Social Icons

9 Haziran 2010 Çarşamba

“Açılımmı” yoksa yumrukmu? / Ali Ekber Pektaş

“Açılımmı” yoksa yumrukmu?


Sevgili okuyucular,

Ülkemizde, ‘’buda oldu” denilecek bir vaka gerçekleşti. Kürtlerin liderlerinden, eski DTP eş başkanı Ahmet Türk’e Samsun’da, yumruklu saldırı gerçekleşti. Yani “buda oldu” bir ‘eski’ parlamenter, parti başkanına yumruklu saldırıda bulunuldu.

Türkiye burası, ne olacağını, ne zaman olacağını, nerde olacağını kestirmek, “falcılıkla” eş değer anlamına gelmiştir.

“açılım” Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve mevcut AKP hükümeti, uzun bir süredir, bir “açılım”dır tutturdu gidiyor. Ama ne “açılım” hiç kimsenin bir anlam veremediği, neye hizmet ettiği belli olamayan bir “açılım”. Sadece Kürtleri ve “ötekileştirilmiş” toplumsal katmanların, gözünü boyamaya yönelik bir “açılım”.

AKP Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, anlaşılan resmi ideolojiyi savunmayan toplumsal katmanlara, sadece resmi ideolojiye ayak uydurdukları mühdetce ‘demokrasi’ vaat etmektedir. “Açılım” politikası, farklılıkları resmi ideolojiye adapte etmek için başlatılan politik bir kampanyadan ibaretti.

Alevilere, Kürtlere, Romanlara, vb. toplumsal katmanlara karşı yapılan “açılım” politikaları; sonuç, iflas etmiş ve bu politikanın mimarları tarafından dahi savunulamaz hale gelmiştir.

Eski parlamenter Ahmet Türk’e, Samsun’da adliye binasının çıkışında, kırmızı plakalı arabasına binerken, İsmail Çelik isimli bir şahıs tarafından, yumruklar atılarak, burun kemiğinin kırılmasına sebep olmuştur.

Bu vaka dışarıdan bakıldığında sadece bir kişinin, İsmail Çelik’in bireysel saldırısı gibi gözükmektedir. Ama hayır, bu yumruk genelde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin inkârcı politikalarının bir devamıdır. Bu vaka, yumruk sadece Ahmet Türk’e atılmış bir yumruk değildir. Bu yumruk, Kürt hareketinin ileri gelenleri tarafından kamuoyuna deklere “ettikleri” gibi, ‘’Kürt halkına atılmış” bir yumruktur.

Kürt liderlerden, Selahattin Demirtaş, Osman Baydemir gibi birçok Kürt politikacı açıklamalarında olayın “Kürt halkına karşı yapılmış” bir saldırı olduğunu vurgulamışlardır.

Kürt politikasındaki inkârcılık artık, terk edilmelidir. Eğer gerçekten, AKP hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, açılım politikasında samimi ise; inkârcı, kendisine benzetme, farklılığı kabullenmeme, yani asimilasyon politikası terk edilmelidir.

Bir tarafta, “açılım” diğer tarafta Kürtlerin yaşadığı coğrafyada, askeri operasyonlar düzenlemek, açılımda samimi olmamak demektir.

Bu anlamsız savaşta ısrar etmek, arkası kesilmeyen askeri operasyonlar düzenlemek, aslında inkâr politikasının devamlılığını sağlamak demektir. Toplumun katmanları arasına resmi ideolojiyi şırınga ederek, bin yıldır bir arada yaşayan ve önemli derecede bütünleşmiş olan toplumu “kamplara ayırmak” uğraşlarından başkası değildir.

Bu nedenledir ki, İsmail Çelik’in bu hareketini bireysel olarak yaptığını kabullensek dahi; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, inkärcı, kamplaşmaya iten politikasının bir sonucudur.

Ama bunun bireysel bir vaka olup olmadığı henüz belli değil. Birde Samsun gibi bir şehir ve mülkü amirleri, şehrin yöneticileri söz konusu olduğunda, insanın bu saldırının bireysel olacağına inanması güçleşmektedir.

Samsun’da, Hırant Dink cinayetinin sanığına, mülkü amirleri tarafından gösterilen, ‘’sevgi gösterileri” henüz hafızalardan silinmemiştir.

Yine adliye önünde basın açıklaması yapmak için toplanan TAYAD’lı ailelere yapılan saldırı ve sonrası gelişmeler hatırladığımızda, inanmak güçleşmektedir.

Yine Karadeniz illerinden Trabzon’da rahip Saroz cinayeti göz önünde bulunduğunda olumsuzlukların boyutunu hesaplamak güç olmayacaktır. Saldırının bireyselliğine

Bu nedenlerle inandırıcılığını kaybetmiş bir devlet, bu devleti yöneten basiretsiz yetkili kişiler göz önünde bulundurulduğunda, inanmak giderek zorlaşmaktadır.

Bütün bu olumsuzlukların ana ekseninde, kirli bir savaş söz konusu ise, inandırıcılık kaybolmaktadır.

Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin yasadığı coğrafyada yürütmüş olduğu kirli savaşı terk etmelidir. Buna mukabil PKK güçleri derhal silahlarını bırakmalıdır. Halkların kardeşliği esas alınan, politik girişimler taraflar tarafından zaman geçirilmeden başlatılmalıdır.

Demokrasi güçleri bu sürecin hızlanması için, gereken özeni göstererek, sürecin hızlanmasını sağlamalıdırlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sadece Kürtlere karşı politikasını değiştirmesi yeterli değildir. Alevilere karşı sürdürdüğü inkärcı, yok sayma, kendine benzetme politikasını terk etmelidir. Alevilerin inançlarına müdahale etmek yerine, inançlarını nasıl ifade edeceklerine kendilerinin karar vermesinin önü açılmalıdır. Alevilerin ibadet merkezi Cem evleridir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu gerçeği kabullenmelidir.

Ülkede yaşayan diğer etnik ve inanç azınlıklarına karşıda, inkârcılıktan vazgeçilmelidir. Ülkede yaşayan tüm, halkların kardeşliğini esas alan politikalara önem verilmelidir.

“Türk İslam sentezi” Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi ideolojisidir. Gelinen aşama ortadadır. Bu ideoloji halk’lar arasında parçalanma ve kamplaşmadan başkasını getirmemiştir. Terk edilmelidir.

Ülkede yaşayan halkların kardeşliğini esas alan, eşit koşullarda, karşılıklı saygıya dayanan, dayanışma ruhunu aşılayan, politikalar benimsenmelidir.

Evet, buyurun kendinizi ispatlayın. Ahmet Türk’e atılan yumruk son olsun. Timsah gözyaşları dökmekten vazgeçin. İçi boş açıklamaları, beyanatları topluma deklere etmek yerin; size bir fırsat, adım atın, samimiyetinizi kanıtlayın.

Unutmayın, Anadolu ve Türkiye toprakları, binlerce yıldır çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu ise mozaik bir toplumsal dokunun oluşmasını sağlamıştır.

Bu dokunun sürekliliğini sağlamak, ülkedeki tüm toplumsal katmanların asli görevleri olmalıdır.

Bir dahaki yazımda buluşmak dileğiyle.

Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text