09/05/2011 tarihinde Tarım İl Müdürlüğünde görevli 3 hanım mühendis ve konusunda uzman hanım, beldemizdeki hanımlara günlük hayatlarında lazım olacak birkaç konuda seminer vermek için geldiler. Fakat seminer verecek kimseyi bulmadılar… (Bu hanımlardan biri, Doğanşehrin bir köyüne gittiklerinde, 61 tane katılımcı hanımın seminere iştirak ettiğini söylediler.)
Küreselleşen dünyada bilginin en değerli meta olmasına rağmen sahip olmadıkları bilgiye itibar gösteren pek çıkmamakta. Bu ayrı bir paradoks.
Ben aynı gün karşılaştığım farklı bir durma dikkat çekmek ve bu konudan bahsetmek istiyorum… Bu seminere gelen hanımlar bir daha belediyemize gelip seminer vermişlerdi.
Önceki seminerde bu hanımlar ile tanışmış, beş dakikada olsa sohbet etmiş, dolaysı ile bir hukukumuz oluşmuş intibaı hissetmiştim. Ve üç hanım hakkında da pozitif kanaat oluşmuştu bende. Sıcak bir beden dilleri vardı…
***
Bende üç hanım hakkındaki öneki kanaatimde üçte iki yanıldığımı düşündüm… Kendi kendime dedim ki: “Türbana itirazın asıl gerekçesi: Eskimişi, çağdaş olmayanı, günceli yansıtmaması, geriye işaret etmesi, günümüz insanın iç ve dış zenginliği, inkişafı, esenliği ve konforunun vb. önündeki engelleri sembolize etmesi ise, başı örtülü olan bu hanım, içindeki bir çok peçeyi (çarşafı, türbanı )yırtmış atmış, aşmış engellerini ve başı açık hanımlardan daha ileri bir noktaya varmış olmalı ki, başı açık olan değil, başı kapalı olan benimle (bir erkekle)hal hatır etme nezaketini (cesaretini, öz güvenini)gösterdi… diye, düşünmüştüm.”
Tohomas Mann’ın: “Yaşarken ölümsüzlüğüne inandığım tek yazar,” dediği Robert Musil, ilk romanında: “Etrafımız görülmeyen duvarlarla çevrili.” diye yazmıştı.
Türban’ın tarihi İslam öncesinde başlıyor. Bu demektir ki en az 14 asır öncesinden başlıyor… 14 Asır öncesine tarihçesi dayanan kadınla erkeğin arasında ve her birinin, “etrafını saran görünmeyen duvarlar” hala dimdik ayakta…. Her iki cins te, gönül rahatlığı ile bir birleri ile dostane bir ilişki kuramıyor; dostluğun gayri ahlaki bir noktaya gidebileceği özgüven, medeni cesaret eksikliğinden dolayı… Yahut ta kadının kendini bağımsız bir birey olarak algılayamaması ve aynı zaman da erkeğinde ona böyle bakmaması ve bu hakkın gasbı için sonuna kadar erkeğin mücadele etmesinden dolayı.
***
Bahsettiğim hanımlar Kooperatife gitmişlerdi; bende orada bulunan araçlarına binip gittiklerini sandım. Yarım saat sonra onları, araçlarının Hekimhan’dan yola çıktığı ve onu belediyede beklemek için tekrar geri döndükleri zaman tekrar gördüm. Bahsettiğim başı açık hanımlardan biri ile tekrar koridorda karşılaştım… Tekrar “merhaba,” dedim ve tanıştık. Odama girdik, bir önceki seminerlerde çektiklerimizi izlemek için sitemiz aramış ve bulamamış. Site adresimi verdim.
Bu vesile ile yukarıda yazdıklarımı bir kaç kelime ile arz ettim. Oda benim duruşumdan dolayı, hal hatır etmekte imtina ettiklerini, 25 yıllık bir iş hayatı olduğunu ve bu gibi nezaket gösterilerinin normal ve sıradan bir durum olduğunu söyledi.
Sonuç: Ben bir kadınla muhatap olduğumda, “memnun olmadığım, dolasıyla bulunmak istemediğim kadar uzak bir noktada durmaya çalışırım…” Bunu, yakın ve sıcak ilgim muhatabımın kafasında, “acaba bu ilginin esas sebebi duygusal mıdır?” şeklinde bir soru oluşmasını önlemek maksadıyla yaparım… Benim bilerek ördüğüm “görünmeyen duvarlarımdan (içimdeki engellerden)biri de budur.” Başı açık hanımlarsa bir kere muhatap olduğu bir adamla, sıcak bir diyaloğun, muhatapları tarafından ‘belki,’ “gayri ahlaki bir şahsiyete işaret” olarak algılanacağı “duvarını” aşamadılar. Her iki tarafta insanlığın büyük ve gizli seyreden müzmin hastalığı olan: “El ne der?.. O ne düşünür? vb. virüsünden kurtulamadı.”
Ördüğümüz duvarları aşamamışlığımız iletişimsizliğe, eksik bilgiye ve yanlış anlamalara yol açtı. Görüştüğüm başı açık hanım, içimdeki bu kuşku türbanını kaldırdı. Buna rağmen benimde, başı açık hanımlarında “içindeki görünmeyen duvarlar,” Türbanlı hanımın “içindeki görünmeyen duvarlarından” daha fazla imiş…
Bu vesile ile de gördüm kü, özgürlüklerin önündeki en büyük engel:ne kelepçeler, ne prangalar, ne mahpushane duvarları ne otoriter idareler… Bunlardan daha güçlü olan “etrafımızı çevreleyen ve bizim gerek kendi kendimizle, gerekse diğer insan ve alemle olan sağlıklı ilişkilerimizi engelleyen iç duvarlarımızmış.”
İçimizdeki “görünmeyen duvarların” daha çoğunu yıkmak dileğiyle.
a.s.
10/05/2011
Not: Bir konudan bahsetmek için, bu konu ile üç hanımı vesile, çıkış noktası ettik. Bu hanımları yeteri kadar tanımadan ahkam kesmek adetimiz değil ve bunu da doğru bulmayız. Yaptığımız yargılama değil, sorgulama ve anlamaya dair zihinsel egzersizlerdir.
Özelden başlayıp, genel eğilimlere dair çıkarımlarda bulunduk; dolasıyla bütün değerlendirmelerimiz bahsi kişilere ait değildir. Bir zihniyeti, görünüşte olanı deşiştirdik, üzerini kazıyıp, kaplamanın altındaki gerçeği sorgulamaya çalıştık. Bir çok şeyin gördüğümüz, bildiğimiz gibi olup olmadığına yakından bakmaya çalıştık. İnsanları başı acık ve örtülü olarak kategorize ederek yabancılaştırmayı doğru bulmuyor açıklık, aydınlık, yeni ve ileriyi… temsil edenin biçim değil öz olduğu inancı ve kanaatini bu vesile ile arz etmeye çalıştık. Farklılığı tehlike değil bir zenginlik olarak addeder ve hanımları kıracak bir mana yansıttıysak onlaradan affımızı dileriz.
Eklediğimiz resimler gazetelerden alınmış olup, yazımızda bahsi geçen kişilerle bir alakası yoktur.