Social Icons

9 Haziran 2010 Çarşamba

Hayal gücümü, ‘zorlamak’ istiyorum! / Ali Ekber Pektaş

2010 yılında

Hayal gücümü, ‘zorlamak’ istiyorum!

Sevgili okuyucular,

Her şeyden önce bütün okuyucularımın, yeni yılını kutlamak istiyorum. Yeni yılda tüm güzellikler, sağlıklı günler okuyucularımızın olsun. 2010 yılı boyunca, aşk, sevgi ve mutlulukların yaşandığı, yıl olsun!

2010 yılında, hayal gücümü ‘zorlamak’ istiyorum! Bir rüya âlemine dalmak, hayallerimin gerçekleştiğini, arzuladığım gibi bir Dünya’nın varlığını istiyorum. Benim arzuladığım Dünya’da, insanlar özgür, refah düzeyi yüksek, sanki ‘’cenneti alada’’ yaşar gibi hissedecekler, kendilerini. Bir ülke hayal edelim, güneş doğarken horozlar ötsün, buğday başakları olgunlaşmaya yüz tutsun, meyve ağaçlarının çiçekleri renk a-renk açsınlar. Suya susamış toprak suya kavuşsun ve yeniden canlanarak doğaya toprak kokusu salsın. Bahar ayında meralar ot Salsın. Ot’la beslenen hayvanlar doyasıya otlansınlar. Dereler, ırmaklar, Munzur çağlayarak aksın. Ormanlarımız, kirlenmiş atmosfere bolca oksijen salsın. Salsın ve salsınnnnnn.

Aslında ben böyle bir ülke biliyorum. Bu ülke, Avrupa ile Asya arasında köprü konumunda olan, çevresi denizlerle donatılmış, bir açık hava müzesini andıran bir ülkedir. Benim ülkem, Türkiye. Ve ülkemin orta yeri Anadolu. Onlarca kültüre, medeniyetlere ev sahipliği yapmış, tıpkı bir mozaik gibi renk a-renk ve çok seslidir. Benim ülkem, Türkiye, Anadolu.

Düşünün, Frigler, Lidyalılar, Hititler, İyonlar, Uraltılar, Sümerler, Selçuklular, Osmanlı’lar ve sonuçta Cumhuriyete kucak açıp ve yaşamlarına şahitlik yapmıştır. Benim ülkem, Türkiye, Anadolu. Bu toplulukların bazen, istilasına uğramıştır. Bezen’de kültürlerini, felsefelerini ve yaşam biçimlerini miras bırakmışlardır. Anadolu’ya.

Farklı inançlar bu güzel ülkede, bu güzel topraklarda yaşam bulmuş ve şekillenmişlerdir. Hıristiyanlık, İslam, Musevilik, Alevilik, Yezidilik, vb. gibi farklı inançlar Anadolu’nun topraklarında yaşamış ve filizlenmişlerdir.

Farklı ulus ve azınlıklara kucak aşmış, bunlardan Türkler, Kürtler, Rumlar, Lazlar, Ermeniler, Çerkezler, Gürcüler, Zaza’lar, Süryaniler vb. Ulus ve azınlıklar uzun yıllardır Anadolu topraklarında yaşamlarını ikame etmektedirler.

Bütün bunlar, Türkiye ve Anadolu’yu zenginleştirmektir. Edebiyat, felsefe, dil inanç ve ekonomik yapılanma olarak, Anadolu’da yaşayan mozaik topluma renk katmaktadırlar. Bu güzel topraklarda, coğrafyada yaşamak aslında bizler için bir ayrıcalık olması, gerekmez ‘mi? Bu ayrıcalığı kullanmak, toplumsal refahımızın, bir arada barış ve kardeşlik duyguları içerisinde yaşamanın becerisi anlamına gelmektedir. Bu farklılıklar bizlerin selam vermesinden başlayarak, beslenme alışkanlıklarımıza kadar. Bayramlarımızı kutlama, düğünlerimizde eğlenme, çocuklarımızın orta oyunlarında dahi zenginlik yaratmaktadır. Acılarımızı paylaşırken, davranışlarımızda acılarımızı minimalize olmasını sağlamak, bu zenginliğimizin bir parçasıdır. Sevinçlerimizi maxi`malize ederek çoğaltıp paylaşmakta, bu zenginliğimizin bir parçasıdır. Peki, neden bu coğrafyada ve yerkürede bu güzellikler, varken, yaşanmak ve paylaşılmak için bir kenarda dururken, paylaşımı gerçekleştirmek için yaşanan ve yaşatılan katliamlar nedir?

Derler ya, gök kubbenin altında yaşayan herkes, ‘’tanrı katında eşittir’’. ‘’Âdemden beri’’ yeryüzündeki tüm her şey, insanlığın ortak malıdır. Öyleyse neden, yerküredeki güzelliklerin birçoğunu, zenginliklerin, ‘’yüzde 85’ni’’ hâkim olan bir avuç güçlü gasp etmektedir. İktidarı elde eden, hâkim olan bir avuç güçlü, gasp ettikleri değerleri, bir başkasına karşı ‘’silah’’ olarak kullanıyor. Yoksa gasp eden tarafın, yani iktidarı elinde bulunduran hâkim güçlerin, ‘’tanrıları’’ başkamı? Onların tanrıları, gasp edenleri görmemezlikten mi geliyor. Yoksa onların, tanrılarının yanında yerleri başkamı? Bu farklılığı nasıl algılayacağız. Yerküredeki zenginlikleri gasp eden bir avuç azınlık ki bunlar yüzde 15’i temsil etmesine rağmen, yaratılan tüm maddi değerlerin, ‘’yüzde 85’ne‘’ sahip olmaktadırlar. Bu paylaşım yerkürenin, coğrafyanın, en güzel, ‘’cennet’’ köşelerinden olmasına rağmen, ülkemiz toprakları üzerinde yaşayan güzelim farklı insan topluluklarının hakları daha çok gasp edilmesini sağlamaktadır.

Ben bu nedenlerle hayal gücümü zorlayarak, ülkemin toprakları üzerinde, gasp’ın olmadığı, savaşların olmadığı bir ülke kurmak isterdim. Kurmak istediğim ülkede, yaşam farklılıkları zenginlik kabul edilsin. Maddi değerleri paylaşırken, herkesin ihtiyacına göre ve adil, hak, hukuk çerçevesinde olsun. Ülke toprakları üzerinde yaşayan, topluluklar dillerini serbestçe konuşabilmeli ve kendi ana dillerinde eğitim hakkına sahip olsunlar. Farklı inançlar, kendi inandıkları gibi, hiç bir baskı altında kalmadan horlanmadan, özgürce inançlarını yaşayabilmelidirler. Yerkürenin bu güzel coğrafyasında, yaşayan bütün toplumsal katmanlar diledikleri gibi özgürce yaşamlarını ikame edebilmelidirler. Tanrı herkese eşit davranabilmelidir. Hayallerimin ülkesinde, eğitim kurumları, üniversiteler Anadolu’nun zengin medeniyetleri, mozaik yapısından kaynaklanan farklılıkları harmanlayıp kendi özerk kürsülerinde eğitim verebilmelidirler. Hayal ettiğim ülkede, dağların doruklarında, sokaklarda tank paletlerinin sesi değil, kuş sesleri, böcek sesleri duyulmalıdır. Şehirlerin, caddelerinde, asker postalları, polis panzerleri değil sevgi gösterilerine yer verilmelidir.

Ankara’da, TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisinde) savaş narası atan, toplumsal mutabakata kulaklarını tıkayan vekiller olmasın. Ülkede geçmişte yaşanmış, devlet eliyle katliamları örnek gösteren, Nazileri yeniden hortlatmak isteyen vekiller olmasın. Yeri gelmişken, Onur Öymen CHP milletvekili, TBMM’de, ‘’demokratik açılım’’ tartışmalarında, ‘’dersim isyanında analar ağlamadımı’’ diyerek, mevcut Kürt isyanlarını bastırılmasına örnek göstermiştir. Tabii, 12 Eylül faşist döneminin, Almanya büyük elçisinden başka şey beklemek, aslında ham hayalcilik olur. Anlaşılan, dersim katliamını savunmak CHP ve genel başkan yardımcısı Onur Öymen’e düşmüştür. Öyle ya, dersim katliam’da dönemin iktidar partisi, CHP’nin öncülüğünde Gerçekleşmedimdi.

‘’Türk İslam sentezi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin asıl kuruluş amacının temel niyetini yıllardır söylüyorduk. Türkiye’nin ilk partisi olan CHP’nin de milletin partisi olmadığını; Devletin derin kurallarına sadık devlet partisi olduğunu da yıllardır söylüyorduk. Onur Öymen’in yaptığı, sadece bu derin niyetin ve kuralların istemeyerek dışa vuruşudur. CHP’nin tüm üst düzey kadroları Türk İslam sentezinin tavizsiz savunucuları olmuşlardır. Kadrolar süreçle değişse de, zihniyet asla değişmemiştir‘‘. AABF açıklaması, yeterince konuyu vurgulamaktadır.

Benim hayallerimi ‘zorlayarak’ kuracağım ülkede, Onur Öymen’ede, bir insan olarak yer verilecektir. Ama bir Nazi artığı, faşist zihniyetli, Yavuz Selim’in kuşaklarına, Türkiye toplumu yer vermeyecektir. Birilerini sevmeye bilirsiniz. Sevip, sevmemek, Onur Öymen’in, ‘’bakış açısıyla’’ bağıntılıdır. Ama sevmediklerinizin, katliamını ‘’savunmak’’ ancak insani duygulardan nasibini almamışlara uygun düşer



.

Konu açılmışken açılım tartışmalarına değinmede yarar görüyorum.



Türkiye Cumhuriyeti ve AKP hükümeti, son günlerde kamuoyunda çok sıkça tartışılan, ‘’Kürt açılımı’’ ‘’demokratik açılım’’ ‘’milli birlik’’ açılımı tekerlemelerinin etrafında, ne yaptıkları, kendinden ‘’meçhul’’ süreci devam ettirmektedir.

AKP hükümetinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleneksel politikasından kopmasını beklemek, gerçekten saflık olurdu. AKP kurmaylarının Kürt sorununu ‘’çözeriz’’ türden ürkek ve korkakça açıklamaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel politikasından kopmayacaklarının bir kanıtıdır. Türkiye Cumhuriyetinin geleneksel politikası, farklı kimlikleri, farklı inançları, kısacası zenginliğimiz olan farklılıkları inkâr politikasıdır.

Kürtlerin varlığını, ‘’gard-gurk’’ ayak sesleriyle açıklamaya ‘çalışan’ bir zihniyetten ne beklersiniz. Bu ülkede 20 milyonu aşkın alevi inancında olanlar için, ‘’sapkın’’ inanç deme becerisini gösteren basiretsizlerden; Alevilerin ibadet haneleri, Cem evlerine, ‘’cümbüş evi’’ diyen zihniyetten ne beklersiniz. Türkiye’de yaşayan herkese, ‘’Türk ve Müslüman’’ oldukları dayatmasında bulunan ve aksini savunan herkesin, ‘’vatan haini’’ olduğu safsatasını ileri süren, ‘’Turancı’’ zihniyetten ne beklenir. Bu ve buna benzer birçok tekerlemeleri anlatmak mümkündür. Bu devlet, genel olarak inkâr politikası üzerine kurulmuştur. İnkârcılık konjüktürel olarak kesintiye uğrasa da; aslında inkârcılık genel politik eğilim halindedir.

Acılım, neden ‘taka-tuka’ edilmek istenmektedir. Türkiye’ de adı konmamış ama Kürtlerle, Türk devleti arasında bir savaş mevcuttur. Bu savaş aslında kirli bir savaştır. Bu savaş, normal koşullarda uluslararası savaş kurallarının, hukukunun hiçbir şekilde uygulanmadığı bir savaştır. Bu savaşta bütün kirli ilişkilere mümkün olduğunca başvurulmuştur. Bu savaşta Türk egemen güçleri, her türlü barbarlığı denemişlerdir. Türk egemen güçlerinin bir kesmi, bu savaştan ‘ganimet’ elde etmek için, her türlü kirli ilişkilere başvurmaktan geri kalmamışlardır. Bizzat Türk egemen güçlerinin, resmi açıklamalarına bakıldığında, ‘’400 milyar dolar’ın’’ üzerinde savaş giderinin olduğu bilinmektedir. Bu kirli savaşın yürütülebilmesi için, orta doğudan, Avrupa’ya yönelik, uyuşturucu ticaretinde, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı, alenen bilinmektedir

25 yıl, yani çeyrek yüz yıl oldu, ülkemin yarısında savaş sürmektedir. Ülkemin yarısını, dağlarında gül ve çiçek kokuları yerine, barut kokuları kaplamıştır. Ülkemin yarısında, insanlar tank ve silah sesleriyle uykularından uyanmaktadır. Ülkemin insanları, emekçileri geceleri uykularından ölüm korkusuyla uyanmaktadırlar. Rüyaları kâbusa ‘’dönüşmektedir.’’

Hayallerini kurduğum ülke ve bu ülkenin onurlu insanları, emekçi insanları, bu kâbustan kurtulmak istiyorlar. Kürtler, bu kâbustan ‘’uyanmak’’ ve çocuklarının dağlardan inerek, kendileriyle kucaklaşmasını bekliyorlar. Ülkede yaşayan, tüm toplumsal katmanlar, (bir avuç, savaştan nemalananlar dışında) askerdeki çocuklarının, kendi kardeşleriyle kavgada, kirli savaşta karşı karşıya gelmesin istemektedirler. Türk silahlı kuvvetlerinin asli görevi, ülkenin sınırlarını korumak olmalıdır. Hayallerini kurduğum ülkenin polisleri, güvenlik kuvvetleri, halkla birlikte iç-içe birbirlerini tamamlayan, asayiş ve hizmet için görev yapmalılar. Güvenlik kuvvetleri, grev’lere, gösterilere ve toplumsal duyargalara karşı saldırarak değil, onların güvenliğiyle meşgul olmalıdır. Kısacası devlet aygıtı sadece bir avuç azınlık zümrenin, koruyucusu ve kollayıcısı olmamalıdır. Devlet ülkede yaşayan tüm toplumsal katmanların hizmetinde ve gerektiğinde toplumsal katmanlarla bütünleşmelidir. Devlet asker vesayetinden kurtulmalı, asker ve sivil bürokratlar, demokratik bir ülkenin yöneticileri gibi davranmalıdırlar. Seçimlerde demokratik nispi temsil sistemiyle, toplumun tüm katmanlarının temsili sağlanmalıdır. Ülkemde, insanlara gösterilecek saygı, aynı zamanda doğada yaşayan tüm canlılara karşı duyarlı ve koruyucu olmalıdır. Çevreye karşı gerekli özen gösterilerek, korunması sağlanmalıdır. Çevre, sadece bize ait değildir. Bize bırakılmış bir emanettir. Bizler bu emaneti atalarımızdan aldık ve torunlarımıza bırakmakla yükümlüyüz. Çevreyi sahiplenmek ve korumak, hayallerimdeki demokratik bir ülkenin asli görevleri arasında olacaktır.Hayallerimdeki ülkenin, denizleri, toprakları dağları ormanları halkımızın hizmetine sunulmalıdır. Yerkürede birçok ülkede bulunmayan, coğrafik ve doğa zenginlikleri, ülkemizde fazlasıyla bulunmaktadır. Önemli olan bu güzellikleri toplumun tüm katmanlarının, hizmetine sunmaktır.

Hayalini kurduğum ülke aynı zamanda, jeopolitik olaraktan, yerkürenin en güzel coğrafik yapılanmasına sahiptir. Arap yarımadası, Ortadoğu’yla olan komşulukları, Meze potam ya merkezinde, Avrupa ile Asya arasında doğal bir köprü olmak, hayallerimin ülkesine nasip olmuştur. Hayallerimin ülkesini anlatmak için tabi’i bu sayfalar yetmeyecektir. Ben burada sadece, hayallerimi ‘’zorlayarak’’ yazdım.

Sevgili okuyucular,

Aslında hayallerimdeki ülkeyi kurmak ve böyle güzel bir ülkede yaşamak pekte zor değil. 2010 yılında gelin sizlerde benim hayallerime ortak olun. Birlikte kuralım, hayallerimdeki bu güzel ülkeyi. Birlikte yaşatalım, birlikte yaşayalım!

İnsanlar hayal eder, ideallerini kurgularsa, başarmayacakları hiç bir şey yok turdur. Biliyorum, ülkenin egemen güçleri hayallerimizi dahi çalmak için çaba harcadılar. Ülkemizin güzel insanlarına, hayal kurmak dahi yasaklandı. 12 Eylül askeri faşist cuntasıyla birlikte, ülkemizin insanlarının, hayal kurup rüya görmeleri dahi, postallarla ezilmek istenmiştir.

Ülkemin güzel insanları, artık onurumuzu, rüyalarımızı ve hayallerimizi ayaklar altına almak isteyenlere karşı dik duruş sergileyelim. Artık hayallerimizi çalmak isteyenlere karşı, birlikte kenetlenelim. Birlikte mücadele alanlarına çıkalım. Rüyalarımızı kâbusa dönüştürenlerden hesap soralım. Yeni hayaller kuralım. Yeni rüyalar görmek için çaba harcayalım. Hayallerimizi, rüyalarımızı dostlarımızla birlikte paylaşalım.

2010 yılı barış, sevgi, karşılıklı anlayış ve refah düzeyi yüksek bir toplumsal mutabakatın olduğu, demokratik bir Türkiye ve Dünya için!

Hayallerimizin ülkesini yaratmak için, omuz-omuza birlikte alanlara çıkalım!



Yeni bir yazıda buluşmak üzere!

aliekber.pektas@yoltv.eu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

Sample text

Sample Text

Sample Text