Social Icons

19 Haziran 2012 Salı

Mer. Hatice UZUNYOL’un Kırkı…


Geçen ay kaybettiğimiz merhume Hatice UZUNYOL’un vefatinin kırkıncı günü olması dolaysıyla, geleneğimiz gereği bu gün saat: 12,00′da Cem Evinde ailesi bir yemek verdi.
Merhumeye tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Resimler: Saat: 20,00′da gözükebilir.
    
 
 

Aliekber Pektaş:‘Nazım Hikmet Memleket, Memleket N. Hikmet’


‘Nazım Hikmet memleket, memleket N. Hikmet’
Sevgili okuyucular,
‘Nazım Hikmet memleket, memleket Nazım Hikmet’ Büyük usta, dünyaca ünlü şairimiz, Nazım Hikmet Ran,  bugün, 3 Haziran 1963 ‘te, Moskova’da yaşama veda etti.
Nazım Hikmet Ran, yaşamının önemli bölümünü, cezaevlerinde, sürgünde geçirmiştir. Büyük usta’yı, Türkiye halkının olduğu kadar, yerkürede yaşayan tüm insanlığın, hayranlıkla izlediği Şair’i, hasretle anıyoruz.
Nazım Hikmet’i, anmak, onun eserlerini anlamak ve algılamaktan geçer. Nazım Hikmet’i, anmak, sosyalizma olan içten bağlılığını, kendi dünyamızda içselleştirmekle eş anlamlıdır. Nazım Hikmet’i, anmak, Türkiye ve yerkürede yaşayan emekçilere, halklara, insanlığa, onun diliyle seslenmekten geçer. Nazım Hikmet’i, anmak, yeni Nazım’lar yetiştirmekten geçer.
Nazım Hikmet hiçbir zaman kendisi için yaşamadı. Zaten bir Şair, bir Ozan, bir Romancı, bir Edebiyatçı, bir Sanatçı, kendisi içi yaşamaz. Şiir’lerini, Türkü’lerini, Roman’larını, Yazı’larını, kendisi için yazmaz. Kendini yaratan, var eden, içinden çıktığı toplumu, toplumun sosyolojik sorunlarını irdeler. Sınıfsal konumlarını, sınıf hareketinin yapılanmasını irdeler. Sonuçlarnı topluma kendi becerileri ile birlikte sunar.
Nazım Hikmet, böyle davrandı. Hiçbir dönem kendisi için yaşamadı. ‘’Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acılarıyla uğraşmaz. Onun şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır… Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır. Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır.‘‘ Nazım Hikmet böyle bir insandı. Insan gibi insandı. Nazım Hikmet’i, tanımlamak için, ‘kelimeler kifayetsiz kalır’ cümleler, uzadıkca, uzar. Şiir’ler, övgü’ler, anlatımlar, Nazım Hikmet’e, yapılabilecek sadece bir iltifat olabilir.
Nazım Hikmet, mevcut düzene karşı, sürekli muhalif bir geleneğin temsicisi oldu. Sistemle hiçbir dönem barışık olmadı. Sistemi sürekli sorguladı. Bu nedenledir’ki, dönemin häkim güçleri, Kemalistler onu sürekli olarak, ‘cezalandırma’ yöntemini tercih ettiler. Sürekli kollarına kelepçeler, ayaklarına prangalar vurarak, Nazım hikmet’in, konuşan dilini susturma, yazan kalemini yazamaz hale getirme yöntemini tercih ettiler.
Ama başaramadılar. Häkim güçler, Kemalistler, Nazım’ın, sert bir Kaya olduğunu, granit taşı olduğunu bir türlü kavrayamadılar. Nazım Hikmet halkının bağrından çıkmış, halkıyla bütünleşmiş, halkının dertlerini, kendini dert edinmiş, sevinçlerini kendine sevinç edinmiş, bir Şaiir’di.
Nazım Hikmet, Türkiye ve yerküredeki toplumsal mücadelenin, insanlığın kurtuluşunun sosyalizm ve sonrası, sınıfsız, sömürüsüz toplumla taçlanmasını arzulamaktaydı. Nazım Hikmet ‘Yaren yanağından gayri’ her şeyin ortaklaşa, üretildiği ve paylaşıldığı bir toplum özlemekteydi. Nazım Hikmet adalet ve adilhane paylaşımın olduğu bir toplum özlemekteydi. Nazım Hikmet’in, dünyasında, Şiir’lerinde, Roman’larında, yazılarında, bu gerçeklikler var.
Bu nedenle cezaevi yaşamının son bulduğu, özgürlüğünü yakaladığı, tutsaklığının sona erdiği bir süreçte, bir daha tutsak olmamak, halkına, dünya halklarına daha yakın olmak için, üklesini terk etmek zorunda kaldı. İdeallerinin, sosyalizm’in anavatanı Sovyetler Birliğine, Moskova’ya, gitmek için, Bulgaristan Varna üzerinden yolculuğa çıkar.
Nazım Hikmet Varna ve Mokova’daki yaşamında’da, boş durmamıştır. Sürekli ülkesine olan özlemi, Nazım Hikmet, hasret içeren Şiir’ler yazar. Şiir ve yaızılarında, ülkesinin halkının, yerküredeki insanlığın sorunlarını konu alan Şiir ve yazılarına devam etmiştir.
Nazım Hikmet’in, Şiir’leri, Roman’ları, Yazımları, eserleri dünyanın birçok ülkesinde kendi dillerine çevrilmiş, okunmakta ve takip edilmektedir.
Nazım Hikmet, Moskova’da ebedi olarak kalacağı kabrinde, ülkesini ‘gözlemlemektedir’!
Büyük usta, Şair, İnsan gibi insan, Nazım Hikmet’i, ölümünün 52. Yılında saygıyla anıyorum
‘Memleket Nazım Hikmet
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
03.06.2012

Başsağlığı: Seyit Ahmet ÇAĞLAR…


Uzun zamandır rahatsızlığı sebebiyle evinde yatan Seyit Ahmet ÇAĞLAR(Çirkin) bu sabah hakkın rahmetine kavuştu.  07 Haziran 2012 tarihinde naaşı defin edilecek. Merhuma Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Not: İşlerimizin yoğunluğu sebebiyle bazı haberleri yazamıyoruz. Bu aksamalar en az iki hafta daha sürebilir.
    
 
 

Mer. Seyit Ahmet ÇAĞLAR’ın Cnz. Töreni – Malatya Fethiye


Dün Hakka yürüyen merhum Seyit Ahmet ÇAĞLAR’ın naşı bu gün beldemizde, koru komşularının omuzlarında taşınarak toprağa verildi.
Merhuma tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Rahmetlinin naşının defininden sonra ailesi, geleneğimiz gereği Cem Evinde bir yemek verdi.


    
 
 

Ali Ekber Pektaş:‘Terör, Kürt Sorunun Çözümsüzlüğünün Ürünüdür’



‘Terör, Kürt sorunun çözümsüzlüğünün ürünüdür’
Sevgili okuyucular,
‘Terör, Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün ürünüdür’ bu sözlerin sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi, CHP’nin genel başkanı, Sayın Kemal Kılıçtaroğluna aittir. CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu, Kürt sornunun çözümünü içeren, bir dosya ile Başbakan Tayyip Erdoğan’la, AKP Genel Merkezinde görüştü. AKP genel merkezinde gerçekleşen, Kemal Kılıçtaroğlu ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasındaki görüşme, 1 Saat sürdü. Toplantıya CHP ve AKP’den, üst düzey yetkililer katıldı
AK Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmeye, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın yanı sıra CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, CHP Genel Başkan yardımcılarıFaruk Loğoğlu ve Sezgin Tanrıkulu katıldı. CHP önerisinde,
“1. Kürt meselesi ülkemizin gündeminde sürekli olarak ve üst sıralarda yer almaya devam etmektedir. Bu meselenin çözülememesinin bir sonucu olarak şiddet olayları ve terör eylemleri sürmektedir. Her gün can kayıpları yaşanmakta, ülkemizin beşeri ve ekonomik kaynakları heba olmaktadır.‘‘
Bu önermenin altını doldurduğumuzda, Kürt sorunu, geçmişlere dayanan ve sürekli olarak çatışmaların yaşandığı, Türkiye’nin en önemli, aciliyeten çözümlenmesi gereken bir sorundur. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, Türkiye ekonomisni sürekli olarak batatklığa itelemektedir. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, ülkemizde demokrasinin, kurum ve kuruluşlarıyla yerleşmesinin sürekli ertelenmesini beraberinde getirmektedir. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, sadece Cumhuriyet tarihinde, 100 bini aşkın insanın yaşamını kaybetmesinin, ana gerekçesidir. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, işçilerin grev, öğrencilerin akademik, memurların toplu sözleşme haklarının, iktidarlarca gasp edilmesini sağlayan etkendir. Kürt sorununun çözümsüzlüğü, Gayri Milli Safi Hasıla GMSH’nın, yani ülkemizde kişi başına düşen milli gelirin, Avrupa ülkelerinin dörtte biri kadar dahi olmadığının esas nedenidir. Kürt coğrafyasında ve iç anadoluda yaşayan, yoksulları milli gelirden payını dikkate aldığımızda bu oran daha düşmektedir.
Kısaca, savaş giderlerine harcanan maddi kaynaklar, ülkemizde yaşayan insanların milli gelirden pay almasında etkilemektedir. Saşlıktan, eğitimden kısılarak, ağır verilerle elde edilen gelirler, savaş gideri olarak kullanılmaktadır. Savaş ise, karşıtlığını üreterek, Kürtlerin silahlı direnişlerini sürekli olarak yoğunlaştırmasını beraberinde getirmektedir. CHP önermesinin devamında,
‘’2. Cumhuriyet tarihi Kürt meselesinin salt güvenlik eksenli politikalarla çözülemeyeceğinin kanıtlarıyla doludur.Genelkurmay Başkanlığı’nın verilerine göre, 1984 ile 2009’un Nisan ayı arasında tam 11 bin 735 güvenlik görevlisi ile 30 bine yakın PKK mensubu ve binlerce sivil yurttaşımız hayatlarını kaybetmişlerdir. Faili meçhul cinayetlere kurban gidenler ile kayıpların sayısı bu rakamlara dâhil değildir.
3. Güvenlik eksenli politikaların Kürt meselesini çözemediği acı tecrübelerle aşikâr hale gelmiştir. Başka seçeneklerin hayata geçirilmesi, ertelenemeyecek bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktır. Bu bağlamda, siyasi alanın toplumsal barışı sağlayacak demokratik bir çözüm için yeniden düzenlenmesi ve yeni araçların devreye sokulması gerekmektedir.‘‘
CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu, yine bir beyanatında, Kürt sorununun çözümüne ilişkin, ‘bizler hep çatışma diliyle çözüm aradık, bu doğru bir yöntem değildir’  Kemal Kılıçtaroğlu ve CHP geleneksel Kürt politikası kimliğinden uzaklaşmaktadır. Bu ve benzeri söylemler, önemlidir. Kemal Kılıçtaroğlu liderliğindeki CHP, Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleneksel inkärcı politikasından, Baykal’ın, Kürt düşmanı tezlerinden, uzaklaşması ciddi bir adımdır. Kılıçtaroğlu liderliğindeki CHP’nin, Kürt sorununun çözümünde barış dilini seçmesi, ülkemiz ve Kürt sorunun çözümü için, önemli bir adımdır.
Kılıçtaroğlu liderliğinde CHP, ‘’ Bugüne kadar değişik Hükümetler döneminde yapılan açılımlar istenilen sonuçları tam olarak vermemiştir. Bu olumsuz durumun esas nedeni, siyasi çözümün sadece Hükümetlerin işi olarak görülmesi ve TBMM’nin yeterli ölçüde sorumluluk üstlenmemiş olmasıdır. Bu, sorunun kapsayıcılığıyla bağdaşmayan bir yaklaşımdır‘‘
Burda şu anlamı çıkarmamız gerekmektedir, ‘artık‘ Kürt sorunun çözümünde, güvenlik güçlerini kullanmak değil, barış diliyle birlikte, siyasal erki, TBMM ve yasama organlarını daha etkin kullanmak gerektiği anlamı çıkmaktadır. Yani, ‘TBMM’nin, yeterli derecede sorumluluk üstlenmesi‘ esas alınmalıdır. Burda tabiki, Kürtlerin TBMM çatısı altında temsilcileri olan, Barış Ve Demokrasi Partisi BDP, dialoğun sac ayaklarından bir tanesidir.
Artık, ülkemiz insanların bu savaştan yeterince çekmişlerdir. Savaş, Kürt sorununda çözüm olamaz!
Kürt sorununun çözümü için, gerekli olan bütün demokratik yollar kullanılmalıdır. Gerekli girişimler başlatılmalıdır!
Kürt sorunun çözümü, Türkiye’nin, demokratikleşmesini beraberinde getirecektir. Avrupa ailesinin bir parçası olmak isteniyorsa, Kürt sorunu acilen çözümlenmelidir!
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
07.06.2012

Çatışma dilini terk edelim!
Sevgili okuyucular,
Çatışma dlilini terk edelim! İçinden geçtiğimiz süreç, coğrafya, mensubu olduğumuz aidiyetler noktasında baktığımızda, dilimize häkim olan küt, çatışma dilidir.
Ülkemiz insanları konuşurken, tartışırken, muhabbet ederken dahi, kendi kabuğuna sığmayacak kadar, hiddetle davranabilmektedir. Bu davranış tarzı, toplumumuzun önemli bir kemsini içerisine almaktadır. Toplumsal yaşamımıza damgasını vurmaktadır.
Bazan bu davranış, kendini kanıtlama, bazanda, üstünlük sağlama ve kendini ifade etmede ortaya çıkmaktadır.
Peki, şiddet dili bizlere neler kaybettirmektedir… Ülkemiz coğrafyasında insan topluluklarının konumu sosyolojik durumunu gözlemlediğimizde, tıpkı bir mozaik yapılanmasının parıltılarını, ipuçlarını görürüz. Bu ülkemiz ve coğrafyamız için büyük bir zenginliktir. Bu zenginlik kültürel boyutu ile bakıldığında, Anadolun’nun, zengin medeniyetler çarşısında, binlerce yıllık bir birikimin oluştuğunu algılayabiliriz.
Bu mozaik yapılanma, üzerinde ikame ettiğimiz, zengin medeniyetler çarşısında, farklı ulus, ulusal azınlıklar, din ve farklı inançlar bir arada yaşamaktadırlar. Binlerce yıldır bir arada yaşayan, bu topluluklar, son yıllarda, birbirlerine tehamül edemez duruma geldiler. Bu tehamülsüzlük, çatışma kültü’nün, gelişmesine ve ‘kardeşkanının’ akmasınıda beraberinde getirmektedir.
Ülkemiz insanlarının bu duruma gelmesinde, Kapitalizmin, sermaye biriktirenlerin, sermayelerini katlama dürtüsü, önemli dercede rol oynamaktadır. Kapitalizmin yasalarında, sadece kär etme esas alındığı için, insanların kardeşliği, dostluğu, ‘milli hassasiyeti’ ‘dini bütünlüğü’ inanç değerleri, pek fazla önem arzetmemektedir.
Kapitalizme inat, bu saydığımız ve insanı, insan yapan, aslında içlerinde insanları bir arada tutan değerleri korumak ve geliştişrmek mümkündür.
Neden, binlerce yıldır, bir arada yaşama birlikte tutunduğumuz, doğa’nın, en zor koşullarında, birlikte yaşamı paylaştığımız insanlarla, ‘düşman’ kardeşleri oynuyoruz. Kapitalizmin, sermayenin, bizleri bölmesini, parçalamasını, neden kabülleniyoruz! Bu bizim ülkemizde yaşayan insanların maküs talihi değildir. Sermayenin bizlere dayattıklarını kabüllenmek zorunda degiğiliz. Bizler binlerce yıldır bir arada yaşamayı başarmış topluluklarız, bizlere dayatılanları kabüllenmek zorunda değiliz.
Ülkemizde Kürltlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Süryanilerin vb. toplulukların sorunları fardır. Bu maozaik yapılanma içerisinde, bu toplulukların, farklılıkları vardır. Farklılıkların’dan, doğan sorunlarını çözmek istiyorlar. Bu durum ve talepleri en doğal haklarıdır.
Bu vb. sorunları çözmek için, çatışma dilini kullandığımızda, sorunlar çözülmekten çok, kangren olarak karşımıza çıkmaktadır. Sorunların çözümünde, başta häkim güç olan taraflar olmak üzere, sorunları olan tarafların, çatışma küt’ü, dili yerine, barış ve sorunları birlikte omuzlama küt’üne, ihtiyacımız var.
Ülkemizde, sorunların çözümünde, devlete häkim olan güç, çatışma dili ve kültürünün yaratılmasında önemli rol oynamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve devlete häkim olan güçler. Bu dili, yani çatışma kültürünü terk etmelidirler.
Çatışma dili, sadece TC develetine ve häkim olan güçlere özgü değildir. Demokrasi kültürünü önemli derecede içselleştirdiğinin, iddiasını sürekli gündemde tutan, sosyalist ve devrimci güçler arsındada, önemli oranda yaygın bir durumdur.
Aynı örgütsel yapılanma içerisinde yer alan, uzun süre birlikte mücadele etmiş, zorlukları birlikte omuzlamış insanlarmız arasında’da, önemli derecede yaygındır.
Uzun bir süre birlikte, aynı örgütsel yapı içerisinde birlikte mücadele eden insanlarımızın, yoldaşlarımızın, yollarının ayrıldığında, farklılıklarının ortaya çıkmasından dolayı, dillerini değiştirmektedirler. Bir anda, çok yakın olduğumuz, toplulukları, yoldaşlarımızı, bireyleri, ‘kötülükler ülkesinden’ gelmiş gibi algılama kültürü geliştirmekteyiz.
Çatışma dilini, terk etmek için toplumun, aydınlarımızın, toplumsal süreçlerde görev yüklenen her bireyin kendi kendisi ile muhasebe etmesi gerekmektedir. Barış, bir arada yaşama ve farklılıklarımız zenginliğimiz olduğu gerçekliğinden yola çıkmalıyız!
Özelikle örgütsel yapılarda, buna önemli derecede ihtiyaç vardır.
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
08.06.2012

Mer. Seyit Ahmet Çağlar’ın Üçü…


Hakka yürüyen merhum Seyit Ahmet ÇAĞLAR’ın vefatinin üçüncü günü olması dolaysıyla, geleneğimiz gereği olarak rahmetlinin anısına ailesi bir yemek verdi. iman kuran oku rahmetle anıldı.
Merhuma Tarı’dan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
    

Almanya Ve Fethiye’den Çeşitli Haberler…


Geçen hafta aldığımız habere göre, Almanya Ober-Ramstadt Fethiyeliler Derneği Yönetimindedeğişiklik olmuş.
03.06 12 tarihinde Necat Altun (Avadis) Dernek Başkanlığı ve Yönetim kurulu üyeliğinden istifa etti.
Derneğim Yeni başkanı Erdogan Bicakcioglu oldu.
Derneğimizin eski Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerine hizmetlerinden dolayı teşekkür eder. Yeni Yönetim ve Dernek Başkanına ise çalışmalarında başarılar dileriz.
Haber için  Emrah’a teşekkür eder, her zaman bize haber göndermesini bekler, haberini geç yayınlamak zorunda kaldığımız için Emrah’tan özür dileriz.
***
İşlerimizin yoğunluğu sebebiyle bir hafta tehirleyen haberimiz ise Yukarı Tenci’den. Yukarı Tenci’de Belediyemizin yaptığı yol çalışmasından çektiğimiz görüntülerin resim ve videosu aşağıdadır.
Sığırcı kılığında görüne hanımlar ise tanıyacağınız gibi Tencili. Sığırcı bulamamışlar, nöbetleşe sığır yaymaya giderlerken çektim. Fakat şimdi bir sığırcı bulmuşlar.

Aşağıdaki linkler, ilgili kişilerini evleri görme isteği sonucu eklenmiştir.
Ali Akdoğan’ın evinin görüntüleri için tıklayınız.
Avades Altun ile Ali Çeviker’in evinin resimleri için tıklayınız.

    
 
 

Yusuf Aslan :SÖZÜN ÜSTÜNE


SÖZÜN ÜSTÜNE
Söz verenler çark ediyor
İzin üstüne üstüne
Develer gibi ıkıyor
Dizin üstüne üstüne
Ey benim yigit yoldaşım
Mektubunu aldım kışın
Kıymetli selamın başım
Gözüm üstüne üstüne
Beşiğe ayna bağlardı
Nenni nenni der sallardı
Anam sarıp sarmalardı
Bezin üstüne üstüne
Yetmiş derde deva imiş
Eskiden böyle söylenmiş
Hangi tat, tat verecekmiş
Tuzun üstüne üstüne
Deniz ateşe yanacak
Sanmayın ki yanmayacak
Her yerde bi def çalacak
Sazın üstüne üstüne
Kul kaderini görecek
Hemi de boyun eğecek
Bilmem hangi yel esecek
Azın üstüne üstüne
Yusuf Aslan a kıyamam
Dönüp gözünü oyamam
Kalkıp da bi söz diyemem
Sözün üstüne üstüne
Söz: Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.
    
 
 
 

Sample text

Sample Text

Sample Text