Ateşte “nara durmak” ve “çeliğe su vermek”
Sevgili okuyucular,
Yıl 1993, aylardan Temmuz, günlerden Cuma, Sivas şehir merkezi, Madımak Otel’i
yangın yeridir. 35 aydın, sanatçı, güzel insan, can, yangında çıkan karabulutların
arasında, yerküreyi aydınlatmak için atmosferin derinliklerinde evren’e
yayılıyorlar. Yangının zalimliğine karşı atmosfer isyan ediyor. Yerkürede,
canlılar isyan ediyor. Kuşlar, çiçekler, börtü böcek isyan ediyor. Doğa isyan
ediyor. Yerkürenin düşünen, algılayan, algıladığını doğanın güzellikleriyle
buluşturan insanlar isyan ediyor. Yüreğinde aşk’ı, sevgiyi ve güzellikleri
harmanlayan her canlı isyan ediyor. Olamaz böyle vahşet. Olamaz böyle zulüm.
Nasıl olurda, “insanlık” bu vahşetin, bu zulmün bir parçası haline
getirilebilir. 8 saat’i aşkın bir süre Madımak Otel’i ve içinde 35 can, güzel
insan, cayır-cayır yakılacak, bu yangına “seyirci” kalacaksın. Ne adına
“seyirci” kalacaksın? “Din” adına, “Allah” adına, “cennete gitme” adına, “İslam”
adına, “şeriat” adına ve………….!
Peki, kimler bunlar? Gözlerindeki kinle, yüzlerindeki çember sakalla,
başlarındaki takke ve kara çarşafla, yüreğindeki insanlık duygusundan yoksun,
“şeriat” çığlıkları atan bir avuç yobaz. Kim bunlar? Geçmiş tarihlerinde kanla beslenen, Alevilere karşı her türlü kirli “ilişkilerden” kaçınmayan yarattıklar.
Aydınlanmaya düşman, karanlıklardan beslenen, tıpkı yarasalar gibi davranan, kanla beslenen bir avuç zavallıdırlar.
Bu karanlık ilişkilerin sahipleri, son günlerde kendilerini, “mazlumdan yana” “insani” yardım kuruluşu gibi kurumlarda yuvalanarak karanlık ilişkilerini gizlemeye çalışmaktadırlar. Toplumsal dinamikler bu karanlık ilişkilerden beslenen “yarattıkların” çehresini tanımalıdırlar.
Ateşte “nara durdular”!
Ateşte “nara” duranlar kimlerdi? Hasret’ten, Serpil’e, Nesimi’den, Akarsu’ya,
can’dı, canan’dı, yürekli insanlardı. Aşk ile anıyoruz bu güzel insanları, aşk olsun size güneşin
çocukları!
Sizler ki, ateşte “nara” durdunuz. Yangının alevleri arasında, atmosferin
katılığını yararak, gök kubbede parlayan yıldızlarla buluştunuz. Henüz keşif
edil ip’te, ismi konmayan yıldızlara isminizi verdiniz. Artık yüreğinde sevgi
yeşerten, aşk’ı filizlendiren insanlar, Aleviler, evren’de parlayan yıldızlara
baktıklarında, bu, Serkan, bu, Carina, bu, Asım Bezirci, Belkıs, Sehergül, Muammer
diyerek mırıldanırlar. Yeni doğan çocuklarına, ateşte “nara” duranların
isimlerini koyarlar.
Bir tarafta, yüreğinde aşk’ı, sevgiyi büyütenler. Bir tarafta, aşk’ı, sevgiyi
yüreğinde büyütenleri, ateşte yakanlar. Katledenler. Peki, insanları yakan,
katliamcıların yüreğinde, “tanrı” sevgisi olabilir mi?
Yeri gelmişken, konuyla örtüşen bir fıkra anlatmak isterim. “Papaz’ın biri,
bir kasaba’ya atanır. Kısa bir yolculuktan sonra, kasaba’ya varır. İstasyonda
indiğinde, etrafına bakınır kendisine yardımcı olacak birini arar. Gözlerini
etrafında gezdirdikten sonra, sadece 10 yaşlarında bir erkek çocuk görür. Papaz
efendi, çocuğu yanına çağırarak kendisine yardım etmesini ister. Çocuk papaz’a
yol göstererek kiliseye doğru ilerlerler. Kiliseye vardıklarında, papaz düşünür
ve karar verir. Kocaman kasaba’da kendisine sadece 10 yaşlarında bir çocuğun
yardım ettiğini kabul eder. Kendisinin de, çocuğa yardımının dokunmasını ister.
Papaz, çocuğa dönerek, oğlum sen bana yardımda bulundun, yanıma gel de, sana, senin için Tanrıya dua edeyim de, tanrının yolunu göstereyim. Çocuk ani bir çıkışla, papaz efendiye
cevap verir. Hadi be papaz efendi, sen daha kilisenin yolunu bilmiyorsun,
Tanrı’nın yolunu nerden bileceksin, der.”
Bu, “şeriat”çı, yüreği insan sevgisinden yoksun yobazlara söyleyeceğimiz birçok
şey var. Ama papaz’a “cevap veren” çocuğun saflığıyla, hadi be yobazlar, siz
insanlıktan nasibini almamışlar. “tanrıdan” ve “cennetten” ne anlarsınız?
“Ve çeliğe su verdiler”
Ateşte “nara duranlar. “Ve çeliğe su verdiler” 1993 yılındaki 2 Temmuz
katliamıyla birlikte, Alevi hareketi, önemli sıçrama yaratarak ivme kazanmıştır.
Binlerce yıllık geleneksel örgütlülüğünü, günümüzün modern örgütlülüğüyle
harmanlayarak Avrupa ve dünyanın birçok ülkesinde örgütlenmesini önemli bir
aşamaya getirmiştir. Türkiye’de ise örgütsel çıtayı yükseltmiş ve artık toplumsal
dinamizmin motor gücü halini almıştır. Ülkede alevi hareketi demokrasi
mücadelesinin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Demokrasi mücadelesinin sac
ayaklarından bir tanesi olarak, toplumsal mücadelenin bir parçasıdır.
Bu süreçte, Avrupa Alevi hareketi, AABK’nın önemi iyi gözlemlenmelidir. AABK bu
süreçte kurumsal örgütlenmesini giderek tamamlamış ve ülkedeki Alevi hareketi
ile bütünleşmeyi başarabilmiştir.
Bu nedenle diyorum ki, ateşte “nara” duranlar “ve çeliğe su verdiler”. Çelik
giderek daha çok güçlendi. Aleviler kendi birlikteliklerini, çelikten birliğe
dönüştürdüler. Demokrasi mücadelesi ve demokrasi güçleri, Sivas’ta “yanan”
ateşin, aydınlanmanın bir yolu olduğunu kavradılar.
1993 2 Temmuz’da Sivas’ta yakılanlar, davamızı ve onurumuzu yıldızlara
taşıyanlardır!
Bizler yıldızlara baktıkça, parıltısıyla gök kubbeyi aydınlatanlara, Sivas’ta, ateşte “nara duran” ve “çeliğe su verenlerin” isimlerini verdik.
Bir daha yanmamak için, yakılmamak için, ateşte “nara duran“ ve “çeliğe su verenlerin” anısı önünde
saygıyla eğiliyorum!
Tarih “tekerür”mü ediyor?
Sevgili okuyucular,
Tarih yeniden “tekerür”mü ediyor? Sorusu aleviler ve demokrasi güçleri
tarafından sesli bir şekilde sorulmaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde, haziran
ayının başlarında, alevi kanaat önderlerinden ve alevi dedesi eski adalet bakanı
Seyfi Oktay, Ergenekon “dalgası” tutuklamaları bağlamında gözaltına alındı.
Gözaltına alma gerekçeleri artık kamuoyunu tatmin etmekten çok uzaktır. Buna
mukabil, AKP hükümetinin “intikam” alma ve geçmişin “hesabını” sorma
duygularının giderek yoğunluk kazandığı bir vaka halini almıştır.
Yazının başlığından da görüleceği gibi, tarih “tekerür”mü ediyor? Bundan 17 yıl
önce, Sivas Madımak otel’inde 35 alevi aydını yakılarak katledilmişlerdir.
Katliam yaşandığında, Seyfi Oktay Adalet bakanıydı. Adalet bakanı olmasına
rağmen, hükümetin asayişten sorumlu bakan’ı ve yetkili kişiler tarafından yanlış
bilgi verilmiştir. Seyfi Oktay’ın elini, kolunu “bağlayarak” Sivas’ta alevi
katliamının gerçekleşmesine “seyirci” kalmasını sağlamışlardır. Çünkü dönemin
zihniyetine göre, Alevi’lerin katliamı ve katliama paralel olarak asimilasyonu
devletin asli “görevleri” arasındaydı. Ancak, Alevileri “katlederek” asimile “edeceklerini” içselleştirmişlerdi.
Egemen güçler ve AKP, Seyfi Oktay’a karşı yürüttükleri, çirkin kampanya ile Alevilerin ve Alevi hareketinin ivme kazanmasının önüne geçmek istiyorlar. Malatya’da, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta ve Gazi Mahallesi katliamlarıyla, Alevileri asimile edemeyenler. Alevileri, “kaleyi içten fetih ederek” asimile etme yollarını da, “deneme”de, başarısız kalmıştır. Alevilere yönelik “çalış tay” vb. kampanyalardan sonuç alamayan AKP hükümeti, başka yolları denemeye koyuldular.
Bugün Seyfi Oktay’a karşı yöneltilen bu “suçlamalar” Alevi’lere karşı
düzenlenen katliamlardan sonuç alamayan egemen güçlerin ve AKP’nin yeni taktikleridir. “Çamur at izi kalsın” kampanyasının bir parçasıdır.
Seyfi Oktay kimdir? Seyfi Oktay, bir alevi dedesidir. 12 Eylül döneminden kalma
yasalarla mücadelenin onurlu isimlerinden biridir. Eskişehir “tabutluğunu”
müzeye dönüştüren Adalet bakanıdır. CMUK ceza muhakemesi kanunu yasalaştıran ve
uygulamaya koyanlardandır.
Seyfi Oktay dönemim alevi kanaat önderi ve dede’lerindendir. Seyfi Oktay’ın
kişiliği ve şaibelerden uzak durmanın ismidir. Dönemim Ergenekoncularıyla çatışması ve
onlara karşı onurlu duruşu, Alevi’ler ve demokrasi güçleri tarafından yeterince
algılanabilmektedir.
Kampanyanın şimdiki “aşaması” ise Alevi kanaat önderlerini ve dedelerini, “saf dışı” ederek başarı sağlayacaklarını zannetmektedirler.
Ama bütün bu “çabalar” beyhudedir. Aleviler, demokrasi güçleri, bu tür demokrasi karşıtı “kampanyalara” pabuç bırakmayacaktır.
AKP hükümeti ve egemen güçler, beyhude “çabalarından” vazgeçmelidirler.
Seyfi Oktay Derhal serbest bırakılmalıdır!
Alevileri asimile “etmekten” vazgeçilmelidir!
“İnsani” yardım gemisi ve İsrail’in saldırısı!
Sevgili okuyucular,
31 Mayıs gecesi Akdeniz kara sularında, Gazze’ye “insani” yardım götürmek üzere
yola çıkan, Mavi Marmara gemisine İsrail ordusu ve güvenlik kuvvetleri
tarafından bir saldırı, “operasyon” düzenlendi. Bu saldırıda 9 kişi yaşamını
kaybetti ve onlarcası yaralandı. Yaşamını kaybedenler, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı kimliğini taşımaktaydılar.
İsrail’in bu saldırısı tabi ki, Siyonizm’in artık hiçbir şey’e tahammülünün
olmadığının, iktidarda bulunan ırkçı faşist ve militarist hükümet için, insan
hakları, hümanizmanın hiçbir öneminin olmadığının bir kanıtı olarak önümüzde
durmaktadır. Her hangi sebeple olursa olsun savunmasız insanlara karşı yapılan
bu saldırı ve katliamı şiddetle kınamalıyız. Bu saldırı ile anlaşılmaktadır ki,
İsrailli Siyonist yöneticiler, Filistinlere yaşam hakkı tanımak taraftarı
değillerdir. Filistinlilerin yaşamlarının önemi ve ehemmiyeti, Siyonistler
tarafından hiçe sayılmaktadır. Siyonistlerin bu anlayışlarını soyut bir
şekilde İsrail’deki bir avuç ırkçı ve faşist yöneticinin uygulaması olarak
anlamamalıyız. Mevcut Siyonist, ırkçı faşist uygulamaların Emperyalist güçlere
desteklenip kollandığını iyi algılamalıyız. Ana kaynağını Emperyalist
sermayenin, kendini kartopu gibi yuvarlanarak büyümesinden alan, yerküredeki tüm
faşist ve ırkçı uygulamaların arkasında Emperyalist sermayenin fütursuzca kär
etme dürtüsü bulunmaktadır. İsrail’e karşı tavır alır gözükerek ve Filistin
halkının yanında gözükmelerinin bir anlamı yoktur. Ayrıca, gemide katledilen ve
yaralanan insanlar için dökülen gözyaşları ise, timsah gözyaşlarından ibarettir.
Timsah gözyaşı dökenlerin, her gün onlarca kişinin katledildiği Irak’taki,
katliamları görmeleri için gözlerindeki at gözlüğünü, “çıkarmaları”
gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti ve mevcut yöneticilerinin, AKP hükümetinin, Filistin
halkından “yanaymış” görüntüsü vermesi aldatmacadan ibarettir. İsrail devleti
ile her türlü anlaşmaları “imzalayacaksın” ve askeri tatbikatlar, “organize”
edeceksin, Filistin halkından taraf “olacaksın” yemezler.
İsrail’in silah sattığı en büyük ülke olacaksın, arkasından İsrail karşıtlığından “dem” vuracaksın, yemezler.
Kendi ülkende, Kürt’lere karşı savaş, “naraları” atacaksın, barış yanlısı
gözükeceksin, yemezler.
İsraillilerin, “insanin” yardım taşıyan, gemideki insanlara karşı düzenlediği
vahşice katliamı dahi, iç politika, “malzemesi” olarak “kullanacaksın” ama
“hümanist” geçileceksin, yemezler.
Ayrıca, “insani” yardım kuruluşunun başında ve gemide “görevli olduğunu” her
fırsatta beyan eden, Bülent Yıldırım’ın samimiyeti sorgulanmalıdır. Gemide
vahşice katledilen beklide, “günahsız” insanlar için, timsah gözyaşları
dökmektedir. Onların ölümlerini nasıl “şehit” olduklarını, “ballandırarak”
anlatıp, politik malzeme, “yaparak” niyetini açığa vurmaktadır.
Gerek Filistin halkının, gerekse Filistin halkına yardım etmek isteyen “insani”
yardım kuruluşunun ve demokrasi güçlerinin bir tek ortak düşmanı vardır. Bu ise
mevcut katliamların, savaşların “operasyon” adı altında düzenlenen cinayetlerin
sorumlusu, Emperyalist sermaye çevreleri ve onlarla iş birliği için de olan
yerli sermaye çevreleridir. Savaşların, katliamların, cinayetlerin son
bulmasının bir tek yolu vardır. Ortak düşmanlara karşı güçleri birleştirerek
hareket etmektir.
Ortak düşmana karşı, ortak mücadelenin içinin boşaltılmasını ve rotasının
şaşırttırılmasını deneyenler olacaktır. Önemli olan, demokrasi güçlerinin
kararlı davranışıdır. Emperyalist sermayenin ve onların iş birlikçilerinin
kuşatmasından kurtulmak isteyen tüm toplumsal katmanların kararlı davranışları
belirleyici olacaktır.
Bizler, aleviler ve demokrasi güçleri, Filistin’in bağımsızlığından özgürlüğünden yanayız. Filistin halkının Siyonizm’e karşı mücadelesinin kayıtsız şartsız destekleyicisizdir.
Filistin halkını, Siyonizm’in boyunduruğundan kurtarıp, emperyalist sermaye çevrelerinde bir başkasının boyunduruğuna girmesine de, prensip olarak karşıyızdır.
Bu nedenle diyoruz ki, genelde Ortadoğu halkları üzerinde ve özelde Filistin halkı üzerinde oynanan çirkin ilişkilere karşı uyanıklığımızı korumalıyız.
Bir sonraki yazımda buluşmak üzere!
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder