| | 19 Temmuz 2008 tarihinde yapılacak olan 4.Fethiye Kültür ve Sanat Festivaline Katılacak Sanatçılar. Festivalimizde sahne alan Grup MOZAK'!in Videosunu izlemek için tıklayınız.>>> Elimize şimdilik yalnızca Gurup MOZAİK'in videosu geçtiği için konserin yalnızca bu kısmını koyduk. Diğer videolara ulaşınca onlarıda derhal sitemizde görebileceksiniz. DİĞER HABERLER İÇİN AŞAĞIYA BAKINIZ... | | | 28 Temmuz 2008 | Bugün, Belediye ile Yusuf PEKTAŞ'ın kurbanlarından bir lokma yapıldı ve Belediye parkında halka sunuldu. Tanrı kabul etsin. Yeni yapılan mezarlardan merhum Ali DİNDAROĞLU'nunki Işıkhasanlılar, merhum Abuseyif SEVİM, Mehmet Ali GÜNEŞ ile Tamiş GÜNEŞ'in mezarları Ahmetcenliler, Cafer ÇEVİKER ile yakınlarının mezar resimleri ise Karabuşlular mezarlığı resim albümlerine ilave edilmiştir. Bu hususta talep vardı. Bende bu talebe karşılık bu resimleri ekledim. | | | 26 Temmuz 2008 | SDHP Genel Başkanı Sayın Erdal İNÖNÜ, DSP Genel Başkanı Sayın İsmail CEM'den sonra, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL, Beldemizi Ziyaret eden 3. Genel Başkan oldu. Bir kahvemizi içer ve kısada olsa bir konuşma yapar diye her türlü hazırlıkları yapmıştık. Fakat o, otobüsten inip kurbanın canını bağışladı ve bir kaç kişi ile tokalaşıp otobüse bindi ve önünün halk tarafından kesilip inmeye zorlanmasına rağmen programının yoğunluğunu gerekçe göstererek, otobüsten el sallayarak gitti. Yani "Selamsız Bandosu" filmindeki gibi bir durum oldu. Sayın Genel Başkanın, Şanlıurfa'da söylediği, "bir insanın etnik kökeni onun onurudur," babındaki açılımın benzerini, "Alevilik" hususunda da burada yada Arguvan'da yapacağını ümit ederek Arguvan konuşmasını kaydettim, fakat sözler geçmişin sıradanlığını aşamadı. Anlaşılan, kendimizi Deniz BAYKAL'Iın gözünde fazla ciddiye almışız... Bende (tv'den)çektiğim videoyu sildim. | | | | Mehmet(bilinen adı Mamoğ-Hüseyin oğlu) AKDOĞAN bu gün(23 Temmuz 2008) Hakka yürümüştür. Merhuma Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. Merhumun naaşının Almanya'dan getirilip beldemizde defin edilmesi beklenmekte. | | | 20 Temmuz 2008 | Merhum, Hasan ŞENOL'un üçü dolaysı ile yakınları bir yemek verdi. Merhuma tekrar Tanrıdan rahmet acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. | | | | Şimdilik 5-600 resim eklendi, ilave resim ve videolar eklenecektir. Derli Divani'nin Cem'inden görüntüler içeren videoyu izlemek için tıklayınız.>>> | | 21 Temmuz 2008 | Merhum Mehmet Ali GÜNEŞ'in anısına ailesi bir yemek verdi. Merhuma Tanrıdan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. | | 18 Temmuz 2008 | Hasan ŞENOL(Veli oğlu) bu gün(17 Temmuz 2008) Hakka yürümüştür. Merhuma Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. Merhumun naaşının Almanya'dan getirilip, beldemizin Cumhuriyet Mahallesindeki Mezarlığında 18 Temmuz 2008 tarihinde defin edildi. Resimler kayma oranı yüksek, seçmeden koydum. Fotoğraf makinem biraz deforme oldu. Bir yılda, 10-15 bine yakın resim... Az değil.. Video için tıklayınız.>>>> | | | 15 Temmuz 2008 / Adıyaman'lı Mevsimlik İşçi çocuklar ile Aşağı Tenci'den Görüntüler | Vesayetçiler, Laiklik Cumhuriyet karşıtı, İrticai faaliyetlerin odağı olmak... Bölücü faaliyetlerin odağı olmak... gibi tehlikeleri gerekçe gösterilerek, bu ülkede darbeler yapmış, muhtıralar vermiş, fezlekeler düzenlemiş ve düzenlenmekte… bu vatanın, bu halkın menfaati adına… Fakat, hiçbirinin aklına, en büyük tehlikenin yoksulluk, yolsuzluk, hukuksuzluk, demokrasisizlik olduğu gelmemiş… Bu ülkede hiçbir kesimden, zenginlik, özgürlük, demokrasi ve hukuk karşıtı faaliyetlerin odağı olmak gibi bir gerekçe ile ne darbeler yapılmış, ne muhtıralar verilmiş nede fezlekeler düzenlenmiştir… Birileri, Kenan paşanın dediği gibi, “egemenlik halkındır; fakat bu ülkenin de bir sahibi” vardır anlayışı ile düzenler bozmuş, düzenler kurmuş. Gaz vermekten de geri kalmamışlar: “Ne Mutlu Türküm Diyene,” “Bir Türk Cihana Bedeldir…”vs. Bu resimlerde gördüğünüz, 12,13 yaşlarındaki çocuklar Adıyaman’dan, Urfa’dan… buralara mevsimlik işçi olarak sabah 7, akşam 7 saatleri arasında, günde 12 saat kızgın güneşin altında, kükürt buharının genizlere çakılır gibi vurduğu islim damlarında kasalar ile kayısılar dizip çıkarıyor ve seriyorlar... 12 saatlik yevmiyenin karşılığı 15 ytl… Hiçbir sosyal güvenceleri yok… Yemek işçinin üzerine. Bu yevmi yelerinin %10 yada %15 ise “elçi”ye, yani onlara buralarda iş bulan ve onların gelip gitmesine aracılık edenlere… Bir işveren anlatıyor, bir gün ben yemek verdim, bir öğünde 7 kişi on ekmek yedi. Bir somun ,50 ytl. Yani, bir işçi her öğün yalnızca katıksız bir ekmek yese, o işçinin yevmiyesi, 13,5. ytl’ye düşüyor… Yese mi, yemese mi? Zenginlik(kişi başı GSMH) açısından , Norveç’ten yaklaşık 15 kat, ABD’den yaklaşık 6 kat, Japonya’dan, yaklaşık 8 kat… hatta komşumuz Yunanistan’dan ise yaklaşık 3,5 kat daha fakirken ve onlar bizden daha özgür, daha demokratik, daha adil toplumlar kurmuş yaşıyorken, nasıl “cihana bedel” yada “ne mutlu” olabiliyoruz… Öyle görülüyor ki, birileri bizi aldatıyor ve kendi ikballerini, memleketin istikbali gibi gösteriyor ve düzenler bozuyor, düzenler kuruyor… Her halde de, hep kurtarılmak istendiği söylenilen halk kayıp ediyor… Her, darbede, muhtırada, fezlekede kurtarılmak istenilenler değil, kurtarıcılar kurtuluyor ve kazanıyor… Kimse bu vesayetçilerden demokratik, sosyal hukuk devleti karşıtı, bu halkın daha zengin, daha özgür ve daha adil bir toplumda yaşamasının karşıtı faaliyetlerin odağı olmaktan dolayı, bir darbe yapacağını, bir muhtıra vereceğini nede bir fezleke düzenleyeceğini beklemesin, hatta aklına bile getirmesin… Bu ülkenin asıl sahipleri, vesayetçiler değil halktır… Egemenlik te, ülkenin gerçek sahipleri de halktır. Bunu halk, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini evrensel standartlarda tesis ederek gerçekleştirecektir… Çek lider Vaslav Havel: "İnsanlar sınırlardan önemlidir" demişti... Lev Tolstoy'un Savaş ve Barış adlı eserinden esinlenen Ahmet ALTAN'ın deyişi ile: "Bir tek çocuğun hayatını kurtarabileceğimi bilsem vatanımdan, bayrağımdan, dinimden, ırkımdan vazgeçerim." ..."benim için bir çocuktan daha önemli bir vatan, bir bayrak, bir din, bir ırk yoktur" (Ahmet ALTAN, 2006 Hürriyet) diyerek dünyaya bakan ve hayatla olan bütün ilişkilerini bu temele dayandıran insanların çoğalması ile daha adil, daha demokratik, daha özgür ve daha mutlu bir dünya kurabiliriz yada en azından bunun için daha umutlu olabiliriz. | | | | Hacıoğlu Kemal'in torunu, Merdan'ın oğlu Mert'in bu gün sünnet düğünü yapıldı. Mert'a sağlık sıhhat, mutluluk ve insanlığa yaralı bir ömür dileriz. | 13 Temmuz 2008 | Geçen yıl kaybettiğimiz merhum Abuseyif SEVİ^'n senesi dolaysı ile ailesi bir yemek verdi. Merhuma Tanrıdan Rahmet, kederli yakınlarına tekrar sabır ve başsağlığı dileriz. Karnımızı doyuramayan bu çorak ülkede kalır hep aklımız… Gittiğimiz yere, arkamızdan gelir köyümüz ve biz başka bir şey umsak da daha iyi dediğimiz başka bir ülkede, peşimizden getirdiğimiz içimizdeki köy, bizi köklerimizi sarmalayan topraklara getirir sonunda… Bir başka ülkede yaşasak ta, içimizdeki acıda, yüzümüzdeki hüzünde gizlidir, sevdiklerimizi getirip gömdüğümüz toprağın mayası… Ober-Ramstadt’ta, Köln’de yada Viyana’da bedenimizin bulunuyor olması şimdilik, pekte önemli değildir. Bütün yeryüzünde, aslında köyümüzdeki benimizle yaşarız… Sevdiklerini getirip bu topraklara verenlerde ben bu izleri gördüm ve bu duygu bende Kontantin Kavafis’in şu dizelerini aklıma getirdi. "bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin, "bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet. her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya; -bir ceset gibi- gömülü kalbim. aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede? yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam, kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede." yeni bir ülke bulamazsın. bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma- bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok. Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de. | | | | Merhume Fatma AYDEMİR'i Senesi dolaysı ile bu gün(11 Temmuz 2008), ailesi bir yemek verdi. Merhumeye, tekrar Tanrı'dan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. | | 10 Temmuz 2008 | Eski İlkokulumuzun bulunduğu yere, bu gün Belediye Hizmet Binasının temeli atıldı. Fethiye'ye ve Fethiyeliye hayırlı olmasını dileriz. Bu binanın kapalı alanı, yaklaşık 500 metrekare kadar olacak. | | 09 Temmuz 2008 | Gülşen ile Serkan'ın Kına ile Nişanı 09 Temmuz 2008 tarihinde Fethiye Kültür Evinde yapıldı. Düğünleri ise 11 Temmuz 2008 tarihinde Sivas Öğretmen evi'nde yapılacaktır. Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. İki adet video çektik; izlemek için tıklayınız.>>>
| | | | Burcu ile Mustafa 06 Temmuz 2008 tarihinde nişanlandılar. Çiftlere daimi mutluluklar dileriz. Mustafa, Gosti amcanın torunu, Mustafa abinin oğlu. Şimdilik Adana'da oturuyorlar. Kız, beş on yıl kadar önce kooperatifimizde çalışan Arguvan'lı Hüseyin abinin kızı. Malatya'da oturuyorlar. Fotoğraf makinesi ile çekilmiş Videolar için tıklayınız.>>> |  | | |
Yılmaz Güler’e yanıt KADINLARIMIZ …. Ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan…. Nazım Hikmet Geçen yıl kayıp ettiğimiz merhum Abuseyif Sevim’in vefatı sonrasında, Ali Ekber Pektaş ile Hasan Özacar, haklı olarak bir noktanın altını çizmişlerdi… Saçını başını yolan, figan feryat eden, yıllarca karalar bağlayan ve bağlayacak olan olan… ve her halükarda bu acının en ağır faturasını ödeyecek kadınlar olmasına rağmen, neden biz, erkekler serin, havadar yerlerde otururken onları bir odaya bu sıcakta balık istifler gibi tıkmışız… bu yaşananlar yanlışımız, ayıbımız değil mi? Diye! Yarıdan fazlamız, yarım asrını, medeni dünyanın merkezlerde geçirmekte iken, hala, yarım asır öncenin kırsalının zihniyeti ile yaşıyor olmamız, altı çizilmesi ve üzerinde derin, derin düşünülmesi gereken bir gerçeğimizdir. Yarım asırlık batı deneyimimize rağmen, yarım asır sonra dahi hala doğululuğumuzdan, köylümüzden kopamamışlığımızın bir vesikasıdır da bunlar. Neden, kadın ve erkekler bir arada oturamıyoruz, neden aile ortamında erkekler otururken kadınlar erkeklerin masasına hizmet ediyor… vb. Soru çok, sorun çok, yara büyük…1950’lerin dondurulmuş kafası hala iki binlerde çözülmedi. Bir şey oluyor ama oda, o zihniyeti biz devralıp sürdürüyoruz… Saadete gelelim, bu gibi durumlar mesai saatinde olduğunda bekleyemiyorum. Erkeklerin kalkıp, boşalttıkları sandalyelere kadınları oturup, onlara servis yapılması, bir saat kadar zaman alıyor. Bu da ilaveten benim bir saat daha oralar da kalmamı gerektiriyor. Kimi zamanlar kalabiliyorum, kimi zamanlar bu mümkün olmuyor. Ama gönlümden geçen şu: Bütün düğünlerde ve cenazelerde bulunmak ve o anları belgelemek… Fakat, bu gün için elimizden gelen bu… Sorun aslında kadınlar, erkek egemen toplum sorunu... Hani kutlarız ya "Anneler Günü," " 8 Mart Dünya Kadınlar Günü," diye…Bu gibi günlerde, hamasi konuşmalar yaparak gündeme getirdiğimiz kadınlar... Sorunu dile getirme sekte, geçekte onların, ikinci sınıf konumda oluşu... Yani, dillerimiz başka şeyler söylese, kanunlar başka kurallar ve tanımlar yapsa da, sosyal hayatın değiştiremediğimiz, utanç verici gerçeği bu! Çözümü ne yönde aramalıyız, biliyor musunuz? Devam eden sorunun içinde… Modern evler, araçlar, yeme içme, giyim kuşamla çağdaş olunmuyor… Yarım asırda, birkaç asra sığacak zenginleşme yaşadık; fakat zihniyet olarak hala 20. yy.’ başındayız... Örnek mi: Köyümüzde yaptırdığımız, yüz bin Euroluk evlerde, yüz tane kitap yok… . Türkiye'de temel ihtiyaç maddeleri sıralamasında kitap 235. sırada yer alıyor. Japonya’da ortalama eğitim yılı 16, bizde dört… Aşağıdaki makale bu konuda oldukça aydınlatıcı fikirler sunuyor…
NE KADAR OKUYORUZ? NİÇİN OKUMALIYIZ ? Ahmet YILDIZ Kitap okumanın önemini hepimiz kabul ederiz. Ancak kitap okumanın önemini bilme ile kitap okuma arasında oldukça büyük uçurumlar vardır. Ayrıca araştırmalar ve istatistikler gelişmişlik, demokratikleşme, düşünme, üretme ile kitap okuma ve kitap tüketme arasında bir bağlantının olduğunu göstermektedir. Ve size birkaç araştırma ve istatistik; Dünya ortalamasına göre Kişi başına kitaba ödenen para 1.3 dolardır. Kişi başına kitaba; Norveçli 137 dolar, alman 122 dolar, Belçikalı 100 dolar, güney Koreli 39 dolar harcar iken biz Türkler sadece 0.45dolar (45 sent) harcamaktayız. Kitaba para harcama konusunda cimri olan bizler zaman konusunda da kitap okumaya oldukça az zaman ayırmaktayız. Bizim kitap okumaya ayırdığımız zamanın; 300 katını bir Norveçli ayırıyor. 210 katını bir Amerika’lı ayırıyor. 87 katını bir İngiliz ayırıyor. 87 katını bir Japon ayırıyor. Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan üç kat daha fazladır. Ülkemizde kitap okuma alışkanlığının az olması kitap piyasasını da olumsuz yönde etkilemiştir. Bu da bilgi üretmeyi, tüketmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Kitap piyasası cirosu Amerika 25.5 Milyar $, Japonya da 10.5 Milyar $, Almanya da 10 Milyar $ ve Türkiye de sadece 30 Milyon $ dır. 1997Yılında Almanya’da seksenbin kitap basılırken Türkiye’de basılan kitap sayısı altı bin civarındaydı. Bu durum kişi başına düşen kitap sayısını da etkilemektedir. Bir yılda basılan kitap sayısına göre; İsrail 1169 kişiye bir kitap, Almanya 1022 kişiye bir kitap, Japonya 600 kişiye bir kitap ve Türkiye 10.600 kişiye bir kitap ancak düşmektedir. 1990 yılında İran da 9289 kitap basılırken bundan iki yıl sonra bile ülkemizde 6151 kitap basılmıştır. Bir yılda okuduğumuz kitap sayısı da dünya ortalamasından oldukça düşüktür. Bir Japon bir yılda ortalama 25 kitap okuyor. Bir İsviçreli yılda ortalama 10 kitap okuyor. Bir Fransız yılda ortalama 7 kitap okuyor. Türkiye’de ise 6 Türk’e yılda sadece bir kitap düşüyor. Milli eğitim bakanlığı 1993 yılında kitap okuma üzerine bir araştırma yapmış. Bu araştırmada niçin kitap okunmuyor sorusuna verilen cevaplar şu şekildedir; %50,2 kitap okuma alışkanlığım yok, %16,6 yeterince zamanım yok, %10,6 Boş zamanım çok yoğun geçiyor. %10,5 T.v. Video... Tercih ediyorum, %4,6 kitap fiyatları pahalı, %3,4 derslerim çok yoğun,%1,9 diğer sebepler ve geriye kalan cevapsız. Yine aynı araştırmada gençlerin; %61 i son bir ayda hiç kitap okumamış, %13.4 ü son bir ayda bir kitap okumuş, Ülkemizde en çok kitap okuması gereken kişiler gözüyle bakılan Üniversite Gençleri arasında Kitap okuma oranı bile % 37.1 dir. Ankara üniversitesinin yaptığı ; “ilköğretim okulları ders kitaplarında kelimeler ve kavramlar” konulu bir araştırma geleceğimizi yetiştirirken kullandığımız ders kitaplarının durumunu çok iyi açıklamaktadır. Ders kitaplarındaki kelime ve kavram sayısı; A.B.D. Ders kitaplarında 71.618, ALMANYA Ders kitaplarında 70.400 ,JAPONYA, Ders kitaplarında 44. 224, İTALYA Ders kitaplarında 31.762, FRANSA Ders kitaplarında 30.193, SUUDİ ARABİSTAN ders kitaplarında 13.576, TÜRKİYE ki Ders kitaplarında ise bu sayı 7.260olarak tespit edilmiştir. Yine aynı araştırmada ülkemizdeki ders kitaplarının resim, fotoğraf, karikatür, afiş, şema ve tablo açısından da düğer ülkelere oranla çok fakir olduğunu göstertmektedir. Günlük gelişmeleri izleyebileceğimiz “gazeteler”’in durumunun da kitaplarla aynı olduğu söylenebilir. Bin NORVEÇ’li den 558 i Gazete okuyor. Bin JAPON’dan 557 si Gazete okuyor Bin FİNLİ’den 445 i Gazete okuyor Bin İSVEÇ’liden 430 i Gazete okuyor Bin KOSTARİKA’lıdan 412 Gazete okuyor. Bin ARJANTİN’liden 62 si Gazete okuyor Bin TÜRK’ten 61 i Gazete okuyor. Bin ÇİN’liden 36 sı Gazete okuyor Bin UKRAYNA’lıdan 3 ü Gazete okuyor. Kitap ve gazete okuma konusunda hem para, hem zaman konusunda cimri olduğumuz gibi bazı konularda hiç cimri olmadığımızda bir gerçektir. Ülkemizde 95.000 kişiye bir kütüphane düşerken 95 kişiye bir kahvehane düşmektedir. Bir kitabın zar zor 5-10 bin baskı yaptığı ülkemizde bir kaset milyonlarca satabilmektedir. Kitaba para vermeyen aydınlarımız bile sigaraya milyonlar verebilmektedir. Ülkemiz ekonomik, sosyal ve siyasal alanda önemli gelişmeler olmasına rağmen kitap, dergi, gazete okuma ve önemi konusunda hala problemlerimiz devam etmektedir. Bu sorunu çözecek olan kişiler ise sadece ve sadece kitap okuma alışkanlığını kazanan gençler olacaktır. Ünlü alman dergisi Bild Der Wissenschaft dergisindeki geleceğin dünyası konusunda tahminler oldukça ilginç ve önemlidir; • Yıl 2005 AIDS tedavisinde başarı yakalanacak. • Yıl 2009 Şeker hastalığının nedeni bulunacak. • Yıl 2010 ABD. Semalarında Uçan otomobiller görünecek. • Yıl 2012 Elektronik tercümanlar anında bire bir çeviri yapacak. • Yıl 2015 Kan tahlilleri damarların içinde yüzen küçük aletlerle yapılacak. • Yıl 2016 Mars Gezegenine ilk insan ayakları basacak. • Yıl 2019 Alzheimer Hastalığının tedavisi bulunacak. • Yıl 2025 Ayrıntılı protez el-ayak yapılacak. • Yıl 2040 Robotların aklı ve şuuru olacak. • Yıl 2050 Atom çekirdeğini eriten ilk santral kurulacak. Dünyada hızla meydana gelen bu değişmeler ve gelişmelere ulaşmanın ve bu yarışta ülkemizin geri kalmamasının en önemli yolu hiç kuşkusuz okumaktır. James Hawel dediği gibi; “Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kağıttır” Yazıyı ekleyen: Simla Akalın *** Para ile satın alamadıklarımızı anlatan dizeler... Para ev satın alabilir, fakat yuva satın alamaz. • Para yatak satın alabilir, fakat uyku satın alamaz. • Para saat satın alabilir, fakat zaman satın alamaz. • Para kitap satın alabilir, fakat bilgi satın alamaz. • Para yiyecek satın alabilir, fakat iştah satın alamaz. • Para makam satın alabilir, fakat saygınlık satın alamaz. • Para kan satın alabilir, fakat yaşam satın alamaz. • Para ilaç satın alabilir, fakat sağlık satın alamaz. • Para seks satın alabilir, fakat aşk satın alamaz. • Para sigorta satın alabilir, fakat güvenlik satın alamaz. • Para su satın alabilir, fakat deniz alamaz. | | | | 06 Temmuz 2008 | Şakal bırakan ve kendini dine veren Cumali ALTUNOK, islim damına bile "Huzur Aş Evi" yazdı. Cumali'nin dindarlığında bir fark var; inancımıza göre, alkol günah değil, caizdir, bu gibi fikirler dinimize sonradan girmiştir, diyor... Bu vesile ile kayısı hasadından çektiğim çeşitli görüntüler ile Yusuf ÖZACAR, Nazeret ALTUN ile Ali EROL'un inşaatından çektiğim diğer görüntüler yan taraftaki linktedir. | | | 05 Temmuz 2008 | Bu gün merhume Yeter Göçer'in Kırkı dolaysı ile ailesi bir yemek verdi. Havalar sıcak olduğu için, yemek Naki Öksüz'ün evinin altındaki geniş odalarda sunuldu. Merhumeye Tanrıdan tekrar rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. Bu yemekten çektiğimiz resimler yan taraftaki linktedir ve İmamın yemek duası ile ilgili video ise aşağıdaki linktedir. İmamdan bahsetmişken, geçmişten beri, geleneksel usullerle köyümüze getirilen ve iaşesini, geçimini ise köy halkının verdiği yılda bir defalık arpa buğday yada bir iki tenekelik buğday bedeline karşılık olarak verilen paralarla sağlayan, Hüseyin Şahin hoca, göçünü yükledi ve köyü olan Sivas Zara'ya gitti... Kanımca, ilerde beldemizin tarihini yazan, belgeleyen araştırmacılar, Hüseyin Hoca ile bu geleneksel yapının çözüldüğünü ve sonlandığını yazacaklar! Hüseyin hoca, köylü artık eskisinden farklı olarak yıllık "hoca hakkını" vermeye yanaşmıyor demiş. Yani her yıl vermeyenlerin sayısı artarmış Geçen sene 40 kişi vermedi demiş... Şimdi bir kısım insan, kendilerine bakarak herkesin de kendileri gibi bonkör olduğunu ve cenazeleri sonrasında kendilerinin "şu kadar" harçlık verdiğini ve bunu herkesin yılda verdiğinde, yılda "bilmem şu" kadar olacağını aklına getirmiştir... Fakat, Hüseyin Hoca, her cenazeyi indirip kaldıran hoca olmaktan giderek çıkmakta idi... Bu ise daha düşük gelir ve hocanın itibarının, daha aşağı eğimli bir çizgiye girmesi demekti... Bütün haklar verilese idi bile(cenazeler, mezar duaları...vb.dahil), yıllık gelirinin tavanı beş bin ytl ancak olurdu. Diyanetin imamının, bu memlekete bir yıllık maliyeti ise, brüt yaklaşık on beş bin yt'den aşağı değil. Bu konuyla ilgili olarak içimden duygusal bir cümle geçti... Ama, bu cümleyi kurmuyorum... Mysapace video bölümüne, merhume Yeter Göçer'in kırkından, Nihat Açıkgöz'ün anlattıklarından ve Tarhana yapımından çekilmiş videoları koydum.>>> | | | | Gülşen ile Serkan'ın Kına ile Nişanı 09 Temmuz 2008 tarihinde Fethiye Kültür Evinde ve düğünleri ise 11 Temmuz 2008 tarihinde Sivas Öğretmen evi'nde yapılacaktır.(Gülşen Ali İhsan ÇAĞLAR'ın kızı) Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. Bu gün için yalnızca Davetiyeyi koymuş olduğumuz albüme, mümkün olursa Nişan ve kınadan çekilmiş olan resimleri de koyacağız. | | | 02 Temmuz 2008 | | Kuraklık dolaysı ile Kıızıldeli' Türbesinin önünde akan çeşme kurudu. Şimdi Kızıldeli Türbesinin önüne, Tencililer artezyenin maliyetini ve çıkarsa suyunu da ortak paylaşacakları bir artezyen kuyusu açtırıyor. İlgili görüntüler ile beldemizden çektiğim diğer görüntüler için, yukarıdaki resmi tıklayınız. | | | | Caner ile Seda Bıçakcıoğlu'nun Nişanı 30 Haziran 2008 | | Enver İle Simge AYLAZ'ın Düğünü / 28 Haziran 2008 | 28 Haziran 2008 tarihinde, Enver ile Simge AYLAZ evlendiler(Enver, Hüseyin Bıcakcıoğlu'nun torunu). Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. Resimler videolar konusunda kendilerinden izin aldık. Bu düğünle ilgili İlave videolarımız olacak. Videolar için tıklayınız.>>> 30 Haziran 2008 tarihinde, Caner ile Seda Bıçakcıoğlu nişanlandılar. Nişanlılar ömür boyu mutluklar dileriz. Resimleri, Resimleri, Caner'in arkadaşı oğlum Ali çekti. | | | | Vahap(Özilhan) abi, gelde şu bizim inşaatın resmini çek ki, Yılmaz atılan demirleri görsün dedi, bende gittim ve Yılmaz İLHAN'ın inşaatının resimlerini çektim... Bu inşaatı yapan Şahin usta, Kültür Evini de yapan ustadır. Şahin usta, Ali EROL ile Ali ÇEVİKER'in inşaatını da yapmayı almış. Yılmaz ilhan ile Ali EROL'un inşaatının dışındaki inşaatlarda yeni bir çalışma yok. Çalışan işçileri de çektim. Adıyaman'lılar imiş. Biri ben Almanya'ya gitmek istedim gidemedim, benim resmim gitsin dediğinden onunda resmini çektim. DENEME | | |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder