skip to main |
skip to sidebar
Yazar- mazarlık ve Kahraman Tazeoğlu: kimin yüreğinin zilini çalsam...
Gündemin bir çok siyasi konuları ile ilgili olarak ben yazmakta imtina ederim... Çok söyledik: 12 Eylül darbecileri yargılansın, onların yaptığı anaya değiştirilsin, 1 Mayıs 1977 katliamının, Maraş, Çorum, Sivas katliamını açığa kavuşturulsun, darbecilere hesap sorulsun... vb. konularda. Bunları ve daha fazlasını AKP iktidarı ve sağ basın dillendiriyor. TRT, 2011 1 Mayısında dahi 77 katliamını gündeme getirip, bunların açığa kavuşturulmasını ve sorumluların cezalandırılmasına dair program yapıyor...
AKİT, VAKİT, ZAMAN Vb. gazeteler bunları iri puntolarla manşet yapıyor... Gerici çevre olarak ifade ettiğimiz çevreler bunu diline sakız etmişken, bizlerin ilericilik adına bunlardan bahsetmemiz ise geriye düşmek gibi geliyor bize. “Onlar”’ın gündemi zaten bu! Bundan bahsederek bizler nasıl ilerici olabiliriz ki? Bu caka satmak, çok bilmişlik taslamak, ahkam kesmek olur... Boş olur. Boş... Donup kalmaktır bu!
Yani, "evet ama" aşmak lazım buları... Yeni şeyler söylemeli!..
Ben hayret etmeyi, gıpta ile birine bakmayı, birine hayranlıkla bakmayı, keşke bizde böyle olabilseydik demekten gocunmayı kibirlenmek, ve önüne set çekmek olarak alırım.. Bunu gelişim, değişim ve ilerlemeye katkı sağlayan motive edici bir dayanak, vesile olarak görür, ufuk açıcı bulurum!..
Geçen ay, bir kaç kitap almak istedik. Ben bunu, çocukların biri sunu, diğeri onu dedi; beş altı tane kitap aldık. Çocukların tercileri “Elif Şafak’ın: Ask, Kahraman Tazeoğlu’nun: Bambaşka ve Serdar Özkan’ın: Kayıp Gül 2-Ölümsüz Kalp’ti.”
Kahraman Tazeoğlu, yaş ve edebiyat dünyasına giriş itibariyle genç kuşak yazarlarımızdan. Ama ben utanarak ve üzülerek söylüyorum ki, bu yazarla çocukların talebi üzerine tanıştım. Utanmam benim bu gibi isimlerin çocuklar ile tanışmasına ön ayak olamayışım; üzülmek ise böylesi bir yazarı geç fark edişimin bir kayıp olmasıdır...
Ben utanmaktan utanırım... İşte bundandır, haddinin bilmezlikten utanışım. Haddini bilmezlikten utandıkça, utanmaktan korkmam... Çünkü utanmanın bariyerleridir, haddini bilmek. Çünkü bu bariyerleri dikkate almaz, 500 sayfalık bir kitap çıkarır, kendimize de yazar - mazar dedikten sonra, Kahraman Tazeoğlu gibi bu kitapta, Allah rızası için bir cümle kuramadığımız da, asıl o zaman “utanırım.”

Kahraman Tazeoğlu ‘Bambaşka,’ romanında: “Kalır gibi gidişlerini izledim önce, sonra gider gibi kalışlarını... Ve anladım ki ne sen gidebiliyorsun, nede ben kalabiliyorum. Öyle bir hayat yaşıyoruz ki şimdi; gülmek ağlamanın mahkumu, ağlamakta gülmenin gardiyanı sanki... Ve anladık ki ne seninle ağlaya bilmiyorum, nede sensiz gülebiliyorum. Belki de sen aşka aşıktın, ben üstüme alındım bilmiyorum..”
“Sen bir katilsin ama suç işlemedin. Suç işlemeden katil olanlar yalnızca kalp kıranlardır. Keşke beni öldürseydin; kalbimi değil. Üzülme sakın. Yaşayan ölülere yas tutulmaz sevgili. Ağlarken bile güzel kalmayı becerebilen yüzünle hatırlıyorum seni.”

“Askın Yalan Olduğunu Söylemediler Bana” Şiirindeki şu satıları:
“Aşkın yalan olduğunu söylemediler bana, bu yüzden yara bereyim gönül evimde...
Kaşlarımdaki öfkeyi susturacak söz bulamıyorum lugatımda!”
“…Biliyorum, çok çirkinim kimin yüreğinin zilini çalsam açılmaz kapılar ardında kalırım kimsesizliğimden... Oysa ben düşlerin pembesini yüreğimin görünmezliğinde saklarım...”
İşte bu yüzden ipliği çoktan pazara çıkmış malzemeden benzer kumaşlar dokumak bana, bir zanaat bir sanat, gibi gelmiyor... Tenhaları sevişim ve yazmaktan imtina edişim bundandır... Yani, yazar olayım derken "mazar" olmayayım, diye...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder