13 Aralık 2012 Perşembe
Aliekber Pektaş:İnancınız farklıysa, ‘yaşam hakkı’ yok!
İnancınız farklıysa, ‘yaşam hakkı’ yok!
Sevgili okuyucular,
İnancınız farklıysa, ‘yaşam hakkı’ yok! Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye Büyük Milllet Meclisi
başkanlığı, fetva verdi, faklı inançlara sahipseniz, ‘yaşam hakkı’ tanınmayacaktır.
TBMM üyesi, Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün’ün soru önergesi üzererine, TBMM başkanlık
divanından bir açıklama yapıldı. ‘’alevilik islamın bir alt yorumudur’’ TBMM çatısı altında ibadethane
olarak, ‘ Cem evine yer yok’ Alevilerde ibadetlerini, ‘Camilerde’ yapabilirler.
Alevilerin ibadethaneleri Cemevi dir, tartışmaları ile ilgili olarak, TBMM başkanlık divanıı tarafından
Anakara 6. idare mahkemesine gönderilen savunmasında, gerekçelerini anlatırken şöyle
denmektedir.
‘‘Alevi kelimesi, İslam dünyasının genelinde Ali’ye mensup, Ali’ye bağlı anlamında kullanılmaktadır.
Hz. Ali ise Hz. Muhammed’in damadı olup Hz. Muhammet’in vefatından sonra İslam halifesi olmuştur.
Bu konudaki genel esasların incelenmesinden de ortaya çıkan duruma göre Aleviliğin, müstakil bir din
olmadığı, İslam’ın bir alt yorumu olduğu anlaşılmaktadır.‘‘
Anlaşılan kendini diyanet ve hanefi islamın ideolojik silahlarıyla kuşatmış olan, TBMM başkanlık
divanın, farklı inançlara tehamülü olmadığını kanıtlamak için elinden geleni yapmaktadır. Farklı inanç
topluluklarının nasıl inanacaklarına ve nerede ibadet edeceklerine, diyanet‘ten referans alarak karar
vemektedirler.
TBMM anlaşılan sadece hanefi islam inancına ait olanları karargahı olarak görülmektedir. TBMM
başkanlık divanının, 6. İdare mahkemesine gönerdiği savunma bunun kanıtırdır.
Umarım bu gidişat, TBMM sabah mesai Saat’lerinde açılışını, islami ‘ayetlerin okunuşu‘ ile açar ve
akşamları kapanışını da, ‘ezan okuyarak‘ yaparlarsa şaşırmayın
Alevilik TBMM başkanlık divanının iddia ettiği gibi, ‘islamın bir alt yorumu‘ değildir. Alevilik binlerce
yıldır, insanlık tarihinin evrendeki yeri kadar eski ve kadim bir inanç dır. Hz Mahmmed ve Hy Ali‘yi
sahiplenmek, onların insanlığa sunmuş oldukları değerleri sahiplenmek, islam dinini peşinen
kabüllenmek anlamına gelmemektedir. Alevi inancı insan merkezli olması dolayıısı ile, yerkürede
insanlık için sunulmuş bütün olumlu değerlerin miraslarını sahiplenmektedir.
Kainatın aynasıyım
Madem ki ben bir insanım
Hakkın varlık deryasıyım
Madem ki ben bir insanım
İnsan hak'ta hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Çok marifet var insanda
Madem ki ben bir insanım
Madem ki bizler insanız, kainat’taki yaşama ve tüm varlıklara bu dizeler le, yaklaşmak durumundayız.
Bu dizeleri kendilerine rehber edenler’le, islam dinini kendine temel alanlar arasında nasıl bir
bütünsellik kuracaksınız. İslam dini temel prensiplerinde, Tanrıyı esas almakta ve Tanrıyı tüm evrenin
denetcisi olarak görmektedir.
Alevilerle, islamı kendine rehber edinen inanç grupları arasında köklü farklılıkların varlığını
kabullenmek durumundayız. Diyanetin iddia ettiği gibi, Alevilik islam dininin, ‘alt yorumu’ değil,
Anadolu’da var olan, farklı ve kendine özgü bir inanç dır.
Bunca temenni direkler
Vız gelir çarkı felekler
Bana eğilsin melekler
Madem ki ben bir insanım
Bu dizeler, bir insanın evrene, evren de var olan bütün nesnelere hükmedebileceğinin açık kanıtıdır.
İslam dininin esaslarına göre, evrendeki tüm varlıklara, ‘sadece tanrı’ hükmedebilir. Çünkü, tanrı
kainatın ‘tek’ yaratıcısı ve sahibidir.
Alevi uluları arasında anılan Hallacı Mansur, yaratıcı, yani tanrı için, “Enel Hak" diyebimektedir. Yani
tanırıyı kendi cemalinde görebilmektedir. Tarihi koşullar gözönüne alındığında, ‘’Enel Hak’’ derken,
İnsan konuşan, dolaşan, düşünen, sevinen, gülen, üzülen, öfkelenen bir Tanrı'dır. Tanrının bütün
nitelikleri insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı'da, evrende bir birlik, bütünlük içindedir.
Hallacı Mansur’un, sadece, ‘’Enel Hak’’ dediği için Bağdat sokakların da idam edildiği, tarihte not
olarak durmaktadır.
TBMM başkanlık divanı, Ankara 6. İdare mahkemesine gönderdiği savunmasında, Alevileri
yeniden idam sehbasına çekme çabası içerisindedir. TBMM başkanlık divanı, Alevilere,
kendilerine ‘benzeşmesini’ talep etmektedir. Bu nedenle, Alevileri Cami ve mescitlere sokma
arzusundadır.
TBMM başkanlık divanı, tarihi gerçekleri de saptırırak, her yıl düzenlenen Hace Bektaş törenlerine
atıfta bulunarak. ‘’ Her yıl Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi’nde ibadethane olarak bir caminin bulunduğu
görülecektir. Zira bu külliyede cemevi bulunmamaktadır.‘‘
Hace Bektaş dergahı Alevilerin bir anlamda kabesidir. Dergahı çevreleyen alana, Cami‘nin 1830’lı
yıllarda yapıldığı bilinmektedir. Bu tarihlerde, Başbakan R.T. Erdoğanın, ‘ecdatlarımız‘ diyerek
sahiplendiği, Sultan ll. Mahmud’un, yayınladığı fermanlarla, Aleviler yeni bir soykırıma tabi
tutuluyorlardı. Dergah alanına Cami yapılması, bu soykırımın bir devamlılığı olarak görülmüştür..
Osmanlı Sultanı Il. Mahmud döneminde, Alevileri asimile etmeye yönelik olarak yayınlanan
fermanlarda şöyle denmektedir. ‘‘Cami 11 Ocak 1827 tarihli fermanla, "Anadolu'daki bütün Bektaşi
tekkelerinin türbe mahalleri hariç bütün binalarının yıktırılmasını; eşya, emlak ve diğer gelirlerine el
konulmasını" emretmiştir.
Yukardaki alıntıda görüleceği gibi, II. Sultan Mahmud, Hece Bektaş dergahına, Cami yapılmasına
ilişkin ve gerekse, Birçok Bektaşi tekkesinin, ‘türbe malleri hariç‘ bütün binalarının yıktırılması
Camiye dönüştürülmüş ve bu camilerin başlarına da, Nakşibendi tarikatına mensup şeyhlerin
idaresine bırakılması, fermanlarını görmekteyiz. TBMM başkanlık divanı bu gerekçeleri esas
alıyorsa,diyeceğimiz bir şey yok.
Türkiye Cumhuriyeti, TBMM sadece Sunni islamın ve diyanetin referanslarıyla kendini kuşatan
ideolojik yaklaşımlarla hareket edecekse, nerde kalıyor, ‘laik‘ yapılanma.
TBMM başkanlık divanı bilmelidir‘ki, ll. Mahmut döneminde yapılan bir asimilasyon girişimidir. Alevileri
kendilerine , ‘benzeştirmek‘ isteyen, yani asimile etmek isteyen zihniyetin bir devamlılığıdır. Hace Bektaş
dergahındaki, Cami’nin varlığını gerekçe göstererek, Alevilerin ibadet yerlerinin cami ve mescit olduğunu ileri
sürmek, en hafif deyimle, fikir fukaralığıdır. Aleviler hiç bir dönem Mescit ve Cami’ye girmemiş ve ibadetlerinide
Camilerde yapmamışlardır.
Alevilerin ibadet merkezleri, Cem evleridir. Bütün inkar ve yok sayma, asimile politikasına rağmen, Aleviler Cem
evlerinde, ibadet etmeye, Cem yapmaya, Semah dönmeye devam edeceklerdir.
TBMM başkanlık divanı, farklı inançların, nerde ve nasıl ibadet edeceklerine karar vermek yerine, ‘laik‘ ve
seküler yapılanma için çaba harcamalıdırlar.
Aliekber Pektaş 12.12.12
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder