Social Icons

26 Kasım 2007 Pazartesi

Malatya Fethiye: 2007 Yılı Kasım Ayı Haberleri

                             
      2007 Yılı Kasım Ayı Haberleri

                                                
30 Kasım 2007    30 Kasım 2007 tarihinde Beldemizin muhtelif  yerlerinden çekilmiş resimler ile Sonbaharda yaprakların döküldüğü video görmek yan taraktaki  linkleri tıklayınız.    Belediyemizde yapılacağını söylediğim canlı yayın kötü hava şartları nedeniyle  ertelendi. Uydu yayını  için çatıya dikilen çanağın yönünü esen sert rüzgar karşısında sabit tutmak mümkün olmadı.   30 Kasım 2007 tarihinde Çekilmiş Çeşitli Resimler(
30 Kasım2007 Tarihi Sonbahar Videosu
30 Ekim  2007  
    Resmi ibadethane, memur dedeler
Türkiye’deki laiklik anlayış ve uygulaması tuhaftır. Bir köşe yazısında meselenin anlayış boyutunun incelenmesi zor ama en azından sorunun kurumsal boyutuna değinmek, yani Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun yapı ve işleyişinden kaynaklanan hatalara ilişkin bir-iki söz etmek mümkün.

***

Alevi kesimin şikayetlerinde, nereden bakarsanız bakın, büyük bir haklılık payı olduğuna kuşku yok.

Ama, en azından bendeniz, önerilen çözüm yollarının bir tuhaf olduğu kanısını taşıyorum.

Genel idare içinde yer alan ve merkezi bütçe ödeneği kullanan Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun teşkilatlanmasının ağırlıklı olarak İslam dininin sünni yorumuna yönelik olduğuna dair çok yaygın bir kanı var ve uygulamalar da bu kanının doğruluğu yönünde.

Bu yapının ne kadar anlamlı olduğu, din gibi inanç kurumunun devlet türü bir örgüt içinden finanse edilmesinin ne kadar uhrevi olduğu mutlaka ileride daha çok tartışılacak.

Türkiye’ye yabancı olmayan insanlar bu yapılanmanın kökenlerinin Osmanlı’ya, hatta daha da gerilere kadar gittiğini ve Cumhuriyet döneminde işin daha da katmerli hale gelmesinin altında devletin din kurumunu ve dindarları kontrol etme merakının yattığını da biliyor.

Bugünkü yapı içinde sistemden daha yararlı çıkıyor gibi gözüken sünni müslümanların da bu yapı ve anlayışı ne kadar içlerine sindirebildiklerine doğrusu bir parça şaşıyorum.

***

Alevi yurttaşların inaçlarının vergi gelirleri ile finanse edilen bir kurumda temsil edilememesi yurttaşlık anlayışı açısından tuhaf görünebilir.

Ve bu tuhaf gibi duran durum karşısında alevilerin bir bölümü kendilerinin de Diyanet İşleri Başkanlığı içinde temsil edilmelerini talep ediyor.

Diğer bir ifadeyle cem evlerinin de resmi ibadethane sayılmasını, alevi dedelerinin de devlet memuru olmalarını yani merkezi bütçeden maaş almalarını, kendilerine yapılan negatif ayırımcılığı engellemek, için talep ediyorlar.

İki yanlışın bir doğru etmesi çok istisnai bir durumdur.

Sünni imamların devlet memuru statüsünde olmaları, müftülerin maaşa bağlanmış olmaları kanımca büyük bir hatadır.

Bu hatanını telafisinin cem evlerinin resmi ibadethane sayılması ve alevi dedelerinin de devlet memuru olmaları ile giderilmesi bir yöntemdir ama bu yöntemin ne kadar doğru olduğu çok kuşkuludur.

***

Alevilere, diğer inançlara ve inaçsızlara karşı negatif bir ayırımcılık yapıldığı doğrudur ama bu hatanın telafisi din hizmetlerinin bütününün, sünni kesime yönelik olanlar dahil olmak üzere, sivil topluma bırakılmasından geçmektedir.

Alevilerin de bu devlet mekanizması içerisinde kendilerine yer aramalarını doğrusu çok şık bulmuyorum.

Din hizmetlerinin sivil topluma bırakılmasının önünde yasal engeller olduğu ve bunun gerçekçi bir çözüm olmadığı iddia edilebilir ama konu sanıldığı kadar basit değildir.

Yasal engeller, şayet meşruiyet taşımıyorsa. aşılmak içindir.

Diyanet-sivil toplum çözümleri arasında da çok sayıda ara çözüm mevcuttur.


30.11.2007

***

Aleviler ve cumhuriyet
29-11-07
YAZAR: TAHA AKYOL
 
Türkiye tekrar köylülüğe ve otoriter rejimlere nasıl 'geri' dönemezse, laikliğin liberalleşmesi taleplerine de 'Alevi Islam'ın tanınma ve saygı görme taleplerine de kulak tıkayamaz.
 
SAYIN Türker Alkan değerli bir akademisyendir; yazılarını zevkle ve bir şeyler öğrenerek okurum. Siyasi görüşlerimiz farklıdır. Dünkü yazısında gördüm ki, 'Alevilik sorunu'nun ortaya çıkışı konusunda da farklı düşünüyoruz.
Sayın Alkan'a göre:
"Cumhuriyet döneminin başlarında 'Alevi sorunu' diye bir şey yoktu. Tersine, Aleviler cumhuriyet yönetiminin bir parçası olmaktan çok mutluydular. Çünkü Osmanlı'dan çok çekmişti Aleviler... Laik cumhuriyet yönetimi Alevilere din ve inanış özgürlüğü tanımıştı."
Öyle mi acaba?
Alkan'a göre, Alevilerin şikâyetleri "Türkiye laiklikten ödün vermeye başlayınca arttı..."
Demek ki, cumhuriyet döneminde de şikâyetleri varmış da 1950'den sonra artmış. Alkan, "Cemevlerinin ibaret yeri olarak tanınmamasını" örnek gösteriyor.
Cumhuriyet döneminde 'cemevleri' var mıydı?
Sayın Alkan'ın çizdiği 'şablon' olgulara pek uymuyor.
Homojen ulus
Aleviler tabii ki laiklikten mutlu olmuştu; her toplumda laikliği ilk benimseyenler azınlıktaki dini gruplardır. Ama "Cumhuriyet Alevilere din ve inanış özgürlüğü tanımıştı" demek, biraz abartılı galiba!
Cumhuriyetin bu yönde özel bir yaklaşımı olmadığı gibi, Diyanet'i Sünni ilmihali üzerine yapılandıran da cumhuriyettir. Bu, cumhuriyetin genel "homojen ulus" yaratma politikasının bir parçasıydı.
Tekke ve tarikatlar yasaklanırken Alevi tekkeleri ve Bektaşi tarikatı da yasaklandı.
Alevilik ve Sünnilikteki popüler sufi akımları, bilimsel tasnifte, 'Halk Islamı'dırlar; evliyalar, kerametler, mistik inanışlar çok önemlidir. Cumhuriyet pozitivizmi ise, Alevi-Sünni ayrımı yapmadan, bunları "hurafe" olarak görmüştür. Tekkelerin kapatılmasının sebeplerinden biri buydu zaten.
Ayrıca, laik Türk Kadınlar Birliği'ni bile kapatan Tek Parti rejiminin bir farklılık olarak Aleviliğe kendini ifade ve kurumlaşma imkânı vermesi sanırım düşünülemezdi.
Üstelik o zaman Alevilerin büyük çoğunluğu bugünkü taleplerini ileri sürecek bir sosyolojik konumda değildi; köylü karakteri ağır basıyordu.
Aynı sebepten, II. Meşrutiyet'in liberal döneminde de "Alevi şikâyetleri" gündeme gelmemişti; birçok Bektaşi Ittihatçı olduğu halde.
Şehir ve demokrasi
Konuyu siyasi şablonla değil, sosyolojik merkez-kenar ilişkileriyle izah etmek daha isabetlidir.
Osmanlı döneminde 'Alevi meselesi' aşiret isyanları biçiminde ortaya çıkmıştı; bu süreçteki "çiftbozanlık" sorununu yarın yazacağım.
Alevilik meselesini bugün gündeme yerleştiren iki esaslı dinamik vardır: Şehirleşme ve demokrasi...
Cumhuriyet döneminde ise "merkez"i oluşturan devletçi seçkinler karşısında, "kenar"daki köylü halk kesimlerinin şikâyet ve taleplerini ortaya koymaları mümkün değildi: Okumuşlardan oluşan sözcüleri yoktu, demokrasi de yoktu.
Bugün türbanı da cemevlerini de ortaya çıkaran faktör; "kenar"daki kitlelerin şehirleşme ve demokrasi sürecinde "merkez"e gelmeleri, "merkez" içinde özgürlük ve saygı istemeleridir.
Türkiye tekrar köylülüğe ve otoriter rejimlere nasıl 'geri' dönemezse, laikliğin liberalleşmesi taleplerine de 'Alevi Islam'ın tanınma ve saygı görme taleplerine de kulak tıkayamaz.
Doğrusu, kırıp dökmeden, insanları rencide etmeden, "müsalemet"le, çağdaş özgürlükleri gerçekleştirmektir.
 
29 Kasım 2007
Taha AKYOL  (Objektif)

Alevi mektupları


AKP hükümetinin Alevi vatandaşlarımıza açılımı konusunda yazdıklarım üzerine yüzlerce mektup aldım. Reha Çamuroğlu'nun girişimini ve AKP'nin açılımını destekleyenler var, eleştirilenler var.
Faks ve mail yoluyla aldığım bu mektuplarda, farklı modelleri savunan Alevi kuruluşlarının birbirine yönelik eleştirileri de yer alıyor.
Fakat Alevi kuruluşları arasındaki görüş farklarını ve karşılıklı eleştirileri yazacak değilim. Alevi kuruluşları arasındaki görüş farklarını derinleştirecek bir tavra girmek istemiyorum. Savunduğum iki genel ilke vardır:
Bir: Devlet 'Alevi İslam'ı da tanımalı, din hizmetlerini Alevi vatandaşlarımıza da sunmalıdır; devletin bütün din hizmetlerinden çekilmesi zamanla oluşacak bir husustur.
İki: Tartışmaların dili 'müzakereci' olmalıdır. Kırıcı ve kutuplaştırıcı dilden sakınılmalıdır. Her konuda savunduğum bir prensiptir bu...
Bu sebeple, falanca Alevi kuruluşları Reha Çamuroğlu'nu destekleyen mektuplar gönderdi, falanca Alevi kuruluşları da eleştirdi diye 'kutuplaştırıcı' bir tarza girmeyeceğim.

Teslim olmak?
Fakat, 148 kuruluşu temsil eden Alevi ve Bektaşi Federasyonu'nun 'cevap' niteliğindeki mektubundan bahsedeceğim. Ben ABF'nin adını vermeden, Çamuroğlu'na "hain" demenin, tartışmada böyle bir dil kullanmanın yanlış olduğunu yazmıştım. ABF adına Murtaza Demir, mektubunda bu konuda diyor ki:
"Reha Bey de çok iyi bilir, Türkmenin Kızılbaş damarı kolay teslim olmaz. Siz Bâtıni Türkmenin varlığını, hakkını, hukukunu tanımazsanız, o sizi hiç tanımaz. 'Çiftbozan' dağlara vurur. Yeniçeri'yi, Babailer'i yazan, Pir Sultan'ı, Şah Kalender'i, Şah Kulu'nu, hatta Baba İlyas'ı yazan Reha kardeşim bunları ne çabuk unuttu? Yoksa bunları inanmadan, 'laf olsun, beri gelsin' tiraj olsun diye mi yazdı? Türkmen, yemek yediği sofraya tükürmez. Hainlikten kasıt budur."
Bu satırları "hain" suçlamasındaki ölçüsüzlüğü hafifletmek için yazılmış sayıyorum, "kardeşim" sözü de güzel.
Fakat Çamuroğlu, "teslim olmak" şöyle dursun, cumhuriyet hükümetleri içinde en geniş açılımı AKP'nin gündeme getirmesini sağlamadı mı?
Murtaza Demir'in bahsettiği "Çiftbozan" meselesi önemlidir, ayrı bir yazıda ele alacağım.

