Social Icons

26 Eylül 2007 Çarşamba

Malatya Fethiye: 2007 yılı Eylül Ayı Haberleri

           2007 Yılı  Haberleri                  
                                                    

Eylül Ayı Haberleri
 
                          
27 Eylül 2007
   Okullar açıldı.Yeni yapılan İlk Öğretim Okulumuzun toplam öğrenci sayısı bu yıl 153. Bunun 53 tanesi Fethiye'li öğrenci. Fethiye'den Yazıhan'a giden Lise öğrenci sayımız ise 8. Sekiz öğrencinin taşınması Fethiye'li münübüscüleri kurtarmadığından, bu sekiz öğrencimiz Sarsap servisi ile götürülüyor. Bir Lise birde ana okulu öğrencisinin resimleri koyuyorum. Çocukları tanıyanlar, Aliseydi torpil yapmış çocuk seçiminde diyecekler ama, sonuçta onlarda öğrenci...
    Dün Malatya’da idim… Şimdi eski yeri Soykan Parkı olan yerde Dini Yayınlar Fuarı adı altında dini kitap satan çadırlar ve tezgâhlar açılmış… Önceleri bu iş, merkezden uzakta olan yerlerde yapılırdı. Şimdi Merkezdeler! Ve Kapalı Çarşının Karşısında, Belediyenin arkasına da “İftar Çadırı” kurulmuştu...
     Mahallede bir akrabamızın evine gittik. Evin 15-16 yaşındaki kızına, fırından ekmek getirmesini istedik. Kızımız, gitmek istemedi. Gerekçe: “Arkadaşlarım beni oruçlu biliyorlar,” şeklinde idi…(Şerif MARDİN'in mahalle baskısı teorisini hatırlayın.)  Akaryakıt alırken Sünni olan istasyon sahibi Hüseyin KOÇ(münibüs soförü)’a soda ikram etti. Hüseyin abi, kimseler görmesin diye sağa gitti, sola gitti, sonra başını münibüsün için sokarak içti sodasını…
     Ekmek almaya gönderemediğimiz kızımıza sordum: “ neden?”diye. Cevabı: “Saygılı olmak lazım” dedi. Bende: “sen oruç tutarken, onlar sana saygılı davranıyorlar mı?” dedim. Cevabı: (…) sessizlik…
     Hüseyin abide, içecek yer ararken kendine bakan gözlere: “ayıp oluyor” şeklinde açıklama yapıyordu…
     Beldemizde, Diyanetin gönderdiği imam geldiğinde, saygı ile bir toparlanma ve konuştuğunda ise sessiz ve saygılı bir şekilde dinleme vardı…
    Geleneksel yöntemlerle getirdiğimiz imam geldiğinde ise benzer muameleyi görmüyor, kimileri yediği ve içtiğinden alaylı bir şekilde dahi bahsedebiliyor…
***
     Bizlerin getirdiği hocanın aile başı hak talebi iki grat buğday, arpa yada buna karşılık on ytl. Hoca iki yüz aileden alsa bu hakkı iki bin ytl; üç yüz aileden almış olsa bu hakkı üç bin ytl. Ha diyelim ki cenazeler ve mezarlarda okutulan kuran dolaysı ile bir yılda elli kişi onar ytl verse buda toplam beş yüz ytl. eder.
    Diğerinin, Diyanetin imamınınsa sosyal güvencesine ek olarak maaşı yıllık yaklaşık dokuz, on bin ytl. Bunun gibi yüz bin imamın ücretinin de bir kısmı senin, benim vergilerimle ödeniyor… Bu konuda kimse konuşmuyor…
     Oruçlu görünmemiz lazım, ayıp oluyor… dememizinse saygı ile hiç bir alakası yok… Çünkü saygı tarafların bir birlerini oldukları gibi kabul etmesidir… Karşılıklı, eşit anlayışa ve muameleye dayanır…
      Sense, “kim takar Yalova kaymakamını” deyimindeki muameleye rağmen hala tek taraflı bu duruşunla ancak dalkavukluk, kurnazlık, ikiyüzlülük… yapıyorsun!..
      Oysaki sen uygar dünyanın, insanlık âleminin eşit, özgür,  onurlu ve başı dik bir üyesi olarak meydana çıkacak medeni cesareti gösterebilir ve benliğine yabancılaşmamış olabilirdin…
    Ben uygar bir insanım… Bütün inançlara ve inançsızlıklara olduğu gibi senin inancına da saygım var… Fakat ben bir Alevi’yim, kendimi böyle algılıyorum… Böyle inanıp, ibadet eder yaşarsam hayatımı daha anlamlı hissediyorum… Benim sana gösterdiğim saygıyı seninde bana göstermen lazım diyebilir(dik)din…
    Çünkü hepimiz insanlık âleminin eşit ve onurlu birer üyesiyiz… Kimliğini, inancını yaşamak hepimiz için bir haktır…
    ABD'de kara derili insanlara beyazların: "hey zenci" diye saygısızca hitap edişlerini protesto için meydanları dolduran on binlerce siyah derilinin boyunlarından geçirdiği pankartta şu cümle yazıyordu : "I AM I MAN.(Ben bir adamım)"
    Yani "derimin rengi, dilim, dinim, cinsim, ırkım... ne olursa olsun ben bir adamım." Bütün adamların(insanların) hak ettiği hakka ve hukuka sahibim; benim kimseden bir farkım yoktur demektir... Ne yazık ki bu gün dahi bizler bunları telaffuz etmekten oldukça uzağız...
     Her şeye rağmen umudumu yitirmiyorum! Umutluyum gelecekten...
a.s.

22 Eylül 2007
    (24 Eylül 2007, bugün 4 Almancıyı da 9:30 uçağı ile uğurladık:Dillenbur'a Gülüstan ile Asker SEVİM; Ober- Ramdtadt'a ise Veli ile Şükran AKKOYUN, aktarmalı gitti.)
     Bir hafta içerisinde 20 kadar Almancıyı, doğdukları yerden doydukları yere uğurladık. Üçüncü kuşağın doğdukları da doydukları yerde Almanya olacak… Onlar ve ondan sonrakiler buraya, her hangi bir yerleşim yerini ziyaret etmek için gelir gibi gelip gidecekler.
      Onları buraya bağlamak için bu günden ne politikalar üretmemiz gerektiğini ciddi ciddi düşünmeliyiz…
      Bu bağlamda dün, işten eve gidip gelirken biraz gazeteci biraz Almancı tipli bir adam kamera ile sağı solu çekiyor. Akasyalar altında bazı köylüler ile sohbet ediyor.  Bu kimdir diye pekte dikkat etmedim. Bizim mahalleyi gezmiş anamla da görüşmüş. Öğlen eve gittiğimde öğrendim ki bu adam, Hüseyin ÜLGER’imiş. Yani uzun süreli görüşmemişlik neredeyse yüzünü dahi unutturabiliyor insanı, insana… Benim çocukluğumda abi gibi sevdiğim ve kendine yakın hissettiğim uzun yıllarda görmeyi arzuladığım Hüseyin abi ile bulmak için döndüğümde oda bir işi için beni bekliyormuş. Ben kendisini tanıyamadım o beni tanımış. Ne zamandır gelmediğini sordum:8.dedi… Önceki geldiğinde de görmediğimden, benim hatırımdaki Hüseyin ÜLGER, yirmi yıl öncesinin Hüseyin ÜLGER’i olarak vardı.
      Bu yazımın haber değeri, bu insanları daha sık olarak buraya gelip gitmelerini nasıl sağlayabiliriz ile ilgilidir… İkinci, oturduğunda “rakı kebap; kadın kız” konusu sohbetlerinin kapsamı alanı dışında kalabilecek insanlar. Hüseyin abi dayım( merhum Aliseydi CANLIBAY)ın arkadaşı idi. Dayımın arkadaşlarından biri bisikletini satmış, parası ile komşu bir ile, eğlenmeye gitmişti.. Dayımın bu arkadaşı olan Hüseyin abi ise bisikletini sattığında kucak dolusu “toplumcu yazarların kitapları” ile geldi köye… Bu yazımın haber değerinin bir diğer boyutu ise bisikletinin parası ile bedensel arzularını değil, pişişik(akılsal, ruhsal ve zekasal) ihtiyaçlarını tatmin doğrultusunda kullanmasına dikkat çekmek içindir…
      Hüseyin abi, aradan geçen çeyrek asra rağmen “hâla yoldaştı ve hâla gazeteden, kitaplardan ve bireyüstü değerlerden bahsediyordu…  Eskiden etrafımızda hiç değilse Hüseyin abi gibi üç beş kişi vardı. Şimdi onlarda yok buralarda. Ama umudumu yitirmiyorum…  Zenginliğimiz oldukça çarpık gelişiyor, tek kutuplu, yalnızca ceplerimiz doluyor; fakat, bizim gibileri cebinden çıkaracak kafaları da dolu insanlar yetiştiğinde Fethiyeli asıl o zaman zenginleşmiş olacak.!.
   Bu gün, merhum "Ali GÜVERCİN'in kırkı"  ile "Hüseyin GÜLŞEN'in yılı" yapıldı.
    Merhum Ali GÜVERCİN'in kırkını yapmak için İstanbul'da yaşayan kardeşi Haydar ile İsmail GÜVERCİN ailesi ile diğer yakın yakınlarından Yusuf GÜVERCİN ve ablası gelmişti. Merhumun kayınbabası Ali KOÇ'ta oradaydı.
    Merhum Hüseyin GÜLŞEN'in yıldönümü için ise oğlu Hasan ailesi ve merhumun eşi ile eniştesi buradaydılar.
   Her iki değerli insanımızın da Tanrı taksiratını artırsın ve geride kalanlarına sabır ve yaşama sevinci versin!..
 
      Sonbaharın gelmesi ile kış hazırlıkları bir başka safhaya girdi. Odun, kömür ve dam sıvatmalar başlandı. Ekime hazırlık maksadı ile çiftçiler tohumlarını selektörlerde ilaçlamaya başladı. Tohum ekmeye bile başladılar.
      Söylentilere göre, bir kısım Karalca’lı eniştesi köylülerimiz, “Karalcalı Enişteler Derneği” kuracaklarmış. Son sayıma göre 22 Enişte varmış bizim köyde.

11 Eylül 2007
    Acı kayıp...
    Feride YILMAZ bu gün 13.00-14.00 saatleri  arasında  evinde eceli ile vefat etmiştir...
   Merhuma Tanrı'dan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
 
13Eylül 2007

11Eylül 2007
10 Eylül 2007    Sonay İLHAN(lakabı: Nazey'in Hüseyin'in kızı) 08 Eylül 2007 tarihinde Araştırma Hastanesinde beyin bölgesinden, 5-6 saat süren ciddi bir ameliyat geçirdi.    Feride YILMAZ( Aşağı Tenci'li Bektaş Yılmaz'ın annesi) kalp rahatsızlığından dolayı  sıklıkla hastaneye yatmakta. Son defasında yoğun bakımda dahi kaldı. Simdi Aşağıda tencideki evinde. Rahatsızlığının ciddi olduğu söyleniyor.
    Hastalarımıza geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
    Merhum Abuseyf SEVİM'in üçü 08 Eylül'de; Elif ÖZ İLHAL'ın kırkı ise 09 Eylül'de yapıldı.
    "Köln ve Çevresi Fethiye'liler Derneği" adına Dernek birici ve ikinci başkanı olarak Zeynal AKDOĞAN ile Ahmet ÖZTÜRK''ün, merhum  Abuseyf SEVİM'in vefatından dolayı, merhumun Fethiye'deki evini telefonla arayarak başsağlığı mesajı vermeleri ve cenazesine çelenk göndermelerinden dolayı, bütün dernek üyeleri adına, Zeynal AKDOĞAN ile Ahmet ÖZTÜRK'e teşekkürlerimizi sunarız.
    Bu günkü haberlerle ilgili resimlerin bir kısmını benim siteme diğer bir kısmını da www.fethiye44.de sitemize gönderiyorum.
a.s.

04 Eylül 2007
     Acı kayıp...
    Kulunun Kemal'ın oğlu Abuseyif SEVİM (yaş 47),  04 Eylül 2007 tarihinde Almanya'da geçirdiği bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı.
   Merhuma Tanrı'dan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
 
   Naaş'ının 06 Eylül 2007 tarihinde Almanya'dan getirilip Beldemizin Hürriyet Mahallesindeki Mezarlığında defin edilmesi beklenmekte.
    Telefon no: 0 422 753 20 58
a.s.
03 Eylül 2007  
 
     03 Eylül 2007 tarihi Pazartesi Günü Nezihe DEMİR(Tunceli) ile Hakan GÜLBAY(Malatya) Belediyemiz nikah salonunda Nikahlandılar. 23 Eylül 2007 tarihinde(Tunceli'de) düğünlerinin yapılması planlanmaktadır.
   Nikahlarının hayırlı olmasını ve çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.
a.s.
03 Eylül 2007          Kemal KORYÜREK'in eşi Selver KORYÜREK(Belediyemiz Mutemedi Bülent{Eco} PEKTAŞ'ın büyük annesi) tansiyon sonucu beyninde meydana gelen bir ödemden dolayı Almanya'daki bir hastanede yoğun bakımdadır.
    Geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
a.s.
01 Eylül 2007        1- Beldemizdeki yapılanmalar  devam ediyor. Bir yapı diğer yapılanmalardan farklı bir özellik taşıyor. Bu yapı Ali AĞIRDEMİR'in yaptırmakta olduğu evdir. Ali evine tabandan ısıtmalı bir sistemin çalışabilmesi için, tesisat döşüyor. Resimde görüldüğü türden döşenen pvc boru, tüp gazla çalışabilecek bir kalorifer kazananına bağlanacak.
    Bu evde kullanılacak faklı bir malzeme ise, sıva yerine hazır, tabletlerin kullanılacak olmasıdır. Bu tabletler kullanılacağı zaman onunda resimleri çekeceğim. Hayırlı olsun.
  2-  Beldemizde yaşanan, önemli bir ilkse: Camiden okunan ezanların, Malatya il ve İlçeler ile eş zamanlı çalışacak bir telsiz sinyalizasyon sistemine bağlandığı.(Muhtemelen bu Diyanetin bir uygulamasıdır.)
    Her yerde tek bir müezzin'in okuduğu ezan sesi duyuluyor. Günde beş kere, bu ezan merkezi kontrolle okutuluyor...
   Bazı safdil Aleviler: Dinimiz, imanımız dolaysı ile kitabımız... birdir diyorlar(!?)
    Bu insanlar, aynı dinin mensubu sayarak kendilerini, gidip aynıyız dediklerine beş öğün "Ezan-ı Muhammed" okutuyorsunuz saygımız var; fakat, öğlen ezanının arkasından günde bir kez de olsa Hz Muhammed'in eniştesi ve torunları (Hz. Ali, İmam Hasan ve İmam Hüseyin...)için bir "deyiş"te biz okuyalım, desinler... Bakalım neler oluyor?..
    Not:Alevilik Sünnilik ayrımı üzerinde durmamızın sebebi, bireysel temel hak ve hürriyetler kapsamında, her dinin, mezhebin olduğu gibi Alevi yurttaşlarında inanç ve ibadet özgürlüklerine vurgu yapmak ve Aleviler üzerinde uygulanmakta olan asimile çalışmalarına dikkat çekmek ve karşı durmak bakımındandır...
    Bütün inançlara saygımız olduğunun tekrar altını çiziyorum... Yönü AB'ye dönük bir Türkiye, bu uygulamaların kısa zamanda son bulacağı bir Türkiye olacaktır... Umudumuzun en önemli yön ve kaynaklarından birisi ise budur...  Çünkü, Ankara buranın, AB müfredatı ise Ankara'nın önünde; tabandan gelen bir değişimle, bunlara ulaşabilmemiz çok zor ve geç olabilmekte...
TDK. Sözlüğüne göre Hafız: Kur'an'ı bütünüyle ezbere bilen kimse, demektir.
Müezzin:  Namaz vakitlerini bildirmek için ezan okuyan din görevlisi.
     a.s.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text