‘Terör, Kürt sorunun çözümsüzlüğünün ürünüdür’
Sevgili okuyucular,
‘Terör, Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün ürünüdür’ bu sözlerin sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi, CHP’nin genel başkanı, Sayın Kemal Kılıçtaroğluna aittir. CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu, Kürt sornunun çözümünü içeren, bir dosya ile Başbakan Tayyip Erdoğan’la, AKP Genel Merkezinde görüştü. AKP genel merkezinde gerçekleşen, Kemal Kılıçtaroğlu ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasındaki görüşme, 1 Saat sürdü. Toplantıya CHP ve AKP’den, üst düzey yetkililer katıldı
AK Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmeye, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın yanı sıra CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, CHP Genel Başkan yardımcılarıFaruk Loğoğlu ve Sezgin Tanrıkulu katıldı. CHP önerisinde,
“1. Kürt meselesi ülkemizin gündeminde sürekli olarak ve üst sıralarda yer almaya devam etmektedir. Bu meselenin çözülememesinin bir sonucu olarak şiddet olayları ve terör eylemleri sürmektedir. Her gün can kayıpları yaşanmakta, ülkemizin beşeri ve ekonomik kaynakları heba olmaktadır.‘‘
Bu önermenin altını doldurduğumuzda, Kürt sorunu, geçmişlere dayanan ve sürekli olarak çatışmaların yaşandığı, Türkiye’nin en önemli, aciliyeten çözümlenmesi gereken bir sorundur. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, Türkiye ekonomisni sürekli olarak batatklığa itelemektedir. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, ülkemizde demokrasinin, kurum ve kuruluşlarıyla yerleşmesinin sürekli ertelenmesini beraberinde getirmektedir. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, sadece Cumhuriyet tarihinde, 100 bini aşkın insanın yaşamını kaybetmesinin, ana gerekçesidir. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, işçilerin grev, öğrencilerin akademik, memurların toplu sözleşme haklarının, iktidarlarca gasp edilmesini sağlayan etkendir. Kürt sorununun çözümsüzlüğü, Gayri Milli Safi Hasıla GMSH’nın, yani ülkemizde kişi başına düşen milli gelirin, Avrupa ülkelerinin dörtte biri kadar dahi olmadığının esas nedenidir. Kürt coğrafyasında ve iç anadoluda yaşayan, yoksulları milli gelirden payını dikkate aldığımızda bu oran daha düşmektedir.
Kısaca, savaş giderlerine harcanan maddi kaynaklar, ülkemizde yaşayan insanların milli gelirden pay almasında etkilemektedir. Saşlıktan, eğitimden kısılarak, ağır verilerle elde edilen gelirler, savaş gideri olarak kullanılmaktadır. Savaş ise, karşıtlığını üreterek, Kürtlerin silahlı direnişlerini sürekli olarak yoğunlaştırmasını beraberinde getirmektedir. CHP önermesinin devamında,
‘’2. Cumhuriyet tarihi Kürt meselesinin salt güvenlik eksenli politikalarla çözülemeyeceğinin kanıtlarıyla doludur.Genelkurmay Başkanlığı’nın verilerine göre, 1984 ile 2009’un Nisan ayı arasında tam 11 bin 735 güvenlik görevlisi ile 30 bine yakın PKK mensubu ve binlerce sivil yurttaşımız hayatlarını kaybetmişlerdir. Faili meçhul cinayetlere kurban gidenler ile kayıpların sayısı bu rakamlara dâhil değildir.
3. Güvenlik eksenli politikaların Kürt meselesini çözemediği acı tecrübelerle aşikâr hale gelmiştir. Başka seçeneklerin hayata geçirilmesi, ertelenemeyecek bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktır. Bu bağlamda, siyasi alanın toplumsal barışı sağlayacak demokratik bir çözüm için yeniden düzenlenmesi ve yeni araçların devreye sokulması gerekmektedir.‘‘
CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu, yine bir beyanatında, Kürt sorununun çözümüne ilişkin, ‘bizler hep çatışma diliyle çözüm aradık, bu doğru bir yöntem değildir’  Kemal Kılıçtaroğlu ve CHP geleneksel Kürt politikası kimliğinden uzaklaşmaktadır. Bu ve benzeri söylemler, önemlidir. Kemal Kılıçtaroğlu liderliğindeki CHP, Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleneksel inkärcı politikasından, Baykal’ın, Kürt düşmanı tezlerinden, uzaklaşması ciddi bir adımdır. Kılıçtaroğlu liderliğindeki CHP’nin, Kürt sorununun çözümünde barış dilini seçmesi, ülkemiz ve Kürt sorunun çözümü için, önemli bir adımdır.
Kılıçtaroğlu liderliğinde CHP, ‘’ Bugüne kadar değişik Hükümetler döneminde yapılan açılımlar istenilen sonuçları tam olarak vermemiştir. Bu olumsuz durumun esas nedeni, siyasi çözümün sadece Hükümetlerin işi olarak görülmesi ve TBMM’nin yeterli ölçüde sorumluluk üstlenmemiş olmasıdır. Bu, sorunun kapsayıcılığıyla bağdaşmayan bir yaklaşımdır‘‘
Burda şu anlamı çıkarmamız gerekmektedir, ‘artık‘ Kürt sorunun çözümünde, güvenlik güçlerini kullanmak değil, barış diliyle birlikte, siyasal erki, TBMM ve yasama organlarını daha etkin kullanmak gerektiği anlamı çıkmaktadır. Yani, ‘TBMM’nin, yeterli derecede sorumluluk üstlenmesi‘ esas alınmalıdır. Burda tabiki, Kürtlerin TBMM çatısı altında temsilcileri olan, Barış Ve Demokrasi Partisi BDP, dialoğun sac ayaklarından bir tanesidir.
Artık, ülkemiz insanların bu savaştan yeterince çekmişlerdir. Savaş, Kürt sorununda çözüm olamaz!
Kürt sorununun çözümü için, gerekli olan bütün demokratik yollar kullanılmalıdır. Gerekli girişimler başlatılmalıdır!
Kürt sorunun çözümü, Türkiye’nin, demokratikleşmesini beraberinde getirecektir. Avrupa ailesinin bir parçası olmak isteniyorsa, Kürt sorunu acilen çözümlenmelidir!
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
07.06.2012

Çatışma dilini terk edelim!
Sevgili okuyucular,
Çatışma dlilini terk edelim! İçinden geçtiğimiz süreç, coğrafya, mensubu olduğumuz aidiyetler noktasında baktığımızda, dilimize häkim olan küt, çatışma dilidir.
Ülkemiz insanları konuşurken, tartışırken, muhabbet ederken dahi, kendi kabuğuna sığmayacak kadar, hiddetle davranabilmektedir. Bu davranış tarzı, toplumumuzun önemli bir kemsini içerisine almaktadır. Toplumsal yaşamımıza damgasını vurmaktadır.
Bazan bu davranış, kendini kanıtlama, bazanda, üstünlük sağlama ve kendini ifade etmede ortaya çıkmaktadır.
Peki, şiddet dili bizlere neler kaybettirmektedir… Ülkemiz coğrafyasında insan topluluklarının konumu sosyolojik durumunu gözlemlediğimizde, tıpkı bir mozaik yapılanmasının parıltılarını, ipuçlarını görürüz. Bu ülkemiz ve coğrafyamız için büyük bir zenginliktir. Bu zenginlik kültürel boyutu ile bakıldığında, Anadolun’nun, zengin medeniyetler çarşısında, binlerce yıllık bir birikimin oluştuğunu algılayabiliriz.
Bu mozaik yapılanma, üzerinde ikame ettiğimiz, zengin medeniyetler çarşısında, farklı ulus, ulusal azınlıklar, din ve farklı inançlar bir arada yaşamaktadırlar. Binlerce yıldır bir arada yaşayan, bu topluluklar, son yıllarda, birbirlerine tehamül edemez duruma geldiler. Bu tehamülsüzlük, çatışma kültü’nün, gelişmesine ve ‘kardeşkanının’ akmasınıda beraberinde getirmektedir.
Ülkemiz insanlarının bu duruma gelmesinde, Kapitalizmin, sermaye biriktirenlerin, sermayelerini katlama dürtüsü, önemli dercede rol oynamaktadır. Kapitalizmin yasalarında, sadece kär etme esas alındığı için, insanların kardeşliği, dostluğu, ‘milli hassasiyeti’ ‘dini bütünlüğü’ inanç değerleri, pek fazla önem arzetmemektedir.
Kapitalizme inat, bu saydığımız ve insanı, insan yapan, aslında içlerinde insanları bir arada tutan değerleri korumak ve geliştişrmek mümkündür.
Neden, binlerce yıldır, bir arada yaşama birlikte tutunduğumuz, doğa’nın, en zor koşullarında, birlikte yaşamı paylaştığımız insanlarla, ‘düşman’ kardeşleri oynuyoruz. Kapitalizmin, sermayenin, bizleri bölmesini, parçalamasını, neden kabülleniyoruz! Bu bizim ülkemizde yaşayan insanların maküs talihi değildir. Sermayenin bizlere dayattıklarını kabüllenmek zorunda degiğiliz. Bizler binlerce yıldır bir arada yaşamayı başarmış topluluklarız, bizlere dayatılanları kabüllenmek zorunda değiliz.
Ülkemizde Kürltlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Süryanilerin vb. toplulukların sorunları fardır. Bu maozaik yapılanma içerisinde, bu toplulukların, farklılıkları vardır. Farklılıkların’dan, doğan sorunlarını çözmek istiyorlar. Bu durum ve talepleri en doğal haklarıdır.
Bu vb. sorunları çözmek için, çatışma dilini kullandığımızda, sorunlar çözülmekten çok, kangren olarak karşımıza çıkmaktadır. Sorunların çözümünde, başta häkim güç olan taraflar olmak üzere, sorunları olan tarafların, çatışma küt’ü, dili yerine, barış ve sorunları birlikte omuzlama küt’üne, ihtiyacımız var.
Ülkemizde, sorunların çözümünde, devlete häkim olan güç, çatışma dili ve kültürünün yaratılmasında önemli rol oynamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve devlete häkim olan güçler. Bu dili, yani çatışma kültürünü terk etmelidirler.
Çatışma dili, sadece TC develetine ve häkim olan güçlere özgü değildir. Demokrasi kültürünü önemli derecede içselleştirdiğinin, iddiasını sürekli gündemde tutan, sosyalist ve devrimci güçler arsındada, önemli oranda yaygın bir durumdur.
Aynı örgütsel yapılanma içerisinde yer alan, uzun süre birlikte mücadele etmiş, zorlukları birlikte omuzlamış insanlarmız arasında’da, önemli derecede yaygındır.
Uzun bir süre birlikte, aynı örgütsel yapı içerisinde birlikte mücadele eden insanlarımızın, yoldaşlarımızın, yollarının ayrıldığında, farklılıklarının ortaya çıkmasından dolayı, dillerini değiştirmektedirler. Bir anda, çok yakın olduğumuz, toplulukları, yoldaşlarımızı, bireyleri, ‘kötülükler ülkesinden’ gelmiş gibi algılama kültürü geliştirmekteyiz.
Çatışma dilini, terk etmek için toplumun, aydınlarımızın, toplumsal süreçlerde görev yüklenen her bireyin kendi kendisi ile muhasebe etmesi gerekmektedir. Barış, bir arada yaşama ve farklılıklarımız zenginliğimiz olduğu gerçekliğinden yola çıkmalıyız!
Özelikle örgütsel yapılarda, buna önemli derecede ihtiyaç vardır.
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle,
Kritikleriniz için: analizoku1@live.de
08.06.2012