Kendimiz çözmeliyiz
Cem Vakfı'nın protokol listesinde 600'e yakın Alevi ve Bektaşi kuruluşunun ismi var. Hepsinin aynı modeli benimsemesi beklenemez. Görüş farkları yapıcı bir dille konuşulmalıdır. Sayın Murtaza Demir'in mektubundaki şu satırlar yapıcı bir yaklaşımın ifadesidir:
"Birçok eksiği, yanlışı olan, fakat elinden geldiğince düzgün olmaya gayret eden bir federasyon yönetimi olarak, temsil etmeye çalıştığımız geleneksel Aleviliğin ulularının öğütleri, nefesleri ve deyişlerinin ışığında mütevazı çaba içindeyiz.
Derin bir yara olan bu sorunun tedavisi konusunda çaba göstermeye hazır olduğumuzu bir defa da sizin aracılığınızla ifade etme imkânı bulabilirsek, belki bir yararı olur. Gerçekten kompleksimiz ve önyargımız yoktur. En azından bu konuda önyargılı değiliz. Biz bu sorunu burada kendi ülkemiz, devletimiz ve hükümetimizle çözmeye mecbur değil; mahkûmuz...
Bu ülkenin yurtseverleri olarak, hiç değilse bu sorunu emperyalistlerin kullanmasına izin vermemeliyiz..."

      Alevilik Konusundaki diğer haberler için tıklayınız>>>
28 Ekim 2007    Bir gece önce don olduğundan, sabahleyin güneşin ısıtması sonucu yapraklar döküldü. Hava açıktı. Resimde görüldüğü gibi güneşli.    Fakat bu gün, hava sıcaklığı düştü ve rüzgarlı bir havaya yağmur eşlik ediyor.
   Bu akşam, saat 19:00 ile 22:00 saatleri arası Er Tv, Belediyemiz içerisinden canlı yayın yapacak. Bu toplantıya isteyen herkes katılabilecek.  
a.s.
27 Ekim 2007
   
     Aliseydi KIZILDERE'inin kızı Melahat, 23 Kasım 2007 tarihinde nişanlandı. Nişandan çektiğimiz resimler yan taraftadır.
    Nişanlılara Mutluluklar dileriz.
Melahat KIZILDERE'nin Nişanı
27 Kasım 2007            Tanrı, Ayşegül UCAR'ı hayatının baharında, geçen hafta aramızdan aldı.  Ayşegül Aboğ dedenin Bursa'da yaşayan, geçen yıl kaybettiğimiz merhum Hüseyin Ucar'ın torunu. Ayşegül 22. yaşında idi ve kalp krizi sonucu Tanrı'nın Rahmetine kavuştu.
    Merhuma Tanrıdan Rahmet acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
a.s.
 
26 Kasım 2007
Taha AKYOL  Objektif

Aleviler için model?


CHP lideri Deniz Baykal, "Alevilerin çok önemli talep ve şikâyetlerinin olduğunu, buna karşın hükümetin göstermelik şeyler yaptığını" söylüyor.
AKP'li Reha Çamuroğlu'nun önerdiği modeli yetersiz buluyor. Olabilir. CHP de bu konuda kendi modelini ortaya koymalı.
Farklı modeller görüşülerek bir çözüm üretilecektir.
Tuhaf olan, Alevi kesimindeki bazı kuruluşların Reha Çamuroğlu'nu "hain" diye suçlaması, devletin 'Alevi İslam' için din hizmetleri vermesine 'asimilasyon' korkusuyla peşinen karşı çıkmalarıdır.
Farklı görüşler, modeller elbette olacak ve müzakerelerle bir sonuca varılacaktır.
Ama bu meseleyi 'cemaat' kavgasına dönüştürmek yanlış olur. "Hain" suçlaması totaliter bir zihniyetin dışa vurumudur; sorunu çözmez, çözümü zorlaştırır. Hatta böyle keskin tutumlar Alevi vatandaşlarımız arasında da kutuplaşmalara yol açabilir; bundan sakınmak lazımdır.

Din hizmeti...
Çamuroğlu'nun önerdiği model, Alevi dede ve zakirlerine din hizmetlisi kadrosu verilmesini ve bu hizmetlerin kurumlaştırılmasını istiyor. Bunu laikliğe aykırı bulabilirsiniz. Ama "hain" diyemezsiniz. Diyanet'in devlet kurumu olmasını laikliğe aykırı bulan İslamcılar bile var.
Konuyu ihanet-sadakat kavgası çıkmazına sürüklemekten sakınmak gerekir.
Kaldı ki devletin 'Alevi İslam'la da din hizmeti vermesini isteyen Aleviler az değildir.
Madem devlet böyle hizmet veriyor, Alevi İslam için de versin diyen Aleviler az değildir.
İzzettin Doğan hocanın liderliğindeki Cem Vakfı "cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, ibadet için genel bütçeden pay ayırılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi inanç önderlerine kadro tahsis edilmesi taleplerini reddeden Başbakanlık kararının iptali istemiyle dava" açmadı mı?
İzmir'de Avukat Kemal Kırlangıç benzer taleplerle AİHM'ye başvurmadı mı?
Reha Çamuroğlu'nun başlattığı girişimin ana hatları da aynı değil mi?
Sadece "şahsi görüş" olarak Alevi İslam hizmetlerinin Diyanet dışında kurumlaştırılmasını istiyor.
Tartışmaya açık...

Yumuşak dil
Bu talepler niye "hainlik" olsun?! Yanlış bulunabilir, farklı modeller önerilebilir. Zaten tartışarak, görüşerek bir model oluşturulacak. Uygulamaya geçtikten sonra da ortaya çıkan ihtiyaçlara göre düzeltmeler yapılacak. Bütün kurumlaşmalar böyle olur.
Baştan "hain" suçlamasını anlamak mümkün değildir.
Çözüm ararken herkes "eline, diline" sahip olmalıdır. Bu ne öfke, bu ne husumet?!
Bu konuda açılımı AKP'nin yapması kötü değil, aksine özellikle iyidir. İki mezhep arasında tarihten gelen 'soğuk' duyguları gidermek için son derece isabetlidir.
Dil kavgacı olmamalı, müzakereci olmalıdır. Çözüme yürümenin ilk şartı, üslup ve davranışta yumuşak, müzakereye açık ve esnek olmaktır.
Hem özgürlükten, hoşgörüden bahsetmek, hem farklı çözüm önerilerine böylesine totaliterce düşmanlık sergilemek mümkün değildir.
Aleviler de Sünniler de tek fikirli değildir. Özellikle çağımızda şehirleşme, eğitim, orta sınıflaşma gibi sosyolojik dinamikler bütün inanç gruplarını daha da çeşitlendiriyor.
'Kelam' kırıcı ve ayırıcı değil, bağdaştırıcı ve birleştirici olmalıdır.
Hazret-i Hünkâr ne demiş?
"İbret ile bak, hilm ile söyle...

"GÜNCEL,(1) 19 Kasım 2007
 
24 Kasım 2007        Melek MERCANOĞLU'na Münih'te geçirmiş olduğu ameliyattan dolayı geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
   Beldemizin Yukarı Tenci ile Aşağı Tenci Mahallesi altyapı  tesisi kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda kanalizasyona kavuşacak.    
   Bu proje için Belediyemizin DPT'ye yaptığı müracaata, DPT olumlu yanıt verdi ve 12.000,00.ytl şartlı yardım yaptı.
    Yan taraftaki resimdeki görülen iki kamyon PVC boru  bu maksatla alındı. Bu kanalizasyon Yukarı Tenciyi, Aşağı Tenciye bağlayacak ve Fosseptik çukuruna bağlanacak. Fosseptik çukuru, Aşağı Tenci'nin alt tarafında bulunan bir çukurda açılacak.
***




Erdoğan Alevilerin iftarına katılacak
ABDULLAH KARAKUŞ Ankara

   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alevilerle AKP'nin ilişkisini geliştirmek için harekete geçiyor. Alevi olan AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu'nu danışmanı yapan Erdoğan, Alevilerle de sık sık bir araya gelecek. Erdoğan, ilk olarak ocak ayında bin Alevi'nin katılacağı iftar yemeğine katılacak.
'Başbakan Cem evine gidecek'
Alevilerle ilişkileri geliştirme çerçevesinde Erdoğan'ın ocak ayı içinde Alevilerin düzenleyeceği geceye katılacağı öğrenildi. Erdoğan'ın hicri takvimle Muharrem oruçlarına başlayacak Alevilerin iftar yemeğine katılmasının planlandığı belirtildi. Bu toplantıda Erdoğan'ın Alevilerin sorunlarını dinleyeceği ve partisinin Alevilere yönelik açılımını anlatacağı öğrenildi.
AKP Genel Merkezi'nde Erdoğan'ın makam katı olan 8. katta bir oda tahsis edilen ve yemeği düzenleyen Alevi kökenli Çamuroğlu, şunları kaydetti: "Ankara'da bir iftar vereceğiz. Bu 1000 kişilik bir yemek olacak. Başkonuğumuz başbakan olacak. Bu yeni bir açılımdır, gerisi de gelecek. Başbakan'ımız cemevlerine de gidecektir. Gitmesi için de çok neden vardır."
***
Alevilerde AK Parti çatlağı
24 Kasım 2007 Cumartesi 08:51
Hükümetin Alevilere yönelik açılımı bu kesimi ikiye böldü.
Başbakan Erdoğan’ın Alevilere yönelik açılımı, Alevileri yol ayrımına soktu. Alevi kökenli bazı isimleri parlamentoya taşıyan AK Parti, her yıl binlerce Alevi’nin katıldığı Hacı Bektaş-ı Veli şenliklerine alternatif olabilecek Abdal Musa törenleri için hazırlıklar yapıyor.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Turan Eser, “kendi yandaşları üzerinden AKP güdümlü bir Alevi örgütlenmesi yaratılmasına” karşı olduklarını söyledi.

Devletin siyasal İslamcı çizgide bulunan bir Alevi örgütlenmesine gitmek istediğini söyleyen Eser, “Hükümet samimiyse bu işin doğrudan mağduru olan kesimleri dinleyerek, Alevilerin karşı karşıya oldukları sorunların çözümüne cevap arar. Ama gizli ilişki ve ajandaları olanların konu mankeni olmayız” dedi.

SÜNNİLEŞTİRME OPERASYONU

Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan da “AKP’nin gizli bir ajandası” olduğunu belirterek, “Bu yapılan çalışma, devleti Sünnileştirme operasyonudur. AB’nin gözü boyanmaya çalışılıyor, kamufle hareketler bunlar” diye konuştu.
 
***
Erdoğan bir tabuyu yıkıyor
22 Kasım 2007 Perşembe 10:35
Sosyal Demokratların yapmaya cesaret edemediğini o yapacak. Alevilere...
Başbakan Erdoğan Türkiye'nin siyasi tabularından birini daha yıkarak, Muharrem ayında Alevi Cemaati’nin önde gelen isimlerine iftar yemeği verecek.

İftara Alevi dedeleri ve cemaatin önde gelen isimlerinden 200 kişi davet edilecek .

Seçime bir hafta kala İstanbul'daki Alevi Dergahı Erlikbaba Kültür Derneği'ni ziyaret eden Başbakan Tayyip Erdoğan büyük kucaklaşma için bir adım daha atmaya hazırlanıyor. Aleviler'in oruç tuttuğu Muharrem ayında, Alevi cemaatine iftar verecek olan Erdoğan böylece, Aleviler'in iftarına katılan ilk Başbakan olma ünvanını da almış olacak.

200 SEÇKİN DAVETLİ

Bilkent Otel'de yapılacak iftar için çok özel bir çalışma yürütülüyor. Türkiye'de ilk kez verilecek iftar yemeğine 200 civarında Alevi dedesi ve Alevi cemaatinin önderleri ile Aleviler'in kurdukları sivil toplum kuruluşlarının başkanları davet edilecek. İftara, AK Parti içindeki Alevi kökenli milletvekilleri, Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu ile çok sayıda bakanın katılması bekleniyor.
İftar Aleviler'in oruç tutacağı 9-21 Ocak tarihleri arasında Erdoğan'ın programının uygun olacağı gün gerçekleşecek. İftar yemeğinin hazırlıklarını AK Parti’nin Alevi kökenli İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu organize ediyor. Düzenlenecek programda Çamuroğlu’nun yarı sıra Alevi cemaatini temsilen bir iki Alevi dedesine söz verildikten sonra Erdoğan, kürsüye çıkacak.

TÜRKİYE'DE BİR İLK

İftar, Alevi cemaatinin sorunlarını birinci elden hükümete aktarma fırsatını yakalaması bakımından da tarihi bir niteliğe sahip olacak. Türkiye'de ön yargılar ve duygusallıkla bir yere varılamayacağını vurgulayan Çamuroğlu, "Türkiye'de cemaatler arasında birilerinin örmeye çalıştığı duvarları yıkmamız gerekiyor. Toplumların bir birine yakınlaşması, tanıması doğrultusunda, ayrımcı düşüncelerden uzak yaklaşımların gerçekleştirilmesi şart. Bu iftar bunun için önemli bir adım olacak. Türkiye'de ilk kez böyle bir kucaklaşma yaşanacak" dedi.

Kaynak: Bugün
 
 
 
22 Kasım 2007    Sonunda Cem Evi'in çatısına resimde görüldüğü şekilde Bayrağı da diktik. Cem Evi'nin karşısında bulunan resimde de görülen Mevlüt Aslanoğlu parkının bitişindeki Okul binası, Kütüphane yapılmak için onarılıyor. Koryürek'ler inşaatı ile beldemiz insanlarının çeşitli resimlerinden oluşan albümü görmek için yan taraftaki resmin üzerinde bulunan linki tıklayınız.... a.s. Cem Evi ile Beldeden Çeşitli Görünümler
22 Kasım 2007
SİVAS- SOLİNGEN yada
ANKARA- KOPENHANG KIRITERLERİ farkı
      Montesqua,”Hukuk, güzsüz insanın kendini koruma güdüsünden doğmuştur,”der. Bu gün için azınlıklar, güçsüzdür... Bundan dolayı, önce bizler(çoğunluk olmayanlar), hukuktan yana olmalı. Sonra, sonra değil, aslında insanlık hukuktan yana olmalı; çünkü insanlık, kurduğu devlet aygıtları ve bununda ötesinde, uluslar üstü bir yapılanmanın da adı olan “küreselleşme” karşısında hukuktan yana olmalı! Bu bakımdan hukuk, ekmek, su kadar gerekli, hatta insanlık için zorunlu bir ihtiyaçtır, bugün…
     Sivas Katliamı’nı meşrulaştırmak isteyen çevreler; bu ülkenin aydın ve Alevilerinin, Madımak(1993)te yapmak istedikleri etkinliği, beylik deyimle “Müslüman mahallesinde, salyangoz” satmak olarak gerekçeleştirmektedirler. Özellikle, Aziz Nesin’in Madımaktaki varlığı, işlerin çığırından çıkmasının(37 yurttaşımızın yakılmasının) makul gerekçesi olarak gösterilmeye çalışmaktadır…
     Yani kendileri, çoğunluğunu Hıristiyan’ların oluşturduğu Avrupa’nın her ülkesinde mescit, dernek, vakıf... kurabilirken; kendi inançlarını ve ibadetleri açıklamak için dergi, gazete, Tv, İnternet siteleri… kurup kullanırken; her türlü toplantı, gösteri ve propaganda özgürlüklerinden yararlanırken; bu ülkenin Alevi ve aydınlarının, kendi ülkelerinde bulunan bir şehirde,  azınlık olmaları ve aykırı fikirleri ifade etmeye yeltenmelerini, “canice bir cinayetin meşru sebebi” görmeye,  göstermeye çalışmalarındaki paradoksu izah edebilmek akıl karı bir tavır ve tutum değildir.
      Yüce Tanrı; hem Resul, hem de Nebisi olan Hz. Muhammed’e dahi, “Muhammed; sade bir elçidir”(Ali İmran, 143)   “Rabbin isteseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi toptan iman ederlerdi; sen halkı iman etmeleri için zorlamak mı istiyorsun?”(Yunus, 98) “Biz seni, hak ile müjdeci ve sakındırıcı olarak gönderdik.” (Bakara,118 ve Furkan,55) derken; Tanrı’nın Hz. Muhammed’e dahi vermediği, “iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” adına cinayet işleme hakkı(yetkisi)ni kendinde bulanlar; kendi Din ve Mezheplerinin ülkülerinden bihaber ve bir kısmını kullandıkları uygar dünyanın temel insan hak ve hürriyetlerini ayaklar altına alan caniler olarak, tarihimizin(hatta insanlık tarihinin) benzer kara sayfaları arasında büyük bir utançla anılacak yerlerini almışlardır..
***
      Bu gün için uygar dünyanın Temel Hak ve Hürriyet’lerin asli referansı, AB İnsan Hakları Sözleşmesi, BM Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Avrupa Anayasası, AİHM Kararları… özetle Kopenhag Siyasi Kriterleridir…       
     1976 yılında, çocuk pornosu konusundaki bir davanın görülmesi sonucu; AİHM ünlü “Handyside Kararları,” düşünce özgürlüğünü söyle tanımlar: “Düşünceyi açıklama özgürlüğü, bu tür toplumun temel unsurlarından birini, her ferdin gelişiminin ve ilerlemesinin zorunlu kabullerinden birini oluşturur. 10. maddenin 2. paragrafı saklı kalmak üzere, düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan « haber » veya « fikirler » için değil, fakat, devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler içinde geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz.” (Çeviren Prof. Dr. Durmuş TEZCAN DEÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi)
***
      Alevilerin, her yıl büyümekte olan etkinliklerle “Sivas Katliamı”nı kınayarak fikri takip yapmaları, bir kısım medya mensubu tarafından, “kin ve nefreti tahrik etmek…” olarak ta yansıtılmaya çalışılmaktadır…
     Uygar dünyanın bir üyesi olarak Alman Devleti “Solingen Katliamı” ertesinde, katliamı kınamış, ırkçılığı reddetmiş, canilerin peşine düşüp bu evin müze olmasına izin vererek; böylesi bir insanlık ayıbı olan olaydan yüz akı ile çıkmasını bilmiştir.
      Oysaki bizim bu çıkışımız; Devletimizin de diğer uygar ülkeler gibi öz eleştiri yapan; bu ülkede yurttaş olabilmek için ille de “Türk ve İslam” olmak gibi bir zorunluluğun olmadığı, onca yıllık laiklik hamasetine rağmen,  Sivas’ta yaşananlarda devletin zaafı olduğunu, Türkiye’nin 21.yy.’da artık  “Madımak’lar”  görmek istemeyen (buna müsaade etmeyecek olan) ve bunun bir insanlık ayıbı olduğunu söyleyip Alevi yurttaşlarından özür dileyen; Cumhuriyetimizin çoğunluk diktatörlüğü olmaktan çıkışı ve  AB standartlarında Demokratik bir Cumhuriyet olmasına; T.C. Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan yurttaşların hepsinin hem yasa önünde, hem de fiiliyatta eşit, birinci sınıf yurttaşlar olduğu bir hukuk devleti haline gelme sürecine katkı mahiyetinde, bir temel insan hak ve hürriyetini kullanmaktan ibarettir.
      İşte bu yüzdendir, her 3 Temmuz’da bu çirkinliği gün yüzüne çıkarışımız!.. Bu, aynı zamanda sonuçları itibari ile ülkemizi 21.yy.’da kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyenlerin yakıldığı bir ülke görüntüsünden çıkarmak ve inancın ülkülerinden bihaber bir avuç yobazın İslam’a sürdükleri bu lekeden, İslam’ın aklanmasına katkı bakımından da, kin ve nefrete tahrik değil, Alevi-Sünni… kardeşliğine hizmet için daha üst bir kimlik ve çerçeve oluşturma gayretidir de.
      AB’ye başı dik ve onurlu girmek ve Ankara kriterleri ile yolumuza olarak devam ederiz hamaseti… kulağa hoş geliyor.
     84 Yıllık Cumhuriyetimizin Ankara kriterleri, eserleri 45 dile çevrilmiş, ülkemizin ilk ve tek Nobel’li yazarını, düşünceyi suç olmaktan çıkaramadığı için  başını yargı önünde dik tutamadı; bu ülkede Kürt yoktur, herkes Türk’tür diye diye, on binlerce fidanımızın toprağa gömülmesine engel olmadı; İrtica ve Laikliği pelesenk etti; fakat Devletimizi dini hatta mezhebi olan bir Devlet olmaktan ve kendisi gibi inanmayanların yakıldığı bir Ülke haline getirmekten kurtarıp başını uygar dünya karşısında dik tutamadı…
       Yol bir, sürek bin bir… Evet, Yol  can(insan)ın daha zengin ve daha özgür olması ise, sürek bu gün için Sivas’ta Solingen ve Ankara(tüm yurt)’ta ise Kopenhag Siyasi kriterlerini, AB. Hukuku’nu egemen kılmaktır.
       Himmet eylen!..    
 22 Ekim 2007
a.s.
 ***
       Not: Bu yazımız, Yol Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi’ de olan, arkadaşımız Aliekber PEKTAŞ’ın,(geçen hafta burada idi) yazıp gönderirsen, “Alevilerin Sesi Dergisi”nde yayınlayabiliriz demesi sonucu yazıldı… 
      Sevgili Aliekber’in konuşmalarının satır aralarından çıkardığım kadarı ile önerisi biraz daha kapsamlı idi. Fakat, bilgim ve görgüm bu gün için, bundan ötesine müsaade etmiyor...
      www.fethiye-malatya.org’a muhtemelen 2002 yıllarından arada bir haber yazarken, arkadaşım Kazım Yavuz, sitede sana bir sayfa açalım, yazacağın haberleri oraya koyalım, dedi. Bu beni, bu günkü noktaya getirdi.
       Bakalım Aliekber’in  bu önerisinin sonucu nereye varacak. Yazım Dergide yayınlansa da yayınlanmasa da, Aliekber’e bu önerisi ve teşviki için teşekkür ederim.
 
21 Kasım 2007
 
      Geldi gelecek, oldu olacak derken sonunda, olacak oldu ve geldi… Belediye Personelinin bir yıldır beklediği, geçici işlerini daimi kadrolara geçirilme kararı, geçen hafta İçişleri Bakanlığınca onaylandı ve belediyemiz yazı intikal etti.
     Belediyemize intikal eden bilgiye, onaylanan kadrolara göre: Aliseydi SEVİM, İsmet GÜLER, Ahmet DELİKAYA, Resmiye KARASOY, Sonay ER, Bülent PEKTAŞ, Ergün İLHAN, Mustafa ASLAN ile Hüseyin ŞENKAYA geçici işçi statüsünden, daimi işçi kadrolarına geçirilmiş oldu. Belediye çalışanlarına bu değişikliğin hayırlı olmasını dileriz. Birde, bu yasanın anahtar isim olan Başbakanımız Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a teşekkür ederiz.
***
      Geçen hafta, Almanya’da By Pass ameliyatı olan Veli AKKOYUN’a geçmiş olsun dileklerimiz sunar acil şifalar dileriz.
      Fadime KIZILDERE(Bolubeğin hanımı), bu yıl böbrekten, kalpten, gözden… ameliyat oldu. Geçen hafta tekrar hastaneye yatmış. Eve gittiğimde birkaç kadının, imalı bir şekilde “Bolubeğin avradını ikinci kata indirmişler,” diye konuşmasına şahit oldum. Bende, imalı şekilde “cok… cok… iyice yaklaştırdılar desene dedim!”  Onlarda “nereye” dedi? “Morg tam onun altında,  birinci katta,”dedim… Ardından, kadının biri “az çekmedi ki…” diğeri “bir yılda üç dört ameliyat…” bir başkası başını sallayarak, “kadında bir gün görmedi…vb.” demeye baladılar. Oysaki Fadime abla, kalpten dolayı gittiğinde, kalp servisi 10. katta olduğundan, 10. katta yatmış; gözden gittiğinde de, göz servisi ikinci katta olduğundan, 2. katta yatırmışlar. Fadime abla şimdi evinde, haber ilginç olduğu için yazdım.
a.s.
19 Kasım 2007         18 Ekim 2007 yılında  Oberr-Ramstadt Fethiyeliler Derneği, yaptığı Kongre sonucu yapılan yönetim kurulu değişikliğinden dolayı; Derneğimizin bir önceki Yönetim Kuruluna yaptıkları  değerli hizmetlerinden dolayı teşekkür eder,  yeni seçilen Yönetim Kuruluna  başarılar dileriz...
                                                    Habib YÜCEL
                                              Belediye Başkanı
   Not:Yukarıdaki satırların ifade ettiği dilek ve kutlama bizimde duygu ve düşüncelerimize tercüman olan bir ifadedir. Aynı yazıyı, www.fethiye44.de ile www.fethiye-malatya.org ada gönderdim.
a.s.
17 Kasım 2007     Geçen ay kaybettiğimiz merhum Hasan ÖZDEMİR'in yakınları olduğu için, mahallemizdeki bir gurup kadın Gülüstan abla ile Fadik bibinin yanına gittiler. Gideceklerini öğrendiğimde benim işim olması dolaysı ile fotoğraf makinesini Gülender'e  verdim, Fadik bibinin resmini çekmesi için.     Fadik bibi, dediğimizde tanımakta çoğumuz zorluk çekeriz, lakabı ile hitap edersek hemen hatırlanır:"Kavurmalık"  Fadik bibinin gençliğinde kadınların çoğunluğu çalı gibi zayıf, kara kuralar imiş. Fadiki bibi gibi şişman olan kadın az imiş. Bu sebepten dolayı ona "Kavurmalık" lakabını takmışlar. Fadik bibinin yaşı, kızı Gülüstan ablaya bakılırsa 103. imiş. Fadik bibi şimdiki kadınların hepsi:"Kavurmalık" diyor...Fadik bibinini lakabından bahsettim diye yakınları bana darılmasın, Fadik bibi benimde, bibimdir...
   
Fadik ÖZDEMiR/17 Kasım2007
16 Kasım 2007      Eski İlkokulun karşısına yapılmakta olan "Cem Evi"nin resimlerini görmek için, yan taraftaki resmin üzerinde olan yazı linkini tıklayınız.   
    Not:Yan taraftaki resimleri aynı gün ve saatte: www.fethiye-malatya.org ile www.fethiye44.de ye gönderdim.
a.s.
16 Kasım 2007 Cem Evi insaatı
14 Kasım 2007
      Bazen Alevilik ve Sünnilikten bahsediyorum… Alevilik konusunda eh… üç beş kitap okuduk diyecek durumdayız da, benimsemediğimiz İslam’ın farklı yorumları konusunda daha çok kulaktan dolma bilgilere sahiptik. Böyle olunca da, bilmediğimiz bir inanç hakkında ahkâm kesmek biraz değil oldukça ayıp oluyordu.
      Bu yüzden, azda olsa birkaç satır okumalıyız ve eleştirdiğimiz inancın bilmeli ve anlamalıyız diye düşündük… Bu kapsamda en son, Kahire Üniversitesi Profesörlerinden Muhammed Ebu Zehra’nın “İslam’da İtikadî, Siyasi ve Fıkhî Mezhepler Tarihi” adlı kısa bir özet sayılabilecek yaklaşık yedi yüz sayfalık bir kitabını okudum.
      Yazar İslam’ın Ehli Sünnet Ve’l-Cemaat ekolu, bir başka deyimle İslam’ın zahir yanını esas alan mezheplerden birinin cemaatine mensup. Aşağıdaki konularla ilgili olan sözlerimiz Kur’an ve bu bilgiler ışığında olacaktır.
***
      11 Ekim 2007 tarihinde Bizim mahalleden birkaç kadın, her biri kendi adak ve dilek kurbanı olarak 7-8 horoz alıp Nurali Baba’da kesip lokma ettiler. Tanrı dileklerini kabul etsin.
     Burada hassas ifade: Tanrı dileklerini kabul etsin, ifadesidir. Biri, Nurali Baba’dan yada herhangi bir ermişten dilekte bulunur, ihsan beklerse, işte o zaman günah işlemiş olur, bu ifade oldukça yumuşak bir ifadedir, hatta kafir olur din(İslam)dan çıkar… 
      İslam Mezhepleri arasındaki en önemli ihtilaflardan biridir: büyük günah kavramı.  Büyük günahı işleyen ebediyen cehennemde yanacak mıdır, yoksa Tanrı dilerse affedebilir mi yada cennetle cehennem arasındadır da bir süre kalıp, kul yaşarken tövbe etmiş ise bir süre sonra buradan cennete gidebilecek midir?..
     Hz. Muhammet bile, kabrinin tapınağa çevrilmemesi için eşinin odasına gömülmeyi vasiyet etmiş ve oraya gömülmüştür. (Ravza-ı Şerif: Hz. Muhammed'in kabrinin adı)
***
     Aleviler arasında, ermişlerden ve onların türbelerdeki kabrinden dilek dilemek ve onlara kurban adamak… gibi âdet var mıdır, yok mudur? Mesela yetiş Ya Ali… dendiğini çok duymuşuzdur. Fiiliyatta böyle bir uygulama vardır… Öyleyse onlar(nasslara aykırılığından dolayı) dinden çıkmış ve büyük günah işlemişlerdir. İslam açısından bunlar bid’attır. Hatta bu bir bakıma şirktir de.
***
        Kafası karışık Aleviler; hem İslam’ım hem de Aleviyim der. İslam inancı açısında yargı günü bunlar Tanrı’ya: Rabbim, bilmiyorduk Kur’an’ı, Sünnet, Hadisi, İcmayı, kıyas, Maslahatı… ondan dolayı dinden çıktık günahımız büyük, fakat sen Rahman ve Rahim’sin, affet bizi mi diyecekler yoksa herkesin bildiği Kur’an ve Sünneti… biliyoruz fakat Kelâmını değiştirmişler, biz kimsenin bilmediği asıl kelamı mı uyguladık mı diyecekler veya (haşa) Rab, aslında böyle böyle söylemeliydin; oysaki sen şöyle- şöyle söylemisin diyecek komik bir acz ile iyice küfre mi düşecekler?..
      Başka bir yol daha var tabii… Ben insanlık âleminin, hiç kimsenin bana veremeyeceği ve elimden alamayacağı temel hak ve hürriyetlere sahip onurlu bir üyesi olarak, kendi inancımı, amelimi ve hayalimi; benim gerçek duygularıma, düşüncelerime, inancıma ve umutlarıma tercüman olmayan (başka)bir inanca göre açıklamak zorunda olmayan bir dünya vatandaşıyım...  
     Ben bir Alevi’yim… Ben ancak inancımı, ibadetimi ve amelimi…  kendi inanç ve düşünce sistematiği içinde ele alır ve izah ederim… Diyebileceğimiz günlere kadar, yukarıda verdiğim örnekteki gibi bocalayıp duracağız. Umutluyum! AB uyum çalışmalarımızın hızı, bizleri bu hedeflere daha kısa zamanda ulaştıracak…
a.s
10 Kasım 2007-Nurali Baba
13 Kasım 2007
Filiz ıle Satılmış
         Nefretin aşka, baskının özgürlüğe, cehaletin bilgiye, savaşın barışa karşı hayasızca sesini yükselttiği günler bu günler ve biz umuda, isyanı, aşkı, cesaret ve özgürlüğü bulduğumuz
      İçin, sizinle bir arada bu mutlu günümüzü paylaşmaya tüm dostlarımızı davet ediyoruz.
   
   Anne ve Babası                               Anne ve Babası       Yeter-Hasan KAYA                      Sabiha- Hüseyin ÖZBEY

Yer: Dilan Düğün Salonu/ Malatya
Tarih: 18/11/2007-Saat:13:00
Tel:0 422 322 39 82
Fax:0 422 326 26 76
 
         Çiftlere Mutluluklar dileriz
 Not:Yukarıdaki satırlar düğün kartının üzerindeki yazının aynen aktarılmış halidir.

     Aliseydi KIZILDERE’nin kızı Melehat KIZILDERE ile Muammer(Kartıllı) 11 Kasım 2007 tarihinde nişanlandı.
     Nişanlılara mutluluk.
-------------------------------------------------------------------------
       Geçen hafta bol yağmur yağdı. Yani çiftçiler memnun. Buna rağmen havalar serin. Bu güneşli havada KORYÜREKLER’in son kat inşaatının çimentosu dökülüyordu.    Çektiğim resimleri görmek için yan taraftaki linki tıklayınız.
a.s.
Koryüreklerin İnşaatı
06 Kasım 2007      Esnafın işi kesat. Resimde görülen genç, Erdal'ın oğlu Seydi Ali. Paralı vatandaşın Malatya'daki marketlerden alışveriş yaptığını, geriye kalanınsa kendilerine borçlu alışveriş yapmak için geldiğini söylüyor. Bunlara da kredi açılmasa işlerinin iyice kötüleşeceğinden yakınıyor.     Aynı resimde görülen Hasan ASLAN'ın ise, demir doğrama dükkanında iş olmadığından, bakkalda oturarak, karşı tarafta bulunan dükkanına müşteri gelmesini gözlüyor...
    Minübüscüler ise dört gözden ağlıyor; şu Almancılar gitti, bizim işimiz bitti. Sermayesi bile kurtarmıyor artık, gidiş gelişimizin diyorlar. Mart -Nisan ayına kadar bu işlerin ölü olduğunu söylüyorlar.
***
     Hocamız Hüseyin ŞAHİN ile Tenci Mahallesi Muhtarımız Ali Asgar AYDOĞAN arasında, merhum Abuseyif  SEVİM’in defin sürecinde çıkan tartışma, mahkemeye intikal etmişti. 
      Ekim ayında devam eden yargı süreci, hocamızın hakaret ettiğinin şahitlerle ispatlanması dolaysı ile Temyiz yolu açık olmak kaydıyla 1.740,00(yaklaşık bin euro) tazminat ödemesi kararı ile sonuçlandı. Bunun haber değeri nedir ki diye düşünenler olabilir!
     Bu yazının haber değeri; “muhtarlık” ile “imamlık” makamının geleneksel açıdan vasat, sıradan insanlar arasında benzer bir tartışma, hakaret, kırgınlık, kavga, hak ihlali… çıktığında, gerçekleştiğinde akıl danışılacak, yol gösterecek,  cahil cühelaya yeni-yeni kapılar açıp hedefler gösterip ayıptır, bunlar bize yakışmaz, yanlıştır… diyecek “çözüm makamları” olmalarıdır…
       Bu ise, bu makamlarda bulunan büyüklerimizin kafa yapısını yansıtan “esef verici” bir örnek, olmaları bakımından altı çizilmeye değer bir olgudur!..
***
    İki gündür havalar yağışlı ve rüzgar esmekte. Soba dumanları tütmeye başladı, kışlıklar çıkarıldı. Fakat yağmur çiftçiler için tatminkar olmaktan uzak.
04 Kasım 2007     Geçen Cuma günü, Bektaş İLHAN(Hünkar) ani bir rahatsızlık sonucunda, hastaneye kaldırıldı.     İki gündür yoğun bakımda imiş. Kardeşi Aliseydi'den bu gün sağlığının iyiye gittiği haberini aldım. Bu gün-yarın yoğun bakımdan çıkabilirmiş.
    Hünkar'a geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
a.s.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text