Social Icons

4 Temmuz 2010 Pazar

Kan üzerine yapılan “hesaplar” tutmaz! /Ali Ekber PEKTAŞ

Sevgili okuyucular,

Türkiye’de, Kürtlerin yaşadığı coğrafyada, çatışmaların giderek ivme kazanmasıyla birlikte, kan üzerine yapılan “hesaplar” yoğunluk kazanmıştır. Savaş “naraları” giderek yankılanmakta, medyada manşetlerden büyük “puntalarla” verilmektedir.

Kan üzerine yapılan politikalar, kim tarafından yapılırsa, yapılsın, hamaset gösterileri olarak algılanmalıdır. Manşetten büyük “puntalarla” verilen haberlerde, son 30 yıllık savaş’ın faturasının, 50 bin insanımızın kaybedildiğidir. 50 bin insan, 50 bin can, bu insanların önemli bir bölümü henüz 20’li yaşlarda, hayata veda “ettirilmişler”dir. Peki, 50 bin yaşamın karşılığı ne? Koca bir hiç!

Bol keseden “vatan millet Sakarya” nutukları, buna karşılık kaybedilen bu kadar can. Topluma sürekli olarak “vatanın bölüneceği” korkusu dayatılıyor ve bu dayatmanın paralelinde savaş ortamına sürülen gencecik yaşamlar. Bol keseden “vatan millet Sakarya” nutukları atanların, bizzat kendi yakınları nedense “vatani görevlerini” yaparken savaşın sürdüğü coğrafyada bulunmak dahi istemiyorlar. Ne hikmetse; vatani görev yapmak sadece emekçilerin çocuklarına, yoksul insanların çocuklarına ve “şehit” düşmekte bunlara “nasip” olmaktadır.

Şehit olan çocukların aileleri kendi dünyalarıyla baş-başa kalırken, hamaset nutukları “atanlar” bu ülkenin “efendisi” olduklarını her fırsatta vurgularlar. Bunların önemli bir bölümü akan bu kandan nemalandıkları için, sürecin devam etmesinden taraftırlar. Bu nedenle her gün basın ve görsel medya karşına çıkıp, “vatan millet Sakarya” nutukları atabilmektedirler. Muazzam bir şekilde rant kapısı olarak görülen, savaş’ın devamlılığını sağlayabilmek için sürekli olarak savaş kışkırtılıcılığı gündemde tutulmaktadır.

Bu hamaset gösterilerini, kendine bilim “adamı” “akil” kişi “olgun gazeteci” gibi sıfatlarla toplum karşısında çıkarak açıklamalarını yapmaktadırlar.

Kendine “bilim adamı” yaftası takarak, “basın” kanallarını da kullanarak, kanal-kanal gezip, kan ve savaş üzerine kurgulanmış politik “öngörülerini” anlatanların, aslında salyalarını “salgıladıkları” iyi bilinmelidir.

Yer kürede, birçok ülkede ve ülkemizde de, yasal olarak savaş “kışkırtılıcılığı” yapmak suçtur. Merak ediyorum, güvenlik kuvvetlerine taş “attıkları” iddiası ile tutuklanan yüzlerce çocuk hakkında akıl almaz cezalar talep edilmektedir.

Ama her gün onlarca insanın yaşamına, hayattan “koparılmasına” sebep olan, savaş ve kan üzerine kurgulanmış açıklamalar yapanlar karşısında umursamaz bir tavır içinde olmalarını anlamakta “zorlanıyorum”. Bu gerçekler ise, yasaların mı çifte standart ta olduğu, yoksa bu yasaları uygulanmasında mı, iki “yüzlülük” var onu da anlamakta “zorlanıyorum”.

Hukukçular nerede? Yasa uygulayıcıları nerede? Yoksa savaş bu insanlarında mı, gözlerini kör etti.

Bir ülkede, benim ülkemde, Türkiye coğrafyasında, Anadolu da, hukuktan, adaletten, insan haklarından, evrensellikten bahis ediliyorsa. Savaş ve kan üzerine kurgulanmış açıklamalara, savaş kışkırtıcılığı yapılmasına asla müsaade edilmemelidir. Kendilerini emekli subay olarak, savaş kışkırtıcılığı yapmakla mükellef “kılan” birçok asker kökenli insan, bu cüreti nerden almaktadır. Bu yapılanlar hiçbir şekilde mazur görülemez.

Aynı şekilde Kürt silahlı güçlerinin, son günlerde savaşı tırmandırmaları da, maruz görülmemelidir. Silahlı eylemelerin, kentlerin içlerine kadar çekilmesi, “hedef” gözetmeksizin bombaların pimlerinin çekilmesi, mazur görülmemelidir. Silahlı eylemlerin, kentlere, özellikle büyük kentlere taşınması, toplumda kamplaşmaları beraberinde getirecektir. Bu tehlikeyi, Kürt hareketi iyi algılamalıdır. Bunun, kamplaşmanın “pimi çekilmiş” bomba kadar tehlikeli olduğu gerçeğini iyi kavramalıyız.

Esas görev demokrasi güçlerinindir!

Demokrasi güçlerine önemli görevler düşmektedir. Demokrasi güçleri gerekli hassasiyeti göstererek, silahların susması ve karşılıklı olarak, gerek Türk Silahlı Kuvvetleri ve gerekse de, Kürt silah güçleri silahları bırakmalıdırlar. Barış ortamının sağlanması için, diyalog ortamı oluşturularak demokratik adımların aksatmaksızın atılması için gerekli çaba harcanmalıdır.

Demokrasi güçleri bu konuda tampon ve motor güç olabilir. Aydınlar, sendikalar, alevi kurumları ve bilumum sivil toplum örgütleri zaman geçirmeksizin gerekli çalışmaları başlatmalıdırlar.

Seslerini, en azından, savaş kışkırtıcılar kadar, daha fazla haykırmalıdırlar. Meydanı boş bulan, “vatan millet Sakarya” nutuklarıyla, kan ve savaş üzerine kurgu yapan tacirlerden, daha fazla seslerini yükseltmelidirler. Ve gerekirse bu tacirlerin deşifre edilerek toplum içerisindeki “şahsiliklerine” dayanan etkileri kırılmalıdır.

Barış, inadına barış, demokrasi güçlerinin ana teması olmalıdır,

Silahlar, vakit geçirmeksizin; Kürt silahlı güçlerine karşı kullanılan silahlar, derhal susmalıdır. Operasyonlar ve sınır ötesi hareket derhal son bulmalıdır.

Kürt silahlı güçleri, ateşkes ilan edip, silahlara veda etmelidirler. Kentlerde silahlı eylemlere kesinlikle başvurulmamalıdır. Mümkün olduğunca çatışma ortamlarından kaçınılmalıdır.

Demokratik bir Türkiye için, en büyük “silah” silahlardan arınmış, diyalog’dan oluşan barıştır!

Bir dahaki yazımda görüşmek üzere,

Kritikleriniz için: analizoku1@web.de

28 Haziran 2010 Aliekber Pektaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text