Ülkede kriz ve faşizm!
Türkiye’de mali ve ekonomik kriz, Türk hakim sınıflarının ülkeyi yönetememe ve idare etme zorluklarını da birlikte getirmektedir. Krizin faturasını taşımak istemeyen Türkiye’nin sermaye çevreleri, faturayı halka ve emekçi sınıflara ödetmek için ellerinden geleni yapacaklardır.
Türkiye’de, mali krizin etkileri derinleştikte, işsizlik ve yoksullaşma giderek artacak, hayat şartları ve yaşam giderek zorlaşacaktır. Yoksullaşma, açlık, yozlaşma, ahlaki değerlerde kayıp ve kültürel değerlerde erozyona uğranmayı beraberinde getirecektir.
Bütün bu gelişmeler, ülkede sokağın hareketlenmesini tetikleyecektir. Sokağın hareketlenmesi, kitlelerin farklı mücadele biçimlerini tercih etmelerin ide beraberinde getirecektir. Türkiye’nin içinden geçtiği konjuktürel durumu göz önünde bulundurduğumuzda, sokak hareketlerinin kontrol edilmez bir hal alacağını kestirmek için falcı olmaya gerek bulunmamaktadır.
Sokakta, sınıf ve kitle hareketlerinin yükselmesine paralel olarak, devlet aygıtını elinde bulunduran hakim sınıf olan sermaye sahipleri ve devlet aygıtını yönetenlerde, ‘’demokrasi’’ dışı yollara başvuracağının emarelerini görmek mümkündür. Bu ‘’demokrasi’’ dışı uygulamamlar, tabi ki, 1. ve 2. dünya savaşı sonrası 20. Yüzyıla damgasını vuran, klasik faşizm, olmayacaktır.
Faşizm, ülkemizde, 21. Yüzyıl dünyasından farklı ve konjüktürel döneme has bir şekil alarak sürece yayılacaktır. Son iki yıldır çıkarılan birçok yasal düzenlemelerle bunun sinyallerini vermektedirler.
Türkiye’de, faşizm 20. Yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkan ve Bulgaristan Komünist Partisi önderlerinden, George Dimitrof’un döneme ve konjuktürel duruma uygun tarifi ile açıklanamaz. Tabi ki bu, 20. Yüzyılda Avrupa ve yerkürede birçok ülkede iktidarları gasp eden, faşizm ve uygulamalarının George Dimitrof tarafından tarifi yanlış anlamın değildir.
Yanalız, milenyumun 10. Yılında, faşizm’i tahlil ederken içinde bulunduğumuz süreci ve konjutürel durumu iyi analiz etmemiz gerekir.
Ülkemiz Türkiye’de faşizm, toplumsal hareketlerde ve bu hareketlerin boyutlarının gelişmesine göre, baskıcı rejim olarak ortaya çıkacaktır. Bu süreçte faşizm, ülkede askeri cunta dönemlerinden farklı olarak kitle tabanı yaratarak iktidarda kalmayı esas alacaktır. Faşizm’in kitle tabanı, ‘’milliyetçi’’ yani milliyetçiliği ırkçılık seviyesine çıkartan ve yalaka ları olacaktır. Ayrıca, dini fanatizmle harmanlayan kesimler, bu süreçte önemli rol üstleneceklerdir. Kısacası faşizm’in kitle tabanı, ‘’milliyetçiler’’ ve ‘’İslamcılar’’ olacaktır. İdeolojisi ise, Türk İslam sentezi olacaktır. Ana ağırlığını dini içeceğin belirleyeceği, İslam maskeli örtülü bir faşizm ülkenin önünde duran ana tehlikedir.
Özünde bu İslam dininin, sermaye çevreleri tarafından fütursuzca sömürülüp, ‘’aşağılanması’’ demektir. Kitlelerin ivme kazanan düzen karşıtı hareketleri, özellikle ‘’yeşil’’ sermaye çevrelerinin bu hayasızca davranışının, önüne geçmeyi programına almalıdır.
Faşizm, sınıf mücadelesinin gelişmesine bağlı olarak şiddetini artırma ve ‘’orantısız'’ güç kullanmaya odaklayacaktır. Farklı inançların talepleri karşısında, bir taraftan, ‘’lütufta’’ bulunur gibi davranırken, üzerine oturduğu kitle tabanının durumunu sürekli gözeterek, onları memnun etmeye çaba harcayacaktır. Farklı inançların kendilerini ifade etmesi giderek zorlaşacaktır. Kürt coğrafyasındaki kirli savaş, ‘’havuç ve sopa’’ mantığıyla bütün yakıcılığıyla devam edecektir. Çünkü AKP hükümeti, sorunun ‘’çözümünden yana’’ tavır belirlese dahi, hakim sınıfların ve egemen güçlerin, çözümden yana olmayan, kanadını da dikkate almak zorunadır.
Çünkü uluslararası alanda çalkantılara neden olan mali krizin etkileri, Türkiye’deki egemen güçlerin tümünü derinden etkilemektedir. Açıklamalarında, ‘’teğet’’ geçti, ‘’kriz bizi fazla etkilemez’’ teraneleri yer alsada, kitlelerin gözünü boyamaya yönelik manevralardır.
2010 yılında kriz bütün yakıcılığıyla, ülkede alt üst oluşları gündeme getirecektir. Türkiye egemen güçleri bu krizin faturasını emekçilerin sırtına yükleyerek, krizin etkisinden asgari oranda kendilerini kurtarmak çabasında olacaklardır. Buna mukabil, sınıf ve kitle hareketleri ivme kazanacaktır. Ankara’da, tekel işçilerinin direnişi bunun bariz örneklerinden biridir. 20. Yüzyıl’da yaşanan krizlerden’de hafızalarımızda kaldığından, uluslararası alanda krizden kaynaklanan kitle hareketleri ve sınıf mücadelesine karşı, çıkış yolu olarak, egemen güçler faşizme başvurmuşlardır.
Bu nedensele, faşizm her ülkenin konjukturel durumuna uygun olarak şekillenmiş ve Kapitalizm tarafından uygulanmıştır.
Ülkemiz Türkiye’de, TC. Teptir olarak zaten çeşitli yasalar, (polis ve salahiyetleri) vb. uygulamalar son iki yıldır gündemi belirlemektedir. Bir başka deyimle, 12 Eylül faşist yasaları ve uygulamaları bir müddet daha gündemde yerini koruyacaktır.
Faşizm, uygulamaları askeri cunta dönemlerinden farklı olarak, nicel olarak farklılıklar içerecektir.
Peki, kriz ve faşizm’i yaşamak, Türkiye halkının kaderimi? Tabii kader olamaz. Anadolu coğrafyası bugün kapitalist kuşatmanın altındadır. Kapitalist kuşatma hüküm sürdükce’de, krizler ve faşist uygulamalar sürekli ve periyodik olarak gündeme gelecektir. Öyleyse, ülkemizdeki kapitalist kuşatmanın kırılması için sınıf mücadelesi ve demokrasi mücadelesine ivme kazandırmamız gerekmektedir. Gerici ve faşist güçlerin iktidar erkinden alaşağı edilmeleri gerekmektedir. Bu ise demokrasi güçlerinin hakim olduğu demokratik ve bağımsız bir Türkiye yaratmakla mümkündür.
Öyleyse, işçi sınıfına ve demokrasi güçlerine önemli görevler düşmektedir!
Görev başına!
Bir dahaki yazımda buluşmak dileğiyle, yeni yılda mutluluklar dilerim!
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu
24.12.2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder