Social Icons

25 Şubat 2008 Pazartesi

Malatya Fethiye: 2008 yılı Subat Ayı Haberleri

                                    2008 yılı Subat Ayı Haberleri
                                                
27 Şubat 2008
Deliloy-Night 3
07.03.2008
Program:
  1. Mustafa Özarslan
  2. CigdemCiftci
  3. Grup Cig
  4. Grup Doganay
  5. Grup Devran
  6. Lorin Davul Zurna
  7. DJ-Style-D
Halay denince akla gelen Grup Cig, türkü denince akla gelen
Mustafa Özarslan, bu gecemizde sizlerle. Yillarin tecrübesi Cigdem Ciftci
güzel yorumu ile bizimle. Sizi biktirana kadar performansli gruplarimiz
Doganay ve Devran, halaylari ile yaninizda. Tabii hangi halay gecesi
Lorin Davul-Zurna siz gecer? Birde Dj-Style-D ekledikmi gecemize.
Eglencenin bir numarali adresine Deliloy-Night denir.
Deliloy Team.


Fethiye FM ve Arguvan FM  birlikde hazirladigi Canli Yayinda Cemal Öztas
Sazi ve Sözi`ile Sizlerle olacak.
Cumartesi günü 01.03.2008 türkiye saat`le 20:00
den itibaren DJ Engin Ol Gönül`le sizlerle
Köln ve Cevresi Fethiyeliler Dernegi
Yönetim kurulu adina
Baskan: Hikmet ÖZILHAN
Fethiye FM aylesi adina
Ahmet ÖZTÜRK
www.fethiye44.de
 
 
26 Şubat 2008       25 Şubat 2008 akşamı Nihat'ın oğlu Vahap AÇIKĞÖZ Malatya Otogarında askere uğurlandı. Nihat, bir münübüs tutmuş, gelmek isteyen bütün gençleri de alıp Otogara gitmiş. Gidenlerin içinde bizim çocuklarda olduğundan makinemizle çektikleri resimler ile video görüntülerini yan tarafa ilave ettim. Video, Fotoğraf makinesi ile çekildiğinden,  görüntü kalitesi düşük. Fakat "o coşkuyu" yansıttığından "Google video" ye ekledim. Buna ilaveten, Fethiye'den Videolar bölümüne bir kaç klip daha ekledim.    Epey zamandır çekmeyi düşünüyordum. Bu gün gidip Cennet bibinin remini çektim. Cennet İLHAN 1917 doğumlu. Oğlu İhsan abi ile gittik evlerine. Biz içeri girerken, Cennet bibiye odanın kapsında ulaştık. İhsan abi, "ana nerden geliyorsun?" dedi. Cennet bibi: "atları sulamadan," dedi. Güldük, ben Aliseydi, kirveyiz tanıdın mı dedim? Tanıdı. Anamı çocukları Gülenderi sordu, selamlar yolladı... Yani, arada bir geçmiş anılarla bu zaman ve mekanı karıştırsa da, normal hayatını idame ettirecek denli sağlıklı.
    Resimde de göreceğiniz gibi, odası tertemiz, derli toplu, düzenli. Kendisi tertemiz, giysisini hâlâ yakıştırmaya çalışıyor gibi...  Sonuç olarak Cennet bibi, yaşından beklenemeyecek denli saçı başı bakımlı ve temiz. Yaşlılığın getirdiği pejmurdalıktan eser yok, İhsan abinin ise gereken ilgi ve alakayı gösterdiğini, evinin, odasının ve kendisinin görüntüsü ele veriyor.
     Cennet bibinin resimleri yan taraftadır.
    
23 Şubat 2008  
  1. Vahap AKKOYUN (BİLECİK)
  2. Vahap AÇIKGÖZ (ANKARA)
  3. Ali GÜN   (BİLECİK)
  4. Tayfun GÜLER(BURDUR)
  5. Kenan GÜVERCİN  (HATAY)
  6. Bayram ER (SİVAS)
  7. Hasan Hüseyin ŞAHİN (HATAY)
  8. Mustafa GÜLER(Manisa)
  9. Ahmet İLHAN(Ankara/Etimesgut)( Ahmet oğlu Hikmet İLHAN'ın oğlu)

     1988/1 tertiplerden son askerimiz olan Vahap Akkoyun’unu da bu gün sevk ettik.  Vahap’ı uğurlayışımız biraz hüzünlü oldu. Yukarıda ismi geçen askerlerin bir kısmının resmi ile Vahap’ın uğurlanış resimleri yan taraftadır.
     Vahap için bir dizelik ağıt’ta söylediler…
     Gırık kiremitler,
     Damlar ağıyı
     Öksüz kalanlara
     Kimler bağıyı
     Mahab sünüs almış
     Esger oluyu
     Uyan baba uyan
     Oğlun yolcu eyle
      İnşallah teskerelerini alıp geldiklerinde de bir haber yaparız.
     Necmettin ağabeynin eşi Fatma ÖKSÜZ’ün ayağı, kayma sonucu kırıldı. Tedavi gördü, baston ile de olsa yürüyebiliyor. Fatma ablaya geçmiş olsun der acil şifalar dileriz. Bu gün Necmettin abi ile Fatma ablayı da Viyana’ya uğurladık. Sabahleyin çektiğim resmi, sen oraya varmadan bu resim oraya varacak diye söz vermiştim Necmettin abiye. Gecikmesi bu gün Malatya’da olmamdı. Özsüzlerin uğurlanışı ile çektiğim resim yan taraftadır.
      Necmettin ağabeynin resminin olduğu karede niye Siyam var diye düşünenler olabilir! Bavulları çekse idim, neden Siyam’ın orada olduğu anlaşılabilirdi… Siyam’ın münübüsü ile  hava alanına giderseniz,  ağırlığınız kadar, hatta ailenizin ağırlığı kadar da ağırlığınız olsa, Siyam bedelsiz olarak uçağa yükletiyor.
      Kelime Sevim’de böbreklerinden rahatsız, tedavi görüyor. Kelime bacıya bunu yazacağım dedim. Vala yazma haa… Müslüm duyarsa atlar gelir diyor. Müslüm abi atlanıp gelinecek bir durum yok.  Yan taraftaki resimde görüldüğü gibi normal hayatını  sürdürüyor Kelime bacı. Kelime bacının bu sözü üzerine, “Allah her bacıya böyle bir kardeş nasip ede” diye geçirdim içimden. Gerçektende, Kelime bacının üç kardeşi de, hâlâ geçmişin can ciğerlik bağı ile bağlılar birbirlerine.
        Resimde göreceğiniz o yaşlı adamın kim olduğunu merak edeceksiniz. Bu adamın adı Fazlı imiş. Fazlı mı dediğimde, Fazlı değil, “Haçovalı Fazlı NACAR diye beni düzeltti. Anlattıklarına  bakılırsa, Hacova'da 82 dul kadın varmış. Kendiside dulmuş. Fakat, torun tosun sahibiyim bana evlenmek yakışmaz diyor.(Bu hikayeyi, bugün Malatya’da bir çay ocağında dinledim.)

19 Şubat  2008      Almanya'da geçirdiği yüksek tansiyon rahatsızlığı sonucu yoğun bakıma alınan Hatice İLHAN'a geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.. Bu gün torunu Garip ARKADAŞ, anne annesi Hatice ablanın yoğun bakımdan çıktığını söyledi.       İş kazası sonucu ayağı kırılan Rıza abinin oğlu Ergün YAVUZ'a geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
      Yeter ÇİFTÇİLER, yüksek tansiyon sonucu yüz felci geçirdi. Üç hafta hastane de yatmasına rağmen yüzündeki görüntü hala normal olmaktan oldukça uzak. Bir iki yıl öncede aynı rahatsızlığı geçirmişti. O dönemden biraz bozukluk vardı yüzünde. Günde bir tane tansiyon ilacını ihmal etmesi ve yedikleri gıdalarda tansiyon faktörünü dikkate almaması, daha büyük bir şekilde bu hastalığın tekrarına yol açtı.
     Niye bu konuyu geniş tuttum?  Özellikle yaşlıların tansiyonunu hafife almasının nelere yol açtığına dikkat çekmek için...
   Mehmet ASLAN(Maccik) iki haftadır kalp rahatsızlığından dolayı hastanede yatmakta.
     Hastalarımıza geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
   
19 Şubat 2008     Bu gece karlı fırtınalı bir gece idi. Tipi de denilebilir; fakat kar yerleri beyazlatmasına rağmen pek yüksek değildi. Fakat, fırtına hala sürüyor ve dondurucu bir hava gece gündüz her yeri buza kestirdi.    Asker(İhsan İlhan'ın oğlu) ile Kemal(Erdal İlhan'ın oğlu)'ın ortak olduğu, Telekom'da çalışan münübüsleri kar ve dondan dolayı kayıp, bir elektrik direğine çarpmış. Kendileri zamanında aracı terk etmişler; fakat elektrik teli aracın üzerine düşmüş ve araca büyük zarar vermiş.
    Asker ile Kemal'e geçmiş der, bunun son kazaları olmalarını dileriz.
 
16 Şubat 2008       Bu gün, merhum Ali DİNDAROĞLU'nun kırkı dolaysı ile verilen yemekten çekilen görüntüler yan taraftadır.  Merhuma tanrıdan rahmet  kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
     İstanbul'dan, Sivas'tan ve Malatya'dan ailesi ve yakın akrabaları gelmişti. Gönül istiyor ki, bunları ve buraya bu gibi durumlar için gelen Fethiye'lileri, böylesi acılar gerekçesi ile değil de  bayramlar, düğünler, Festivaller... vb. sebeplerle görelim... 
 
 
ONLAR ÜMİDİN DÜŞMANIDIR SEVGİLİM...
Nazım Hikmet Ran
Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...
Onlar serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Bursada havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir-köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
12 Aralık 1945 / Nazım Hikmet
Yukarıdaki şiir, Nazım Hikmet'in kasabın koyunu, kurdun kuzuyu, Bush'un Irak halkını sevdiği gibi sevenleri tanımlamak için yazdığı bir şiiridir. Sevgilisi, bütün insanlar ve bütün alem olan insanların "sevgililer günü kutlu olsun."
Bugün sevgililer günü diye,
Tektaş yüzük almadım!
Saksıdan,
Kuru bir gül kopardım.
Baktım, gözlerinin içine,
Göz göze geldik!
Uzattım gülümü,
Gülüm kucaklayıp aldı gönlümü...
Koydu gönlüne!
Gönlünde gönlüm oldu,
Olduk gönül gönüle...
Tektaş yüzük ve kuru gül,
Armağan etmek istedi
Gönlümüzü,
Goncalara,
 inci mercanlara!..
                         xxxxxxxx
      Her yıl 14 Şubat günü, birçok ülkede Sevgililer Günü olarak kutlanır. Kökeni, Roma Katolik    Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü"(İngilizce: St. Valentine's Day) olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.[1]
     Aziz Valentin Gününün romantik aşk ile bağlantısı, Orta Çağ'ın sonlarına doğru, o zamanki akımlardan kaynaklanmış ve bu gün, zamanla dinsel özelliğini yitirmiştir. 1969 yılında dini takvimden de çıkarılarak dini anlamda kutlanması sona ermiştir
     Günümüzde, bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir. Tahminlere göre 14 Şubat günü, tüm dünyada 1 milyar civarında kart gönderilmektedir. Bunun yanı sıra hediye alımlarından kaynaklı piyasada satışlar artmaktadır.

12 Şubat 2008
        Hüseyin Koç, eşinin Almanya’ya gitmesi üzerine ahırdaki mallarını satmaya karar verir. Malatya’da bir çelikçiye yarin gel de bak der. Yarin sabah, başka bir çelikçinin köyde gezdiğini görür. Birde bu çelikçiye baktırır... Çelikçi iyi fiyat verir; fakat para veremez.  Malı götüreyim yarin gelin parasını alın der. İsterseniz iki saat sonra gelin parasını alın, para evde der. Çelikçi beni her kez tanır, Nihat abim çok iyi tanır der. Hüseyin Koç çelikçi ile Nihat’ın yanına gelirler. Nihat, “bunun sözü senettir, ben tanırım ver,” der. Hüseyin abi malları verir. Fakat bir gün önce çağırdığı çelikçi gelir. Hüseyin abi o çelikçiye mazot parası olarak elli ytl verir, malı sattım der.
     Hüseyin abi çarşıya gelir, hem kuruşsuz inekleri vermiş olduğundan, hem de diğer çelikçiye elli ytl verdiğinden dolayı rahatsız bir şekilde, malları verdiği çelikçinin  durumunu soruşturur. Kime sorsa, “üstüne bir tas su iç,” adam sahtekar derler. Hüseyin abi yatamaz sabaha kadar. Ben bu yaşıma kadar ilk defa tongaya düştüm diyerek kendini teselli etmeye başlar. Oysaki bir ay önce, Malatya’da canlı tavuk ve horuz satılan yerde, en irisini işaret ederek, “bu tavuk kaç para der? Satıcı, canın sağ olsun abi, atla deve değil ya," diye Hüseyin abiye bu en iri tavuğu satar. Daha münübüste iken birileri, “bu horoza benziyor,” der. Hüseyin abi, “yani bu yaşta biz tavuk diye horozu mu aldık, bu kadar şey miyiz ,”der. 
     Hüseyin abi akşam eve gelince, eşine “Saadet, bir tavuk aldım ki kuzu gibi, bunu ahıra at der.”  Ertesi sabah, sabahın geldiğini haber vermek için ""tavuk" ötmeye başlar.  Hüseyin abi, “Saadet bu ses nereden geliyor der?” Saadet abla,  “senin aldığın tavuktan”der...
        Hüseyin abi savuma olarak, “he.. ne bilem kuyruklarını yolmuşlar, kepezi de çıkmamıştı, tıpkı tavuk...”der.
        Nihat Hüseyin abiye kefil olduğu yetmezmiş gibi birde, Medine abla(Güneş)’in hikayesini anlatır. Bir çelikçi gelmiş, Medine ablanın ineğine müşteri olmuş. Ama inek sığırda. Çelikçi akşama kadar beklemiş ineği. Medine ablanın ineklerinin huyudur, sığırdan geldiklerinde ev yerine yayılmaya gider kimi zaman gece yarıları gelir kimi zaman ertesi gün...
        İnek gelir gece on ikide, çelikçi gece on ikide, bin yedi yüz ytl’ye ineği alır, fakat adını adresini bırakır yarin sabahleyin parasını vereceğini söyler... Pazarlığın bir aşamasında çelikçi Hasan’ı göstererek, “bu fiyet etmez emme, su çocuğun hatırı için bu parayı veriyorum,”der. Dilek’liyim, bağım bahçem var her geldiğimde sebzenizi meyvenizi getiririm, sanki parayla mı?” der.
         Medine abla sabahleyin Nihat’a ineği sattım der. Nihat’ta “kaça” der, oda, “1700’e,”der, “peşin mi” der, oda, “peşin”  der. Nihat’ta, “kimseye söyleme, iyi bir mal bulmuşsun,” der.
        Bir gün geçer beş gün geçer çelikçi gelmez. Medine ablada  gider Nihat’a: “durum, böyle böyle,”der. Nihat, “az daha direnseydin, o ineği iki bine bile satardın” der. Medine abla, “niye” der. Nihat, “çünkü adam para vermeyecek, ikide verir dörtte...”der. Nihat, “o inek ben diyeyim bin, sen de en fazla bin yüz eder,” diyor.
         Medine ablaya verilen adres doğru imiş, Medine abla bir yıldır bir iki yada bir para istemeye gidiyor.  “Adam gul gurban oluyu,”  “beni gördü mü yüzünü yere seriyi, ellerinden çıkılmıyı, hanımı çocukları hepside iyi insanlar...” diyor. Bu kadar iyi olmasına karşın, her seferinde, Medine abla “para yerine bir haftalık namus sözü ile geri dönüyor.”
        Nihat birde Hüseyin abiye bu durumu ballandıra ballandıra anlatıyor. Hüseyin abi yerinde duramıyor...
      Bu haberi taraflardan izin alarak yazdım. Hoş bir haber olsun diye. Umarım ismini verdiklerimin yakınları, bunu olumsuz değerlendirip, bana kızmazlar. Medine abla, benimde ablam... Hüseyin abi yazdığım için seviniyor.
Yine de talep olursa, bu haberi silerim.
Çelikçi: "Mal, büyük ve küçükbaş hayvan ticareti ile uğrasan."
a.s.
 Çare Siz seniz, çare sizsiniz>>>>
09 Şubat 2008     Bu gün Beldemizde Muharrem Lokması ve Aşure etkinliği ile  düzenlendi. Bu etkinliğe Belediye Başkanları, Muhtarlar,Kaymakam, Vali ve sivil toplum örgütlerinden Hacı Baktaşi Veli Vakfı Başkanı Hasan Meseli ile Zeynal Abidin Vakfı Başkanı ve diğer davetliler katıldı.    Proğram
  1. Atatürk ve Türk Büyüklerine bir dakikalık saygı duruşu.
  2. İstiklal Marşı
  3. Murat hocadan bir tilavet.*
  4. Belediye Başkanı Habib YÜCEL'in konuşması.
  5. İlçe Müftüsünün Konuşması.
  6. Malatya Belediye Başkanının Konuşması.
  7. Valinin konuşması ve Lokma ile Aşurenin sunulması şeklinde gerçekleşti.
         İlçemiz Müftüsü, Malatya Belediye Başkanı H. Cemal AKIN ile Malatya  Valisi  Halil İbrahim DAŞÖZ'ün konuşmaları, hatiplerin konusunda birikim sahipleri olduğu görüntüsü verdiler. 
         Özellikle Vali ile İlçemiz Müftüsünün konuşmaları, inancın batıni, iç anlamına dair hoş ve anlamlı bir konuşma idi. Malatya belediye başkanı ise konusuna  hakim olmasına karşın, bakışı diğerlerinden farklı idi. Birlik beraberlikten bahsederken, 8. İmam Cafer Us Sadık'ı,Aleviliğin çıkış noktası yapması ve İmam Şafii vb... İslam'ın ortodoks yorumunu benimseyen imamlar ile Caferi Sadık'ın arasındaki dostane bağların, her iki inancın kaynağının ortak olduğuna işaret ettiğinden falan bahsetti.
          Bu konuşmalardan çıkardığımız sonuç: "Onlar, bizi bizden iyi biliyorlar, onlar bizi bizden iyi anlatıyorlar ve en azından görünüştede olsa onlar bize bizim çoğumuzdan daha saygılılar... "
          Valimizin aşure yorumu bir yazı yazmaya değecek bir boyutta... Bu konuşmadan yola çıkarak "onlar ile biz" deyimleri bölücülüğe değil  birada  yaşayan farklılıklara dair bir göndermedir.
 *Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre Tilavet: Kur'an'ı güzel ve yüksek sesle, usulünce okuma.
  
 
07 Şubat 2008    Merhum Doğan GÖÇER'in senesi dolaysı ile bir yemek döktüler. Muharrem ayı dolaysı ile tatlı olarak ta aşure yapılmıştı. Merhuma rahmet aşurenin kabulünü dileriz.a.s
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text