24 Ocak 2009
| UĞUR MUMCU’YU 17 YIL ÖNCE YİTİRDİK Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 'de katledildi. Bu gün Uğur Mumcu’nun katledilişinin 17. yıldönümü. Hala katilleri ve bu operasyonu yapanlar karanlıkta. "Ben Atatürkçüyüm, Ben cumhuriyetçiyim, Ben laikim, Ben anti emperyalistim, Ben tam bağımsız Türkiye'den yanayım. Ben özgürlükçüyüm, Ben insan hakları savunucusuyum, Ben, yobazların, vurguncuların, Çıkarcıların düşmanıyım.." | ||||
Rahmetli Uğur MUMCU’nun cinayetinin derin devletle bağlantılı olduğunu ileri süren oldukça çok düşünce ve karineler var. Öyleyse, "Ben Atatürkçüyüm, Ben cumhuriyetçiyim, Ben laikim,” diyen bir değeri, acaba bu değerler adına operasyon yapanlar mı, katlettiı? |
| ||||
Bu hatırıma Aziz NESİN’in Ata'ya hitap eden dizelerini getirdi: Atam:Öyle bir kargaşa yarattık ki senin adına darbe yapanlar, senin adına yönetimde olanları devirip, senin fikirlerinle açıklıyorlar bunu.... Ve de devrilenler yine senin fikirlerinle savunuyorlar kendilerini... Ergenekon sanığı olan Org. Şener ERUYGUR’un biyografisine baktım etkileyici bir geçmişi var. Fakat bahsedilen davada, Jandarma Genel Komutanı iken on beş milyon örtülü ödeneğin yedi bucuk milyonunu şahsi hesabına geçirmiş ve bu yedi bucuk milyonu, birer buçuk milyon olarak beş kişinin hesabına aktarmış. Bu beş kişide birer buçuk milyonu nakit olarak bankadan çekmiş. Banka kayıtlarında görülmüş ki, paşanın özel hesabından nice milyon dolarlar transfer olmuş. Şener ERUYGUR hem emekli bir paşa, hem de “Atatürkçü Düşünce Derneği” Genel Başkanı… İki saygın sıfat. Toplumda saygınlığı oldukça yüksek olan iki kurumun üyesi, iki makamın sahibi diye, bir insanın hukuk dışı yapılanmalar ve uygulamalarla ilişkisi varsa, hoş mu görülmeli? Yine bu Aziz NESİN’in Ata’m: “Heykellerin o kadar büyük, posterlerin öyle kocaman ki, ardında bir dolu adam kendi pisliğini gizleyebiliyor. Pislik büyüdükçe heykelleri de büyütüyorlar…” sözlerini hatırlatıyor. Geçen hafta Taraf Gazetesinin tefrika etiği “Balyoz” darbe planı, ordu yetkililerine göre harp oyunları yada seminerde dost gazeteciler olarak anılan gazetecilerden biride Hürriyet Gazetesinin eski Genel yayın Yönetmeni Ertuğrul ÖZKÖK’e şaka yollu bir arkadaşı “orduya dost musun” diye takılıyor. Oda “evet ben orduya dostum,” diyor. Kıvırtmadan söylemek gerekirse bende orduya dostum. Ama ordunu içindeki bu yapılanmalara değil. Orduyu bunları konuşup açığa çıkaranlar değil, bu yapıyı savunalar yıpratıyor. Bu sarsıntılardan sonra, ileriki yıllarda bu gibi olaylarla adı anılmayan daha güçlü daha saygın ve asli görevi dış düşman olan bir orduya kavuşacağız | |||||
|
23 Ocak 2010
| |
| ||
| Ali SOFU'nun sünnet olan oğlunun adını www.fethiye-malatya.org sitesinde bulamadım. Haberde eksik oldu.Ali oğlunun ismini yazar ve başka resimlerde varsa bana gönderirse, ilgili albümü tekrar düzenlerim. www.fethiye-malatya.org sitesinde, resim programı kullanılmadığından, resimleri izlemek çok zaman alıyor ve zor oluyor. Bu sebepten dolayı bu resimleri kopyaladım ve bu resimleri www.fethiye-malatya.org sitesinden aldığımı, her albümün sonuna ekledim. Dernek idaresi bu resimleri kopyalamamı doğru bulmaz bunu bana bildirirse bu albümlerin bağlantısını silerim. | |||
21 Ocak 2010
Melekler hasta, tanrı melekleri korusun... | ||
Gençken, güzelken sevdiğimizin parmaklarına diken batmasına tahammül edemeyiz, sanki "parmağı kanayan odur; fakat acıyı hisseden bizizdir." Onunla güler, onunla ağlarız... | ![]() | |
| Fakat bir gün yaşlanırız, geçliğimizi de, güzelliğimizi de kaybederiz ve uzuvlarımız hayat fonksiyonlarını da yerine getiremez olur. Bazen buna beynimizde oluşan kasırgaların muhakeme yeteneğimizi harap etmesi de eşlik eder ve akıl ile ruh sağlığımızı da zayıflar... Mukadderat... diye ifade ettiğimiz insan için acı ve çaresizlik bu olmalı. İşte o zaman, kanayan parmağımızın acısını yüreğinde hisseden bütün sevenlerimiz, " zahirden, batına" gidişimize seyirci kalır. Tanrı'dan bizim için "iki iyiliğin birini vermesini" diler... Bu dünyadan göçüşümüzü, başka bir anlamda yok oluşumuzu, sonsuza dek kopuşumuzu serin kanlılıkla karşılarlar. Artık bu an acı olan, "ölüm" değil, bizi canı gibi sevdiğine inandıklarımızın buna seyirci kalışı yada kalmak zorunda kalışları ve bizi uğurlamaya hazırlanmalarıdır. Asıl bu çaresizliktir insan oğlunun katlanamadığı... Bu bizim, hepimizin, insanoğlunun hikayesidir! Öte dünya inancı yada göçtükten sonra iyilikle hatırlanabilirlik inancı, ideali... bu çaresizliğe karşı belki bir tutanak, dayanma gücü verir bize. Tercihimiz ise bizden sonraya kalacak olan iyi hatıralar, izler bırakmak olmalı... | ||
20 Ocak 2010
-Bismişah!… Allah Allah!… Canan’ım, Hakk’a yürüyen can senin âşığındır; canı, bedenini terk edeli kırk gün oldu; bedeni toprağa döndü, canı sende, aklı ortada. Değerli yazar Esat KORKMAZ'ın geçen yıl kaybettiğimiz Irène Mélikoff'un kırkı dolaysı ile "dardan indir ve helallik gübank"ını, bizimde hakka göcen canların ardından okunmasının anlamlı olacağını düşündüğümden, aşağıya aldım. |
|
"Yaşam gelip geçicidir. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin; ‘Benim üç iyi dostum vardır: Ben ölünce birisi evde kalır, birisi yolda kalır, birisi benimle birlikte gelir. Evde kalan malımdır, Yol’da kalan ailem ve yakınlarımdır, benimle birlikte gelen ise iyiliklerimdir’ sözlerini unutmayın." Tamamını görmek için, tıklayınız. Irène Mélikoff (d.2 Ocak 1917, Petrograd, Rusya - ö. 9 Ocak 2009, Strasbourg, Fransa) Rus ve Azeri asıllı Fransız Türkolog. Bolşevik İhtilali'nden sonra Avrupa'ya göçmüş varlıklı bir ailenin kızıdır. 1957'de Paris Sorbonne Universitesi'de Şark Dilleri alanında doktorasını yaptı. Strasbourg Universitesi Türk Dilleri Enstitüsü'nün uzun süre yöneticiliğini yaptı. Türkoloji'nin en önemli periyodik yayınlarından Turcica'nın kurucularındandır. Uzmanlık alanı ile ilgili çeşitli konularda kitaplar ve araştırmalar yayınladı ve pek çok ödül aldı. Bakü Devlet Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktorluk ünvanı verildi. |
19 Ocak 2010
| Güvercinleri de vururlar... |
|
“Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz-GÜVERCİNLERİ VURMAZ... |
Ağca için Alpaslan Türkeş ne demişti? - Mehmet ALTAN |
AĞLA SARI GELİN AĞLA / Dink için yazılmış bir yazı |
| Hrant DİNK'i Yakan Yazılar |
17 Ocak 2010
Bu gün güneş yoktu; fakat nerdeyse ceketsiz gezilir bir hava vardı. |
|
12 Ocak 2010
O9 Ocak 2010
|
| Lokmaya İlden CHP millet vekili F.Mevlüt ASLANOĞLU, bazı devlet yetkilileri ile sivil toplum örgüt yöneticileri ve İlçemizden Kaymakam, Hakim, savcılar, ilçemiz resmi dairelerinin müdür ve yetkilileri ile diğer sivil toplum örgütü yöneticilerinden olduğu kadar çevremizdeki köy muhtarları ve bu yörenin insanlarından da katılanlar oldu. Program gereği sırasıyla Cem ayini yapıldı, Cem ayininin dedesi Celal dede, zakiri ise Murtaza AKSÜT'tü. Yaklaşık 1965 yılından beri beldemizde yapılmayan Cem Ayinin ikincisi olan Görgü Cem'inin birincisi 2009 yılında değerli bir sanatçı da olan Derli Divani dedenin, hem dede, hem de zakirlik yapması ile gerçekleşmişti . Cem ayinin bitmesinin ardından, Cem Evinde sırasıyla konuşmalar yapıldı ve mukabilinde canlara Cem Evinde Lokma ve Aşüre sunuldu. Lokma ve aşüre ile cem ayininin yapılmasına kurban vb. maddi yardım verenlere ve emekleri ile bu etkinliğe katkı sağlayan bütün canların emeklerinin hak katında kabulünü dileriz. |
O4 Ocak 2010
| Kurum olarak belediyenin organize ettiği bu etkinliğe vatandaşlarda kurban verip katılmakta. Cem ayini Cumartesi günü saat 10:00'da lokma ile aşüre ise öğlen saat:12:00'da yapılacak. Cumartesi günü sabah erken saatlerden başlayarak Malatya'dan Fethiye'ye otobüs ve münibüs seferi düzenlenecektir. |
O3 Ocak 2010
| Merhuma tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve dileriz. |
|
| Baskan : Aliekber Delikaya 2.Baskan : Serkiz Yanar Sayman : Özkan Cakir Halkla Iliskiler : Hüseyin Er Kültür ve Sanat : Hikmet Özilhan Genclik Kolu : Seyfi Ilhan Kadinlar Kolu : Songül Agirdemir Radyo sorumlusu : Ali Agirdemir |
| E.Fromm’un bir sözünü hatırlıyorum: “Herkes barış istiyorsa, bu savaşlar, niye.” Demek ki birileri, hatta çoğunluk sözlerinde samimi değil, kabaca söylemek gerekirse: Yalancı.” Ben çok tanıdım: “ağzından bal akıyor” ama boyuna kadar battığı pisliğin kokusu taa “kaf dağına” ulaşmakta… Yalnızca ben değil sizde bu gibi onlarca örnek verebilirsiniz. En küçük sosyal kurum olan aile içinden, uluslar arası ilişkilere kadar geniş bir yelpazede sayısız örneklerle doludur, bu alan. Öyleyse öyle bir mesaj daha makul gözükmekte, kendi sağlığım, zenginliğim, özgürlüğüm, hak ve hukuka dair arzu, düşünce ve edimimle, ailemim mahallemin el’imin ve bütün dünyanın yararı arasında görünmeyen paralel bir ilişki ve etkileşim olduğuna kanaatle, görmek istediğim iyiye, güzele, doğruya, barışa, huzura, özgürlüğe ve her türlü zenginliğe… bizi götüren yola kendi adıma talip olmak ve gönlümüzden geçeni dilimizden dökülen ile yürüdüğümüz yolu birleştirmeye olabildiğine gayret sarf etmeyi dilemek yada bu gayrette olmak gücümüzün yetebileceği ve yapmam(ız) gereken en baştaki iştir. Ben değiştikçe, dünya değişir… Kendi kendimizi değiştirdikçe dünya değişir. Kendimizi Özgürleştirmeden, zenginleştirmeden, değiştirmeden dünyayı değiştirmeye çalışmak, otoriterliğin, zorbalığın, köleleştirmenin, sefahatin, elem ve kederin… Karanlığına götürür bizi. Görmek istediğim(iz) değişikliği kendimizde gerçekleştirmeyi kendimize şiar edinme arzusu içinde olacağım(ımız) yeni bir yıl dileği ile bütün insanlığın yeni yılının mutluluklara vesile olmasını dilerim. 01 Ocak 2009 günü güneşli ve ılıktı. Üşümeden gezip dolaşabilirdiniz bu havada. Burada hava durumunda geçmişle mukayese edildiğinde, dikkate değer değişmeler gözleniyor. Gündüz havada bir parça bulut yok, her yer güllük gülistanlık; aynı akşam ve gece gök gürültülü yağmur yağabiliyor. Dün gece gök gürültülü yağmur yağdı... Aralık ayında yarımgün cingola ve dombala oynandı. Çingola ve kumar yasaktı. Buna rağmen küçük te olsa paralın döndüğü kumar oldu. Bu yasağın devamında Kaymakamın kararlılığının rolünün büyük olduğunu sanıyorum. İyede oldu. Kumar oynayanlar resim çektirmek istemediklerinden kahvede resim çekemedik. Yukarıdaki sözümüze gönderme babında: “Kumarcı görünmek istemeyen kumarcılar vardı yada kumar yanlış diyen kumarcılar vardı,” vardı… Her iki tepeden, gece saat 12:00’da atılan havai fişekler atılarak yeni yıl karşılandı. Havai fişeklerin bir kısmı belediyenin bir kısmı ise Mehmet ile Meral İNCE’nin di. Tepeye ben gitmedim, bizim çocuklar gitti. Onların çeltiği birkaç dakikalık videoları ve resimleri, geçen hafta çektiğim çeşitli resimlerin içine koyuyorum. Resimlerde tanımayacağınız kişilerin resimleri orman dikiminde çalışan Yazıhan’lı orman işçilerinin resimleridir. | ||||||
|







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder