Social Icons

25 Eylül 2008 Perşembe

Malatya Fethiye: 2008 yılı Eylül Ayı Haberleri

                                    2008 yılı Eylül Ayı Haberleri

                                                
    Yarin, 01 Ekim 2008 tarihinde Bayram haberleri ile resimlerini koyacağım.
  30/09/2008-a.s.


    Değerli Fethiyeliler

    Bugünkü yapmış olduğumuz Toplantıda alınan karar.Tüm Fethiyeliye ve Fethiyeliye gönül veren dostlara Hayırlı olsun.

    Değerli dostlar çıkan karar Aile basına 300 euro'dur.
    Bu paranın toplanmasına başlanmıştır.

    Saygılarımla
Yönetim Kurulu adına Başkan
Necat Altun (Avadis)
28.09.2008
Güven sana mail yolladım, oku.
 
     Songül ile Erkan’ın Düğünü, 29 Ağustos 2008 tarihinde yapıldı. Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.
          Merhume Adile ÇAĞLAR'ın ailesi bugün (27 Eylüll 2008 tarihinde), merhumenin ilk bayramı olması dolaysı ile Cem Evinde bir yemek verdi.
      Merhumeye tekrar tanrıdan rahmet ve kederli yakınları sabır ve başsağlığı dileriz.
    Bu geceden beri yağmur yağıyor. Bir kaç dakikalık yağmur videosunu izlemek için tıklayınız.>>>
 
          Merhume Ayşe YAVUZ'un ailesi, 25 Eylül 2008 tarihinde, merhumenin ilk bayramı olması dolaysı ile Cem Evinde bir yemek verdi.
      Merhumeye tekrar tanrıdan rahmet ve kederli yakınları sabır ve başsağlığı dileriz.
 
     
     Songül ile Erkan’ın Düğünü, 29 Ağustos 2008 tarihinde yapılacak. Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.
 

    Gurbetçilerimizin, izin sonucu dönüşleri başladı. Bu gece saat 00.01’de Almanya’ya uçacak gurbetçilerimizin bazıları şunlardır:
1.    Mehmet Ali SEVİM
2.    Zekine SEVİM
3.    Zeynep KORYÜREK
4.    Zeynep OLGUN
5.    Bektaş AYDOĞDU
6.    Behzat AĞKOÇ
7.    Salman İNCE
8.    Seliha İNCE
9.    Turap AKŞAHİN
10.                      Yadiğar AKŞAHİN
11.                      Yusuf ÇALIŞKANOĞLU
12.                      Satı ÇALIŞKANOĞLU
13.                      Hasan ÖZACAR
14.                      Fikriye ÖZACAR
      Sayının daha fazla olduğu söyleniyor; fakat hatırlayabildiğim bunlardır. Umit Ali ÖZACAR’ın Hacı Bektaşi Veli’den çektiği resimler yan taraftaki linktedir. Birde Ali KIZILTUĞ’un “Benim O ellerde alacağım var” müziğinden yaptığım kılıp yahoo Video’dadır. Bu videoda kullandığım resimlerin hepsi benim çekimdir… Zamanım dar olduğundan, beklediğim gibi olmadı. Bu albümdeki eski resimler, Merhum Hüseyin ARI ile aile üyelerinindir. Bu resimler ile diğerlerini, aile albümüne koyacağım.
      Önümüzdeki hafta Cuma’dan, bir sonraki Pazartesi’ne kadar ülkemizdeki resmi daireler resmi tatilde. 
       Geçen yıl Aralık ayında, Şubat ayında birikmiş işlerimi bitirirsem, okuyup yazmaya zaman bulurum, demiştim... Bir işi bitirmeden, öngörülmeyen yeni işler çıktı ve bu güne geldik. Yine aynı şeyi söylüyorum; ama, durum eskisi gibi olacağa benziyor. Çünkü, işlem hacmi arttı. Ne kadar arttı derseniz üç yıl öncesine göre, muğlak cevap olarak rekor denecek miktarda diyebiliriz.. Daha çok gelir gider demek, daha çok iş demektir. Bu ise benim içini daha çok iş ve daha düşük ücret demektir.
       Neyse, bu gibi sebeplerden dolayı, yapmayı düşündüğüm bir çok şeyi ertelemiş oluyorum. Ertelediğim, işlerden biride Velibaba’nın Mezarında Akbabalar ile Abuseyif KINIK’ın bir ahdi yerine getirmek için yaptıklarının Video ve resim görüntülerini, ilgili konuya dair bir yazı yazıp koymaktı. Hala yazamadım… (Video ve resimleri Bayramda koyacağım; fakat yazımı erteledim. Sebeplerden biri, inancımızın ölüm ve insanın cevherine dair yeni bilgilerdir. Bu bilgileri henüz kafamda, benim diyebileceğim bir görüşün oluşması için yetersiz. İlerde böyle bir yazı yazdığımda, o sayfaya ilaveten aynı video ve resimleri ekleyeceğim) Yazamamamın sebeplerinden biri, işyerindeki işler, diğeri ise Ziyaretçi Defterine yazılan yazılara vereceğim birkaç paragraflık yanıt için yüzlerce sayfa araştırma yapmadır. Fakat bunların engel olmaması gerek.
     Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar
düzenleniyor. iste bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen,
çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine:

* "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş. Ve masanın üzerine kocaman bir
kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış,
dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.
Kavanozda tas parçası için yer kalmayınca sormuş:

* "Kavanoz doldu mu?"

Sınıftaki herkes,
* "Evet, doldu" yanıtını vermiş.

* "Demek doldu ha" demiş hoca.
Hemen eğilip bir kova küçük çakıl tası çıkartmış, kavanozun tepesine
dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların
sağına soluna yerleşmişler...

Yeniden sormuş öğrencilerine:
* "Kavanoz doldu mu?"

İsin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler,
* "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.
·        "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir
kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük tasların
arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden:

* "Kavanoz doldu mu?"
* "Hayır dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler. Yine
* "Aferin" demiş hoca.

Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.
Sormuş:
* "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"

Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış:
* "Su dersi çıkarttık. Günlük is programımız ne kadar dolu olursa
olsun, her zaman yeni isler için zaman bulabilirsiniz."

* "Hayır" demiş öğretmen. "Çıkartılması gereken asil ders su; Eğer büyük
tas parçalarını bastan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."
Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:

* "Hayatınızdaki büyük tas parçaları hangileri? Onları ilk is olarak
·        kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup
büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?"

Ya siz? Kaya parçalarına öncelik veriyor musunuz?”

 
 
 
     İlköğretim Haftası dolaysı ile bir gurup İlköğretim Okulu Öğrencisi ile Hamit hoca belediyemize çiçeklerle geldi. Öğrenci ve öğretmenlerimizin İlköğretim haftasını kutlar ve yeni heyecanlara vesile olmasını dileriz.
     Biz unutmuştuk, daha doğrusu aklımızda bile değildi. Ama onlar bize hatırlattı… Burası önemli bir nokta.  Bu seneki Festivalimizde, bizim evin önüne, eşiğe kadar bir genç kitap sergilemiş, satıyordu. Bende arada bir gece eve girer çıkarken genç, mahcup bir dille “abi, rahatsız ediyoruz ama…” gibisinden cümleler kuruyordu. Bende onun sözünü ağzında kor gibi bir üslupla, “ne rahatsızlığı, lütfen …” gibisinden cevaplar veriyordum.
     Bense o gün, Dertli Divani’yi yalız bırakmamak için, öğlen(sonrada akşam) yemeği yiyemedim-Dertli Divani ile bir tanışıklığım yok. Bunu ima etmiyorum. Akşam ise az sonra, az sonra derken Festival bitene kadar, gece 1,5 da eve gelene kadar açtım. Dürümcülerden dürüm aldım. Dürümler kazan dibi gibi, tepsinin tabanını bir araya toplayarak dürümcü, dürümü yaptı. Yani hemen hemen her dürümcü, elindeki satmıştı. Kola almak istedim, kola kalmamıştı.
      Eve girerken kitapçı tezgahını topluyordu. “Ne kadar sattın dedim?” “Allah bereket versin,” dedi.  Bende “Allah Allah,” dedim; fakat rakam öğrenmek istedim. “15-20 tane kadar abi,” dedi. Sonradan öğrendim ki, bunun beş altı tanesini Haydar AĞKILINÇ, almış ve yanındakilere alın okuyun, kültürünüz artsın diye hediye etmiş. Geriye kalanı da belki, diğer misafirler almıştır.
       Bu iki olay, neden öğrenme ve öğretme ile ilgili olan günleri ve haftaları unuttuğumuzu açıklamıyor mu?
       Ne kadar okuyoruz? Prof Dr Eser KARAKAŞ'ın yazısı için tıklayınız.>>
 
 
        Bir tane dünya var… Ve bu dünya hepimizin! Bir iki haftadır yapmakta olduğumuz tartışmanın amacı, Aleviliğin ne olduğuna dairdir. Bence budur,  sence şudur, onca da o olabilir… Konuşmaktan zarar gelmez. Ağzı olan elbette ki konuşabilir; fakat konuşacak olanında, belli bir birikime dayanan söyleyecek sözü olması lazım. Herkes ben böyle düşünüyorum, inanıyorum ve böyle yaşamak istiyorum, diyebilir. Fakat, bu böyledir diye ortaya çıkıp, insanlara yol yordam göstermeye çalışmak başka şeydir…
        Görüşlerine katılırsınız, katılmazsınız o ayrı bir şey…  Fakat, Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, İslamiyet konusunda ağırlıklı olmak üzere 75 kitap yazmıştır. İslamiyet konusunda ortaya çıkıp, bu insanla tartışabilmem için hiç değilse 75 kitap okuyarak karşısına çıkmalıyım…
        Mesela: Ben araçlardan anlamam, şoförlüğümde yoktur.  Şoför, araçla giderken bazen arkadan bir ses geliyor, servise gitmeliyim der. Bunu bir arıza belirtisi olarak algılar. Bana göre bir değil, bin ses geliyordur arkadan. O, sebep şu olabilir der. Servise gider, ustaya anlatır, onun duyarlılığının önemli olduğu anlaşılır. Tabii, benimde ağzım var, bende bir söz söyleyebilirim. Buna engel yok. Fakat bu konuda, benim ne söylediğimin pekte önemi yoktur aslında. Ben haddini bilmeden bunu anlıyorum…  Bu(araçlar konusunda) bilgime rağmen konuşursam, komik duruma düşerim gibi bir endişeyi hep taşıyorum.  Tabi konuşursam da bir değeri yok bunun. Konuyu biraz neşelendirelim diye yaşanmış bir örnek vereyim.
     Almanya’da bir hanım ehliyet almış. Fakat, kurslarda görülenler her şey değil... Ailece arabaya doluşmuş yola düşmüşler. Bir süre sonra soför, sağ tarafın çökük olduğunu ve otomobilin oyana eğimli durduğunu fark eder. Geriye doğru döner bakar ki, en kilolu olan annesi ve oda, sağda oturuyor… Anne, durum böyle böyle der… Sen sola otur der. Nitekim öylede yaparlar. Buna rağmen sağ tarafın eğimi düzelmez ve araç bir tarafa doğru çekiyordur... Bir kenarda durur abisini ararlar, abisi tekerlere bir bakın der. Bakarlar ki sağ teker patlamış ve ondan çekiyordur.
A. Metin TURAN arkadaşımızın yolladığı resmide bu sayfaya ilave ediyorum. Aynı konu üstüne görüşler muhtelif olabilir; fakat her görüş doğruyu gerçeği yansıtmıyor olabilir. Resme bakın ve kararı siz verin.
     Demokrasi, insan hak ve hukuku adına konuşuyorsak; şunu hiç gözden ırak tutmamalıyız. Ben kendi inancıma, ideolojime ve kişilik özelliklerime nasıl saygı istiyorsam; benden farklı olan içinde aynısını istemeli ve ona saygı duymalıyım. Çünkü hepimiz insanız… Ötesi, yalnızca kendimizi insan görmüş ve kendimiz için hak hukuk talep etmiş oluruz. Ziyaretçi Defterine yazılan yazılarda bu noktaya azami dikkat edilmesi, en önemli görgü, terbiye gereği ve ahlaki dolaysı ile insanı bir görev ve zorunluluktur… Bu gün için medeniyetin ölçülerinden biridir de bu.  Tabii, her şeyi yaşarak öğreneceğiz.
     Ben beni bilmezdim hatır kırardım
     Meğer ilmim noksan imiş bilmedim
     Ben insandan başka ilah arardım
     Meğer insan ilah imiş bilmedim. (Aşık İsmail Daimi)
    
***
     Havalar serinledi, gece kapıda yatabilmek pek mümkün değil. Geceleri, dışarıda otururken dahi üşünebiliyor.
     Okullar açıldı. Yeni, daha gelişmiş bir dünyaya hazırladığımız çocuklar, gençler sınıfları dolduruyor. Bu ise aileler için ilave bir harcama kapısıdır. İlk ve Orta öğretim kitaplarını devlet karşılıyor.  Bu da bu hükümet döneminde yapılmış büyük ve tarihi bir değişim ve katkıdır.
      2022 Sayılı Pirim Ödemeyenlere bağlanan yaşlılık maşı ve özürlülerin maaşı dağıtılmaya başlandı. Bu maaşlar artık posta hanelerden alınabiliyor. Yaşlılara üç ayda bir verilen maaşın bu defaki miktarı 270 ytl ve sakatlar için ise bu tutar bunun üç katıdır. Bu defa, sakat ve 85 yaşını geçmişlerin maaşı ayaklarına, postacılar aracılığı ile getirildi. Yani postacı gelip evinde ödeme yaptı bu insanlara. Bu konu ile bir kaş resimde çektim. Yandaki albümün içerisindedir.
     Rıza(Çağlar) arkadaşımız, bir rahatsızlığından dolayı tedavi görmekte. Aylardır hastane ve evde yatıyor. Rahatsızlığının ciddi olduğu söyleniyor. Rıza arkadaşımıza geçmiş olsun der sağlık ve sıhhat dileriz.
    Rıza arkadaşımızın düzenli bir geliri yok. Ne fonlardan nede emeklilik kurumlarından(nakit) bir geliri var. Fonlardan, yiyecek ve yakacak yardımı da alamıyor. Çünkü ne sakat ne yaşlı.   Kriterleri uymuyor. Geçimini sağlayacak arazide yok. Rıza artık yevmiyeye(çalışmaya) gidemez gözükmekte… Dört çocuğunun üçü okula gidiyor… Bu durum hatırıma Aşık Hüseyin ÇIRAKMAN’ın şu dizelerini getirdi hatırıma.
Hasta Oldum Ciğerimde Yaram Var
Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme
Zannediyor Ki Çok Birikmiş Param Var
Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme

Arazim Yok Toprağım Yok Malım Yok
Yekinipte Kalkamıyom Halim Yok
Haktan Gayri Tutunacak Dalım Yok
Doktor Diyor Hiç Üzülme Düşünme
    Arkadaşları Rıza’ya, şaka olsun diye “Kartal Baba” derler.  Yavrular yuvada cıvıl cıvıl ötüşüyorlar, Kartal Baba’nın gagasında getireceğini bekliyorlar… Fakat Kartal Baba’da yuvasında…
***
      İş kazası geçiren(Köln) Zeynal AKDOĞAN'a geçmiş olsun der acil şifalar dileriz. İstanbul'da Naci (GÜVERCİN) abime, rahasızlığı dolaysı ile geçmiş olsun der acil şifalar dileriz. Resimler bölümümde görüleceği gibi hasta olan Satı EROL'a geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
***
      Bu gün İhsan GÜVERCİN gelmişti köye. Sebebini sordum. Dün Mustafa (Vayloğ) YÜCEL, VAYLOĞ Dedeye bir kurban götürmüş. Kendiside bunlarla ve bir arkadaşı ile gelmiş. Kendisinin asıl gelme gerekçesi, bir arkadaşı ile Vaylo Dede’nin Kabartmasını yapmışlar ve Vayloğ Dede’ninin kabrinin yanına yerleştirmek imiş. Birkaç gün daha burada olacağını söyledi. O bölgenin resmini bana yollarsa sitemize koyacağımı söyledim. Bende koyacağım dedi. Ali KOÇ ile hısım, akraba, dost ve bazı evlere geçmiş olsun ve başsağlığı ziyaretlerinde bulunuyordu. Bu vesile ile bizim evin önündeki ağaçların altında da biraz oturarak bize de konuk oldu. Dolayası ile yarım saat sohbet etme imkânımız oldu. Bu anımızı kayda alabilmek için birkaç resimde çektik. Onlarda yan taraftadır.
***
 Türkiye’de You Tube, aylardır kapalı. Başka kanallar ile bu siteye ulaşabilmek mümkün ama, bu yolla yalnızca izleniyor; fakat veri alış verişi engelli. Yani siteye girip video yüklemek …vb.
    Sevgili Gülden(ÜLGER-Kasselden), You Tube'den bana mail göndermişsin, Maili okudum ve oldukça memnun oldum. Birde yanıt yazıp mail ile yolladım. Fakat Mailin You Tube servisinden geldiği ve bende oraya mail göndermiş olmama karşın, bu servisin ülkemizde kapalı olması sebebi ile mailimin ulaşmamış olduğunu düşündüğümden bu notu yazdım. Hüseyin abime  ve annen Fatma ablama sevgi ve selamlarımı yolar, bir keresinde de seni köyse görmek isterim. Benim en sık kullandığım mail: aliseydisevim@gmail.com dur. Sevgilerimle.
You Tube tıklandığında,açılan pencerede aşağıdakiler yazıyor.
BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR
 
Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 05/05/2008 tarih ve 2008/402 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir.
Access to this web site is banned by "TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI" according to the order of: Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 05/05/2008 of 2008/402.
     Tepedeki ev resmi, Mustafa KAÇAR'ın yaptırdığı ev resimleridir. Çukur resmi ise tepenin üzerinde kazılmış olan çukurdur. Diğer iki ev resimlerinin bir Ali EROL'un diğeri Nazaret ALTUN'undur. Dağ resmi ise Aynik mevkiinin resmidir. Usta abi, dağları bir çek demişti. Onun için çektim.
     Talep üzerine, aşağıdaki mezarlıkların resimleri konulmuştur. Karabuşluların  Mezarlık Albümüne ise Aydemir'ler yeni yapılan mezarları ilave edilmiştir.

24.Ara.2007
 

 
 
Tarih:   10/09/2008, 4:24, GMT +3
Isim:   ahmet
E-mail:   ahmetkorkmaz@hotmail.de
Numara:   251
"Aliseydi Sevim,

Monologtan diyaloga gecmekte fayda buluyorum diyorsunuz, edep, haya ve saygi ücgeninde tartisalim diyorsunuz, Ahmet Korkmaz`in sorusuna cevap icin tiklayin diyorsunuz. Ne vi mar ?
1. ``Mustafa arkadaşın yazısı hakkında yapmış olduğum değerlendirmede gayet ciddiyim`` Siz ciddiydim kelimesinden diklenmek mi anliyorsunuz?(Şunu anladım, ben söylediğim bir sözün, bir süre sonra pekte yerinde olmadığını görürsem ya sonradan savunmam, yada özür diler karşımdakine bu konuda siz haklısınız derim. Sende tekrar savunduğumdan böyle dedim.-a.s.)
``Ben vasat bir insanım, bu gibi konularda üç beş sayfa okumuş olmama rağmen çekinerek yazıyorum, okuyup yazmış biri yazdıklarımızı okurda, mahcup oluruz diye...`` diyerek kendinizi alcak gönüllü, mahrur gösterip, yeni cümleye HELE sen diyerek baslamak bir bir nezaketsizlik midir yoksa anlatim bozuklugumudur.( Müslüm AKBABA sanırım benden bir yaş büyük, buna rağmen aramızdaki samimiyete dayanarak Müslüm derim. Bu türlü hitabımı ne o saygısızlık olarak görür, nede benim niyetim odur. Sende tanıdık ve kendime yakın gördüğüm insanlardan olduğundan "hele sen" dedim. Bu, hitabımı saygısızlık işareti olarak algıladı isen, maksadım bu değildi, özür dilerim.) Hele ben 20 senede okumaktan saclarim agardi. ( Ahmet senin 26 yaşında saçların ağarmış; fakat benimki 46 yaşıma rağmen simsiyah, beş on tane beyaz ancak var. Bu da benim okuryazarlığımın kıtlığından olmalı. Bende altı yaşımdan beri okuyorum. Ama okulda okumak ağartıyor olmalı.-a.s.)
2.``" tek tek dikkatle okudum cümlelerinde ne bir dilbilgisi hatasi var ne de bir anlatim bozuklugu..." Sit bu iki yan cümlecikte yüklem, özne, dolayli tümlüc, zarf tümleci bulamadiysaniz, türkcede devrik ve düz cümlenin kullanim alanlarini bilmiyorsaniz, benim türkcemi elestiremezsiniz.( Ahmet, ben tekrar Mustafa arkadaşımın ve senin onun yazısından bahsettiğin yazını alıp, şurasından dolayı böyle dedim filan diyecek olursam oda, sende tekrar cevap yazacaksın, bende tekrar cevap… Türkçemi eleştiremezsiniz diyorsunuz ya, bende eleştirmemeyi daha yaralı buluyor ve eleştirmiyorum. Bu dil konusunu genişletirsek, asıl yazışma konumuzdan uzaklaşmış olacağız. Yazıların burada hep kalacak. Şimdilik bunu okuyanların takdirine bırakalım.-a.s.)
3.``Müslüm'ün de benimde hem fikir olduğumuz ve yazdığımız noktadır Fethiye'deki Alevilerin, Alevilikten uzaklaştığı konusu...``Benim yazilarimi siz önyargisiz okuyup anlamayi denediniz mi? (Yazın başlangıçta zaten bir paragraflık yazı idi. Deyiminle önyargısızda okudum ve ne demek istediğini anladım. Bende Müslüm arkadaşımda sorun var dedik. Sorunun neler olduğu konusunda seninle fikirlerimiz ayrı. Mesela, namaz ve ezan bizce Alevi bir beldede sorun, senin için değil.-Müslümanların varlığı değil; fakat bana sen busun, bu olmalısın denmesidir sorun olan.- Sorunlar konusunda da, çözüm önerileri konusunda da fikirlerimiz farklı. Tabii, bundan sonra, içinde yer alacağımız çözüm önerilerini konuşmalıyız. -a.s.)
4.``cünki diyorum ki ezan da dinleyelim, cemimizi de yapalim, muharrem orucunu da tutalim, ramazan orucunu da tutalim, namazimizi da kilalim." demisim onaylamiyorsunuz fakat sayginiz var. Sayginizi siz böyle ironik bir sekildemi ifade ediyorsunuz;- Bu dediğiniz din yeni çıkmış olmalı... Belki de bunu siz icat ettiniz. Bu da islamiyetin ta kendisi. Islamiyeti isinize geldigi zaman islamiyet, gelmedigi zaman sünni islam. Namaz konusunda da yedi alevi ozani degil, Kuran-i Kerim i, Hz Muhammed, i Hz Ali`yi ve ehli beyti alirim bunu da size yazacagim.(Aleviliği, Kur-an temelli açıklamak istersiniz, ana referans kaynağı tartışma götürmez bir şekilde: Kur-an olur. Diğer kaynaklar sahih hadisler, İslam âlimlerinin içtihatlar, kıyas, içma… vb. metotlarla edinilmiş bilgilerdir. Bu noktada ise ne Pir Sultan Abdal'ın, ne Yunus Emre'nin-Yunus Emre'nin İslam tasavvufu açısından da kısmen bir değeri vardır- ne Harabi, Virani, Nesimi, Hatai'nin …vb. anlamı kalmaz. Bu ozanları Alevi Cemaatinin hafızasından silmeniz, bir kenara atmanız gerekir… Hatta Kırklar Bezmi söylencesini, Cem evi ile Cem evinde ki ibadeti bile yok saymanız gerekir. Diğer bir nokta: Referans İslamiyet, dolaysı ile bunun tartışma götürmez anayasası olan Kur-an ve Sahih Hadisler ise, Cem Evi, Cem, Semah, Muharrem Orucu, Duvaz, Kırklar Bezmi… kısacası Aleviler için vazgeçilmez olan dini ritüelleri bu kaynaklara dayanarak açıklamak bir zorunluluktur. Hem onu, hem de bunu yapalım diyorsanız… Yine aynı kaynağa dayanarak bahsettiğiniz, hem Ramazan Orucunu, hem Muharrem orucunu; hem Cem Evi, hem Cami; hem Namaz, hem de Semah'ı açıklamalısınız… Yani Kur-an ve sahih Hadislerden örnekler verilerek, Alevililerin Cem Evi, sazlı sözlü Cem'i, Semah'ı, Kırklar Cemi söylencesinin, Kur-an temelli açıklanması gerekir... Bana göre, Kur-an'a dayanarak, bu ikisini de açıklayabilmek mümkün değil… Alevilikle ilgili birçok konu, İslam'ın ve İmanın Şartlarının dışında kalır... Bu sorularım içinde, İslamiyet adına farz kabul edilen Ramazan orucu ile Namaz'ı, açıklamanıza gerek yok. Çünkü İslam âleminin büyük bir yüzdesi bunu tartışma götürmez şekilde kabul etmiş ve yaşamaktadır.-a.s. )
5. Namazda insana secde edilmeyecegini Kuran-i Kerimden ayetlerle aciklamaya calismistim. (Okudum yazdığınızı ve biliyordum da zaten. Büyük Mutasavvıf Mevlana, bu secde konusunu Batıni manada çok güzel şekilde açılamıştır; fakat bu konuya girmek istemiyorum.-a.s.) "


      Ahmet ile ben kavga etmiyorum. Tartışıyoruz. Bazen o, bazen ben, belki endazeyi kaçırıyor olsak ta; sonunda sağlıklı bir noktaya dönüyoruz. Bu işlerde böyle yürür. Bu süreçte bilmeyenler, Fethiyelilerin düşüncelerini öğrenmiş olacaklar ve sanal ortamda bu yazılanlar kayıp olmayacağından, belki ilerde torunlarımız, bir zamanlar dedelerimiz böyle düşünüyormuş, diyecekler. Bu tartışmalar, ilerde bu günleri araştıranların eline, günümüz insanının kültürel yapı ve seviyesi hakkında da bir fikir verecektir…
     12 Eylül 1980 öncesinin aradığım tarafı, herkes bir aidiyet duygusu vardı ve onlar ben buyum, diyebiliyorlardı. Üç paralık bilgimizle dünyayı değiştireceğimizi sansak ta…Bir iddiamız, bir idealimiz vardı! Kötü yanı, en temel hak olan insanın yaşama hakkı tehlikede idi ve kendimize benzemeyeni zorla benzetmeye çalışıyorduk… Çirkin ve barbarca olan yanı da bu idi…
     O zaman için tabu olan birçok alanlar şimdi yıkıldı... Cumhurbaşkanı, Başbakan, Parlamento, Genel Kurmay Başkanı, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay kurumları ve yetkilileri rahatça herkes tarafından eleştirilebiliyor.
    Tartışmalara bu gözle bakamazsak, ülkemizdeki demokrasinin bile gerisinde kalmış oluruz. Yazı yazanlar ismini yazsın ve hakaret, dolaysı ile suç teşkil edecek sözler söylemesin. Suç teşkil eden yazıları fark ettiğimizde hemen sileriz; yok fark edemedi isek, o yazıların sorumluluğu yazana aittir
 
       Bu gün merhum Ayse YAVUZ'un kırkı dolaysı ile ailesi, Cem evinde bir yemek verdi. Merhuma tekrar tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
      Hanımların resimlerini çekerken bana söylenilenler... Biri, "bizim kız bakmış, çok yaşlı görünüyormuşum," diyor... Bir başkası (Zekine EROL), "çocuklar aradı zayıf çıkmışım gurban, Celallı omuzun da ola ona göre çek," diyor. Bir başkası, "şişman görünüyorum ben resimde, dikkat et" diyor. Bir başkası, Feride GÜNEŞ, "Aliseydi ben gap gara görünmüşüm," diyor... Aslında Feride ablanın rengi kara ya neyse... Bu gibi hoş espri anlarda yaşanıyor.  
     Ahmet KORKMAZ'ın sorusuna cevap için tıklayınız.>>>
      Alevilik Konusunda üç Makale için tıklayınız.>>>
 
 
 


Cemevi ibadethane oldu
04 Eylül 2008 Perşembe 06:35
Kuşadası'ndan tartışılacak karar! Belediye meclisi, cemevini resmi statüye soktu ve ibanethane olarak kabul etti.
Kuşadası Belediye Meclisi, Türkiye'de yıllardır tartışılan konuda tarihi bir karar aldı. Meclisin dünkü oturumunda cemevi ibadethane olarak kabul edilerek su ücretlerinin cami tarifesinden alınması oybirliğiyle kabul edildi.

Kuşadası Belediye Başkanı AKP'li Fuat Akdoğan ile Alevi dedesi Hüsnü Kıranlı, kararın Türkiye'de bir ilk olduğunu öne sürdü. Kuşadası Cemevi yönetimi "cemevinin ibadethane kabul edilerek, diğer ibadethanelere uygulanan su tarifesinin kendilerine de uygulanması" yönündeki taleplerini belediyeye iletti.

Talep belediye meclisinin dünkü oturumunda ele alındı. Belediye Başkanı Akdoğan'ın ilettiği talebi AKP, CHP, MHP ve bağımsızlardan oluşan 13 meclis üyesi, oybirliğiyle kabul etti. İlçede, camilere uygulanan su tarifesinin cemevine de uygulanması kararlaştırıldı.

Su ücreti alınmayacak

Kuşadası Belediye Meclisi, daha önce, camilerden su ücreti alınmaması yönünde karar almıştı. Kararda, caminin tuvaletlerinin ücretlendirilmesi ancak şadırvan ve camide kullanılan sulardan ücret alınmaması hükmü yer almıştı. Böylece, cemevi de aynı kapsama alındı.

Alınan kararın Türkiye'de bir ilk olduğunu ileri süren Akdoğan şöyle dedi: “Belediyemize yapılan başvuruda, kendi inançlarına göre ibadet yaptıkları, ibadethane olarak kullandıkları cemevinin su tarifesinin diğer ibadethanelerle aynı olması talebi vardı. Biz de belediye meclisimizde tarihi bir karar alarak diğer ibadethanelerle cemevinde kullanılan sulara uygulanan ücret tarifesini aynı yaptık.”

'Bu karar bir emsal olmalı'
Alevi dedesi Kıranlı da, meclis üyelerine teşekkür ederek şunları söyledi: "Bu karar ülkede emsal olmalı. Diğer belediyeler de aynı yönde karar almalı. Bu, ülkenin birlik ve beraberliği için önemli bir adımdır.”
 
       Mustafa ile Meliha GÜNER, 03 Ağustos 2008 tarihi Çarşamba günü belediyemiz nikah salonunda nikahlandı.
   Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.
    Belediyemiz, eski ve yıkılmaya yüz tutmuş tehlike ve görüntü kirliği arz eden yapıların temizlenmesi kapsamında yaptığı çalışmalar sonucu ev sahibinin de rızasını alarak, bir harabeyi daha temizledi. Bu yer Hasan Sevim'indi.


 







   02Ağustos 2008
AB 2007 İlerleme Raporu yayınlandı. Raporda Alevilere yönelik şu belirlemeler yer alıyor:


• Yerel yetkililer ibadet yerlerinin inşası konusunda farklı uygulamalar izlemektedir. Aleviler hala ibadet yeri açma konusunda güçlükler yaşamakta, “Cem Evleri”nin yasal bir statüsü bulunmamakta ve kamu makamlarından hiçbir mali kaynak almamaktadırlar.


• Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri zorunlu olmaya devam etmektedir. Alevi bir çocuğun ailesi tarafından zorunlu Sünni dini eğitimle ilgili olarak AİHM’nde açılmış bir dava sonuçlanmış ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1. Protokolü’nün eğitim hakkı ile ilgili 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
 Alevilere ayrımcılık gayrimüslime engel
ABD raporunda, "Gayrimüslimler üst düzey devlet görevlerine gelemiyor. Aleviler Sünni İslamın anlatıldığı derse girmek zorunda kalıyor. Dini kıyafet yasağı sürüyor" denildi
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın "Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu 2007"de, Türkiye'ye de bir bölüm ayrıldı. Raporda, dini özgürlüklerin anayasa ile koruma altına alınmasına rağmen ülkedeki gayrimüslim azınlıklar üzerinde büyük bir toplumsal baskı olduğu ileri sürüldü. Raporda, "Gayrimüslimlerin devlet kurumlarında üst düzey görevlere gelmesinin engellendiği" belirtildi.
Raporun Türkiye ile ilgili bölümünde 2007 yılı boyunca ülkede dini özgürlükler konusunda önceki seneye oranla kayda değer bir gelişme gözlenmediği, İslam dininden başka bir dine dönmek isteyenlerin, akrabaları ve komşularından baskı ve şiddet gördüğü ileri sürüldü.
Aleviler 15 milyon
Raporda, dini azınlıkların yanı sıra Türkiye'de sayıları 15 ila 20 milyonu bulduğu belirtilen Alevilerin de çeşitli hükümet politikalarıyla ayrımcılığa uğradığı yer aldı.
Alevilerin dini yükümlülüklerini yerine getirdiği cemevlerinin yasalar tarafından ibadethane olarak değil, kültür merkezleri olarak tanındığı ve bu nedenle, camilerin aksine devletten maddi yardım alamadığı kaydedildi. Okullarda uygulanan zorunlu din dersi müfredatının sadece Sünni İslam kurallarına göre hazırlandığı, buna rağmen Alevi öğrencilerin de bu derslere girmek zorunda bırakıldığına dikkat çekildi. Hükümetin, Ocak 2007'de din dersi müfredatına Alevilikle ilgili konuları da eklediği, ancak bunun birçok Alevi tarafından yetersiz bulunduğu vurgulandı
***
     Bu gün için muasır medeniyetin(çağdaş uygarlığın)  karşılığını: AB Müfredatı belirler.  AHİM İçtihatları, AİHS, Temel HAKLAR Şartı, Lizbon Sözleşmesi, Paris Şartı… vb. belirler.
   Anayasamızın Madde 90. – Son fıkra: Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.)Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
      Nedir bu medeni dünyanın değerlerini yansıtan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş, altında T.C. Devletinin imzası olan kanun hükmünde olan milletlerarası andlaşmalar? "Biri aşağıda sıralanmıştır.
A.B Temel haklar şartı: Avrupa’da birkaç ülke imzalamayı ertelemese idi, bu şartlar: AB Anayasası idi.)
Madde 1- İnsan saygınlığı ihlal edilemez; saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.”
Madde 4- Hiç kimseye işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleler uygulanamaz, böyle cezalar verilemez.
Madde 6 - Herkes, özgür olma ve güven içinde yaşama hakkına sahiptir.

Madde 10 - Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü

1.      Herkes, düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hakka, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile ister tek başına ister diğerleri ile birlikte bir topluluk içinde, ister kamuya açık olarak, ister özel biçimde, tapınmada, öğretimde, uygulamada ve uymada dini veya inancı açığa vurmak da dahildir.
2.      İnançsızlık hakkı da, bu hakkın kullanılışını düzenleyen ulusal yasaların hükümlerine uygun olarak kabul edilmiştir.

Madde 11- Düşünceleri Açıklama ve Bilgi Alış-Verişi Özgürlüğü

1.      Herkes düşüncelerini açıklama özgürlüğüne sahiptir. Bu hakka fikir edinme ve kamu makamlarının müdahalesi olmadan bilimsel araştırma alanlarında bilgi ve fikir alış-verişi yapma özgürlüğü de dahildir.
2.      Medyanın özgürlüğüne ve çoğulculuğuna  saygı duyulacaktır.

Madde 12-Toplanma ve Dernek Kurma Özgürlüğü

1.      Herkes barışçı bir şekilde toplanma ve özellikle siyasi, işçi sendikaları ve toplum konuları ile ilgili olarak her düzeyde dernek kurma hakkına sahiptir; bu özgürlüğe, herkesin kendi çıkarlarını korumak için işçi sendikaları kurmak ve bu sendikalara katılma hakkı da dahildir.
2.      Avrupa Birliği düzeyindeki siyasal partiler, Birlik vatandaşlarının siyasal isteklerini açıklamalarına katkıda bulunurlar.

Madde 20- Yasalar Karşısında Eşitlik

Yasalar karşısında herkes eşittir.

Madde 21- Ayrımcılık Yasağı

1.      Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya toplumsal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasal veya başka konulardaki görüşler, ulusal bir azınlığın üyesi olmak, mal, doğum, engellilik/özürlülük, yaş, cinsel eğilimler gibi hususlara dayanılarak ayrımcılık yapılamaz.
2.      Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşmanın ve Avrupa Birliği Antlaşması’nın uygulanmaları kapsamında olmak ve söz konusu bu antlaşmaların özel hükümleri saklı kalmak kaydıyla vatandaşlığa dayalı ayrımcılık da yasaktır.

Madde 22 - Kültür, din ve Dil Farklılıkları

Avrupa Birliği, kültür, din ve dil farklılıklarına saygı duyar.
***
Tarih:  
31/08/2008, 15:02, GMT +3
Isim:  
mustafa
E-mail:  
Numara:  
193

 
ya anlayamiyorum bu nedir ya mezhep tartışmasını ziyaretçi defterine mi taşıdınız...
ya kardeşim asıl niyetinizi ortaya koyun
... böyle sığ tartışmalarla hiçbiyere varamazsınız. gerçek aleviyseniz 40 yıldır bu köyde cem neden yapılmamış onu araştırın yüzyıllar sonra bi kültür merkezi yapılmış neymiş efendim nden cem evi yazılmamış bu kadar cehaletin olduğu bi yerde ne toplum ilerler ne cehalet ilerler. haydar abi yazmış bi canımız ankarada saldırıya uğradı alevi olması önemlimi kardeşim kim olursa olsun insan ayırt etmek bizim inancımızda yok ki ne diyosunuz siz..bırakın bu çekememezlikleri işinize bakın bu toplumu nereye götürürüz hesaplarını yapın.. okuyun bilgilenin öyle dinle imanla olmaz şimdimi anladınız yıllardır fethiyelinin dinden mezhepten uzak olduğunu biliyosunuz kılınız kıpırdamıyor ondan sonra neymiş efendim köyümüz sünnileştiriliyormuş. bu toplumun geriye gitmesini istemiyosanız yıllardır didişmek olan alışkanlığınızı hele bi bırakın bi kardeş olun herşeyi içinize sindirin ondan sonra ne yapılacak gayret edin.saygılarımla...

mustafa
aus fethiye schrieb am 21.August 2008 um 13:37 Uhr: 

 
herkezi bilinçli olmaya davet ediyorum
ya bi cem evi yazılmış yada kültür merkezi yazılmış tartışması devam ediyo.
bu işi tartışmayı bırakın artık bu mesele de bile bi tartışma
ne zaman bi birlik olmayı düşünüyosunuz.
müslüm akbaba saolsun herşeyi güzel yazmış ama biz yardım ettik bunun için mi felan diye cümleler kullanmış
ya kardeşim orası bir kültür merkezidir. olay cem evi meselesi değil olay bu kültürün yaşatılmasıdır . ismi önemli değil işlev önemlidir. ama biz her zaman ki gibi bi tartışma bi sürtüşme havasına giriyoruz. bu kültür bu bi inançtır sen bunu kullanaak bile bireşeyler yapmaya çalışıyosun önce kendin bu kültürü içinde yaşa hizmet et herşeye bi kulp bulmaktan da vazgeçin.
yaşatacaksanız kültürünüzü faaliyetlerinizle ön plana çıkın bu nedir ya.
zaten dalaşmaktan bir adım atabiliyomusunuz acaba her yerde fethiyelinin durumu ortada. ne kadar okuyanımız ne kadar bilinçli bir insanımız var siz buna kafa yorun hep ezilen insan olduk diyosunuz ezdirmeyin kardeşim o zaman kendinizi bilinçli bi toplum için gayret edin kutuplaşıp bir toplum için deðil...

      Mustafa arkadaşımızdan inciler…
  • ya anlayamiyorum bu nedir ya mezhep tartışmasını ziyaretçi defterine mi taşıdınız...
  • okuyun bilgilenin öyle dinle imanla olmaz
  • kardeşim kim olursa olsun insan ayırt etmek bizim inancımızda yok ki (Din, iman ve mezhepten bahsetmeyi geriçilik olarak görüyor, önce bu kavramlardan rahatsızlığınızı dile getiriyorsunuz; arakasından da ‘bizim inancımızda’ gibi bir açıklama yapıyorsunuz… Şizce de çelişkili görünmüyor mu bu.)
  • ya kardeşim asıl niyetinizi ortaya koyun( Müslüm, Haydar arkadaşım ve ben niyetimizi apaçık yazdık. Fakat siz, bizim asıl sandığınız ve kendi asıl niyetiniz yazmamışsınız.)
  • bu kadar cehaletin olduğu bi yerde ne toplum ilerler ne cehalet ilerler(Söylemek yada yapmak istediklerimiz ise, bu cehaletin ortadan kalkması için cürmümüz kadar aydınlık saçabilmektir. “ne cehalet ilerler,” diyorsunuz. Ne yazık ki, bizlere yol göstermeye çalışan siz dahi, ilerlemenin aydınlık, gerilemeninse karanlık ve cehalet olduğu ayrımından bihabersiniz.)
  • ya kardeşim orası bir kültür merkezidir. olay cem evi meselesi değil olay bu kültürün yaşatılmasıdır. ismi önemli değil işlev önemlidir.( Artık Aleviler takiye yapmak zorunda değil. Ben bu dünyada, daha eksik ve fazlası olmayan, insanlık âleminin onurlu ve saygın bir üyesiyim… Beni kimse tanımlayamaz, kınayamaz, bana baskı yapamaz, ben kendimi algıladığım ve ifade ettiğim gibiyim. Başkalarının da kendilerini tanımlamalarına ve ifade etmelerine saygım var. Düşünce ve inanç özgürlüğünün sınırlarını AHİM İçtihatları, AİHS, Temel Haklar Şartı… vb belirler.  İsmi önemli değil diyorsunuz. Birisi size diyor ki, adın Mustafa koyamazsın, Ayşe’dir senin adın. Adını Ayşe koyduğunda da Ayşeler gibi yaşayacaksın… Yada adına Cami yada Kilise diyebilir, Cem evi gibi kullanabilirsiniz mi diyorsunuz? Burada sen bir insan hakkı ihlali ve onur zedeleyici bir durum görmüyor musun?)
·        ***
·        kullanaak bile bireşeyler yapmaya çalışıyosun önce kendin bu kültürü içinde yaşa hizmet et herşeye bi kulp bulmaktan da vazgeçin( Şiz Müslüm arkadaşımızın, bahsetmek istediğiniz kültür içinde ne yaptığını ve onu nasıl yaşadığınızı bilmiyorsunuz? Bilmeden de yargılıyor ve suçlu ilan ediyorsunuz. İlaveten, bahsettiğiniz kültürü ne yaparak yaşadığınızı ve ona nasıl bir hizmette bulunduğunuzu ise bayağı merak ediyoruz.)
·        bu toplumun geriye gitmesini istemiyosanız yıllardır didişmek olan alışkanlığınızı hele bi bırakın bi kardeş olun herşeyi içinize sindirin ondan sonra ne yapılacak gayret edin( TDK. Sözlülüğüne göre didişmek: El veya sözle birbirini hırpalamaktır.)
·        ne zaman bi birlik olmayı düşünüyosunuz
·        biz her zaman ki gibi bi tartışma bi sürtüşme havasına giriyoruz
  • zaten dalaşmaktan bir adım atabiliyomusunuz acaba her yerde fethiyelinin durumu ortada(TDK Sözlüğüne göre dalaşmak: 1 .   Köpeklerin boğuşup birbirini ısırmasıdır. 2 .   mecaz  Ağız kavgası etmektir. “okuyun bilgilenin, herkezi bilinçli olmaya davet ediyorum “ diyorsunuz, ne düşünce ve inanç özgürlüğü konusunun da muasır medeniyet denen dünyanın içtihatı olan AİHM ünlü Handiside kararlarını biliyorsunuz; nede “Yaradılanı hoş gör /Yaradan dan ötürü” diyen bir geleneği biliyorsunuz. İşte bundan dolayı düşünce ve inanç özgürlüğünü, yaşamdaki farklı renkleri “dalaşmak, sürtüşmek, didişmek, kulp takmak… vb olarak alıyorsunuz. “bırakın bu çekememezlikleri” diyorsunuz ya, bizim asıl çekemediğimiz ve içimize sindiremediğimiz ise -muasır medeniyetten ve gelenekten bihaber- bu anlayıştır.)
Not: Yazımız biraz sert oldu. Fakat, bize akıl öğretmeye kalkan ve bir takım açık ve gizli emellerle bizi itham eden arkadaşımıza cevap vermemiz bir zorunluluk olarak ortaya çıktı. Düşünce özgürlüğünün yasal çerçevesini az çok biliyorum. Bu çerçevede kalıp isminizi yazdığınız sürece, yazılarınızın silinmeyeceğinden emin olabilirsiniz. Yazdıklarınızı iyi niyetle yazdığınızı varsayıyorum. Cem, toplanma ve bir araya gelme demektir de. İşte bu Cem Evlerinde toplanıldığında birlikten beraberlikten; iyilikten güzellikten… vb.  bol bol söz edebiliriz.  Olay bir din ve mezhep kavgası değil, bireysel bir temel hak ve hürriyetin kullanılması meselesidir!
Sevgilerimle,
a.s.
 
 
       Ziyaretçi Defterimize yazan arkadaşlarımızın bir konudaki yazıları üzerine
      Söz gümüşse, sükut altındır. Söylemediklerimin efendisi; söylediklerimin kölesiyim. Söz ağızdan çıkar… Sözümü yemem. Lafla peynir gemisi yürümez. Karından konuşmak… gibi deyimler ile Yunus Emre’nin dizelerinde ifadesini bulan: Söz ola kese başı, Söz ola durdura savaşı, söz ola ağulu aşı, Yağ ile bal ide söz… Kelam, Tanrı sözü’dür. Başın dünyada üçüncü güç olarak kabul edilir.. Söz de yazı ile sesle ifade edilir. Yani sözü, hafife almak mümkün değildir. Yazmakla olmaz diyenler, bir kaz daha düşünmeli. Yoksa bütün gazeteler, tv’ler, radyolar, internet siteleri boş ve anlamsız işlerdi demiş olunur.
     Değerli arkadaşımız Müslüm Akbaba’nın fikir beyanının başlattığı tartışmaların ziyaretçi defterlerine yansıyan kısımlarına baktım.  Bazı noktaların altını çizmek istedim. Bir şey söylemeden iyice, söyleyeceğin konu hakkında malumat sahibi olacaksın. Sonra söyleyeceksin. Sonra da, her türlü eleştiriye karşı kendi görüşlerini savunacaksın. Özür dilemek, böyle söylediklerini alacakmış gibi cümleler kurmak anlaşılır gibi değil
      Böyle böyle deyipte sonra, kusura bakma, özür dilerim anlamında cümleler kurarsanız; o zaman birileri de çıkar derki, siz o dün söylediklerinizi geri mi aldınız? Sonrada öyle demek istemedim derseniz, o zamanda: “demek istemediyseniz demeseydiniz; başka şeyler demek istedi iseniz, demek istediğinizi deseydiniz… Yoksa siz ne dediğinizi bilmiyor musunuz? diyebilir…
      Karıştırıldığını sandığım noktalardan biri ise, en azından bir takım talihsiz diyebileceğimiz gerçekler ile gerçekleştirilmek istenilenlerin, başka bir deyim ile realite ile ideallerin bir birine karıştırılmasıdır.  Yani, nefsinin etkisinde kalmış, yanlışlar içerinde olan ilgili alanın terminolojisi ile söylersek bazı “ana, bacı ve dedelerin” var olduğu ve olacağıdır.  Yanlışlar yapmış olan bir kısım insanların şimdi değiştiğini söyleyip, kanıtlayıp, bu terimlerle anılıyor olduğudur. Ben, dün Aleviliğe yakışmayacak hal ve hareketler içerisinde iken bu gün kendimi böyle tanımlıyor, bugün bu alanda belli bir yer edinmiş isem, bu benim “yunup arınmışlığımın” işaretlerdir.  Sizlere düşen, saptığımda, rotaya dönmem için bana yardımcı olmak ve beni uyarmak olmalıdır.
      Yada hala bu sıfatlarla anılıyorken, ahlaksızlık yapmaya devam ediyorsam, beni eleştirmek herkesin hakkıdır; beni derhal düşkün ilan etmeniz gerekir;çünkü susmak ve beni bu halimle savunmak, benimle birlikte bütün çevremin de kirlenmesine vesile olabilir…
      Birde günahkâr bir dedenin, ananın, bacını olmuş olması. Bütün dedelerin, anaların, bacıların günahkâr, bozuk olduğu ve olacağı şeklinde bir genellemenin toplumda güçlü bir kanı olarak var olmasıdır… Mesela toplum üzerinde etkili birkaç sahtekâr hacı hoca vardır, bunlar insanlarda yanlış olarak, her hacı hocanın sahtekar olduğu ve olacağı yönünde bir kanı uyandırır ve bunlar toplumda genel bir ön yargının oluşmasının vesilesidirler...  Bütün bunlara rağmen bireysel hataların, genellenmesi oldukça yanlıştır. Böyle bir genellemenin topluma büyük zararları vardır.
      Sıradan Alevilerin bir kısmının yoldan çıkmış olması bir acı, bir yara ise dün dede, ana, bacı diye anılan insanlarımız yanlışlar yapıyor ve yapmış olması ise bu yaranın daha derin, acının ise daha büyük olduğuna işarettir.
      Müslüm arkadaşımızın yapmak yada söylemek istediği ise bu yaranın sarılması için ne yapmalıyız buna kayıtsız kalmamalıyız babındadır. Bunun neresi yanlış?
       Başarının derecesini ne belirleyecek? Bu yaranın sarılması için çalışmak isteyenler bir adım öne çıksın gibi bir vicdani soru karşısında, bir adım öne çıkacakların oluşturacağı güç belirleyecek. Şimdilik, alenen bir adım öne yalnızca Müslüm arkadaşımız çıktı…
     Not: Mustafa arkadaşımıza ayrıca cevap vereceğiz.
      
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text