.
Yine sosyalizmim kuramcısı Karl Marks’a göre; yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşiminin bir aşamasıdır. Bu, toplumsal bir karakter taşır. Sanat, yaşamı insanileştiren bir olgudur. Araştırıcı, yaratıcı, çok yönlü tümel insana ulaşma çabası içinde sanatlar gelişebilir.
‘‘Sonuç olarak Sanat, deha düzeyindeki zekanın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bütünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekası ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir.‘‘
Felfese dehalarının betimlediği gibi, sanat güzel ile iyi olanla uğraştır. Güzellikleri toplumun beğenisine sunar. Sanatçılar hayal gücü ile gerçekleri birleştirerek, yaratıcısı oldukları, eserlerin albenisini sağlarlar..
Sanat’a ilişkin genel bir anlam yüklemek istersek, yaratıcılığın ve hayalgücünün sahneye, beyaz perdeye, şiir’e kitaplara ekrana vb. Yansımasının, bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır.
‘‘Sanat eseri: Bilinçli olarak insan elinden veya fikrinden çıkmadır. Belli bir sosyal kurum (sanat dünyası) adına hareket eden kişi veya kişiler tarafından, bazı kısımları hakkında fikir birliğine varılmış olunmalı, beğeni kazanmaya aday olmalıdır.‘‘  Somut olarak vurgulamak gerektiğinde, sanatın insanlığın evrensel bir değeri olduğudur.
Evrensel ölçekte değeri olan ve yaratıcılığı ile insanlığa hizmet eden bir uğraşın yaratıcılarına, ‘‘sizde kimsiniz‘‘ gibi söylemlerde ve nezaketsizliğinde bulunmak, hangi zihniyetin ürünüdür!
Başbakan, Tayyip Erdoğan konuşmasının devamında, ‘‘batılı ve çağdaş ülkelerde, şehir tiyatrolarının özelleştiğini‘‘ belirtmektedir. Başbakan bu bilgilere nerelerden ulaşıyor bilinmez, ama bir gerçek var. Batılı ve çağdaş ülkelerde, devlet tiyatroları, ‘özelleşmiyor‘ özgürleşiyor. Demokrasinin etkin olduğu ülkelerde, sanat ve sanatçılar devlettin kıskacında değillerdir. Daha özgür ve refah ortamında çalışmaktadırlar. Sanatçılar kendi sanat eserleri, özgür ortamda üreterek icra etmektedirler. Batlı ve çaşdağ ülkelerde, devlet sanatsal faaliyetlere maddi ve manevi olarak destek sunmaktadır. Olması gerekende, budur.
Aksi durumunda, İstanbul belediye başkanı ve başbakan gibi, sanat’ı ve sanatçıyı, raptı-zapt altına alma uğraşına girerlerdi. Demokratik ülkelerde, Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş gibilerinin, zihniyetine değer dahi vermezler.
Yerküredeki, hiçbir demokratik ülkede devlet sanatçısı ile kavga etmez, devlet sanatçının katşısında, taraf olmaz. Sanat sürekli olarak, sarayla çatışma halindedir. Saraya muhaliftir. Bu doğal ve kabullenilir bir gerçekliktir. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş’ın kavramadıkları gerçeklikte budur. Bu zihniyete göre, kapı kulu ve saraya hizmet, ‘eden‘ bir sanat ve sanatçı çevresi yaratmak istiyorlar. Bu ve benzeri uğraşlar sanatın ruhuna aykırıdır.
Bu mantıkla, konservatuarları kapatarak, imam hatip okullarında ‘sanatçı‘ yetiştireceğiz derlerse, şaşmayın.
Başbakan son günlerde ben, ‘istersem‘ olur. Ben, ‘stemezsem‘ hiçbir şey olamaz vurgusunu sıkça kullanmaktadır. Bir tek cümle söylemek isterim. ‘‘fazla gurulanma padişahım, senden büyük tanrı vardır‘‘
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
30.04.2012