“Evvelimiz bir damla murdar su, sonumuz leş”

Bu videoyu, makineyi deneme maksatlı çektim. O anda objektifin karşısında Yusuf KARGIN vardı… O su arığını bastonu ile temizleye uğraşırken, “onun geçmişinden bihaber olan çocuklar” sanki akranları imiş gibi Yusuf amcayla sohbet ederler. Aynı kadranın içerisine giren belediye binasını görünce, “bu belediye binasını, cihan şümul bir padişahının sarayı gibi görüp fiyakasından geçilmeyen büyüklerimizin yıllar sonralarını düşünmeden edemedim.”
Yusuf amcanın şimdi yanında onunla sohbet eden ve onu görmezliğe gelip geçen çocukları görünce, insanın, dünyanın nereden nereye doğru evrildiğini gördüm. Eskiden Nato’da çalışan bir arkadaşım vardı. Adı: Bayramdı. Yusuf amcadan bahsederken, birazda espiri yaparak:” Yusuf amca bağırdı mı, inekler ahırda zincirlerinde boşanır, tavuklar kümeslerden  yumurtlamadan uçar gibi kaçar, gebe kadınlar Alimallah zaylar bu sesi duyan ürperir… vb.” derdi. Öyleydi de. Bizler çocukken, “muhtar geliyor, Bekarın Yusuf geliyor dediklerinde çil yavrusu gibi dağılır kaçacak delik bulamazdık…” Bir kaç kuşak bu anımı destekler mahiyette açıklamalar yaparlar.
Bu görüntüyü doğruluk eğrilik penceresinden değerlendirmiyorum. Bir ömürde insan ilişkileri nereden nereye geliyor? Onun altını çizmek için yazdım. Hiç değilse, bir ömür içerisindeki değişimi görebilsek, insana ve aleme bakışımızı ona göre düzenleyebilsek. Geleceğinde bir gün gelebileceğini, görebilsek. Geride büyük düş kırıklıkları ve mahcubiyetler bırakmasak. En azından kendi cüzi irademize düşen yanı düzeltebilsek… Ne hoş olurdu!
“Bu adam şu sözü taa o zaman söyledi, insan ilişkilerine bu türlü bakışı çook çok evvel dile getirdi ve kendisi de böyle amel eden bir insandı dedirte bilsek.”  Böyle kaç tane örnek Fethiyeli hatırlıyorsunuz. Düşüncesi mevsimlik, ilişkileri yılan gibi eğri bürgü, iç dünyası minicik  ve dağlar kadar serveti, galaksiler kadar kibri olan çok insanımız var? Bir kuşak sonra değil, şimdi dahi “Fethiye’ye Hoş Geldiniz,” tabelasının altında dahi geçmeyen “kalpazan mahsuli” düşünceler, ilişkiler, dağ gibi …
Neyimize kibirleniyoruz ki… Hangi para gözümüz ferinin azalmasını, hangi makam, ağaran saçlarımızı, dizlerimizin düşen takatini engelleyebilir. Hangi krem kırışan derimizi düzeltir, hangi cerrah gerdiği tenimizi canlandırabilir? Hangi bilek Muhammed Ali Kınay’ın titreyen ellerinin durdurabilir ki?
Düşünceleri bizi oldukça etkileyen ve nasipse bu yıl bütün kitaplarını okumak istediğimiz bir kamil insan, hocam(Şeyh) bir defasında, öğrencilerine: “Sokağa çıkınca herkesin kendimden üstün olduğunu görüyorum,”dedi, der. Öğrencileri şaşkınlıkla: “haşaa, nasıl olur hocam,” dediler. Hocam ise: “Eşeğin benden daha ağır yük taşıdığını, ahçının benden daha iyi yemek yaptığını, temizlikçinin benden daha iyi temizlediğini… gördüm,” der.. Demek ki üstünlükler farklı farklı. Kendimizi büyümsememiz, dar görüşlülüğümüzdendir. Bir şeyi her şey sanma ve başka büyüklüklerle mukayese yolunu kapalı tutmamızdandır…
Neyimize büyükleniyoruz ki, tasavvuf erbaplarının deyişi ile:“Evvelimiz bir damla murdar su, sonumuz leş.”  Suretimiz olan bedenimiz, tanrının çamurdan yaptığı toprağa ila ki karışacaktır; fakat burnumuzdan üflediği ruh, can Hakk’a dönecektir.
Baki kalan ise Hakkın rızası ile kulun rızası olan “Kamalet-insanlık-”imizdir.Kemalet, İnsan-ı Kamil mi nedir? İncil’den arz edeyim. Matta’haya göre bir Bab, Ayette:”Tanrı günahkarları keçiler gibi sol tarafına, salihleri sağ tarafına oturtacak. Sol tarafındakilere: Ey günahkarlar, açtım doyurmadınız, susuzdum kandırmadınız, açıktaYdım içeri almAdınız, öksüzdüm korumadınız… doğru cehenneme diyecek. O zaman günahkarlar itiraz edecek: “Ya Rab biz sizi ne zaman aç gördük doyurmadık, susuz gördük kandırmadık, açıktaydınız konuk etmedik, öksüzdünüz korumadık? diye itiraz edecek.
İşte o zaman Yüce Tanrı görkemli tahtından kalkıp: “Siz ki en basit kuluma bunları yapmadınız, bana da yapmamış sayılırsınız,”diyecek…”
Yani dört kitabın esası bu. Halkta Hakk’ı görebilmek ve irtibatı buna göre düzenlemek… Hele de en şerefli mahlukum ve halefimdir dediği insana Hakk’ın tecellisi gözü ile bakabilmek ve böyle bir ilişki kurabilmektir.
Tanrı herkese bu makama erdirsin…

Not: Negatif cümlelerimizi Yusuf amca için kurmadık. Bunu vesile edip genel bir zihinsel egzersiz yapmak istedik. Yusuf amca sevim saydığımız bir insandır.